Perspektif - Diğer Yazılar

next
prev
Dersim Kıyımı Tartışmaları ve Çürük Yaklaşımlar

Evet, Dersim İsyanı, ayaklanması veya başkaldırısını savunamayanlar, Dersim kıyımını doğru açıklayıp algılayamaz, onun karşısında doğru tavır alamazlar! Çünkü Dersim temelde devlete ve devletin zulmüne karşı haklı olarak başkaldırmıştı

Tayip Erdoğan Kemalist “TC” devletinin gerçekleştirdiği Dersim katliamı ya da Dersim şahsında Kürt ulusal varlığına kasteden katliam suçu hakkında (kamuoyuna deşifre olmuş kadarını açıklama kaydıyla!) resmi ağızdan itiraflarda bulundu. Bir adım öteye geçerek devlet adına özür diledi. Bu taktikle puan topladığını kabul etmek gerek, fakat Tayip hakkında bunun ötesine geçen beğeni ve her türden ehven bakışa da net olarak karşı çıkmak gerekir.  Bu karşı çıkış, hem sınıf bakış açısı ve tavrının gereğidir, hem de burjuvazinin hileleri karşısında bilimsel gerçeğe sadakatin gereğidir.
Tayip siyaseten resmi devlet söyleminin dışına çıkıp devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ben dilerim diyerek Kemalist devlet anlayışına-özellikle CHP’ye ve bu toplamın statükoculuğuna(tabiî ki yeni statükolar oluşturma ereğiyle) çalım atınca; Sayın Oruçoğlu aykırı olma tutkusunun tezahürü değilse, sıkı ideolojik sınıf tutumunu takip etmenin yorgunluğunu yansıtan haliyle dayanamayıp alışılagelmişin dışına çıkarak bir aferin verdi Tayip’e. İnanıyoruz ki, ideolojik yaklaşmayan her yaşlı Dersim’li ve Dersim’li olmayan kesimler aynı “aferin”i yapıştırmıştır Tayip’e.
Heyecanını gizleyemeyen Sayın Cilasun’u ise bir telaş, bir panik sardı ki demeyin gitsin… “Yangını kaçırmamak” üzere hemen toparlandı klasikleşmiş yoluna koyuldu; her zamanki vaktı haliyle “Kaypakkaya camiasına” salvolara başladı. (Ay tutulmasından da aynı camiayı sorumlu tutacak kadar bu camiayla yaka-paça olan/olmayı son derece seven ve bu görevi neredeyse işinin aslına oturtan) Sayın Cilasun’a bu tatlı husumet nereden bulaştı, bu bitmeyen ateşli  nöbetlere ya da sendroma ne vesile oldu bilinmez(?!)
Devrimci aydın kulvarında depreşen heyecan, Tayip’in manipülasyon ve iki yüzlü siyasette başarılı olup puan topladığını doğruluyor. Halk kitlelerinde Tayyip şahsına belli bir hayranlığın gelişmesini bu durumda yadırgamamak lazım. MLM teoriyi “benimseyen” aydınların verdiği “aferinler” ya da Tayip’in “ayaklarımızın altındaki halıyı çekip aldığını” ileri sürmeler Tayip’in buradaki etkisine veya siyasetinin tesirine işaret eder. Ekleyelim ki, söz konusu aydınlarımızın bu görüşlerinde açık ya da gizli ve zımnen Tayip’in “hakkını teslim etme” fikri ve bir beğeni baş göstermektedir. Eleştirinin altında bile gizli bir beğeninin izleri belirmektedir. Bu kategoride bulunan aydınların tutumunda “sıtmaya razı olmuşluk” gerçeği ya da hakikatli bir sarsıntı var.
Peki, Tayip’in Dersim katliamı cakası ne anlama gelir?
Kimse kusura bakmasın sınıfsal-ideolojik bakacağız. Düz ve sınıflar üstü bakarsak Tayip iyi yapıyor, aferin deriz. Ama dedik ya bir sınıfın mensubuyuz ve Tayip de bir sınıfın mensubudur. Dolayısıyla meseleye böyle yaklaşacağız. Yani, Tayip doğru söylüyor ama neden-niçin ve ne kadar söylüyor ya da Tayip’in sınıf niteliği nedir, gerçek karşısında ne kadar dürüsttür, amacı nedir vb bu bizi ilgilendirmez diyemeyiz. Doğruya doğru demek ayrı şey ama diyene doğru demek ayrı şeydir.
Devlet adına özür dilemesi bir anlamda “gelişme”, bir yenilik olsun… Ancak bilinir ki, yeni denen veya yeni görünen her şey gerçekte yeni değildir. Gelişme her durumda veya her zaman ileri doğru değildir. Gelişmenin sınıfsal ve bilimsel niteliği, neye hizmet ettiği, gelişmeye kimin-hangi niteliğin önderlik edip damgasını vurduğu tayin edicidir.
Evet, Tayip’in bu özür dileme “gelişmesi” neye dönüktür? İşte “gelişmeye” değer veren bu soruya verilen yanıttaki içeriktir. Neden popülist şeyler, yeni şeyler söyleniyor, neden bazı “gelişmeler” yaşanıyor? Çok açık ki, bu “gelişmeler” emperyalist projenin gereğidir. Yani bu gelişmeler demokrasinin egemenliğini hedeflemiyor, demokrasinin kurulmasını amaçlamıyor, asla bu dinamikleri taşımıyor, dahası AKP veya Tayip’in ilericiliğini, dürüstlüğünü veya insancıllığını göstermiyor. O halde neye hizmetten “gelişme” dediğimiz bu özür dileniyor? Devletin yapılanması süreci, devletin kabuk ve statükolarını yenilemesini gerektirir, aynı argüman ve biçimle dünya gericiliğinin çıkarlarını temsil edemez, kitleleri ikna edip peşine sürükleyemez bu devlet… Dahası, Kemalist kliğin adamakıllı hırpalanması da gerekiyor bu yapılanma süreci açısından vb… Öte yandan Kürt ulusal sorununda adım atılması gerekir bu yapılanma veya tasfiye sürecinde. Dersim katliamı çok tartışılan ve alabildiğine deşifre olan bir kambur. Buradan kırmızı çizgilerin aşındırılmasına dönük alıştırmalar daha da ciddileştirilmiş-derinleştirilmiş olur ki, Kürt ulusal sorunu hakkında emperyalist patentli politikalarını uygulamaya daha yakınlaşılmış olur. Zemin pişirilmiş, tava getirilmiş olur yani. Seçimleri kazanmamış ve kazanma şansı olmayan, Dersim’de seçimlerin kazanılması da küçük ve önemsiz belki adı bile edilmez ama bir hesaptır genel politikanın yanında. Dersim’i kazanmak(!?…)
Ya da Kürt ulusal hareketinin veya Kürt ulusunun birliğinin bozulup baltalanması için Dersim katliamı gündeme getirildi, özür dilendi. Kürt ulusuna imha-inkar-tasfiye saldırısı yürütülürken, Kürt ulusunun bir parçası olan Dersim ondan ayrılarak farklı muameleye tabi tutuluyor. Dersim gündeme oturtuluyor, Kürt ulusal hareketi arka plana itiliyor. Dersim’in önü açılarak Kürt ulusal hareketine karşı da bir direnç haline getirilmek isteniyor. Ulusal hareketin tasfiye edilmesi, etkisizleştirilmesi, tecrit edilmesi ve Kürtlerin bir birine düşürülerek zayıflatılması için her şeyi denemektedir, denemekte sakınca görmemektedir Tayip. Dersim bilinçli olarak gündeme oturtulmaktadır. Salt gündem saptırma değil elbet ama zamanlaması isabetlidir. KCK operasyonları ve genel tasfiye planının yürütülmesindeki hedef gizlenmiş oluyor bir anlamda…
Dersim katliamı devrimci ve demokratik mücadeleye önemli oranda zemin oluyor. Dersim’e ait demokratik kurum ve örgütlenmeler bu sorunu sıcak tutarak gündeme getirmektedir. Dersim’in yaşadığı bu kıyım onun Komünist ve devrimci hareketle buluşmasına da yol açmaktadır. Bu eksende Dersim katliamıyla ilgili önemli çalışmalar, faaliyetler yürütülmekte, örgütlenmeler ve mücadeleler yürütülmekte ve tarihi gerçekler gün yüzüne çıkarılmaktadır. Giderek örtülemez bir realite haline gelen Dersim katliamından daha fazla kaçmanın ve bunu saklamanın mümkün olmadığı her geçen gün daha da güçleniyor.
Dersim’in muhalif yapısı veya sınıf mücadelesine zengin bir kitle temeli sunması, en önemlisi de Dersim’de sınıf orijinli gerilla savaşının devam ediyor olması, Tayip’in Dersim katliamı konusunda çıkış yapmasının en belirleyici sebebidir. Oradaki Halk Savaşının tasfiye edilmesi amacı Tayip’i Dersim katliamı konusunda çıkış yapmaya götüren en önemli noktadır! Dersim’de sınıf mücadelesi temelinde silahlı mücadele-gerilla savaşı sürmekte ve Dersim’de bu mücadele kök tutmuş durumdadır. Gerilla savaşının burada zemin bulmasının bir nedeni de Dersim’in devlet tarafından katliama uğrama gerçekliğidir. Tayip, bu sorunu da sahtekarca sahiplenerek sınıf hareketinin zeminini-kitle temelini kazanmaya çalışarak, oradaki gerilla savaşını tasfiye etmeyi hedeflemektedir.   
Daha fazlasına gerek yok ki, Tayip ne demokrat, ne de Dersim’in dostudur. Onun karşı-devrimci sınıf niteliği gereği Dersim katliamıyla yüzleşme cüreti de olamaz. Ama devrimci ve demokratik mücadele bir basınç yaratıyor ve Tayip’e düşen de artık bu kaçınılmazlıktan pay çıkarıp parsa toplamak olmuştur. Klikler arası çatışmada da, CHP, Kemalistler ve Kemalist devletçiler aleyhine ama kullanan AKP lehine iyi bir silahtır Dersim katliamı.
İyi anlamalı ve kavramalıyız ki, devlet aynı sınıf özü üzerinde organize ediliyor. Temel mesele bu! Dolayısıyla, yılanın deri değiştirmesini evrim geçirdiğine yorumlayamayız. Yapılandırılan veya güncellenen devlet, hakim sınıfların sözcülüğüyle ve eliyle gerçekleştirilmektedir. Yapılandırılma ileri temelde değil, emperyalist stratejiler bağlamında dünya gericiliğine uygun nitelikte gerçekleştirilmektedir. Bunda kabuğun değiştirilmesi kesinlikle söz konusudur; nitelik ya da özün değişimi değil. AB üyeliği, dünya gericiliğine güncel-dönemsel ihtiyaçlar bağlamında entegre olma, Müslüman ve özellikle de bölgede “model ülke” olma, göbek bağıyla bağlı olunan emperyalist haydudun vesayetini kullanıp bu uşaklığı layıkıyla tesis ve tedarik etme gibi konjönktürel yükümlülük ya da gerici iştahlar; elbette “statükonun yıkılması” adına kabuğun yenilenmesini gerektirmektedir. Salt söylemde kalan yeni söylem bu sürecin bir gereği olarak telafuz edilmek durumundadır ki, bunu iyi okumak ve iyi anlamak gerekir. Yoksa komprador sınıflara “aferin” çekmekten ya da bu beğeniyi hak eden çıkışlar yaptığına kanaat ederek “ayaklarımızın altından halıyı çekip aldığını” söylemekten kurtulamayız.
Sınıflara bölünmüş toplum ve dünyada, sınıflar üstü bir tasavvurda bulunmanın ya da sınıf tavrı-tutumu dışında her hangi bir argümandan söz etmenin mantıksız bir cehalet olduğu doğrudur. O halde, Tayip’e aferin çekerken, iyi şeyler yaptığına içten içe inanıp bu fırsatı da kaçırmadan “Kaypakkaya camiasını” eleştiri topuna tutarken, ne yaptığımızı, hangi sınıf ve niteliği taktir ettiğimizi bilmek durumundayız.
Halk kitlelerini katletmiyor da sömürü ve zulüm uygulamakla yetiniyor diye hakim sınıflara taktir çekemeyiz. Lütfedip vahşetlerini itiraf etmelerini, daha doğrusu itiraf etme zorunda kalmalarını onlar adına bir olumluluk olarak beyan edemez, bu yaptıklarından ötürü onları propaganda edemeyiz.
Kaypakkaya camiasının eleştirisine çıkma haksızlığı ise, ayrı bir saplantı. Dersim bölgeciliği “Kaypakkaya camiasında” bulunan kişiler bazında olabilir. Ama “camiamız” tamamen sınıf orijinlidir, bölgecilikle alakası yoktur. Bölgeci yakıştırmasını tez canlılıkla yapıştırmak hem yüzeysel kaba yaklaşıma işaret eder hem de kulaktan dolma genel geçer söylenceleri ciddi eleştiri düzeyine çıkarma hatasıdır. Haksızlıktır. Eleştirinin uluorta sarf edilen veya kulaktan dolma biçiminde yüzeysel söylentilerden esin aldığı, nesnel kanıta dayanmadığı aleni olduğu için daha fazla üzerinde durmaya gerek yok. “Kaypakkaya camiasının” program, karar ve sosyal pratiği herkese açıktır. Eğer ciddi eleştiri getirilecekse, buralardan kanıtlar sunarak eleştiri yürütülmelidir, keyfi saptamalarla değil.
Parantez açmak gerekir ki, Dersim duyarlılığı belli bir gerçeğe-nesnelliğe dayanır ki, bunu kavramak kuşkusuz ki önemlidir. Dersim katliamı meselesi devletin yumuşak karnıysa; Dersim, yapısı, tarihi, demokratik kültürü ve kimliği ve benzeri itibarıyla genel olarak devletle uyumsuz, muhalif bir özellik barındırıyorsa; Dersim; objektif ve sübjektif olarak devletle daha diri çelişkilere sahipse, çelişkiler burada keskinse, devrimci durum nispeten daha iyiyken; her şeyden önemlisi de Dersim sınıf mücadelesine genellikle yataklık yapıp kitlesel destek veriyorsa ve tüm bunlardan ötürü Dersim daha ileri özellikler barındırıp örgütlenmeye daha fazla müsait durumunda ise, neden Dersim bu özellikleriyle öne çıkarılmasın ki? Bu Dersim’cilik veya bölgecilik değil, devrime hizmet eden devrimci propaganda ve ajitasyondur. Komünistler devletin yumuşak karnını kullanarak Dersim katliamı gibi faşist devletin vahşi yüzü olan somut konuları, örgütlenme ve mücadelelerinde konu edinirler. Kaba toptancı yaklaşımlar bunu anlayamazlar. Her şeyi eleştirir, her şeyi kötülerler… Tayip’in manipülasyonundan (etkilenerek),  “Kaypakkaya camiasını” eleştirme vazifesi çıkarmak öfke birikimi değilse, açık bir saplantıdır.

Dersim isyanı haklı ve meşrudur

Ayaklarımızın altında halı değil, kanla yoğrulmuş sert topraklar ve dağlar vardır. Ki, bunu çekip alma gücü gerici sınıflara hiç mahsus olamaz.
Bölgeci ve Dersim’ci değil, Dersim katliamını Komünist mücadelemizin-sınıf mücadelesinin konusu yapmaktayız. Sayın Cilasun o kürsüdeki enerjisini hepten “camianın” eleştirisine ayırmakla ne kadar doğru yapıyor? Bu, eleştiri ve adı geçen camia algısından, kullandığı kürsüye duyduğu (ya da duymadığı) saygısından ve öyle bir kürsüde kendi vazifesinin ne olduğu, bulunduğu mukavelede nereye-hangi düşmanlara vb odaklanması gerektiği, en çok hangi sınıfsal kesimleri eleştirmesi gerektiği veya kime karşı yazması gerektiği, sürgit bitmeyen eleştirinin tatsızlaştığı halde betimsiz bir inatla devam etmenin, eleştiri yürütmekten başka yapılacak görev ve yükümlülüklerin olduğu, bunlardan hangisine esasta ağırlık vermesi gerektiği vb konularındaki düşünce kalitesine bağlıdır.
Dersim ayaklanması meşrudur
Dersim katliamı tartışmalarında en popüler olanı da Dersim’de isyanın olmadığıdır. Ki bu savın çıkış noktası, devletin gerçekleştirdiği kıyımı, “isyan oldu bastırdık” yalanının boşa çıkarılmasıdır. Aynı zamanda, Dersim katliamını bir Kürt kıyımının olmayıp Alevi Kızılbaş kıyımı olduğunu ısrarla ileri süren, tartışanlar var.
Dersim Alevi Kızılbaş olsun iyi de, buranın etnik köken ve kimliği yok mudur? Bu ulusal kimliği Kürt değil midir? Mezhep olarak Alevi Kızılbaş olduğu halde, etnisitesi bakımından da Kürt’tür. Dolayısıyla Dersim’de Alevi Kızılbaşların yaşadığı Kürt kıyımının, ulusa yönelik bir kıyım olduğu doğru değil midir? Kürt kıyımıdır ve aynı zamanda Alevi kıyımıdır. Bunlar esasta bir biriyle çatışmaz, karşı karşıya konmaz. Koyanlar Dersim’in Kürt olmadığını iddia edenlerdir ki bu yanılgıdır. Dahası, Seyit Rıza’nın kendi ifadeleri de Kürtler olarak kendilerini idare etmek istemeleri doğrultusundadır. Devlet tarafından Dersim’e muhtariyet hakkı tanımaya dönük verilen sözler de bu realiteden ötürü verilmiştir.
Dersim’de devletin kıyımını kılıflamak için kullandığı tarzda bir isyan söz konusu değildir. Ancak Dersim’in devlete asker vermeme, vergi vermeme ve kendisini yönetme konusunda net bir tutum ve pratiğinin olduğu açıktır.  Dersim aşiretlerinin ve Seyit Rıza’nın devlet ile görüşmelerinde ileri sürdüğü taleplere vb bakıldığında, bura Kürtlerinin kendilerini idare etme hakkı ileri sürdükleri ve Kürt kimliğiyle alakalı istemler ileri sürdükleri bilinmektedir. Aynı zamanda Dersim isyanı-direnişinin bir Kürt ulusal ayaklanması olduğu inkar edilemez. Elbette, bu isyan ve ayaklanma “TC” devletinin-Kemalist devletin baskı, sömürü ve zulmüne, vahşetine karşı gerçekleşmiş ya da patlak vermiştir. Kaldı ki, halkların veya ezilen bağımlı ulusların vb isyan ve ayaklanma hakkı meşrudur. Bunu savunamayanlar, Dersim kıyımı karşısında gerçek manada doğru tavır alamaz. Dersim kıyımını teşhir etmek ve ona karşı tavır almakta; Dersim-Kürt ayaklanmasının içini boşaltarak sıradanlaştıran veya Dersim’in haklı ayaklanmasını savunamayan teoriler kalite bakımından zayıf, sağlam devrimci ideolojiden yoksundurlar.
Dersim İsyanı, ayaklanması veya başkaldırısını savunamayanlar, Dersim kıyımını doğru açıklayıp algılayamaz, onun karşısında doğru tavır alamazlar! Çünkü Dersim temelde devlete ve devletin zulmüne karşı haklı olarak başkaldırmıştı. Devletin kıyımına tavır almak için Dersim’in baskı ve zulme isyan etme hakkını veya ileri-devrimci tavrını karartmaya hiç gerek yoktur. Liberal politikalarla devrimci gerçekler savunulamaz. Dersim ‘’TC’’nin baskı ve zulmüne haklı olarak isyan etmiştir. Bu isyan haklı ve meşrudur.

 
Share