Perspektif - Diğer Yazılar

next
prev
Komprador bürokratik burjuva düzenin yargıcı Halk Savaşıdır!

Ezen-ezilen sınıf çelişkisinin bütün keskinliği günümüzde de sürmektedir. Bu çelişki bağlamında dün ile bugün arasındaki tek fark, çağımız şartlarında daha modern biçimlerde seyrediyor olmasıdır. Bu fark beraberinde başka bir şeyi daha koşullamaktadır. O da, çelişkinin gizlenmesi ve halk kitlelerinin bilincini dumura uğratmak için yaratılan manipülasyonun daha yetenekli-gelişkin teknolojik araçlarla yürütülüyor olmasıdır. Yalnız bu da değil, aynı zamanda ideolojik-kültürel silahlarla, yani piyasaya sürülen neo-liberal stratejilerle ideoloji-felsefe-kültür ayağında da sürdürülmektedir. Siyasi iktidar pozisyonunun sağladığı avantajlarla, bu çelişki siyasi nitelikte de elbette dört başı mamur uygulanıp derinleşmektedir. Dünya ölçeğinde görülen çatışmalar, derinleşen eşitsizlikler, devasa kitleleri sarmalayan açlık ve yoksulluk, tek taraflı çarpık gelişmeler, işgal ve ilhaklar, saldırganlık ve katliamlar, tabii ki devrimci sınıf savaşları ve mücadeleler bunun görüngüleri ve/veya sonuçlarıdır. Bu, insanlığın ya da toplumların yazgısı değil, ama bir realitedir. Sınıflı toplumlar realitesidir. En önce de, toplumsal sistemi belirleyenlerin gerici sınıflar olmasıdır. Egemen olan sınıf, yani devlet iktidarı ve tüm düzeni biçimlendiren gerici sınıftır, onun iktidar aracıdır.

Gerici egemen sınıfların elinde olan bu olanak ve maddi üstünlüklere dayalı güç, kendilerine doğuştan verilmediğine göre, değiştirilmesi mümkün olup değiştirilebilir geçici bir denge veya güçtür. Değiştirilmesi mümkün olmasından önce de değiştirilmek zorunda olan bir durumdur. İnsan ve toplum yaşamında bir ezenin olması kader olmadığı gibi, insan ve toplumların buna ihtiyacı da yoktur. Bilakis olmamasına ihtiyacı vardır. O halde bu gerici-ceberut realitenin değiştirilmesi önünde, gerici sınıfın ayak diremesinden başka bir engel yoktur. İşte bu durum birilerini bir devrime sevk eder. Çünkü devleti elinde tutan iktidardaki sınıflar değişime ayak direrken, değişim güçlerine karşı amansız bir baskı ve akıl almaz boyutta acımasız bir şiddet uygulamaktadırlar. Zor örgütü olan devlet makinesini tüm unsurlarıyla harekete geçirip, değiştirilmesi için gayret gösteren ilerici devrimci sınıfları vahşice bastırıp ezmektedir. Devrimci sınıfın zor temelinde örgütlenmesinden başka yolu kalmamakta, gerici egemen sınıflar ilerici kuvvetlere başka bir yol tanımamaktadırlar. Bundandır ki, iki sınıf arasındaki siyasi iktidar mücadelesinde, devrimci sınıf haklı olarak kendi haklı-meşru örgüt mekanizmasını oluşturmak durumunda kalır. Başka türlü gerici sınıfları iktidardan alaşağı etmek mümkün olmaz. Tam da burada, sınıf mücadelesi en hırçın ve en amansız bir doğaya bürünür.

İster istemez bu mücadele şiddete dayalı fiili-zorlu bir mücadele olacaktır. Ne var ki bu, ezilen sınıfların keyfi tercihi değildir. Kaçınılmaz olarak karşı karşıya kalınan bu haklı-zorlu mücadeleyi bizzat koşullayan gerici sınıfların ta kendisidir. Ezilen emekçi halklar ise dayatılan bu savaşı zorunlu olarak kabul etmektedir. Ezilen emekçi sınıfa düşen görev, savaşları ebediyen ortadan kaldırmak için savaşmaktır. Dahası, gerici sınıflarca gasp edilen iktidar ve egemenliği geri alarak gerçek sahiplerine, yani proletarya önderliğinde halka devretmektir. Bunu sağlamanın yolu ise, karşı-devrimci sınıfları mağlup etmek üzere, Maoizm ideolojisi rehberliğinde Halk Savaşı stratejisinin iktidar projesini köylü gerilla savaşı biçimindeki askeri stratejisiyle yürürlüğe koymaktır. Bütün bunlar asla kolay olmayacaktır. Zorlu, azametli uzun bir mücadeleyi önümüze koyar bu tarihsel görev.

Bu görev yürütülürken yapılması gerekenleri kabaca böyle özetleyebiliriz. Yönetilen sınıfların veya bir başka deyimle ezilen emekçi sınıfların, gerici sınıfların karşısına her anlamda örgütlü olarak çıkması kaçınılmazdır. Yani devrimci sınıfların, gerici hakim sınıfların her türlü gücüne karşı, kendi sınıf gücüyle dikilmesi gerekmektedir. Burjuva-feodal tüm gerici sınıfların her saldırı silahına, kullandığı tüm cephelerde, tesirini geliştirdiği her sahada alternatif sınıf modelleriyle ve değerleriyle egemen iktidarın karşısına komple dikilmelidir.  Bunun anlamı şudur; burjuvazinin yaşam tarzına karşı halkın ve proletaryanın yaşam tarzıyla, felsefesine karşı kendi felsefesiyle, örgütüne karşı kendi örgütüyle, siyasetine karşı kendi siyasetiyle, ideolojisi ve kültürüne karşı kendi ideoloji ve kültürüyle, burjuvazinin değerlerine karşı kendi değerleriyle, onun kurumlarına karşı kendi kurumlarıyla, en önemlisi de onların siyasal partilerine karşı Maoist partiyle, ordusuna karşı kendi ordusuyla, yani onların proletarya ve halk kitlelerine karşı sınıf zemininde açtıkları haksız savaşa karşı kendi haklı savaşıyla cevap olmalıdır.

Neden en önemlisi komünist parti, ordu ve savaştır? Buna yazımızın akışı ve bütünü içinde açıklık getirilmiş olacaktır. Ama kısaca yanıtlarsak: Çünkü; iki düşman sınıf arasındaki tüm mücadele gelip bu sınıfların kullanacağı parti, ordu ve cephe gibi araçlara ve bu araçlarla yönetilen savaşta kilitlenir. Partinin-örgütün-ordunun sınıfı cephesinden temsil ettiği her mücadele gelip savaşa bağlanır. Bu iki düşman arasındaki sorun ancak ve ancak devrimci bir savaşla çözülebilir. Antagonist tüm çelişkilerin çözümü zor ve şiddete dayanır. Proletaryanın burjuvaziye karşı yürüttüğü savaşımda örgütten başka bir silahı yoktur. Parti ile ordu (ve devrimci birleşik cephe) proletarya ve halk kitlelerinin devrimde kullanacağı stratejik silahlardır. Yani bunlar sağlanmadan devrim başarılamaz. Onun için, bunlar en önemlileridir. Bunlar da, komünist niteliğinden de anlaşılacağı gibi, MLM ideolojinin güdümünde olup, bunun ilke ve amaçlarını kendine buyruk edinirler. O halde, bunların en önemli olduğunu söylemek, tayin edici olan ideoloji ve komünizm hedefinin temeldeki esas önemler olduğunu yadsımaz, buna ters düşmez. Zira bu temel üzerinde ve bu amaca bağlı olma kaydıyla kullanılan araçlar, metotlar ve örgütlenmeler olması itibarıyla ve bu anlamda en önemlileridir. Yoksa, elbette ki “her şey parti-ordu-savaş için” değil, halk ve proletarya iktidarı ile son tahlilde komünizm içindir. Ve gerçekte de yukarıda sıralanan kimi görevler ve daha fazlasının hepsi komünizm davası uğrunadır, buna tabidir.

Tekrar burjuvaziye alternatif olarak her cephede yükseltilmesi gereken örgütlü sınıf duruşu temsiline dönersek; parti, ordu, cephe gibi devrimin stratejik araçları ve bunlar aracılığıyla yürütülen diğer tüm faaliyet ve görevler elbette ki en yetkin biçimde temsil edilmek ve burjuvaziye karşı savaşımda yerine getirilmek durumundadırlar. Çünkü onların devleti, orduları, siyasi partileri ve kurumları ile her türlü araçları, halk kitlelerini kuşatan ekonomik-siyasi sistemleri vardır. Bu öğüten deve karşı, güçlenmek ve kendi iktadar araçlarıyla karşı durmak zorunluluktur. Fakat bütün bunlar, bugünden yarına hemen olacak şeyler değildir. Mevcut pratik güce bakıldığında küçük ve yetersizdir, olanaklar son derece sınırlı olup, tüm örgütsel yapı yasadışı şartlarda devlet terörü altında korunmak ve yoksunluklar içinde mücadele gücünü geliştirmek durumundadır. Dolayısıyla tüm yetenek ve kuvvetleri büyütmek üzere, kesintisiz-sistematik bir mücadele kararlılığıyla küçükten-büyüğe doğru ilerlemek ve uzun süreli çetin bir savaşım vererek bunun birikimleriyle başarma yolunu izlemek mevcut koşullarda dayatılan bir zorunluluk olduğu gerçeğiyle hareket edilmelidir. Gerici sınıfların hesabını görecek olan kuvvetler ancak böyle teşkil edilecektir. Özellikle savaş; “önce öğrenilip sonra yapılacak bir iş değil, yapılarak öğrenilecek bir şeydir.” Savaş ancak savaşılarak öğrenilir. Güçlü bir kızıl ordu, gerilla çekirdeklerinden doğacaktır. Partinin ordu biçiminde-ordu içinde örgütlenmesinin anlamı burada açığa çıkmakta ve buradan ileri gelmektedir. Zira “iktidar namluların ucundadır.” ve “Ordusu olmayan bir halkın hiçbir şeyi yok demektir.”

Hiç şüphe yok ki, silahlara siyaset komuta edecektir. Ordu ise, politik bir ordu olarak halkın hizmetindeyken, ona proletarya ideolojisi bağlamında Maoist parti kumanda eder. Ordu, kayıtsız şartsız olarak partinin önderliğindedir; bu önderliği tanır ve ona bağlıdır. Bütün bu şartlara uygun bir ordu can alıcı bir sorundur. Bizim ki gibi ülke şartlarında sınıf mücadelesinin aldığı biçim ve anlamı budur. Kesin olan bir şey var ki, bütün sorunların çözümünde kilit haklı-devrimci savaştır.

Hiç kuşkusuz ki tüm bunları, yani karşı-devrimin ağır saldırıları ile baskı ve yasaklarla biçimlenen yoğun illegalite koşullarının tüm sınırlamaları altındaki yoksunluklar içinde devrimin kuvvetlerini en yetkin düzeyde teşkilatlandırmak, ancak komünizm amacına bağlı komünist ilkelerle billurlaşmış bir parti, bunun önderliğinde bir ordu ve cephenin tesis edilip gerçekleştirilmesiyle mümkündür. Bu parti, gönüllü birliktelik ve bilinçli disiplin temelinde demokratik normlara uygun olarak merkezileşmiş bir parti olmak durumundadır. Dahası, sınıf savaşımına öncülük yapacak bu parti demokratik-merkeziyetçilik ilkesine göre örgütlenmek, demirden bir disipline sahip olmak, irade-eylem birliği zemininde iki çizgi mücadelesi ve eleştiri-özeleştiri silahlarını kullanan bir niteliğe, yani Maoist niteliğe sahip olmak zorundadır.

Düzen tarafından siyasi coğrafyamızın toplumsal sistemi anlamında egemen kılınan özel şartlar, burada devrimin örgütlenmesini başından itibaren silahlı mücadele temelinde gerilla savaşı biçiminde gelişmesini şart koşmaktadır. Yani, bizim ve bizimki gibi koşullarda devrim ile karşı-devrim başından itibaren silahlı savaş durumunda bulunur. Bunun devrimimizin üstün bir özelliği olduğu gerçeğini anlamanın önemli olduğunu belirtelim. Bir şey daha ekleyelim ki, yeni demokratik devrim ve kesintisiz olarak sosyalist devrim inşası ile Proleter Kültür Devrimleri sürecinin öncü-önder partisi silahlı mücadeleler tecrübesi içinde pişerek çelikleşecektir. Yerli gericilik ile dünya gericiliğinin tarihin karanlığına gömülmesinin yolu böyle bir partinin önderliğinde açılan Halk Savaşı’nın yargıçlığıyla başarılacaktır.

Bir bütün olarak proletarya ve halk kitlelerinin emperyalist-kapitalizm, komprador bürokratik burjuva ve feodal sınıflara karşı verdiği sınıf savaşımında komünist parti savaş kurmayı olduğuna göre, bu savaşa her yönüyle hazırlanmak ve hazır olmak, yani savaş yeteneğinden savaşın ideolojik-politik-örgütsel tüm ihtiyaçlarına kadar her düzeyde yeterli donanımı sağlamak durumundadır. Her şeyden önce bu, bütünlüklü bir siyasi mücadele içinde kazanılacak bir donanım olacaktır. Siyasi mücadelenin somut ifadesi ise, gündemindeki yeni demokratik devrim formatındaki Halk Savaşı’dır. Halk Savaşı’nda merkezi halka köylü gerilla savaşıdır. Devrimci savaş salt bir askeri savaş ile sınırlı değil, binlerce ayrıntıdan teşekkül olan kapsamlı görevler yığınıdır. Ve elbette ki, tüm görevler uyumlu bir plan temelinde bir birini destekleyen tarzda ve bütünlük içinde yürütülmek zorundadırlar. Ne var ki, bir süreçte yalnızca bir tek merkezi görev mümkün olduğundan, diğer görevler merkezi göreve tabi ve ona hizmet eder tarzda ele alınırlar. Devrim stratejisi olarak Halk Savaşı belirlendiğine göre ve parti de kendisini buna uygun konumlandırdığına göre, diğer görevlerin tümü savaşa bağlı olarak yürütülürler. Parti de bu siyasi mücadelesindeki donanımını yine bu savaş içinde geliştirip tamamlayacaktır. Kaypakkaya yoldaşın dediği gibi, parti bizzat savaş içinde gelişip pekişecektir. Maoist parti politik savaş partisi olduğuna göre, savaş içinde ve ordu biçiminde örgütlenmek zorundadır. Ki bu, kabul edilmiş ve uygulanan bir doğrudur.

Fakat objektif pratik gerçek bunu karşılamaktan geridir veya uzaktır. O halde öne çıkan görev nedir? Savaşa göre şekillenmek! Bu ne anlama gelir? Halk Savaşı’nın geliştirilmesi için genel bir seferberlik uygulamak anlamına! Ayrıntısı nedir bunun? Tüm faaliyet ve çalışmalarımızın, her düzey ve nitelikteki örgütlerimizin esas enerjisini-gücünü gerilla savaşının hizmetine sunması, ona insan gücünden lojistik desteğe kadar her bakımdan güç katmasıdır!

Siyasi coğrafyamızda tasfiyecilik değişik biçimlerde ve tek noktada birleşerek gelişen bir eğilim olarak boy göstermektedir. O da şudur; düzen içi burjuva demokratik mücadeleler ekseninde yasalcılığa gömülmek. Bundan sakınmak komünist devrimcilerin yeteneği dahilindedir. Fakat bu, onların tamamen bundan muaf kaldıkları-kalacakları anlamına gelmez. Fark edilmeyen sızıntılarla sinsi bir biçimde bizleri kuşatmaktadır. Buna tam anlamıyla göğüs germenin biricik yolu, parti önderliği altında sıkıca birleşerek gerilla savaşında ısrar etmektir.

Burjuva düzen içi kalmayı fetişleştirmiş reformist-revizyonist eğilim son tahlilde sınıf işbirliğine dayanan “devrimciliğin” en belirgin savunularından olan tehlike olarak coğrafyamızda bulunmaktadır. Bu işçi sınıfı ve halk hareketine bir tehdit olduğu kadar, bunun panzehiri de devrimci savaş çizgisidir. Geniş işçi ve halk kitleleri, ya da devrimci kesimler ancak gerici devletin gerçek rolü ve düzenin niteliği şartlarında “demokrasinin” yanıltıcı olup, burjuva demokrasisinin ayrımını proleter demokrasiden yapamadıkları taktirde burjuva yasallığını kabullenirler. Ama bu, proleter devrimcilerin işi olamaz. Onlar devlet ve iktidarın niteliği kadar “demokrasilerinin” de neme nem şey olduğunu çok iyi bilmektedirler. Demokrasinin şartlarımızda bir devrim sorunu olduğunu da pekiyi bilirler. Bunu bile bile burjuva demokrasisi hayranlığıyla düzen içi yasalcılığa bel bağlamaları, sınıf mücadelesinin yasalarına sırt çevirmek olur ki, bu gerçek devrimcilerin değil, burjuva düzen kutsayıcılarının işi olabilir.

Maalesef Türk hakim sınıflarının hile ve oyunlar eşliğinde büyük demagojilerle yarattığı hava ülkenin sınıf hareketinin dünü-bugünü belli olan kesimini derin karanlık dehlizlerine çekerek hızla yutmaktadır. Burjuvazi tarafından ilhak edilip düzenle birleşmeleri ivme kazanmıştır. Maoistlerin bunlarla benzeşir bir özelliği yoktur-olamaz. İktidar hedefine bağlı olarak ve şartların buyruğuna uygun olarak, yasal demokratik örgüt ve mücadelelerini kullanmakla birlikte, bütün bunları illegal örgüt ve savaş örgütlenmesi esasına bağlayarak nitel bir ayrışım vardır. “Evrimci” yolu benimseyen bu zatlar burjuva düzeni içten iyileştirme yoluyla dönüştürme zırvasına inanmaktadırlar. Onlar gerici düzeni sağlamlaştırmakla meşgulken, devrimci yolu benimseyen ve buna göre şekillenen maoist komünistler ise siyasi iktidar için mücadele bayrağını yükselterek burjuva-feodal düzeni yerle bir etme hedefine kilitlenmiş durumdadır.

Siyasi iktidar sorunu her devrimin temel meselesiyse, devrim gerici devlet makinesini paramparça etmek üzere düzen sınırları dışında iskelet bulmak ve savaş içinde çelikleşmek zorundadır. Devrim, bayatlamış “barışçıl geçiş” zırvasının ruhunu taşıyan yasalcılık kulvarına sığmaz. O, siyasi iktidar mücadelesinin en yüksek biçimi olan savaşın en sıcak siperlerinde büyür.

Şimdi Maoist partinin önünde olduğu kadar, tüm militan devrimcilerin önünde şu somut görev durmaktadır! Gerilla savaşını geliştirmek üzere ayağa kalmak ve savaşa katılmak!

Parti savaş içinde devrime hazırlanmakta ve savaş yoluyla devrimi hazırlamaktadır. Bu diyalektiği kavrayan devrimin sıra neferleri politik savaş partisinin direktifleri doğrultusunda yüzünü-yönünü gerilla savaşına dönmelidir. Çünkü geleceği tayin eden esas yol, yalnızca ve yalnızca Maoist parti önderliğinde anlam bulan Halk Savaşı yoludur. Çünkü yeni demokratik cumhuriyet, sosyalizm ve yüce komünizmin yolunu açacak devrim sadece ve sadece bununla mümkündür.

Ya sınıf mücadelesinin yasalarına bağlı kalarak devrimlerle tarihi ilerletecek ve sınıf mücadelesinin gelişimine hizmet edilecek ya da tarihin karanlıkları içerisinde gerici dünyanın soğuk sularına gömülerek yitilip gidilecektir. Bunda ara bir yol yoktur!

 
Share