|
Devrim ve komünizm yürüyüşüne bağlama özelliği ve sınıf karakteri gereği, demokrasi mücadelesinin en sağlam ve biricik önder kuvveti hiç şüphesiz ki komünist güçlerdir. Devrimci ve demokrat güçler bu mücadelenin sağlam müttefikleri, itici güçleri ve öznelerindendir. Ki, bunu unutmamak ve küçümsememek gerekir
Bütün neo-liberal emperyalist spekülasyonlara, karşı-devrimci stratejilere, sınıf hareketi içinde bunların izlerini süren eğreti akımların çarpıtmalarına ve her renk ya da cinsten bilumum gerici safsatalara karşın; keskin sınıf çelişkilerinin ürünü olan sınıf mücadelesi dinamik bir olgudur. Güncel gelişmeler, emperyalist burjuva liberal saldırıları değil, sınıf çelişkileri zemininde cereyan eden sınıflar mücadelesinin nesnel kanunlarını doğrulamaktadır. Gerek dünya ölçeğinde ve gerekse de coğrafyamız sathında yaşanan gelişmeler; emperyalist safsataları olduğu kadar, revizyonist, reformist, yasalcı-legalist tüm tasfiyeci burjuva ideolojik akımları da kökten ters yüz etmektedir. Nesnel koşullar devrimci hareketi davet ederken, örgütlü devrimci hareketin temsil ettiği devrimci yükseliş yetersizdir. Bu bakımdan komünist ve devrimci hareket ile genel demokratik mücadele güçlerinin örtüştükleri zemini tespit ederek doğru yönelimlerle mücadeleyi geliştirmek şarttır. İstisna kabul etmeyen ender doğrulardan biri, proletaryanın devrim ve/veya devrimlere ideolojik-politik-örgütsel toplamdaki önderliğidir. Proletaryanın bu önderliği olmaksızın devrimlerin proleter devrimci niteliği kusurlu kalmakla birlikte, bu özrü bağrında taşıyan devrimlerin proleter dünya devrimine çıkarak kesin zafere ulaşması mümkün olamaz. Ancak o büyük meydan okuyuştur ki, emperyalist dünya gericiliğine karşı kararlı bir savaşımı yürütüp yönetme yeteneği gösterir ve yoksul dünyanın kurtuluş mücadelesini büyük özgürlükle taçlandırabilir… Ne var ki, proletarya bu büyük yürüyüşünde kendi dışındaki devrimci-demokratik sınıf güçleriyle en geniş demokratik mücadele zemininde ve gerici düzen ile halk kitleleri arasındaki her çelişki düzleminde ilişkilenmek durumundadır. Önderliğin tesisi ancak bununla mümkündür. Devrimci kitlelere rağmen bir devrim tasarısı elitist olmaktan ve teknokratlar nüfuzu yaratmaktan kurtulamaz. Halk kitlelerine rağmen gerçekleştirilen bir iktidarın, tabela adı ne olursa olsun, devrimci halk kitlelerinin çıkarını temsil eden proletarya iktidarıyla yakınlığı olamaz. Devrim ve komünizm yürüyüşüne bağlama özelliği ve sınıf karakteri gereği, demokrasi mücadelesinin en sağlam ve biricik önder kuvveti hiç şüphesiz ki komünist güçlerdir. Devrimci ve demokrat güçler bu mücadelenin sağlam müttefikleri, itici güçleri ve öznelerindendir. Ki, bunu unutmamak ve küçümsememek gerekir. Doğrudan komünizm mücadelesinin özneleri olan komünist güçler, insanlığın geleceğini konu edinen komünist toplum idealleri ve bu ideal uğuruna verdikleri anlamlı mücadeleleri gereği daha da seçkindir. Komünistlerin devrimci ve demokratlardan ayrıldıkları nokta, toplumlar tarihinin ( ya da insanlık tarihinin) ilerlemesi karşısındaki yükümlülüklerini, göreli toplumsal ilerleme veya belirli gelişme aşamasıyla sınırlamayıp, bu gelişme veya ilerlemeyi en azından devletin ortadan kalkması-sönümlenmesine kadar taşımalarıdır. Evet, toplumsal ve tarihsel şartlara-zorunluluklara bağlı olarak bugünden demokrasi mücadelesi yürüten ama nihai hedef olarak sınıfsız ve sınırsız toplum hedefiyle mücadele eden güçler kuşkusuz ki demokrasi mücadelesinin en kararlı, en ileri ve en devrimci savunucularıdır. En devrimci diyoruz çünkü, salt devrimciliğin ölçütleri toplumsal ve tarihsel şartlarda değişkenlik gösterir. Örneğin asgari devrim programımız olan Yeni Demokratik Devrim aşaması açısından bakıldığında devrimin güçleri daha geniş bir yelpazeyi kapsar. Bu devrim aşamasında kimi sınıf katmanları objektif olarak ve devrimden çıkarları olmasından dolayı devrimcidirler. Ama bu ara katmanlar, bugünkü devrim aşaması tamamlanıp azami devrim programı aşamasına gelindiğinde bu güçlerin belli bir kesiminin devrimciliği ekseriyetten ortadan kalkar. Daha da açık ifade edersek; örneğin milli burjuvazinin sol kanadı demokratik devrim aşamasında devrimcidir. Yani devrimden yana ve devrimin dostudur. Çünkü, emperyalizm tarafından, komprador bürokratik burjuvazi tarafından sömürü ve baskıya maruz bırakılmaktadır. Ne var ki, demokratik devrim aşaması değil de, sosyalist devrim aşamasında milli burjuvazinin devrimciliğinden söz etmek ciddi bir sapma olur… Burada anlatmaya çalıştığımız şudur: Komünistler demokrasi mücadelesini bir devrim meselesi olarak ele almakla birlikte, bu mücadeleyi komünist topluma kadar öngörürken (ki, komünist toplumda da çelişkilerin başka özde de olsa varlığını koruyacağını ifade ederler; bu dönemde insanlar arası çelişkilerin somut tahlilini yapmak şimdiden zor olduğu ve bunun salt yorumla sınırlı olacağı açıkken, en azından çelişmenin varlığı meselesini ve özellikle de doğa ile insan arasındaki çelişmeyi net olarak ileri sürerler.), devrimci ve demokrat güçler yürüttükleri demokrasi mücadelesini en ileri olarak bir devrim sürecine kadar temsil ederler. Yani, salt devrimciler devrimi gerçekleştirerek bu aşamada çakılıp kalırken, komünist devrimciler gerçekleştirdikleri devrim aşamasında çakılıp kalmadan onu yeni devrimlerle komünist topluma ulaşıncaya kadar sürdürürler. Bunun için en tutarlı demokratlar komünistlerdir demek haktır-doğrudur. İşte komünist olmayan devrimciler ile komünist olan devrimciler arasındaki fark budur veya bir yönüyle böyle özet edilebilir. Bu tartışmayı geçmeden önce; devrimcilerle demokratlar arasında da belirgin farklılıkların olduğunu belirtmek gerekir. Devrimciler, demokrasi mücadelesini son tahlilde bir devrim meselesi olarak ele alır ve demokrasinin egemenliği için zora dayalı devrimi öngörürler. Gerici sınıf iktidarlarını devrimci zor yoluyla yıkıp yerine devrimci iktidarlar kurarlar. Her devrimin temel sorunu iktidar olduğuna göre, devrimciler gerçekleştirecekleri devrimle doğrudan siyasi iktidarı hedeflerler. Devrimcilerin de tutarlı demokratlar olduğunu söylemek yanlış değildir. Ancak bu salt devrimciler komünizmi hedeflemediklerinden ötürü, komünistlerin niteliğini ve genel amaçlarını üstlenemezler. Toplumsal üretim ve ilişkilerdeki gelişmelere paralel olarak daha ileri toplumsal aşamalara adım atamayan bu devrimciler, şayet gelişmelere uyum sağlayarak komünist topluma doğru devrimci ilerleme yolunu benimsemezler ise, bu tarih ve toplumsal gelişmeler karşısında nihayetinde gericileşirler. Ya gelişmelere ayak uydurarak toplumsal ilerleyişin dinamiği olurlar ya da bu uyumu sağlamayıp gelişmenin gerisine düşerek gericileşirler. Yani, tarihsel ve toplumsal şartların dayatmasıyla ya komünist olurlar, ya da son tahlilde gericileşmekten kurtulamazlar. Parantez açalım ki, nitel değişim kendiliğinden olmaz. Yani, devrimciler ya komünistleşir, ya da gericileşir derken; bunu sınıf mücadelesi, ideolojik savaşım, bilimsel teorinin tesiri vb dışında tasavvur edemeyiz. Ancak bu donanımı sağladıklarında komünistleşirler… İşte, bu salt devrimciler komünist toplum bilinci ve amacına sahip olmadıklarından, bunun sosyal pratiği, teorisi ve ideolojik dokusundan yoksun oldukları için, komünistlerden daha zayıf ve geri bir niteliği temsil ederler veya bu yapıları gereği komünistlerden farklılaşırlar. Salt demokratlar ise, devrim hedefine sahip olmadıkları gibi, bu görevi üstlenmezler. Mevcut düzen veya sistemin anti-demokratik tüm uygulama, politika ve zihniyetine eleştirel tarzda karşı çıkar, protestolara vb girerler. Ama bunun ilerisine geçmezler. Zira, bunlar gericiliğe, faşizme, emperyalizme, feodalizme karşı tavır alsalar da, bu tavırları mevcut sistemin çerçevesi dışına çıkmaz. Sadece bu çerçeveyi görece zorlar ve iyileştirmeyi kapsar. Yani, demokrasi mücadelesini devrim sorunu olarak ele almaz, bilhassa zora dayalı bir devrimi benimsemezler. Bunlar tarihsel şartlarda tarifi belirlenen demokratlığın kıstaslarına uygun davranarak tutarlı demokrat olmayı hak edinirler. Ama genel anlamda ya da demokratlık mevcudiyetleriyle bunlar demokratlığın ilerisine geçmezler. Çünkü demokratik niteliklerini sınırlar ve devrimci nitelikten yalıtık tutarlar. Devrimden tecrit edilmiş bir demokratlık veya demokratik mücadele son tahlilde düzene hapsolmuş, siyasi-ideolojik açıdan liberal ya da objektif olarak reformist durumdadır. Ancak tarihsel ve toplumsal şartlarda ilerici-devrimci rol oynayan demokrat ve aydınlara asla bu noksanlıklarından ötürü sırt dönemeyiz. Siyasi-ideolojik niteliklerine rağmen, bunlar, toplumsal kitlelerin aydınlanıp bilinçlenmesinde önemli bir rol oynarlar ki, bu rol katiyen küçümsenemez. Kuşkusuz ki, modern sınıf mücadelesi tarihinin kadim gücü ve sınıflar mücadelesinin nüfuz ettiği tüm geleceğin baki kuvveti proletarya ve onun seçkin unsurlarından teşekkül olan komünist partisidir. Fakat bu uzun tarihsel davada proletarya müttefikleriyle birleşmeden veya hakim sınıfların azgın sömürü ve terörü altındaki verili şartlarda proletaryanın tarafı olan geniş emekçi halk kitleleri proletarya partisi önderliğinde birleşmeden tarihsel yürüyüşün yol alması olası değildir. Elbette ki, sınıf mücadelesi komünistleri, devrimcileri eğitip ilerlettiği gibi, demokratları da eğitip ilerletir. Ki, ilerledikçe demokrat olma niteliklerini devrimciliğe ve hatta komünistliğe taşıyabilirler-taşırlar. Fakat, bunlar daha ileri niteliğe evrildikleri için demokrat kategorisinde değil, ulaştıkları nitelikte değerlendirilirler. Yani, demokratların devrimcileşemeyeceği, komünistleşemeyeceği gibi bir ön yargıya sahip değiliz-olunamaz da! Aynı şey devrimciler için de geçerlidir; sınıf mücadelesi içindeki ideolojik-politik etkileşimle dönüşüp komünist niteliğe geçebilirler-geçerler. Ne var ki, bizim tartıştığımız mesele değişim meselesi değil, değişime rağmen var olan ve olacak realitedir, siyasi gerçekliktir. Buna uygun olarak, komünistler, devrimciler ve demokratlar olacaktır. Ve bunlar, demokrasi, devrim ve komünizm mücadelesinde yer tutarak açık ve kesin rol oynayacaklardır. O halde bütün bu meselelerde komünistlere büyük görev ve sorumlulukların düştüğü açıktır. Yani, gerek devrimci ve demokratların ileri doğru dönüşümündeki rolleri gereği, gerekse de demokrasi mücadelesinin komünist toplum mücadelesine kadar geliştirilmesinde, tarihsel şartlara bağlı olarak belirli tarihsel kesitlerde kesin ilerici ve devrimci rol oynayan bu kuvvetlerin komünizm davası uğruna doğru konumlanmasını sağlama, devrim ve komünizm mücadelesiyle birleştirme veya bunların devrimci-ilerici pozisyonlarını küçümsemeden doğru tespit edip her mücadele kesitinde bunları seferber etme, eğitip dönüştürerek komünizm mücadelesine kazanma-katma veya bunlarla göreli şartlarda birleşme yeteneği gösterme sorumluluğu kesin olarak vardır. Bu sorumluluk ve görev alanı, açıkça dayatır ki, komünistler, demokratik ve devrimci güçlere doğru yaklaşmak zorundadır. Uzun sınıflar savaşımı tarihi boyunca çeşitli tarihsel kesitlerde devrimlerin birer dinamiği olan bu kuvvetlerin oynadığı rol önemle görülmek durumundadır. Özcesi, bu ilerici ve devrimci güçlere ‘’Küçük-burjuva devrimcileri, demokratlar’’ vb. diyerek küçümseme, hor görme asla komünistlerin işi olamaz. Bu olsa olsa küçük-burjuva kibridir. Komünistlerin devrimin müttefiklerine, dost ve ittifaklarına, hatta bir fiil devrimin öznesi olan kitlelere üstten bakma veya onları öteleme yaklaşımı olamaz. Olursa, bu, komünistlerin kendi rol ve misyonlarına aykırı davranması olduğu kadar, amaçlarına ve kendi davalarına da yabancılaşmaları anlamına gelir. Örneğin ulusal hareketteki demokratik niteliğe kayıtsız kalabilir mi komünistler. 34 Kürt köylüsünün hunharca katledilmesine, binlercesinin tutuklanmasına imza atan gelişmeler birer zemin değil midir? Kürt kitleleri dinamik bir demokratik güç durumunda değil midir? HES’lere karşı bitmeyen köylü direnişleri, yeni yasalarla darboğaza sürülen işçi ve emekçi kitleler mücadele potansiyeli değil midir? Örneğin Hrant’ı sahiplenme adına sokakları dolduran on binler ilerici-demokratik güçlerdir. Bunlar devrimin kuvvetleri-sosyal tabanıdır. Bunlara burun kıvırmak devrimci kitleden uzaklaşmak ve devrimi anlamamaktır. Yine örneğin, Kızıl Hacker’ler isminde bir Hacker grubu var. Gerçekleştirdikleri eylemler ihtisas alanlarına dairdir. Bir çok eylem gerçekleştirdiler ki, bu eylemler kendi zemininde önemliydir. En son M. Metiner gericisine karşı sitesini çökertme biçiminde eylem gerçekleştirdiler. Kısacası bu grup demokratik-devrimci tepkiler vermektedir. Elbette ki, sınıf mücadelesinin silahlı eylem ve görevleri tartışmasız yerde durmaktadır. Ama Kızıl Hackerler grubunun yaptığı eylemler de demokratik-ilerici değerdedir ve bu cephe adına hareket etmektedirler. Dolayısıyla bu grubun demokratik-devrimci-ilerici niteliği küçümsenebilir mi? Bu yelpazede bulunan tüm güçler küçük/büyük, önemli/ “önemsiz’’ davranışlarıyla devrimin güçlerini teşkil etmektedir.
Devrimin dostlarıyla birleşmek
Komünistlerin yaklaşımı MLM ilkeleri yadsımamak kaydıyla, genel olarak sınıf mücadelesinin çıkarlarına göre şekillenmek durumundadır. Stratejik ilkelerinde katı durmak mutlak suretle gerekliyken; taktik siyasette her ilerici nüveyle birleşme perspektifi, benimsenmesi gereken doğru yaklaşımdır. Nihai amaç ve hedefleri temsil eden ilkeler ancak pratik siyasetlerle vücutlaştırılabilirler. Siyaset ve taktik politika olmaksızın genel teori ya da strateji sınıf mücadelesinin görevlerine sirayet edemez, sınıf mücadelesinin tek tek konularına uyarlanıp yaşamı yeteri kadar kavrayamaz. Dolayısıyla ilkelerdeki katılık siyasetteki esneklikle buluşmak durumundadır. Sınıf mücadelesinin geniş yelpazeye serpilen veya toplumdaki çelişmelere bağlı olarak değişik kategoriler ve niteliklerde beliren görevleri pek tabiî ki sınıf mücadelesi güçlerinin dağınıklığını ve farklı niteliklerde bulunmalarını koşullar. Yani, sınıf mücadelesinin ihtiva ettiği tüm meseleler, genel olarak ezen-sömüren egemen sınıflarla ezilip sömürülen geniş toplumsal bileşenler arasındaki çelişmelerden doğar ya da bu zeminde ifade bulurlar. Bu da, iki temel sınıfla birlikte, çözülmüş sınıf kalıntıları ve devrimci sınıf ara katmanlarından teşkil olan sınıflı toplumdaki karmaşık ilişki ve çelişkileri, toplumsal formatları, ilerici ve gerici pozisyonu, bu nitelik esasına bağlı konumlanışı düzenler. Kısacası, demokratik meseleden, devrim ve komünizm sorununa kadar uzayan mücadele yelpazesi üzerinde geniş bir ilerici potansiyel hazır bulunur. Bu geniş bileşenin siyasi temsilcileri anlamında komünist dinamikler dışındaki potansiyel verili şartlarda verili devrimciliğe sahiptir. Özcesi, emperyalist dünya gericiliğinin hüküm sürdüğü dünya coğrafyasının her parçasında aynı gerici özde ama farklı niteliklerde karakterize olup biçimlenen bilumum toplumsal sistemlerin hakim sınıfları, toplumun geniş halk yığınlarına baskı ve sömürü temeline dayanan gerici zor-şiddet ve faşizmi uygulayarak onları devrimci-ilerici kılar, iradesi dışında ama objektif olarak büyük bir devrimci enerjinin birikmesine vesile olurlar. Bir avuç gerici egemenler bir tarafta, geriye kalan geniş kalabalıklar öteki tarafta… Devrimin dostları ile düşmanları esasta bu eksende ayrışırlar. Asgari devrim programımız olan Yeni Demokratik Devrim programının geçerliliğini koruduğu koşullarda karşı-devrimci sınıflar, devrimimizin hedefi-düşmanı olan emperyalizm, komprador bürokratik burjuvazi ve büyük toprak ağaları, feodal bey ve aşiret reislerinden oluşan feodal sınıf kalıntılarının temsil ettiği sınıflardır. Bunun dışında kalan proletarya, köylülük, küçük-burjuvazi ile milli burjuvazinin sol kanadından teşekkül olan sınıf ve ara sınıf katmanları, devrimci sınıfları teşkil ederek devrimin öncü-önder, itici güç ve dost sınıflarını oluştururlar. Devrimimizin tartışmasız öncü-önder sınıfı ve çağımızın en devrimci sınıfı olan proletarya; çeşitli devrim aşamalarında somutlandığı gibi, esasta stratejik ittifakı ve dostu olan diğer devrimci sınıf katmanlarının çıkarlarını temsil eder. Bu sınıf katmanlarını çatısı altında birleştirerek onları özgürleştirerek gerçek kurtuluşa ve büyük özgürlüğe taşır. Ve elbette büyük özgürlüğe onlarla birlikte yürür. Teorik tartışmalarda sadece zaman tüketenlere halk kitleleri sosyal pratiğiyle çağrıda bulunuyor! Sınıf mücadelesi kitaplarda değil, gerçek yaşamdadır! Sosyal pratiğin dilinden anlamayanlar ve bu pratikten öğrenemeyenler asla devrimi anlayamazlar.
|