Perspektif - Diğer Yazılar

next
prev
Halk Cephesi imzalı bildiri ne yapmaya çalışıyor!

Evet, bu tarih bizimdir! Ama sizlerin inkara düşerek sunduğunuz kadarı değil; olumluluk ve olumsuzluklarıyla bütün olan tüm devrimci tarih bizimdir. Tarihimizi kendi dar penceresinden bakarak çarpıtıp inkar edenlere o tarih gerekli yanıtı vermiştir-verecektir de. Tarihimiz, karalamayla çarpıtılacak kadar yüzeysel değildir ve hiçbir saldırının gücü tarihimizi saptırmaya yetmez!

8 Şubat 2011 tarihinde Halk Cephesi imzası ile basına yansıyan açıklama, devrimci bakımdan taşıdığı kusurlar itibarıyla dikkat çekiciyken; anlayış ve düşünce tarzı ile dili bakımından barındırdığı sübjektivizm, siyasi agresiflik, saldırganlık, itham edip karalama ve teşhir etme özellikleri açısından tam bir vaka olup, siyasi kin üzerine şekillenerek tehlike işareti veren muhtevasıyla yanıtlanmaya muhtaçtır. Açıklamaya egemen olup onu gölgeleyen felsefi bakış açısı küçük-burjuvazinin ideolojik-siyasal eğiliminde özdeşleşen kibir, öznelcilik ve tek yanlılıktır.
Devrimci kurum ve yapılar arası ilişkileri zedeleyerek gerilim politikası güden bu açıklamanın yanıtlanması, devrimci sorumluluğun emrettiği zorunlu bir görev iken; eleştiri sınırlarını yıkıp geçen, en hafif deyimiyle haksız salvolara karşı, meşru müdafaa çerçevesinde doğan demokratik haktır da.
Adı geçen açıklamanın niteliği tüm içeriğiyle sakatken; kullanılan “provokasyon”, “düşmanca”, “uyarıyoruz”, “işkence yapanlar” vb vs gibi kavramlarla ünlenen niteliği ve yönelimi iyice koku vermektedir. Teşhir, itham, karalama, suçlama ve saldırıların yanı sıra; aba altından sopa gösteren bu açıklama karşısında sessiz kalmamız beklenemez.
Açıklamasıyla negatif yönde iyice hasıl edilmiş olan “Halk Cephesi’ne” has yaklaşımı, komünist, devrimci ve demokratik güçlerin dikkatine sunarken; bu yaklaşımın beslediği muhtemel olumsuzlukların sorumluluğu, “Halk Cephesi” imzalı açıklamanın verdiği renk, ip uçları ve dostane olmayan yönelimine ait olacaktır.“Halk Cephesinin” açıklaması kesinlikle masum değildir.
“Halk Cephesi” imzalı açıklama, DHF ve ideolojik-siyasi geleneğini hedef alarak yaptığı mesnetsiz suçlama ve “provokasyon”- “ sızma” denkleminde ortaya koyduğu yönelimiyle, sorunları tırmandıracağının işaretini verip, saldırmayı tasarlıyor, bu saldırının zeminini hazırlıyor.  Bu ruh hali, ideolojik mücadeledeki güçsüzlük ile haksızlıktan doğan acizliğin ürünü olmaktan başka bir şey olamaz.
Bizler bu oyuna gelmeyeceğimizi beyan ederken; tüm muhataplarımıza açıklarız ki, sorunların çözümü için devrimci güçlerin ortak platformlarında tartışmaya hazırız. Bunun gibi,  sorunları taraflar arası ikili görüşmeler yoluyla çözmeye de hazırız.
Bir anekdot daha düşelim ki, bizler söz konusu açıklamanın yaptığı gibi, tartışmanın muhatabı olan kurum veya ideolojik-siyasi gelenek ya da yapıyı bir bütün olarak değerlendirmeyeceğiz. Kronolojik bir secere de çıkarıp sunmayacağız. Verilen öz-eleştirileri, geçmiş tarihin hatalarını vb “temcit pilavı” gibi öne sürmeyeceğiz ve kullanmayacağız. Esasta ve hatta yalnızca ve yalnızca adı geçen açıklamayı tartışıp konu edineceğiz. Zira ne kinciyiz, ne de muhatabımızı mahkum edip intikam alma kaygısı içindeyiz. Buna ihtiyaç duymuyoruz. Çünkü bu sığ, sekter ve apolitik tartışmalarla bir yere varılamayacağı ve devrime hizmet edilemeyeceğinin bilincindeyiz.
Devrimciler arası sorunlarda şiddet olgusuna başvurmaya hiçbir şartta itibar etmiyor, kimden gelirse gelsin kesin biçimde karşı çıkarak bu gerici tutuma tenezzül göstermiyoruz. Bundan hareketle, sizlerle aramızdaki sorunlarda da asla şiddet gibi kaba yöntemleri aklımızdan geçirmiyor, ister bize ait, isterse de size ait olsun bu yönlü geri eğilimleri mutlak biçimde mahkum ediyoruz. Tavrımızın samimiyetinden kuşku duyulması yersiz kaygıdır. Aksi suçlamalar ise, tarihsel pratiğimizle ortada olan ilkeli duruşumuza haksızlıktır. İrademiz dışında gelişen kimi olumsuzluklara rağmen, genel tavrımızı korumakta ve ilkeli tavrımızdan asla ödün vermemekteyiz.  
Açıklamanız “sol içi şiddeti” yadsıyan sözlere yer verse de, esas eğilimi buna hizmet etmemektedir.“Ne yapmak istiyorsunuz?” sorumuz, açıklamanızın açıktan doğurduğu yerinde bir sorudur.
Sorunlar ortaya koyduğunuz bu anlayış ve yaklaşım tarzıyla çözülmez, bilakis bu tarz sorunlara davetiye çıkarandır, sorunları büyütendir.
Güç Tapıcılığı ve Egemenlik Hevesinin “Uyarı” Sopası
“Halk Cephesi”, DHF ile yaşadığı sorunlardan dolayı, ikincisi olma anlamında yeni bir bildiri yayınlayarak sorunlu anlayış ve yaklaşımlarını tekrarlayarak DHF’yi suçluyor, itham ediyor,“uyarıyor”! Bildirisinin finalini “Uyarıyoruz” kabalığıyla tamamlıyor! Bununla yetinmiyor; aymazca demokratik yasal bir kurum olan DHF’yi illegal partiyle aynılaştırıp burjuva hukuk karşısında zan altına sokuyor! Katıksız deşifrasyon ve objektif jurnal işte bu yapılandır. Dahası, “Halk Cephesi” yayınladığı bu ibretlik bildirisiyle, DHF’yi bahane ederek, DHF üzerinden geleneğimizi masaya yatırıyor, geleneğimize saldırıyor. “Halk Cephesi”nin amacının “üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek” olduğu çıplak olarak sırıtıyor. Yayınladığı bildirinin tüm içeriği, gizleyemedikleri bu amaçlarını ele veriyor.
‘‘Uyarının‘‘ içeriği de biçimi kadar aşırı, pervasız ve suçlayıcıdır; itham edici ve damgalayıcıdır. Sübjektif, peşin hükümlü, sorumsuz ve savruktur. İç işlerimize müdahaledir; kuşku uyandırmaya dönük özelliğiyle sinsidir, ağır mesnetsiz ithamlarıyla bizleri yönlendirme çabasıdır. Bütün bu bakımlardan dostluktan uzak, yaban ve samimiyetten yoksundur… Çünkü, devrimci-demokratik bir kuruma veya bu kurumun elemanlarına dair bu yönlü tespit ve hatta kaygılar olduğunda, yani bu görüşlerinizde samimi olsanız; devrimci ciddiyet ve sorumluluk gereği yapmanız gereken, kuşku ve gözlemlerinizi kamuoyuna dönük bildirilerle teşhir etme yerine, muhatap olan kurumun yetkili yerlerine uygun şekilde bu düşüncelerinizi iletmekti. Ama siz bunu değil, tersini yapıyorsunuz. Dolayısıyla, ithamınız mesnetsiz olduğu gibi, yönteminiz de karaçalmaya dönüktür. Samimiyet ve amacınız tartışmalı olup, güven verici ve dostane değilken; tavrınız, hatalarınızı aklayıp ayıklayarak suçlayıcı konum alıp olumsuzluklarınıza zemin hazırlamak, saldırı taktiğiyle savunma oluşturarak haklı pozisyona geçmek ve açıkça teşhir maksatlıdır.
DHF’nin niteliği, pratiği ve tüm faaliyetleri herkesçe aşikârdır. İtham ettiğiniz gibi DHF provokasyon yapmamaktadır. Bu, kaba bir iftiradır. Özellikle siyasi kimlik noktasındaki pervasız yaklaşımlarınızı düzeltmeniz gerekirken; kendi dışınızdaki yapı ve kurumları haksızca suçlayıcı, itham edici, teşhir edici geleneğinizden kopmanız zaruridir. Özcesi, yaptığınız ve yapmaya çalıştığınız, devrimci tutum ve ilişkiler bakımından tasvip edilemez, benimsenemez. Eleştiri ve değerlendirmelerimizin yerindeliği açısından açıklamanızdaki ‘‘uyarınızı‘‘ olduğu gibi veriyoruz; ‘‘Türkiye halkları ve Türkiye solu önünde DHF’yi uyarıyoruz. Bu provokasyonlara son verin; provokasyonların nedenini, sorumlularını araştırın ve yeni provokasyonları önleyin.”
İşte, eleştirilerimizi doğrulayan ‘‘uyarınızın‘‘ niteliği budur. Devrimci-demokratik bir kurum başka bir devrimci kuruma karşı bu kadar hoyrat olamaz.
Eğer bu “uyarma” tarzı devrimci yaklaşım fakiri değilse, “Halk Cephesi”nin anlayış ve yaklaşımının sorunlu olduğuna dair ifademiz de haksızdır. Ama değil; uyarma tavrının da, anlayış ve yaklaşımının da sorunlu olduğu su götürmez bir doğrudur. Bu “uyarma” tutumu, haddini aşan küçük-burjuva aymazlığının örneği ve ürünüdür; kabul edilemezdir. Üslubu egemen-otoriter olup, devrimci açıdan sakat ve son derece bozuktur.
Bahis konusu “uyarma”; bir yaptırımın önceli olan buyruk, bir dikte ve direktif biçimi, bir tür şartlı tehdit içeren yaklaşımın karşılığıdır. Bu anlama gelir. Bundandır ki, dostlar arasında sorumsuzca sarf edilecek ve had aşılarak ulu orta kullanılacak bir dil ve yöntem değildir.
Açıklamada yapılan “uyarı” egemen kültürün tipik bir yansımasıdır. Güce tapan küçük-burjuva anlayış ve ruh hali güçlülüğünü ispatlamak, üstünlük ve egemenliğe dayalı egosunu tatmin etmek, karşısına aldığı kesimler üzerinde inisiyatif kurup amir kesilmek için uyarıları bir kontrol ve bastırma silahı olarak kullanır. Bu tavrın komünist ve devrimciler karşısında hükümsüz olduğunu söylemeye gerek bile yoktur...
“Uyarıyoruz” ne demek? “Uyarma” hakkı ve yetkisini nerden alıyor ve hangi sıfatla, kime karşı kullanıyorsunuz? Devrimci-demokratik güçlerle nasıl böyle konuşabilirsiniz? Karşınızda politik bir iradenin olduğunu unutmamalısınız! Haddinizi aşmamalısınız.
“Halk Cephesi” soğukkanlılıkla bu “uyarı” tavrını gözden geçirmeli, yeniden düşünmeli ve yönteminin uygun olup olmadığına kendisi karar vermelidir. Eleştiri hakkımızı kullanmakla birlikte, bu meselede son sözü dostlarımızın devrimci sorumluluk ve içtenliğine bırakıyoruz.
“Gözünün Önündeki Merteği Görmeyip Başkasının Kirpiğiyle Uğraşmak”
“Uyarınızın” atlanamaz kadar önemli olan bir unsuru, zorlama “provokasyon” teorinize dayanarak, bizleri “provokasyonların” altındaki sızmalara, ajanlara karşı araştırma yapmaya davet eden “uyarıdır” Buradaki devrimci samimiyet, tutarlılık ve sorumluluk gibi teknik boyutlara değinmiş, devrimci ilişki ve prosedürün ne olduğuna vurgu yapmıştık. Bu yönden sınıfta kalan “Halk Cephesi” açıklaması, pratik niyet bakımından da kuşku uyandırıcı, iftiracı, itham edici ve karalayıcı vb amaç taşıyan özellikleriyle dostluk sınırlarını alabildiğine zedelemiştir. Zira geleneğimizin tarihine giderek ajanların sızmasına ve mesnetsiz şekilde ajanların yapıyı ele geçirip belirleyici olduklarına atıfta bulunmakta, saldırısını buradan güçlendirmeye çalışmaktadır.   
Arkasında durup savunamayacağımız, hesabını veremeyeceğimiz ve tartışılmasından kaçacağımız hiçbir sorun yoktur. Tersi düşünülmemelidir. Ne var ki, bu tartışmalara girmeyi şimdilik ve esasta uygun bulmuyoruz. Ama çok ısrar edilirse, söyleyeceğimiz çok şeyin olduğunu belirtelim. Bu tartışma bayağıdır, açılmasından yana değiliz. Ancak, bu tutum karşısında söylememiz gerekir ki, “Halk Cephesi” bizleri “uyardığı” bu konuda önce kendisini gözden geçirmelidir. Kendimizden kuşkumuz yoktur. Bu konuda “Halk Cephesi’nden” alacağımız hiçbir şey yoktur.
Evet, doğrudur. Geçmişimizde sorgu yöntemi olarak karşı-devrimden ödünç alınan bazı yanlış metotlar kullanılmıştır. Ancak bu olumsuzluk en bağlayıcı düzeyde mahkum edilmiş, halk kitlelerine öz-eleştirisi verilmiştir. Geleneğimizdir; asla hata ve olumsuzluklarımızı gizlemedik. Bunların sorumluluğunu üstlenerek hesap verdik. Bu, zayıflığımızın değil, güçlülüğümüzün, bilimsel samimiyetimizin kanıtıdır. Bunu kullananlar “kaldırdıkları taşı ayağına vurmaktan” öteye geçemezler. Önemli olan yapılan olumsuzluk ve hataların savunulmaması, bunlardan arınılmasıdır. Bunları teorize etme yerine, öz-eleştirisini vermek ve bunlardan kopmak yeğdir. Bu bizlerin erdemidir.
“Halk Cephesi’nin” Hukuk İronisi
Bizler için bağlayıcı hukuk, proletaryanın menfaatleri doğrultusunda halkın ve devrimin çıkarlarını koruyan proleter hukukudur. Temel ve ortak payda, bütün devrimci-demokratik kurumlar için budur, bu olmalıdır. Bizler için gerçek hukuk çatışması proleter hukukla burjuva hukuk alanıdır. Ezen egemen sınıflarla ezilen-sömürülen proletarya ve halk kitleleri arasındaki hukuk çatışmasıdır. Ki, bu, siyasi iktidar mücadelesinden bağımsız değildir. Bu sahadaki hukuk mücadelesini dumura uğratan “Halk Cephesinin” somuttaki hukuk tartışmasını çarpık ve yersiz buluyoruz. Zira demokratik-devrimci güçler arasındaki hukuk, iğdiş edilemez kadar evrensel normlarla ortaya konup kararlaştırılmış durumdadır. Bu doğrultu tek referansımızdır.
Sahiplenme yaklaşımıyla mahalleci, meskenci, mekâncı hukuk doğru olmadığı gibi,  bu alanlarda kurulacak ilişkiler, kurumlar arası saygı çerçevesinde ve devrimci zeminde tayin edilebilir. Birinin diğerini inkar etmesi, yok sayması, inisiyatif ve iradesi altına alması asla kabul edilemez. Tersi yaklaşım demokratik bile olamaz. Buralarda oluşturulacak hukuk; devrimci-demokratik çalışmaların geliştirilmesi, buluşulan ortak paydalarda birlikte yürütülmesi, belirli ilkeler ekseninde birleşerek eylem birliklerinin gerçekleştirilmesi ve dayanışma içinde devrimci sorumlulukların paylaşılması, faşist diktatörlüğe karşı mücadelenin geliştirilmesi vb zemininde ve kesinlikle demokratik-devrimci güçlerin iradelerine saygı temelinde belirlenir; baskıcı, otoriter, dayatmacı, yasakçı ve tek yanlı siyasi iradenin egemenliğiyle değil.
Kısacası, başka yapı ve kurumların bağımsız özgür siyasi iradesine saygı göstermeden ya da bu hak tanınmadan oluşturulan hukuk demokratik-devrimci nitelikte olamaz. Tersine haksız, egemen, baskıcı ve gerici olur. Bu anlamda da kabul edilemez. Dolayısıyla, şu ya da bu gerekçeyle başka demokratik-devrimci kurumların iradelerinin şart altına alınması terk edilmelidir. Devletin baskı ve yasakları yetmiyormuş gibi, bir de sizin “izninize” takılıyor devrimci-demokratik faaliyetler.  İşte düşünüp düzeltmeniz gereken hatalı anlayış budur. Sorunlara kaynaklık eden de budur. Önerimiz bu tutum ve anlayışınızı bir an evvel düzeltmektir.
Halk kitleleriyle buluşmamızı, devrimci ajitasyon-propagandamızı onlara götürmemizi, devrimci halk kitlelerini örgütlememizi, onları faşist düzene karşı harekete geçirmemizi engelleyen hiçbir iradeyi meşru görmüyor, bu anlamsız ve gerici dayatmayı tanımadığımızı beyan ediyoruz.
Devrimci çalışmalar engellenerek devrime hizmet edilemez. Yine açık ki, devrimci faaliyetler için hiçbir makamdan yetki ve icazet alma tutumumuz olamaz, bu yönlü dayatmalar kabul edilemez.
“Provokatör” kim “provokasyon” yaratan kim?
Halk Cephesi, dokunulmaz gördüğü kural ve anlayışlarına yönelik eleştirileri ve hatta hatalı sekter tutumlarına karşı haklı olarak gösterilen reaksiyonu “provokasyon” olarak damgalamaktadır. Kin ve intikamcılığını saklamanın, saldırılarını haklı çıkarmanın yolu olarak damgalamalar yapıp mesnetsizce suçlamalarda bulunmaktadır.
“Halk Cephesinin” bu kinci yaklaşımı açıklamasında da göze batmaktadır. Ta tarihe giderek oradaki bazı olumsuzlukları ve sonrasında gelişen bazı olayları sıralayarak öfke bilemiştir. Kaldı ki, bu olumsuzluklar tartışılıp gerekenler söylenmiş, öz-eleştirileri verilmiş ve geride kalan olaylardır. Ancak buna rağmen “Halk Cephesi” açıklamasında olup biten ne varsa güncelleyerek sunmuş. Tabi, bunu yaparken kinini pekiştirmiş ve teşhire de başvurmuştur vb. Örneğin, zamanında eleştirilerek konuşulup aşılmış olan Dursun Karataş şahsına yapılmış kişisel bir hakareti tazeleyip (üstelik proletarya partisine mal ederek) gündeme taşımanın ne anlamı olabilir ki? Geleneğimizin açık bir şekilde öz-eleştirisini yapıp mahkum ettiği sorgu yöntemini gündeme getirmenin ne manası olabilir ki? Gariptir ki, öz-eleştirisi verilmiş olumsuzluklara sarılmakta çare arayan “Halk Cephesi” bu tartışma yöntemi ve üslubunu görmezden gelerek, ideolojik mücadeleden yana olduğunu beyan edebilmektedir. İdeolojik mücadele dediğiniz bu kinci, suçlayıcı, saldırgan tartışma kültürü müdür? Hayır, dostlar hayır; bu ideolojik tartışma değil, bilakis ideolojik tartışmayı baltalayan en sığ ve sıradan bir tartışma usulüdür. Tarihimizi merak edenlere ve hatalarımıza-yanlışlarımıza nasıl bir yaklaşım sergilediğimizi görmek isteyenlerin yapmış olduğumuz Tarihi Muhasebe’yi okumalarını tavsiye ediyoruz.
Doğrusu-Yanlışıyla Bu Tarih Bizimdir!
Tarihi inkar etmek ve tarih çarpıtıcılığı bizim işimiz olamaz. Olumluluk ve olumsuzluklarıyla tüm tarihimizi sahipleniyoruz. Doğru tarih bilinci budur. Ancak bu yolladır ki, tarihimizde yer alan olumsuzlukları koparıp atarak ve olumluluklarımızı savunup geliştirerek ilerlemeye muvaffak oluyoruz. Bu geleneğimiz sayesindedir ki, olumsuzluklarımızdan öğrenerek ve bunları geride bırakarak güçleniyoruz.
Tarihimiz doğruları-yanlışlarıyla bir bütündür. Türkiye-Kuzey Kürdistan halkları bu tarihi iyi bilmektedir. Tarihimizin belli kesitlerinde “talihsiz” gelişmeler yaşanmıştır. Ne var ki, bu olumsuz varyantlar tarihimizin tümü ve belirleyeni değildirler. Dolayısıyla tarihimiz bu olumsuz örneklerle bir tutulamaz. En önemlisi de, tarihimizde cereyan eden bu olumsuzlukların sorumluluğu taşınarak mahkum edilmiş ve savunulmadan halk kitlelerine hesabı verilmiştir. Tarihimizi yadsımadan bir bütün olarak sahiplenirken, tarihimize ait olan olumsuzlukları savunmuyor-yadsıyoruz.
Bilimsel tarih bilincimiz gereği, geleneğimiz içinde yaşanan hiçbir olumsuzluğu tek tek kişilere, gruplara fatura etmeden gelenek olarak sorumluluğunu üstleniyoruz.
“Halk Cephesinin” açıklaması; siyasi tarihimizin belirleyici olumluluk, gelenek, değer ve tüm Komünist devrimci-demokratik mirasını inkar edip, yalnızca hataları çıkararak veya sübjektif zorlamalarla oluşturduğu düzmece delillerle tarihimizi damgalıyor ve “bu tarih sizin” diyerek önümüze koyuyor…
Evet, bu tarih bizimdir! Ama sizlerin inkara düşerek sunduğunuz kadarı değil; olumluluk ve olumsuzluklarıyla bütün olan tüm devrimci tarih bizimdir. Tarihimizi kendi dar penceresinden bakarak çarpıtıp inkar edenlere o tarih gerekli yanıtı vermiştir-verecektir de. Tarihimiz, karalamayla çarpıtılacak kadar yüzeysel değildir ve hiçbir saldırının gücü tarihimizi saptırmaya yetmeyecektir!
Tüm yanlış ve hatalı yaklaşımlarının yanında Halk Cephesi tarafından “objektif ajanlık” iddiası ise hafife alınacak, dokunulup geçilecek bir durum değildir. Dostluk ve tahammül sınırlarını aşan noktaya varmıştır “Halk Cephesinin” açıklaması. Bu sorun devrimci ilişkilerimizde büyük tahribatlar yaratacak bir noktadır. Hiçbir tartışmaya yer vermeden ve derhal “Halk Cephesinin” öz-eleştiri yapmasını beklemekteyiz.
Açıklamasında bulunduğu tüm suçlamaları kanıtlamak “Halk Cephesinin” sorumluluğu olduğu gibi, devrimci bakımdan ahlaki yükümlülüğüdür. Yapay kurgular ve dedikodularla değil, somut kanıtlarla bu iddia ve suçlamalarını devrimci kamuoyu önünde ispatlamaya davet ediyoruz.
Bağlayıcı Düzeyde Görüşme Taleplerimize Cevap Verilmemiştir; Yineliyoruz!
Kamuoyuna olumsuz açıklamalar yapılarak sorunların giderilemeyeceği, aynı zamanda yerel düzeyde inisiyatiflerle de sorunların aşılmadığı, yani sorunların çözümü için bunların yetmediği pratik tarafından da doğrulanmıştır. Bu bakımdan doğru yaklaşım, bağlayıcı düzeyde görüşmeler yaparak sorunların aşılması sağlanmalıdır. Gerekli olan ve devreye sokulması gereken metot budur. Bundan kaçınmak sorunların doğru zeminde çözülmesinden yana olmamak anlamına gelir.
Bu vesileyle bir kez daha yineliyoruz: bağlayıcı düzeyde görüşmeler yapmaya hazırız ve çağrı yapıyoruz. Dahası, bu sorunların diğer devrimci-demokratik yapılarla teşkil olan geniş devrimci platformda da tartışmaya hazırız. Benimsediğimiz yöntem budur, bizler bunu öneriyoruz. Olumsuz gelişmelere karşı içtenlikle sorumluluk duyanlar, sorunların çözümü için pratik adım atmaktan imtina edemezler. Bunun yolu ön yargıları bir kenara bırakarak bağlayıcı düzeyde görüşmelerle sorunların tartışılıp aşılması için, taraflar olarak üstümüze düşeni yapmaktır.
Tüm amacımız sorunların devrimci normlar çerçevesinde çözülmesi ve karşı-devrime hizmet eden devrimci güçler arası şiddet vakasını önlemektir. Eleştirilerimiz böyle anlaşılmalıdır. Bizler devrimciler arası ilişkilerin geliştirilmesine özel önem vererek devrimci ilişkilere ihtiyaç duymakta ve bu ilişkilerin geliştirilmesi uğruna çaba içinde olup her türlü sorumluluğu almaya da hazırız. “Halk Cephesine” de yaklaşımımız bu zemindedir. Sorunlar yaşamamız, ideolojik-siyasi çizgilerini eleştirmemiz bu gerçeği değiştirmez.

 
Share