Perspektif - Diğer Yazılar

next
prev
Yoksul dünyanın ayak izleri ve doğru önderlikle buluşamayan halkların hareketi  

Her şeyden önemli olarak dikkat çekilmesi gereken nesnel olguyu ifade etmek gerekirse; bu kitle hareketleri hangi önderlik altında olursa olsun meselenin arka planında yatan realite yöneten-yönetilen, ezen-ezilen, sömüren-sömürülen temelindeki sınıf çelişkisi ya da gerici egemen sınıfların sistemine duyulan hoşnutsuzluktur. Siyasi-ideolojik niteliği bir devrim doğurmasa da bu kitle hareketleri önemsenmeli ve kitlelerin ihtiyaç duyduğu doğru önderlikler tesis edilmelidir. Kitlelerin kendiliğinden sınıfsal bir devrim gerçekleştiremeyeceği göz önüne alındığında zaruri olan şeyin inşası elzemdir

Devrimlerin fırtına merkezleri dünyanın kırları olan Asya, Afrika, Latin Amerika gibi, yarı-sömürge/yarı-feodal geri bırakılmış ülkelerden meydana gelen yoksul kıtalardır. Devrimin objektif şartları buralarda genel olarak vardır; uygundur-süreklidir. Bu nesnel zeminin de ürünüdür ki, Nepal, Filipinler, Hindistan, Peru vb ülkelerde Halk Savaşları revaçta olup önemli mesafeler kat etmişken; Türkiye-Kuzey Kürdistan dahil, birçok siyasi coğrafyada Maoist partiler önderliğinde Halk Savaşı mücadeleleri devam etmektedir. Aynı nesnel zeminden beslenmekle birlikte, sübjektif nitelik bakımından devrimciliği noksan, kusurlu ve açıkça tartışmalı olmak üzere; Tunus’tan, Mısır’dan, Lübnan’dan, Yemen’den, Cezayir’den yakılarak dalgalar halinde tutuşan sosyal patlamalarla, bura halkları, demokrasi ve özgürlük özlemiyle gerici-faşist diktatörlüklere karşı devrimci öfkeyle ayaktadır.
Gelişmelerin doğru okunması önemlidir. Zira gelişmeler süreci karmaşık olup, itinayla analiz edilmesi gereken özelliktedir. Ne abartılmalı, ne de küçümsenmelidir. Olağan üstü heyacan verici bu gelişmeler zengin bir deneyim ve kitlelerin pratiği olarak umut vericiyken; sessiz çoğunluğun homurtusunun öncelleri olarak objektif bir işaret olabilirler. Uzun sözün kısası, yakından bakarak analiz etme şansımız olmasa da, genel hatlarıyla belli spesifikleri tespit edebilir; genel çerçevesini mevcut delil, görüngü ve olasılıklarla çizebiliriz.
Yapılacak tüm analizin özeti olarak söylemeliyiz ki, bu hareketler salt devrimci hareketler değildir. Bujuva sınıf kliklerinden bağımsız, ideolojik-siyasi perspektif ve sübjektif bilinç güdümünde, bu önderliklerle organize edilen siyasi iktidar yönergeli-bir sınıfı alaşağı edip öteki sınıfı iktidara taşıyan devrimci halk hareketleri değildir. Ancak, halk kitlelerinin hareketidir. Kitlelerin pratiğidir. Ve bu pratik, bu eylem, bu hareket; baskı, sömürü ve zulüm altındaki halk kitlelerinin feodal-faşit diktatörlüklere karşı birikmiş olan öfkesinin patlamasıdır. O halde, ne bu hareketlere gerçek içeriklerinden ileri misyonlar yüklemeli, ne de objektif olarak hareketlerdeki devrimci olan öfkenin göz ardı edilmesine çıkan saptamalar yapmalıyız.
Yapılması gereken saptamaların biri, bu hareketlerin kendiliğinden gelme kitle hareketi niteliğinde olup, ama Komünist veya devrimci partiler önderliğinde devrim iddiasıyla gelişen-geliştirilen klasik devrim hareketleri anlamında halk hareketleri olmadığıdır.
Her şeyden önemli olarak görülmesi gereken nesnel bir olgu vardır; bu kitle hareketlerinin temeli, emperyalist dünya gericiliğinin ve bunun hükmündeki yerli gericiliklerin, halk kitleleri üzerindeki ağır baskı ve sömürü cenderesidir. Hareketlerin siyasi-ideolojik niteliği nasıl tarif edilirse edilsin, bu hareketlerin arka planında yatan realite; yöneten-yönetilen/ezen-ezilen/sömüren-sömürülen temelindeki sınıf çelişkisi ya da gerici egemen sınıfların sistemine duyulan hoşnutsuzluktur.
Sıcak gelişmeler olarak gündemi saran bu ayaklanmalar, ideolojik-siyasi nitelik ve önderlik temsili bakımından, devrimci bir hareket olmadığı halde; sınıfsal köken ve sosyal bileşen bünyesinin objektif niteliği ile baskı ve sömürüye karşı geniş kitlelerin tepkisini temsil etmesi suretiyle (bu yanıyla), objektif olarak demokratik-ilerici muhteva taşırlar.
İdeolojik-siyasi niteliği bir yana, buralardan kopan fırtına devrimci geleceğe dair gelişmeleri muştulamaktadır; muhtemel devrimci dalganın iz düşümlerini yansıtmaktadır. Farklı niteliklerde de olsa, sosyal temeldeki toplumsal gelişmeleri hasıl ederek koşullayan sebep, emperyalist dünya gericiliği şartlarıdır.
Bilinçli-bilinçsiz/örgütlü-örgütsüz ya da hangi inisiyatif altına alınıp nasıl yönlendirilirlerse yönlendirilsinler, bu hareketlerin patlama zemini emperyalist dünya sisteminin çelişkilerinde yatmaktadır ve onun ürünüdürler. Dolayısıyla da objektif temelleriyle emperyalist dünya sisteminin tahripkar yıkıcılığına karşı reaksiyon olarak doğarlar. İdeolojik-siyasi pratikte somut olarak emperyalizme direk yönelmeseler bile, doğuş sebebi dediğimiz bu nesnel gerçek değişmez.
Tespit edilmesi gereken diğer gerçek şudur: Bu hareketlerin nesnel zemini emperyalist dünya gericiliği ve ona bağlı bilumum egemen sınıf iktidarlarının baskı cenderesinin yol açtığı çelişkilere dayansa da ve görünürde devrimci halk hareketi yansısıyla biçimlenseler de; bu hareketler, devrimci halk kitlelerinin manipüle edilerek yerli burjuva kliklerin dalaşına ortak edildiği veya çıkarları uğruna kullanarak destekledikleri; dahası çeşitli burjuva hesap ve senaryoların muhtemel rolüyle beslenen hareketler olma olasılığını taşımaktadırlar.
Söz konusu hareketlerin  siyasi sonuçları (Tunus’ta kurulan hükümetin niteliği ve Mısır’da hareketin hedefi olan Hüsnü Mübarek’in hükümeti istifa ettirip hükümeti kurma görevini başka bir maşasına vermesi ve hatta ilk kez devlet başkan yardımcısı ataması ile değişimin sınıf niteliği), bazı yerlerde halk kitlelerinin eylemlerinde orduya karşı tutumu-orduyu hedeflememesi bu olasılığı güçlendirmektedir. Bazı durumlarda ordu ile polisin çatışması vb vs gibi tipik olgular, bu hareketlerin devleti yıkmayı hedeflemediklerini (devrim yapma bilinç ve eyleminde olmadıklarını) göstermekdir. Genel olarak bu hareketlerin yerli kliklerle bağını bir anlamda somutlarken;  ABD emperyalizminin gösterilere karşı şiddet kullanılmaması çağrıları ile mevcut Mısır hükümetine vermeyi taahhüt ettiği ekonomik-para yardımını gözden geçireceğini açıklaması irdelenmesi gereken bir noktayı işaret etmektedir. Rusya’da patlayan canlı bomba ve Rusya’nın Dağıstan’da operasyon düzenlemesi, ABD ile Rusya’nın bölge ülkelerindeki dalaşı vb gibi gelişmeler, emperyalist tertiplerin bu hareketlere bulaşacağı şüphesini uyandırmaktadır. Dahası  somut olarak yürüttükleri dünya ve bölge projeleri ve buralardaki stratejileri, aynı anda hareketlerin patlak vermesinde olmasa da, gelişim seyrinde emperyalist güçlerin hesaplar yaparak hareketlerden yararlanması vb muhtemeldir.
Halk kitlelerinin devrimci niteliği, demokrasi ve özgürlük istemlerindeki ilerici talepleri, sosyal taban olarak hareketin bileşeninin halk kitlelerinden oluşması, hareketin değerlendirilmesinde ayrı bir yan olsa da, hareketin genel ideolojik-politik niteliği;  siyasi sınıf önderliği, eylemin içeriği ve hedeflerinin ne olduğuyla belirlenir. Bahis konusu hareketlerin, önderlik bakımından Komünist devrimci önderliğe sahip olmadıkları açıkken, hedefleri ve eylemlerinin içeriği olarak da emperyalizmi hedeflemedikleri gibi, yerli gericiliği tümden ortadan kaldıran siyasi bir içeriği de yoktur. Sadece iktidardaki kesimi hedefleyen ama başka bir burjuva iktidarın kurulmasına fit olma yönüyle, hareketin ideolojik-siyasi muhtevasının devrimci olmadığı açıktır.

İhtişamlı kitle gösterileriyle boy veren hareketlerin, bir ihtimal olarak yerli burjuva klikler üzerinden emperyalist oyunların parçası haline getirilmesi olasılığı vardır. Ancak bu olasılıktan hareketle, halk kitlelerinin hareketi, gerici kışkırtma olarak yaftalanamaz, onun baskı ve sömürüye karşı patlayan bir tepki olduğu gerçeği karartılamaz. İşte karmaşık dediğimiz gerçeklik budur: bir tarafta ayakta olan devrimci halk kitleleridir, onların gerici-faşist diktatörlüklere karşı demokrasi ve özgürlük istemiyle patlayan hareketidir; diğer taraftan gerici sınıfların bir kesimini hükümetten indirirken diğer kesimini iktidara taşıyarak fiilen gerici kliklere yedeklenmesidir, gerçekte devrimci bir rol oynayıp kendi sınıf iktidarlarını kuramamalarıdır. Ayaklanmaları sonucu hükümete gelen yeni iktidar sözcüsü burjuva kliklerin emperyalizmden bağımsız olmamaları gerçeğidir. Bu karmaşa yumağı, ilerici muhteva ile reformist gerici muhtevayı barındırarak ilgili hareketler şahsında bulundurmaktadır.

Gelişen her kitle hareketi devrim doğurmaz

Emperyalistlerin aralarındaki çatışmaları lokal savaş ve çatışmalar biçiminde bağımlı ülkeler şahsında yürüttükleri bilinmektedir. Dahası, Turuncu ‘devrim’lerde yaşanan tecrübe unutulamaz. Aynı biçimde emperyalist güçlerin darbeler yoluyla, halk kitlelerini harekete geçirerek iktidarlar değiştirip kendine bağlı iktidarlar oluşturduğu da bilinmektedir. En önemlisi de, emperyalistlerin yeni dönem ihtiyaçlarına bağlı olarak ve yeni stratejik planlamalarla dünyayı ve dünya devletlerini yeniden yapılandırdığı aşikardır. Özellikle halk kitlelerinin hareketleri ile gerçekleştirilen iktidar değişiklikleri ve güncellenerek yapılandırılan bu iktidarların daha istikrarlı olup, emperyalist çıkarlara daha iyi cevap verecekleri kesindir.  Kısacası, emperyalizm kapsamlı projelerle dünyayı ve bağlı olarak bölge ve tek tek ülkeleri yapılandırıyor. Bunun somut bir örneği de Türkiye-Kuzey Kürdistan’dır; burada yürütülen devletin yapılanma projesidir. Tüm veriler bir araya getirildiğinde, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşanan bu hareketler de emperyalist dolapların olması mümkündür.
Ne var ki, hareketin gövdesi ve gerçek kuvvetleri devrimci halk kitleleri olduğu için; hareketin doğasına, kimi hedef ve sonuçlarına veya yönelimlerine tali olarak da olsa, halk kitlelerinin talepleri yansımaktadır. Bu tali yan ve biçimsel görüngüler, hareketin esas karakteriyle devrimci olduğu yanılgısına yol açmamalıdır.  Türkiye-Kuzey Kürdistan’da 1960 anayasasına yansıyan kısmi demokratik haklar buna örnektir. Nasıl ki 60 anayasasına, burjuva kliğin demokrasi vaadiyle halk kitlelerini yedeklemesinin sonucu olarak, bu kitlelerin taleplerinin anayasaya kısmi anlamda yansıması 60 anayasasını ilerici-devrimci kılmıyorsa, bu hareketlerdeki benzer görüngüler de bu hareketlerin devrimci olduğunu göstermez. Dahası, 60 anayasasının içerdiği kimi demokratik haklar nasıl ki, 60 anayasasının ilerici-devrimci olduğu yanılgısına yol açtı, bunun gibi bu hareketlerde halk kitlelerinin yer alması ve bunun yansıması olarak ortaya çıkan devrimci görünüm yanılgıya yol açabilir.  Örneğin, Tunus’ta belli tutarlı bir eylem çizgisinin uygulanıp, belli ileri taleplerin öne çıkartılması vb görüngüler, Tunus’taki hareketin devrimci olduğu (veya devrim gerçekleştiği) çıkarsamasını doğrulamaz.
Ancak söz konusu hareketlere sadece bu yanıyla yaklaşamayız. Onların ideolojik-siyasi niteliğini tespit etmek, önderlik açısından durumunu tanımlamak, gerici senaryo ve emperyalist planlarla bağıntılarını deşifre etmek elbette hayati meselelerdir. Ama öte yandan halk kitleleri eylemdedir; Kitle hareketleri patlayarak devrimci bir atmosfer oluşturmaktadır, devrimci hareketin gelişmesine zemin sunmaktadır ve devrime yönelen hareketlerin gelişmesini tetikleme rolü oynamaktadır, kitlelere faşist saldırılar yapılmakta, gösterilerin bastırılması için ateşli silahlar kullanılıp katliamlar gerçekleştirilmektedir  vb. O halde, ayaklanmalara karşı tek yanlı yaklaşamaz, halk kitlelerine ve hareketin olumlu yanlarına kayıtsız kalamayız.  Teorik belirlemelerin ötesinde, yaşanan somut gerçekle ilgilenmek-gerçeğe bakmak zorunlu ve gereklidir.

 
Share