|
Örgütsel mekanizmada ortaya çıkan sekter, liberal, oportünist vb tüm anlayışlar ve pratik karışılıkları yok edilerek, demirden disiplin etrafında birbirine kenetlenmiş, farklı fikirlerin örgütsel bünye içinde özgürce ifade edildiği fakat bu farklılıkların görev ve sorumlulukları yapmanın önüne geçmediği, demokratik merkeziyetçiliğin işler olduğu bir örgüt başarının temel halkalarındandır
“Umutsuzluk, kararsızlık ve karamsarlık bugün düşmandan daha düşmandır bize.” İçerisinden geçtiğimiz süreci belki de en iyi özetleyen cümledir komünist önder Cüneyt Kahraman tarafından 15 yıl önce söylenenler. Düşman saldırıyor; teslimiyeti, ihaneti dayatıyor. Devrimci iktidar mücadelesi yerine reformlarla sınırlı kadük bir ‘devrimcilik’ modeline zorlayıp, sistem içi devrimciliği öne çıkartıyor. Saldırıların boyutu oldukça derin. İdeolojik, siyasi ve örgütsel tasfiye devrimci hareketin bünyesine işlemiş durumda. İktidar bilinci ve bu bilince tekabül eden politik atılımlar, stratejik konumlanma ve devrimci irade-cüret her geçen günle beraber ötelenmekte. Reform eksenli taleplerin devrim iddiası olarak pazarlandığı, sistem karşıtlığının basın açıklamalarına hapsedildiği bir tablodur seyrettiğimiz mücadele adına... Bu kadar güdükleşen devrimciliğin hedefleri iktidarı devirmeye değil onu kutsamanın alan ve araçlarına hapsolmaya mahkumdur. Bulunduğu durumu yücelten ancak gerçekliğini görmeyen bu yaklaşım her geçen gün daha fazla büyümekte ve bünyeye hakim hale gelmektedir. İdeolojik dokunun kendini kemiren bu burjuva siyaset ve devleti kutsama hedefine yatkın seyretmesi devrimcilikte ısrar iddiasının lafzını taşımanın ötesinde pratik bir karşılığı kalmamaktadır. Mağduriyet üzerinden dönen siyaset üretme çabası çoğu zaman karşılıksız kalmakta ve bunda bile bir başarı sağlanamamaktadır. Emperyalist-kapitalist dünya sistemi ezilen dünya halklarına tek seçenek olarak kapitalizm ve çeşitli varyasyonlarını sunmaktadır. ‘Tarihin sonu, medeniyetler çatışması, sınıf savaşımlarının bittiği’ yönlü propaganda ve bu propagandaya temel teşkil eden bu yozlaşmış-çürümüş sistem dünya halkalarına umut olmayı bir kenara bırakalım, insanlığın yaşadığı ölümler, haksız savaşlar, katliamlar, açlık ve yoksulluğun yegane sebebidir. Sorunun özünü doğru-bilimsel temelde tahlil edemeyenlerin, aynı fasit daire etrafında dönüp durmaları olağandır. Günümüz koşullarında dünya üzerinde ortaya çıkan her olay emperyalizmle bağlantı içindedir. Ya bu sistemin yarattığı vahşete karşı mücadele ya da bu sistemin kendi barbar politika ve saldırıları mevcuttur. Emperyalist-kapitalist devletler arasında ciddi çelişkiler olsa da sistemlerinin bekası için dünya halklarına karşı saldırılarda ortaktırlar. Bu gerçeklik kavranmadan meselelere lokal yaklaşım sorunu aşma değil, sorunun içinde boğulma eğilimidir. Kapitalizmin tek seçenek olarak dünya halklarına sunulduğu gerçekliği, hem kendiliğinden gelişen kitle hareketlenmeleri ve hem de devrimci-komünist önderlikler altında gelişen iktidar mücadeleleriyle çürütülmüş olsa da algıdaki genel hakimiyet umutsuzluk ve karamsarlıktır. Sosyalizmin 20. yüzyılda yaşadığı sorunlar ve fiili olarak sosyalist ülkelerde kapitalizmin restorasyonu milyonlara umut taşıyan bu sisteme (sosyalizm) bir güvensizlik haline dönüşmüştür. Oysa bütün ideolojik tartışmaları öteleyerek dahi tarif etsek, sosyalizmin sınırlı da olsa süren fiili iktidarlarıyla, bu iktidarların yıkıldığı süreç ve kapitalizmin yüzyılları bulan tarihini kıyasladığımız vakit, insanlık için neyin iyi neyin kötü olduğunu daha net görmüş olacağız. Küresel olarak ortaya çıkan bu durum ülkemiz içinde aynen geçerlidir. Türkiye-Kuzey Kürdistan halkı 1960-70’li yıllarda kitlesel bir şekilde sosyalizme yönelmiş ve fakat hem devrimci-komünist hareketin yeni oluşu ve eksiklikleriyle kısa sürede yenilgiye uğraması, hem de reformist örgütlenmelerin yarattığı fiili durum faşizmin baskı ve katliamlarıyla sindirilmiştir. Dünya ve ülke koşullarında gelişen bu durumun sancıları varlığını hala hissettirmektedir. Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci hareketi özellikle 2000’li yıllarla beraber ciddi bir marjinalleşme ve tasfiye sürecine girmiştir. 19 Aralık hapishaneler stratejik saldırısı sonrası ciddi bir gerileme yaşayan devrimci hareket, AKP iktidarı döneminde yaratılan ‘demokrasi-özgürlük’ manipülasyonundan da payına düşeni almıştır. Devrimci iktidar mücadelesi verme iddiası yerini parlamenter-legal mücadeleye bırakmış, kavga kaçkınlığının teorileri gırla ortalığa dökülmüş, devrim iddiası yerini sistem içi iyileştirmelerle ‘sistemin demokratikleştirilmesine’ bırakmıştır. Kuşkusuz ki bu yaşananlar Maoist Partiyi de belli düzlemde etkilemiştir. Özellikle Maoist Partinin yaşadığı 17’ler kaybı sonrası bu bataklığa çekilmesi girişimleri bu durumdan muaf değildir. İdeolojik yön, Halk Savaşı’ndaki ısrar ve 1. Kongre çizgisinin rehberliğinde Maoist Parti gelişmeye, devrimci mücadeleyi ilerletmeye ve iktidar perspektifli yürüyüşünü kesintisiz olarak sürdürmeye muktedir olduğunu böylesi bir atmosferde yaptığı ikinci kongresiyle bir kez daha göstermiştir. Yaşanan belirli sorunlar aşıldığı oranda ilerleme hızı da artacak ve karamsar ruh halinin semalarda dolaştığı şu günlerde halkımıza umut olunacaktır. İdeoloji tayin edicidir MLM bilimine karşı hem burjuvazi tarafından hem de küçük burjuva-devrimci, reformist-revizyonist güçler tarafından ardı arkası kesilmeyen saldırılar yapılıyor fakat komünistler bu saldırılara gereken önemi vermeyip, bu saldırıları püskürtüp, MLM’yi hakim kılacak hamleler yapmakta atıl kalmaktadırlar. İdeolojinin önemine, hayatiyetine dair vurgular sıkça yapılsa da bunun teorik ve pratik karşılığı gereğince yerine getirilmemektedir. Burjuva-liberal basın öncülüğünde sistematik bir şekilde MLM’ye yönelen saldırılar çoğunlukla karşılıksız bırakılmakta, bu yayınları okuyan on binlerin kafasında MLM tohumlar değil, burjuva-feodal tohumlar zemin bulup, filizlenmektedir. En küçük bir saldırı dahi önemle ele alınıp karşılanmalı ve çürütülerek varlık zemini kurutulmalıdır. Burjuvazinin, yaşadığı kriz sonrası yeniden Marksizm’e yönelerek ondan öğrenip, kendi çıkarı ekseninde kullanmaya çalışması ve MLM’ye yönelik saldırılarını yoğunlaştırması iyi okunmalıdır. Marksist klasiklere ve Marksizm’e yönelik ilginin tekrardan canlandığı böylesi koşullarda bahsettiğimiz ideolojik mücadele daha da fazla önem kazanmaktadır. Fakat ideolojiye gereken önem atfedilmiyor tespitinin tersi akım olarak, teoriye kilitlenip pratiği görmeyen, pratiği küçümseyip öteleyen bir anlayış oluşmamalıdır. Bütünlüğü içinde ele alınmadıktan sonra teorinin de pratiğin de ayakları havada kalacaktır. Dogma olarak değil, eylem kılavuzu mertebesinde ele alınması gereken ideoloji ve MLM bilimi hem dünüyle-klasiklerle- hem de güncel boyutuyla ele alınıp işlenmeli ve somut şartlara uyarlanmalıdır. Birikim, Alt-Üst, Teori, Teori ve Politika ekseninde cereyan eden ‘Marksizme ilişkin tartışmalara’ uzak kalınmamalı, bilakis komünistler cephesinden duruma müdahale edilip sözde ‘Marksizmi geliştirme’ maskeli saldırılara cevap olunmalıdır. Lenin’in, Kaypakkaya’nın bu tür küçük burjuva düşüncelerle giriştikleri mücadele rehberimiz olmalıdır. Öğrenmeliyiz. Faşizmin devrimcilere karşı kesintisiz bir şekilde sürdürdüğü saldırılardan biri de siyasi arenada cereyan etmektedir. İktidar perspektifli, sistem dışı, illegal örgütlenmelerin yaşam alanları yok edilmeye, başarılamıyorsa daraltılmaya çalışılarak, marjinalize edilmekte, sistemin kendi çizdiği sınırlar içinde her türlü ‘muhalefete’ izin verilerek ‘modern devrimcilik’ telkin edilmektedir. Reform eksenli mücadele küçümsenmemelidir. Fakat devrim iddiası taşımayan her türlü reform hareketi de dönüp dolaşıp burjuvaziyi güçlendirmektedir. Sistemin zor aygıtına yönelik, aynı şekilde karşı konmalı, zor mücadelenin merkezine oturtularak, illegal mücadele her yönlü geliştirilmelidir. Ülkemizin somut koşullarında burjuva-feodal devlet aygıtının parçalanıp yerine yeni tipte demokratik bir devletin inşası ve buradan proletarya diktatörlüğünün tesisi paralelinde sosyalizme, oradan da komünizme yürümek esas ve rotasından şaşılmaması gereken güzergahtır. Bu minvalde hareket etmeyen her adım bataklığa saplanmak durumundadır. Fakat esas itibarıyla ülkemiz devrimci hareketini dar bir faaliyet algısı ve pratiği esir almış durumda. Günü kurtarmanın derdiyle memur zihniyetli faaliyet, dar sınırlara hapsolmuş, kitlelerden kopuk, aynı çember etrafından dönüp duran ve ilerleme yerine sürekli gerileyen bir durumdadır. Oysa ulusal ve uluslararası arenada devrimci gelişim için muazzam imkanlar ve şartlar mevcuttur. Küresel ekonomik kriz ve etkileriyle Ortadoğu ve Afrika’da ortaya çıkan hareketlenmeler kitlelerin bilincini ilerletmekte ve önderlik boyutuyla ne kadar eleştirilse de kitlelere öğretmektedir. Deniz olarak atfedilen kitlelerle bağlarımızın oranı, aynı zamanda yaşam şansımızın da yüzdesidir. Kitlelerden koptuğumuz, uzaklaştığımız yerde sudan çıkmış balık misali nefesimizi hızla tüketmeye ve kendimizi cansız bir varlık olarak tarihin karanlık dehlizlerinde bulmaya mahkûmuzdur. Öğrenci olmadan öğrenmeye kalkışmak ve tam da sistemin istediği dar sınırlara hapsolmuş, kitlelerden kopuk dernek faaliyetçiliğine kilitlenmek, başarısızlığın koynumuzda taşıdığımız anahtarıdır.
Kolektif irade öne çıkmalıdır
Örgütlü bir gücün karşısında devrimcilik iddiasında olanların en büyük silahı yine örgüttür. Örgütsüzlüğün, bireysel-bencil yaşam perspektifinin beyin damarlarına şırınga edilmeye çalışıldığı, en ufak bir örgütlü karşı koyuşun bertaraf edilerek imhasına yönelindiği bir tabloda tüm bu saldırılara karşı örgüt ve örgütçülüğü ön plana çıkartmak, görev ve sorumluluklara dört elle sarılarak, planlı-programlı, disiplin ve denetimin esnetilmeden uygulandığı bir devrimciliktir yarına taşıyacak olan. Örgütsel mekanizmada ortaya çıkan sekter, liberal, oportünist vb tüm anlayışlar ve pratik karşılıkları yok edilerek demirden disiplin etrafında birbirine kenetlenmiş, farklı fikirlerin örgütsel bünye içinde özgürce ifade edildiği fakat bu farklılıkların görev ve sorumlulukları yapmanın önüne geçmediği bir örgüt, başarının temel halkalarındandır. Aşırı demokrasicilik anlayışı mevcut ülke gerçekliği de göz önünde tutulduğunda örgütü güçlendiren değil zayıflatan bir yerde durmaktadır. Sorunlara yaklaşımda bilimsel-diyalektik, devrimci yöntem yegane rehberimizdir. “Birliğinden ve demir disiplininden güç alan bir Parti olmaksızın, proletarya diktatörlüğünü kurmak ve devam ettirmek imkânsızdır. Ama irade birliği olmadan, bütün Parti üyelerinin tam ve koşulsuz eylem birliği olmadan, Parti'de demir disiplin düşünülemez. Kuşkusuz ki bu, Parti'de fikir mücadelesine yer olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, demir disiplin, eleştiriye ve fikir mücadelesine engel olmak şöyle dursun, Parti'nin bağrında eleştiriyi ve fikir mücadelesini ön şart koşar. Üstelik bu, disiplinin "kör" disiplin olması demek hiç değildir. Tam tersine, demir disiplin, bilinçliliği ve itaat özgürlüğünü dıştalamaz, bilakis bunları ön şart olarak öngörür; çünkü ancak bilinçli bir disiplin, gerçekten demir disiplin olabilir. Ama fikir mücadelesi bitince, eleştiri tükenip karara varılınca, bütün Parti üyelerinin irade birliği ve eylem birliği şarttır. Bu öyle bir zorunlu şarttır ki, onsuz ne birleşmiş Parti, ne de Parti'de demir disiplin düşünülebilir.” (Stalin, Leninizmin Temelleri Üzerine Sf. 115) Umutsuz ruh hali, karamsar şekilleniş ve kararsızlık bünyelere işleyen bir ur olarak vücuda yayılma riskini taşımaktadır. Bu ur büyüyüp, tüm vücudu etkisi altında almadan müdahale etmek ve kökünden kurutarak vücudu bu dertten kurtarmak anın en önemli görevlerindendir. Devrimci mücadele de kolay bir an ve zamanlama olmamıştır, olmayacaktır da. En zor koşullarda kolektif akıl ve iradeyle sorunlara müdahale edilip, örgüt ayakta tutulmalı ve iktidar yürüyüşünde emin ve sağlam adımlarla yoluna devam edebilecek bir güce kavuşturulmalıdır. Görev ve sorumluluklara itinalı yaklaşım, küçükten büyüğe her görev ve sorumluluğa aynı ciddiyetle yaklaşıp çözmeye çabalamak, her anını devrim davasına fayda ekseninde değerlendirmek ve sürekli bir şekilde kendine ve örgüte yönelik özeleştirel yaklaşıp hatalardan arınmak, doğruları geliştirip hakim kılmak temel perspektifimiz olmalıdır. Oldukça zorlu bir süreçten geçiyoruz. Sürecin ihtiyaçlarına göre şekillenip devrimcilik iddiamızı ete kemiğe büründürmeliyiz. Yarına erteleyen değil bugünden başlayan çabadır fayda sağlayacak olan. Ya kavganın alazında sınanıp ateşi körükleyeceğiz ya da bu ateş bizleri de yakıp küle çevirecektir. İleri atılımlar için dağda, şehirde, fabrikada, tarlada, üniversitelerde… devrimci cüreti kuşanıp, yarının adı olan altınçağa yürüyelim.
|