|
Başarı ile başarısızlığı tayin eden başlıca öğelerden biri hiç şüphe yok ki bilinç unsurudur. Tüm pratik güçler son tahlilde bilinç öğesine ihtiyaç duyar. Yeterli bilinç olmadan hiçbir kuvvet kendi başına gerçek başarıya imza atamaz ya da bu başarıları garanti edemez
Bilinçli yaşam, başka bir deyişle bilinçli davranış, dolaysız biçimde bilimden feyiz alır. Bilinçli davranışın veya yaşamın kaynağı bilimdir. Bilimden esin almayan sistematik ve bilinçli bir yaşam çizgisinden bahsedilemez. Bilim dürüsttür. Bilim karşısında dürüst olmayan gerici zümredir; özellikle de gerici egemen sınıflardır. Çünkü onlar, çıkarları gereği gerçeklerden-doğrulardan-iyi olandan yana değil, bilakis karşısındadırlar. Yeni ve gelişmekte olandan yana değil, tersine eski ve çürüyenden yana olup onu temsil etmektedirler. Ve çünkü onlar, kan ve alın teri üzerine kurulu olan saltanatını ebedi kılma peşindedirler… Ama proletarya ve devrimci halk kitleleri bilim karşısında dürüsttürler. Çünkü onlar gerçeklerden ve doğrulardan yanadır. Yeni ve gelişmekte olan onların çıkarına uygundur. Devrimci gerçekler her zaman gerici sınıfların çıkarına zıt, ama halk kitlelerinden yanadır. Ancak, yeniyi, gelişmekte olanı veya geleceği temsil eden niteliği egemen kılmak için bilime sadık kalmak ve bunun gereği olarak da bilinçli yaşamak, bilinçli davranmak zorunludur. Toplumdaki bilinçli yaşama has genel belirtiler toplumsal sistemin ideolojik-kültürel standartlarına paraleldir. Toplumdaki kültürel gelişmişlik düzeyi ve bu gelişmişlik düzeyinin bilimsel ölçüler karşısında belirlenen niteliği, söz konusu toplumun bilinçli davranış seviyesini veya gerçek gelişmişlik düzeyini belirler. Aynı varyant, toplumsal kişilik olan birey veya bireyin bilinçlilik-gelişmişlik düzeyinin belirlenmesine de geçerlilikle uyarlanır. Toplumsal sistem olarak örgütlenmiş yaşam şartları bakımından kapitalist sistem ile komünist toplum perspektifli bilumum devrimci toplumsal sistemler arasında uçurum açısıyla fark vardır. Devrimci kişilik ile burjuva kişilik arasında da aynı mesafe vardır. Bu teorik olarak kesinlikle doğrudur, fakat reel olan pratik gerçekte bu birebir doğru veya mutlak değildir. Örneğin nesnel olarak devrimci olan birey, her zaman burjuva bireyle arasına bu farkı yerleştiremeyebilir. Yani, objektif devrimciliğini subjektif ayakta temsil etmez-etmeyebilir. Bu bakımdan objektif olarak devrimci olan bireyin, subjektif açıdan da, yani bilinç öğesinde de devrimcileşmesi gerekmektedir. Bilinçli davranış-bilinçli yaşam- tanımlamak gerekirse, basit ifadeyle; yaşamı planlayan sistem veya birey durumundaki öğenin, yaşam karşısındaki pozisyonu itibarıyla, onu üreten, ilerleten, değiştiren, geliştiren, adil-demokratik normlara iten; özetle devrimci konumda olan davranış tarzıdır şeklinde tanımlanabilir. Bilimsel tutum devrimci tutumdur. Devrimci olan da bilinçli olandır. Bilinçlilik ile bilimsellik nasıl ki bir birinden ayrıştırılamaz, öyle de devrimcilik ile bilinçlilik kavramları içerik olarak karşı karşıya konamaz kadar sağlam bitişiklerdir veya bir birinden koparılamaz ikizlerdir. Kısacası, yaşamı ihtiyaç ve şartlara göre planlayarak belirli hedefler doğrultusunda örgütleyen, ilerleten, değiştiren, bağrında bu yeteneği taşıyan bilinçli davranış tarzı ile bilinçli olmayan kendiliğindenci, plansız, üretmeden tüketen, günübirlikçi, ileriye dönük hedeflerden yoksun, alışkanlık ve gelenekleri kanıksayan vb vs davranış tarzını analiz ederek sınıflandırmak özellikle günümüz şartlarında gereklidir. Geleceğin bilinçli toplumunu yaratmak, geleceğin bilinçli insanını yaratmakla mümkündür. Bu görev, bugünden geleceğin ideolojik-kültürel şekillenişini yaratmayı buyurur. Özcesi, burjuva dünyanın savurgan, kar amacıyla tüketimi teşvik eden, emek ve insana yabancılaşmayı yaratan, insani erdem ve değerleri bencil burjuva çıkara feda eden, zenginlik ve daha fazla zenginlik uğruna doğa ve insanı yok eden, insanlığın geleceğini acımasızca karartan, bir avuç varsılın saltanatı uğruna emekçi sınıfları azgınca sömürüp zulme tabi tutan tüm köhne ve gerici sistemlerden korunup kopmak şarttır. Bilinçli davranış da, tersi davranış da son tahlilde bir sınıf davranışıdır ya da sınıf davranışına denk gelir. Öyle ki, bilinçli ve bilinçli olmayan bu iki davranış kültürü, doğrudan toplumsal sistemlerin kültürünü ifade eder ve bu iki kültürel tür sistemin niteliğinden asla bağımsız değildir. Bilinçli davranma prensibi, birincil olanla ikincil olanı, esas görev ile tali görevi kavrama konusuyla da doğrudan ilintili bir meseledir. Bilinçli davranış, acil ve öncelikli görevleri öne alarak bunlarda yoğunlaşmayı, merkezi görevi esas alıp tali görevleri buna tabi kılmayı vb uygulayan davranıştır. Ama bilinçsiz davranış, bu ayrımları yapmadan işleri karmaşaya sokan, el yordamıyla ve alelade yaparak bilimsel planlamadan kesinlikle uzaktır. Bu bakımdan başarısızlığa mahkumdur. Lakin bilinçli davranış tam tersine planlı ve düzenli hareket etmekle birlikte, hangi işe yoğunlaşacağını doğru olarak seçer ve işleri daha başarılı biçimde yerine getirir. Biri dört yana yumruk sallama pratiğine girer, öteki gücünü doğru hedefe yoğunlaştırarak okları hedefe atar. Dahası, bilinçli tavır, zorunlulukları kavrayan ve ona uygun davranan veya davranma yeteneği gösteren müspet-pozitif özelliklere sahiptir. Bilinçli olmayan tavır ise, zorunlulukları kavramaktan uzak duran, öznel duygu ve düşünceleri gerçeğin yerine koyarak hareket eden soyut dogmatik davranıştır. Savurganlık ve bilinç ilişkisi Bilinçli davranmanın öneminin kavranması için konuyu biraz ayrıntılı ve somuta indirgeyerek yorumlayalım. Böylece neden bilinçli davranıp bilinçli yaşamamız gerektiğini daha iyi açıklamış ve kavranmasına yardım etmiş olacağız. Çin’de insanların tek renk (mavi-lacivert) elbise giyinmesinden ötürü Mao Zedung eleştirilmektedir. Bunun gibi, uygulanan “kızıl cumartesiler”in uygulanması, hatta NEP politikaları eleştirilmektedir vb… Savaş ve yıkım-inşa dönemlerinde, yani yıkıma uğramış, ekonomik olarak güçlükler içinde bulunan ve zayıf ekonominin düzenlenerek ekonominin toparlanıp rayına sokulması, yani ekonominin düzenlenmesi ve dolayısıyla ülkenin yeniden inşasının sağlanması için zorunlu olan bu ekonomik politikalar ve ideolojik kampanyalar anlaşılmadan veya zorunluluk ve koşullar göz önüne alınmadan tamamen formelci yaklaşımla eleştirilmektedirler. Örneğin, Çin’de bir nevi savaş ekonomisi uygulanarak geri olan ekonominin düze çıkarılıp ülkenin inşa edilmesi için alınan ekonomik önlemlerden biri olan tek renk elbise giyilmesi, formel kaba yaklaşımla eleştirilse de, son derece bilinçli ve gerekli bir politika ve uygulamaydı. Ekonominin zayıf olduğu ve üzerine sosyalist sistem inşa edilmesi söz konusu olan bu dönemlerde, dengeli ve bilinçli bir ekonomik politikanın uygulanması zorunluluktur, şarttır. Sıkı ekonomik politikalar uygulayarak gereksiz israflardan kaçınmak ve hatta fedakarlıklarda bulunmak şartken, fazla boya üreterek o koşullarda zorunlu ihtiyaç olmayan üretim-tüketim politikası gütmek elbette hatalıdır. Yani, o yoksunluklar içinde ve daha öncelikli ihtiyaçlar olduğu halde, zorunlu bir ihtiyaç olmayan fazla renkte boyanın üretilmesi elbette ki gerekli değildi. Bilakis, o şartlarda fazla boya ve değişik renklerde kumaş üretme yerine, tek renk kumaş üretmek, dolayısıyla tek renk elbise giymek gerekliydi. Devrimci inşa için bu bilinçli, tutumlu politika ve toplum adına bu fedakarlık doğruydu… Bir renkte kumaş değil de, beş renkte kumaş üretilmiş olsaydı, inşa eyleminde kullanılan iş gücü, sermaye ve olanakların bir bölümü bu renk kumaş üretimine ayrılmış olacaktı ki, bu da inşa eylemini veya ekonominin planlanıp düzenlenmesini geciktirip belli ölçülerde sekteye uğratacaktı. Beş renkte kumaş üretme yerine, o gün daha öncelikli olan pirincin birkaç ton daha fazla üretilmesi daha doğruydu. O koşullarda rengarenk elbiseler giymekten mahrum kalan Çinlilerin, en azından beş-on köylünün açlıktan kurtulup karnını doyurması söz konusuysa, bu yeğdir. Zorunluluklara göre hareket etmenin önemi, doğruluğu, gerekliliği bilince çıkarılmak durumundadır. Aynı biçimde zorunlu-acil-hayati olan ihtiyaçlar ile zorunlu-ivedi-hayati olmayan ihtiyaçları doğru tespit etmek ve buna uygun yaklaşım belirlemek kavranarak benimsenmelidir. Tek renk kumaş üretmenin veya tek renk elbise giymenin anlamı burada saklıdır. Misal, elinizde bir can yeleği var ve denizde kurtarılmayı bekleyen bir insan, bir de köpeği... Can yeleğini insan için mi, yoksa köpek için mi kullanırsınız? Farazi; kaza yapmış yerde yatan bir yaralıya yardım etmektesiniz örneğin. Yaralıya önce hangi müdahaleyi yaparsınız, neye dönük müdahale eder veya önce neye bakarsınız? Pek tabii ki, önce yaralının kalbinin atıp atmadığını-nefes alıp almadığını, yani yaşamsal fonksiyonlarını öncelikle kontrol edersiniz-bununla işe başlarsınız. Bunu yapmadan, yani yaşayıp yaşamadığını öğrenmeden ve önemsemeden kafasındaki kırıkları pansumana başlamazsınız veyahut öncelikle kırık kolunu sabitlemeye kalkışmazsınız… Çünkü öncelikli ve önemli olan yaşamsal fonksiyon ya da bulgulardır. Bu öncelik ve önemden başlamaz iseniz, kurtarmanız muhtemel olan kazazedeyi kaybedebilirsiniz-kaybedersiniz. Çünkü kazada dili geri kaçmış veya kırılan dişleri vb. nefes yoluna kaçıp solunumunu tıkadığı halde, siz yaralının nefes yolunu açmadan kafasındaki kırıkla uğraşır ya da kırık kolunu sararsanız, kaybettiğiniz zaman yaralıyı kaybetmenize yol açacaktır. Elbette ki, nefes alamayan yaralı solunumsuzluğa daha fazla dayanmadan boğulup ölecektir. Kolundaki kırıktan acı çekecektir kuşkusuz ama bundan dolayı ölmesi söz konusu olmayacaktır… Kapitalist sistem ne yapıyor? Tüketimi teşvik etmek için (elbette kar uğruna tüketimi arttırmak için), reklamlar yapıyor, bayramlar ve günler icat ediyor, hediye ve eğlence çılgınlığı geliştiriyor, kısaca bilinçli tüketim ve tutumluluk kültürü yerine tam bir savurganlık kültürü aşılıyor… Örneğin, yeni yıl vesilesiyle tüm dünya toplumu yığınca anlamsız harcamalarda, savurganlıkta bulunuyor. Ekonomik israf ve savurganlığın ötesinde, patlattıkları havai fişek şenlikleriyle korkunç düzeyde hava kirliliği yaratıyor, küresel ısınmaya vb. yol açıyor. Bu çılgınca eğlence gününde harcanan paralar Afrika’daki açlığı kolaylıkla giderecek bir sermayeyi-ekonomiyi oluşturur. Peki, bu anlamsız ve gereksiz olan abartılı harcamalar yerine, Somali’deki aç çocuklar açlık ve ölümden kurtarılmış olsa daha doğru, anlamlı ve isabetli olmaz mı? Yeni yıl görüntülerinden hareketle, çılgınca eğlenen alemle, diğer tarafta yoksulluğun göbeğinde açlıktan kavrulan dünyayı anımsayıp görmemek mümkün değil. Dünyanın bir kısmı aç, bir kısmı bu açlığı unutarak veya görmeden gereksiz yere yığınca paralar savurarak bolluk içinde ve çılgınca eğlenmektedir! Bu çelişki ve dengesizlik doğrudan kapitalist ve gerici sistemlerin ürünü olduğu gibi, onların kültürüne has olan veya bu kültürden beslenen bilinçsiz davranışın da ürünüdür aynı zamanda. Daha da garip olan yoksul dünyanın bilinçsiz insanı da bu çılgın eğlence ve savurganlığa dahil oluyor. Bir günlük eğlenceye, bir aylık giderini kullanıyor. İşte bu, tipik bilinçsiz bir davranıştır. Yeni yıl çılgınlığında bilinçli bir davranıştan bahsedebilir miyiz? Hayır. Tamamen bilinçsiz ve ama kapitalist sistemin kültür ve kar amaçlarına hizmet eden israfçılık egemendir burada. O çılgın eğlence ve israf düzeyi gerçekten gerekli ve ihtiyaç mı? Bu tarz ve bu düzeyde harcama yapmak, zorunlu ve öncelikli mi? Bu eğlence harcamalarını yapmayı da, bu parayı zorunlu-gerekli ve öncelikli ihtiyaçlarımıza kullansak daha isabetli ve bilinçli olmaz mı? Evet, Mao’nun gün ve eğlenceleri yasakladığı eleştirilir. Ama bu eleştiriler kaba bir ezberdir. Mao, yakalarında Mao rozeti taşıyan Çin Komünist Partisi üyelerine, “Uçaklarımı geri verin” ince eleştirisiyle gereksiz savurganlığa işaret ederken haklıydı. Gereksiz yere ve ihtiyaç olmadığı halde yakalara takılan o rozetlere belli miktarda demir kullanılmıştır. Rozetlere kullanılan demirin makine yapımında kullanılması daha gerekli ve doğru olmaz mıydı? Kuşkusuz ki, olurdu. İsrafın önüne geçmek bilinçli bir bakış açısını, bilinçli davranmayı gerektirir.
Bilimsel olan geleceği temsil eder
Bilinçli tavrın planlı ve ileriye dönük sorumluluklarla hareket eden özelliğinden söz etmiştik. Yine bu tavrın, görevlerin ele alınıp yürütülmesi konusuna da yansıdığına değinmiştik. İlk yardım örneği tam da merkezi görev ile merkezi olmayan, yani merkezi görev ile merkezi görev etrafında biçimlenen diğer görevlerin bilinçli yaklaşımla ele alınmasının önemini açıklamaktadır. İlk yardımdaki gibi, görevlerde de ana halkayı-yaşamsal değerdeki fonksiyonu tespit ederek işe buradan koyulmak gerekmektedir. Ya da baş çelişme ile diğer çelişmelerin tespiti ve bunlar arasında ilişkinin doğru kurularak ele alınıp çözülmeleri, bilinçli-planlı davranış anlamında ilk yardım ilkesiyle aynı şeydir. Devrim için tayin edici olan çelişkiyi atlayıp, bunun etrafındaki her hangi bir çelişkinin çözülmesini esas almak-merkeze oturtmak, bilinçli tavırdan uzak olmakla birlikte, başarısızlık yoludur da. Örneğin, 80’li yıllarda devrimci hareketin en önemli-temel hatalarından biri, komünist ve devrimci hareketin doğrudan devlet ve hakim sınıfları hedefleyen bir mücadele bilinci ve perspektifi yerine, objektif veya subjektif olarak sivil faşistlerle çatışmayı esas alan politika ve pratiği benimsemeleriydi. Esas ve merkezi görevler bilinçli olarak tespit edilmediği gibi, bu bilinçsiz davranış amaç ve ilkelerden de uzaklaşmayı koşullamıştır. Nitekim “sağ-sol çatışmaları” dönemi, devrimci hareket açısından bilinç bulanıklığını, amatörlüğü ve kaçırılmış fırsatlar manasında yitik yılları ifade etmektedir. Devlete yönelme hedefi objektif olarak ortadan kalkmış, devlet mücadelenin hedefi dışında kalmıştır. Siyasi iktidar perspektifi olmayan veya iktidar hedefinden bu denli sapan devrimci hareketin tecrübesi, acı bedeller ödemenin ötesinde devrimci durumu heba etmek olmuştur. Devrimci hareketin bilinçli davranmadığı, iktidar bilincindeki zayıflıktan belli olmaktadır. Devlet ve hakim sınıflar, devrimci hareketin yanlış hedefe yönelmesi sayesinde pek tabi olarak mücadelenin hedefi olmadı, bu dönemden son derece kazançlı çıktı. Çünkü sağ-sol çatışırken, devlete babalık rolü düştü ve sınıflar üstü-tarafsız bir güç olarak devreye girdi. Bu objektif izlenimin yaratılması devrimci hareket açısından büyük kayıp, hakim sınıflar için ise büyük bir kazanımdı. Devrimci hareketin yaşadığı tasfiyenin, gerileme ve zayıflamanın temel taşlarından biri, hiç kuşkusuz ki devrimci hareketin bu dönemdeki amatörlüğü, bilinçsizliğidir; yani, iktidar hedefine sahip olmayarak yaşadığı siyasi bulanıklığın devrim adına yitirdiği fırsatlardır. Sonuç olarak; en basit yaşamdan en karmaşık çelişme ve sorunlarla dolu olan devrimci yaşamın, hedeflerine makul zaman ve emekle varması için mutlak biçimde bilinçli bir emekle organize edilmesi gerekmektedir. Başarı ile başarısızlığı tayin eden başlıca öğelerden biri hiç şüphe yok ki bilinç unsurudur. Tüm pratik güçler son tahlilde bilinç öğesine ihtiyaç duyar. Yeterli bilinç olmadan hiçbir kuvvet kendi başına gerçek başarılara imza atamaz ya da bu başarıları garanti edemez. Bilimsel doğru ve bilimsel ideolojinin stratejik zaferinden söz ederken anlatılmak istenen tam da budur. Yalnızca bilimsel olan geleceği temsil etme dinamiği taşır. Öyle ki, bu bilimsellik aydınlattığı pratikten asla yalıtık değildir ve değiştirme yeteneğini bu bütünlük içinde gerçekleştirir.
|