|
Açık alan demokratik mücadele ve örgütleri ya da örgütlemelerini asla yadsımadan ve kesin retçi yaklaşımla bu alan çalışmalarını öteleyen sol hataya savrulmadan, demokratik mücadele ve örgütlemelerini sağ anlayış olarak damgalamadan, bu alan çalışmalarını önem ve gerekliliklerine uygun tarzda bir ihtiyaç olarak ele alıp yürüteceğiz
“Gül dikeni” olmakta kararlıyız! Sorun bir grubun, bir kurumun veya tutuklanan tek tek insanların sorunu değil, bütün demokratik devrimci güçlerin, en nihayetinde tüm halk kitlelerinin-toplumun sorunudur. Bunun için en geniş tepkinin örgütlenip ortaya dökülmesi gerekmektedir. Sorun on ya da yüz kişinin tutuklanması değil, özünde demokratik muhalefetin, mücadelenin ve alternatif güçlerin mengeneye alınarak ezilip yok edilmesi; bütün bir toplumun esaret altında kaderine rıza edilmesine dönük tehlikedir. İşte militan karşı koyuşla mücadelenin yükseltilmesinin ihtiyacı buradan ileri gelir; şart olur. AKP gerici emel ve hülyalarla “dikensiz gül bahçesi” yaratmak peşindedir. Bu bahçede “gül dikeni” gibi sert olmak yeğdir. Tüm mesele burada yatmaktadır. 12 Eylül AFC’si döneminin tutuklamaları bugün hüküm sürüyor. Evet, bugün TC devletinin AKP eliyle planlı bir sindirme konseptiyle yürüttüğü tutuklamaların mantığı ve pratiği 12 Eylül faşizmini aratmamaktadır. AKP hükümetinin ulusal hareketin güçlü devrimci eylemi sonrasında yaptığı savaş ilanıyla başlayan azgın terör dalgasındaki tırmanış devam etmektedir. Tutuklananların hesabı tutulamayacak kadar kabarık olduğu halde, bu tutuklama terörü gün geçtikçe daha geniş yelpazeye yayılarak devam ediyor. Tutuklamalar zincirinin ana halkası veya büyük bileşenini Kürt ulusu oluşturmaktadır. Ancak devrimci demokratik kurum ve örgütlülükler ile tek tek aydın, demokrat, devrimci kişiler de sessiz sedasız hapishanelere tıkılıyor. Yeni demokratik güçler ise bu terör dalgasının bir başka hedefi durumundadır. “Terör örgütüne-örgütlerine yardım yataklık eden, üye olan veya ilişkilenen herkesin mal varlığı ve hesaplarına el koymayı” öngören faşist yasalar göz önüne alındığında, devlet terörünün daha azgın biçimde ve “yasal meşruiyet” altında yürütüleceği görülebilir. Öyle ki faşist öze uygun yasal düzenlemeler yapılmasına karşın, gerçekleştirilen tutuklamalar kendi hukuklarını da çiğnemektedir. Bir taraftan “ileri demokrasi” safsatasına sarılırken ve özellikle Dersim katliamı ile ilgili açıklamalarıyla manipülasyonu derinleştiren Erdoğan, öte taraftan çıkardığı yasalar ve fiili anlamda geliştirdiği kapsamlı faşist baskılarla toplumu teslim alma hedefiyle yol almaktadır. AKP-Erdoğan’ın demokrasi anlayışı burjuva demokrasisi ile kılıflanan faşizm olduğu kadar, bu demokrasiyi de kendisine has gören tipik bir tek adam diktatörlüğü türündendir. Koyu bir diktatörlüğün tesis edildiği ve bunun giderek pekiştirildiği görülmekle birlikte, bu faşist diktatörlüğün keskin dişlerini gün be gün daha açık biçimde gösterdiğine tanık olmaktayız. Devletin ikiyüzlü siyasetçileri On yıllardır devrimci halk kitleleri ve komünistlerin, özelde de Dersim halkının dillendirdiği katliam gerçeği duymazdan gelindiği halde, “her nedense” bugün ansızın sağır kulaklar duyar oldu ve Dersim’de neler olduğunu öğrenmeye “merak” saldı. “Devlet arşivleri açılsın Türkiye’nin yakın tarihinde neler olduğunu öğrenelim” diyen ikiyüzlü siyasetçi, “aydın” vb. sormak gerekir ki, bunca yıldır Dersimliler kıyım ve kırımdan geçirildiklerini yana yana bağırırken neden duymadınız? Özellikle 93-94 yılları arasında; Bolu, Eskişehir, Erzurum, Patnos’tan “kibritçiler” olarak tabir edilen özel askeri güçler Dersim’e yığılıp bir kez daha Dersim, canlısıyla birlikte evleri yakılıp yıkılırken, harabeye çevrilip viran edilirken, insanı “kayıp” edilip katliamdan geçirilirken ve yeri-yurdu-köyünden sürülürken, yani Dersim bir kez daha 38 vahşetini yaşarken, şimdi Dersim’de neler olduğunu yeni duyma ikiyüzlülüğüyle öğrenmek isteyen sözüm ona siyasetçiler, liberal “aydınlar” ve özellikle de o AKP’liler ile hempaları bütün bu gerçekleri bilmiyorlar mıydı ve duymamışlar mıydı? Ne AKP, ne Tayyip ve ne de bu eksende liberalinden, siyasetçi, “aydın”, “demokrat” geçinen gerici zümre Dersim tiyatrosunda samimi değildir-olamazlar. Evet, onlar tam manasıyla bir tiyatro oynayıp halkın gözünü boyamaktadırlar. Dersim’deki demokratik örgütlenmeler ve faaliyetlere karşı girişilen faşist baskı ve tutuklama terörü bunun en açık kanıtı durumundadır. Belirtmeden geçemeyeceğiz ki, AKP’nin ikiyüzlülüğü tanık ve kanıt gerektirmeyecek kadar ayan iken CHP-Kemalistlerin de maskeledikleri gerçek yüzü saklanamaz biçimde teşhir ve deşifre oldu. AKP’nin uygulamalarına terör dememiz boşuna değil, bilakis somut bir gerçeğin tarifidir. Ulusal hareket gerillalarına ender rastlanır bir kapsamda kimyasal silah kullanılarak vahşi bir katliam gerçekleştirildi. Kürt siyasetçiler, belediye başkanları, vekiller ve neredeyse eli-ayağı sağlam her Kürt içeri atılıp susturulmaktadır. Sağlık alanında çıkarılan yasa ve yapılan düzenlemelerle sağlık emekçileri ağır yaşam şartlarına itilip mesleklerini yapamaz duruma getirilirken, sağlık hizmetleri de iktidarın bencil çıkar ve hesapları uğruna kuşa çevrilmektedir. Öğrenci gençliğin akademik-demokratik eksenli mücadelesine azgınca saldırılıp öğrenciler hapse tıkılmaktadır. Füze kalkanına karşı demokratik tepki gösterenleri aynı faşist saldırılarla bastırıyor. Demokrasi mücadelesi yürüten Demokratik Halklar Federasyonu üyeleri tutuklanıyor, daha önce tutuklanıp serbest bırakılan üyelerine ağır cezalarla davalar açılıyor. “İleri demokrasi” zırvasıyla ortaya çıkan AKP, bu söylem eşliğinde ülkeyi tam bir hapishaneye çevirdi. Öyle ki, bir tek muhalif sese dahi tahammül göstermemekte, hapishane, kovuşturma-soruşturma, gözaltına alma, dinleme ve tahkikata uğrama, para cezaları gibi aktüel uygulamalar “Demokles’in Kılıcı” gibi insanların başında sallanmaktadır. Unutulmamalıdır ki, tüm bu yaşananlar emperyalist tasfiyeci sürecin politikaları ve uygulamalarıdır. Bugün yürütülen siyaset “havuç-sopa” politikasında “havuç” göstermeye bile gerek duymayan açık bir şiddet siyasetidir. Öne çıkan ağırlıklı yan “sopa” siyasetidir ve bu onların sınıf niteliklerinin tabi sonucu ve faşist özlerinin gereğidir. Her sınıf kendi karekterini resmediyor Olağan şartlarda da faşist iktidarların bu ve bunun gibi, hatta daha ağır terör dalgaları estirmesi sınıf nitelikleri gereği olağan karşılanmalıdır. Terör, saldırı, baskı, tutuklama, katliam, faşist iktidarlara yabancı değil, bilakis onların spesifiğidir. AKP’nin demokrasi getirdiğine, Erdoğan’ın demokrat, ilerici olduğuna inananlar dışında ve elbette ki barış, çözüm, ileri demokrasi safsatalarıyla başı dönen yasalcı legalistler olunmadığı müddetçe, bu saldırıların hakim sınıfların sınıf karakteri ve siyasi nitelikleriyle özdeş olduğunu kavrayarak böyle kabul eder. Buna karşın, yani hakim sınıfların stratejik genel nitelikleri ve sınıfsal özlerini doğru okumakla birlikte, taktik siyasetlerini, somut saldırılarını, güncel politikalarını doğru okumak gerekir. Bu bağlamda aktüel olan tutuklama terörünün arka planında yatan gerçekleri veya buna yol açan sebep ve amaçları açığa çıkaran bir bilimsel öngörü şarttır. Ki, bu, hakim sınıfların sınıf özleri ve karakterlerini unutan ve liberal beklentilere giren sağ pasifist tasfiyeci yaklaşım değildir. Sözün özü, her sınıf kendi davranışını sergiliyor, kendi görevini ifa ediyor. Bunda şaşılacak bir şey yok. AKP’nin demokrasi dağıtacağı beklenemezdi-beklenemez de. Lakin faşist ve bütün gerici baskıların teşhir edilip mücadele ile göğüslenmesi gerekli ve meşrudur. Sıranın susanlara da geleceği gerçeği akıldan çıkarılmamalıdır. Faşist terörle geliştirilen tutuklamalar dalgası sarsılmak, kendine gelmek için yeterli göstergedir. Hakim sınıfların tutuklama terörü anlamsız olmayıp, ileriye dönük işaretler vermektedir. Devrimci halk kitlelerini hedefleyen çok daha ciddi terör dalgasından (ve belki de kanlı saldırılardan) önce diri demokratik muhalif kesim ve alternatif komünist veya devrimci kesimleri bastırmak, susturmak, tasarlanmış muhtemel saldırıya hazırlanan odak için gereklidir. Muhalif toplumsal dinamiklerin reaksiyonuna ya da komünist ve devrimci direnişin boy vermesine yol açacak önemli yasaların çıkarılması veya yine toplumu sarsacak ağır saldırıların gerçekleştirilmesinden önce komünist ve devrimciler başta olmak üzere tüm demokratik muhalif kesime yönelik tutuklama gibi baskıların yoğunlaşarak gerçekleştirildiğini hepimiz bilmekteyiz. Peki, neden bunu yaparlar? Çünkü iktidar sınıfları veya sahipleri çok iyi bilmektedirler ki, faşist yasaları veya azgın faşist terör dalgalarına, katliamlarına karşı direniş genellikle patlak vermiştir-verir. Bu direnişin de geçirecekleri yasaları kolayca, sükunet içinde ve rahatlıkla geçirmelerine, planlarını pürüzsüz-sorunsuz biçimde uygulamalarına, gerçekleştirecekleri saldırı veya katliamlarını kolayca gerçekleştirmelerine izin vermeyeceğini bilirler. Yani, plan ve projelerini gerçekleştirmek için istedikleri zeminin olmayacağını bilirler. İşte bu direniş ve muhalefet engelini kaldırmak ve dolayısıyla da faşist plan-proje, yasa ve bilumum saldırılarını gerçekleştirme başarısı için bu tutuklama terörü veya terör dalgasının alt dalgalarını estirirler. “Fırtına öncesi sessizlik” tasviri bu durumda “büyük saldırılar öncesi ‘küçük’ saldırılar” biçiminde yapılabilir. Amaç, ilerici dinamikleri susturmaktır Tutuklamaların yapıldığı dinamiklerde de bir isabet söz konusu. Yani hasbelkader bir saldırı-tutuklama furyası değil, sınıf ve halkın ya da demokratik mücadelenin diri dinamiklerine tutuklama terörü uygulanmaktadır. Tutuklama furyasının bu dinamiklerle kalmayıp daha geniş yelpazeye sıçraması, yani en geniş muhalif kesimlere yayılması isabet gerçeğini değiştirmez, tersine pekiştirir. Pekiştirir çünkü, hakim sınıflar hiçbir muhalif sese tahammül etmezler ve dahası en geniş demokratik kesimlere yayılmış bir tutuklama terörü veya saldırı furyası bu çeperlere kadar uzandığında mutlaka diri dinamikleri ilk hedefler olarak kapsayıp geçmiştir. Tutuklama saldırıları ulusal hareketin tasfiyesine paralel olarak devam eden kapsamlı planın parçası olarak ele alınmış olabilir ki tutuklama teröründe bu yan kesinlikle vardır. Ancak daha özel sebepler de vardır. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi nedenler ya da yakın sayılacak zaman diliminde gerçekleştirilecek olan yerel seçimler öncesi, bu seçimlere dönük hesaplarla gerçekleştirilmiş olabilir tutuklamalar. Seçimlere çok daha yakın zamanda tutuklamaların yapılması saldırının iç yüzünü tamamen gözler önüne serer. Dahası bu vakte kadar ertelenmiş tutuklama terörü geç kalmış olmakla birlikte gereksiz veya amaçlarına yeterli hizmet etmemekle işlevsiz olmuş olur; hatta teşhir olmalarına vesile olarak ters tepmiş olur. Elbette ki seçim hesabıyla yapılan tutuklamalar daha fazla ertelenemezdi. Zira geçen her zaman devrimci-demokratik çalışmalar güçlenmiş, iktidar sınıfları zayıflamış olur; burjuva siyasette başarılı olan AKP’nin elini çabuk tutması veya zamanlamasını böyle yapması boş değildir. Özcesi, dün, bugün ve yarın karşılaştığımız, izlediğimiz-izleyeceğimiz tüm saldırılar komprador sınıfların devlet ve yönetim biçimine denk düşen, mevcut gerici-faşist hakim sınıfların sınıf niteliklerinin olağan sonuçlarıdır veya sınıf karakterlerinin dışa vurumudur. Ama bunun da ötesinde güncel olarak seyreden gelişmelerden kimi çıkarsamalar yapmak mümkün olup, mevcut gelişmelerin özgünlüklerini okumak ve verdikleri ipuçlarından öngörülerde bulunmak için bu çıkarsamalar gereklidir de. Bu anlamda, eğer büyük ve ağır bir terör dalgası, aynı ciddiyette bir katliam-saldırı planı ya da yine aynı önemde bir yasanın çıkarılması söz konusu değilse tutuklama terörünün özel sebebi yerel seçimler hesabıdır.
Devrimci savaşı yükseltmek şarttır
Tutuklamaların son derece yaygınlaştığını ve pervasızlaştığını söylemek, yalnızca gerçeği ifade etmek olur. Diri demokratik kuvvetlere yönelik tutuklama terörü bu kesimleri baskısı altına alıp sindirme-susturma amaçlı olduğu gibi, açıktan gözdağı vermeyi de hedeflemektedir. Söz konusu faşist baskı politikalarıyla sadece belli bir kesime değil, tüm topluma gözdağı verilmek istenmektedir. Toplum susturulup sindirilmek ve itaatkarlar yığınına dönüştürülmek isteniyor. Baskılar artarak, ağırlaşarak ve daha da yaygınlaşarak devam edecektir. Daha büyük saldırıların gündeme gelebileceği hesaplanmak durumundadır. Bütün bunların anlamı bu faşist baskı ve teröre boyun eğerek sinmek değil, başkaldırarak meydanlara çıkmaktır. Her türlü demokratik tepkinin sergilenmesi gibi, daha ileri reaksiyonların gösterilmesi hem gerekli hem de şarttır. Militan devrimci eylemle mücadeleyi geliştirmek, son tahlilde devrimci savaşı yükseltmek şarttır. Tersi durumda, yani sinip susmayı tercih ettiğimizde hakim sınıfların yapmak istediğine yardım etmiş ve onların amaçlarının gerçekleşmesine hizmet eden birer aracı durumuna düşmüş oluruz. En önemlisi de bütün bu yaşananlardan doğru ders çıkarma yeteneği gösterebilmektir. Peki, yaşananlar neyi doğrulamakta, neyi öğretmektedir? Şunu: Burjuva demokrasisine hayranlığın ne kadar ahmakça ve boş olduğunu; yasalcı reformist akım ve legalist eğilimlerin ne kadar sığ ve kof olduğu; bu zemindeki örgütlenmelerin akıbetinin hakim sınıfların merhametine bağlı olmakla birlikte kaderinin hakim sınıflara bağlı olduğu, dolayısıyla bu zemin örgütlerinin stratejik değil, taktik değerde olduğu kesinlikle açığa çıkmaktadır. Yine, coğrafyamızda demokrasi mücadelesinin devrim mücadelesinden başka bir şey olmadığı bir kez daha kanıtlanmıştır. Bu tarihsel derslere doğru orantılı olarak; demokratik mücadele ve örgütleri ya da örgütlemelerini asla yadsımadan ve demokratik mücadele ile yasalcı-legalist anlayışları aynılaştırıp bu alan demokratik mücadele ve örgütlemelerini sağ anlayış olarak damgalamadan; bu alan çalışmalarını önem ve gerekliliklerine uygun tarzda bir ihtiyaç olarak ele alıp yürütmekle birlikte, esas örgüt-örgütlenme, mücadele ve çalışmalarımızı militan devrimci niteliğe uygun olarak tesis edip yürütmemizin gerçek değeri sosyal pratik tarafından yeniden ispat edilmiştir. Demokratik mücadele araçlarını, yöntemlerini ve tüm olanaklarını sonuna kadar kullanmakta tereddüt etmeyeceğiz. Ancak bu mücadele ve örgütlemeleri asla stratejik değerde ele almayacak ve amaçlaştırmayacağız. Bugünün tecrübesi, legalist yasalcı reformist hat ve tasfiyeci akımın bir kez daha iflas ettiğini ama devrimci çizgi, duruş ve tavır ile militan şekillenişin zorunluluğunu göstermektedir.
|