Perspektif - Diğer Yazılar

next
prev
Sorunları Alt Etmenin Yolu Devrimde Isrardan Geçer

Sorunların temelinde ideolojik problemin olduğunu tespit etmek, onları kabullenip geçmek ve bu yolla meşrulaştırmak anlamına gelmez. Bilakis, ideolojik-siyasi eğitim sorununu önemsememizin gerekliliği açığa çıkar. Dahası, sorun ve olumsuzluklara karşı pratik eğitim aracı olan disiplin ve ilkeleri ikna-eğitim ve kazanma temelinde benimsemeli, uygulamalıyız. Soyutlamalardan somut sorunların irdelenmesine ışık tutmak ve teoriyle tecrübeyi, genel ile özeli birleştirmek gereklidir. Ancak bu somutlama, somut eleştiri olarak algılanmamalı, anlayış bazında ele alınmalıdır

Dışımızdaki yaşamı bir kenara bırakırsak; küçük ya da büyük olsun içimizde yaşanan her sorun, her anlaşmazlık, her farklı ideolojik-kültürel yansıma, yaklaşım ve anlayışta gündeme gelen her nüans ve her tartışma konusu, kesinlikle bir çelişkiyi ifade eder. Çelişkisiz bir yaşam, bir varlık, bir süreç düşünülemeyeceği gibi, en nitelikli irade-eylem birliği veya örgütsel birlik şartlarında da bu çelişki mevcuttur. Nesneldir, kaçınılmazdır. Niteliği ve derecesi farklılıklar gösterse de çelişki her yerde ve her şeyde sürekli olarak vardır. Çelişki bitimsiz bir süreçtir. Ancak, yer değiştirir, biçim değiştirir, nitelik değiştirir ama asla yok olmaz. Çelişkinin evrenselliği olarak tarif ve tanım edilen şey budur. Düzey ve niteliği değişik de olsa, çelişki var olma anlamında veya varlık sebebi olma anlamında her süreçte egemendir. Çelişkinin gelişme ve ilerleme dinamiği olduğu da doğrudur.
Çelişkiden ve dolayısıyla sorunlardan tamamen kaçınmak mümkün değildir. Ama sorunları aza indirmek, çelişkileri çözerek ilerlemek tamamen mümkündür. Tüm mesele çelişkilerin varlığını doğru kavramak, çelişkilere bilimsel zeminde yaklaşım ve doğru çözüm metotları uygulamaktır. Doğru tahlil ve doğru-bilimsel yöntemle çözülemeyecek bir çelişki ve aşılamayacak bir sorun yoktur. Bu teorik bir doğru olduğu kadar, pratik bir gerçektir de. Çelişki veya sorunlar ne kadar karmaşık ve ağır olursa olsun mutlaka çözüm yöntemleri vardır. Çözümünü içinde barındırmayan bir tek sorun-bir tek çelişki yoktur. Hangi gerekçeyle olursa olsun, bunun tersini savunmak idealizmdir. İdeal olanı yakalama azmi bilimsel zeminde devrimci çaba iken, mükemmeliyetçi ve mutlakçı yaklaşımlar ise hatalı ve yanlıştır. Buna karşın bazı özgün durumlarda veya mücadele koşullarında sorunları rutin yaklaşımla ele alma şartları değişir. Yani, demokrasinin çerçevesi ve ele alınışı belirli özel-özgün koşullarda belli sınırlara çekilmek, somut şartlara uygun biçimde düzenlenmek durumundadır. Disiplin şartları da aynı biçimde daha sıkı tutularak, ihtiyaca bağlı bir disiplin uygulanır. Bu, keyfi bir tutum değil, koşulların dayattığı zorunluluktan doğan gerekliliktir. Bu zorunluluk doğrudan sınıf mücadelesinin ihtiyaçları tarafından saptanır.
Kırılmaların ana zemini ideolojik
Kavrayışsızlık ve siyasal gerilikler üzerinde vücut bulan bilimsel inanç zayıflığı, davaya bağlılıkta zayıflık, bunun koşulladığı bencillik, kişisel kaygı ve korkular, burjuva yaşam özlemleri, mücadeleden geri çekilme, zorlukları göğüsleyememe veya bunlar karşısında bocalama gibi sayabileceğimiz bir dizi kusur, ideolojik-siyasi gerilikten beslenir. Zorlu olan şartlarda sorunların daha fazla yaşanması genel kural olarak mantığa uygundur. Yenilgi şartlarında sağ eğilim ve ruh halinin peydahlanması gibi… Burada başka sebepler gibi yansıyan veya başka sebeplerle de birleşen sorunların ana sebebi, son tahlilde gelip ideolojik meseleye dayanır.
Ne var ki, ideolojik sağlamlık her bireyde eşit olmaz. Bu diyalektiğe uygun ve son derece anlaşılır bir durumdur. Sınıflı toplum realitesi ile tüm gerçeğin yankısıdır. Dolayısıyla bazı yoldaşların zayıflık göstermesi, zorluklara göğüs germekte sorun yaşaması gibi eksikliklere ve hatta gerilemelere düşmesi anlaşılır bir şeydir. Fakat bu, gerileyen veya olumsuzluklara düşen yoldaşların hatasız olduğu veya iyi-doğru yaptıkları anlamına gelmez. Tutum ve durumlarının olumsuz, hatalı ve geri olduğu açıktır. Bu yoldaşların realitesini anlamak farklı ama bu tavırlarını olumsuz görmek daha farklı şeydir. Negatif gerçeği görmek doğru, kabul etmek ise yanlıştır. Dürüst olmak hatalı olmanın önünde engel değildir örneğin. Dürüstlük iyi ama buna karşın hata yapmak kötüdür. Dürüstlüğü olumlayarak sahiplenmek ama hatayı olumsuzlayarak eleştirmek zaruridir.
Sorun veya olumsuzluklara karşı doğru yaklaşımı bu iki yönlü bakış açısıyla ele almak durumundayız. Aksi halde sorun veya çelişkiyi objektif olarak kavrayamaz, doğru yaklaşım ortaya koyarak çözemeyiz.
Materyalist diyalektik yöntem
Sorunların temelinde ideolojik problemin olduğunu tespit etmek, onları kabullenip geçmek ve bu yolla meşrulaştırmak anlamına gelmez. Bilakis, ideolojik-siyasi eğitim sorununu önemsememizin gerekliliği açığa çıkar. Dahası, sorun ve olumsuzluklara karşı pratik eğitme aracı olan disiplin ve ilkeleri ikna-eğitim ve kazanma temelinde benimsemeli, uygulamalıyız. Soyutlamalardan somut sorunların irdelenmesine ışık tutmak ve teoriyle tecrübeyi, genel ile özeli birleştirmek gereklidir. Ancak bu somutlama, somut eleştiri olarak algılanmamalı, anlayış bazında ele alınmalıdır. Tekrar edelim ki, sorunlar farklı bölgelerde de gündeme gelse, başka başka konularda zuhur etse de, bu çelişki ve sorunların niteliği ve ciddiyeti değişiklikler gösterse de, hepsi son tahlilde çelişkilerin çözüm metoduna dayanır, diyalektik ve tarihsel materyalizm bilimiyle açıklanır. Güçlü ile zayıf arasındaki sorun-çelişki de, yöneten ile yönetilen arasındaki sorun-çelişki de, bireyler arasındaki çelişki de, objektif olan ile sübjektif olan arasındaki sorun-çelişki de, doğa ile insan arasındaki sorun-çelişki de, geri olan ile ileri olan arasındaki sorun-çelişki de, küçük ve büyük/ağır hafif/karmaşık sade her nitelikteki çelişki-sorun, çelişki yasasına uygun olarak ve materyalist diyalektik yöntemle çözülürler. Tek mesele, çelişkilerin çözümü için gerekli çaba ve bu çabanın alacağı zamanın ve verilen emeğin yoğunluğu-miktarı-süreci değişkenlik gösterir. Yani, kimi çelişki ve sorunlar daha rahat ve erken çözülebilirken, bir kısmı ise niteliklerine bağlı olarak daha zor ve uzun süre içinde çözülebilirler. Ancak unutmamak gerekir ki, çelişkilerin çözülmesi bütünlüklü şartlar dışında tasavvur edilemez. Çelişkilerin etkin olarak çözülmesi için, nesnel zeminin uygunluğu ile birlikte, çözüm dinamiklerinin de gerekli güç ve olanaklara sahip olması gerekmektedir. Doğru yaklaşım ve doğru bir çizgi her şeyden önce şarttır. Çelişki-sorun taraflarının da çelişkinin çözülmesine uygun pozisyonlar göstermesi önemli gereksinimlerden biridir. Sorunların çözümü anlamında tartışırsak; eğer çelişki çözülmeye uygun bir olgunluğa ulaşmamış veya çelişmenin tarafları bu çözüme elverişli şartlar ve olumlu eğilim taşımıyorsa, çelişkinin tek yanlı çözülmesi nispeten zordur. Çelişki ve sorunların aşılmasında bu şartları inkar etmek olmaz. Ne var ki, en genel ifadeyle, çelişkilerin çözülebilir olduğunu kabul etmek en temel gerekliliktir. Elbette her sorun hemen çözülmez-çözülemez. Ancak bazı çelişki ve sorunlar var ki,(ki, bunlardan iç sorun ve çelişkileri kast ediyoruz), bunların çözülmesi doğru yol-yöntemin benimsenmesi ve gerekli iradeyle birlikte sorunların doğru ele alınması konusuna bağlıdır. Bilindiği gibi, küçük veya çözülebilir sorunlar bile, doğru yöntemlerle ele alınmadığında antagonist niteliklere bürünebilirler. O halde, doğru yaklaşım ve doğru tahlille doğru çözüm metotlarının uygulanması her şeyden önce gerekli olandır.
Çelişkilerin çözüm yöntemleri, nitelikleri, ele alınış biçimleri vb Mao’nun geniş analitiklerinde en somut ve en geniş biçimiyle ortaya konmuştur. Bunlara en derinlikli hakim olan güçler Maoizmi kılavuz edinen Maoist güçlerdir. Fakat ilginçtir ki, çelişkilerin belli bir niteliği olarak ortaya çıkan bulan iç sorunların çözümünde, her zaman olmasa da maalesef çoğu zaman gerekli başarı sergilenememektedir. En azından belli dönemlerde yoğunlaşan sorunlar şahsında bunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Sorunların çözümünde başarısızlığı koşullayan zeminin bir parçası da sorunların örgüt bilinci ve işleyişi içinde uygun mekanizmalarla ele alınmayıp, dedikodular veya yatay ilişkiler biçimi üzerinden çözülmeye çalışılmasıdır. Bu yöntem sorunları çözme yerine, onları çözümsüzlüğe iterek yeni sorunlara zemin yaratmaktadır.
İrade ve eylem birliği sulandırılamaz
Örgüt ve örgüt kültürüne, bilincine, işleyişine vb dair yaşanan her yabancılaşma, her bozulma, her gerilik-kavrayışsızlık, son tahlilde bir nitelik ve şekilleniş sorunu olarak karşımıza çıkar ki, bu çarpık şekilleniş Halk Savaşı’na uygun olmayan şekillenişin en geniş tabanını yaratır-besler. Dolayısıyla her aşamasında örgüt bilinci, kültürü, işleyişi ve disiplinini sıkı tutarak doğru tesis etmek zorunluluktur. Ciddi sorunların bir bütünlükten beslendiği ve çoğu kez tek tek hataların çok ciddi olmadıkça büyük tahribatlara yol açmadığı açıktır. Gerçek tahribat bazen ayrıntı ve esaslarda biriken ama çoğu kez görünmeyen veya önemsenmeyen sorunların toplamından doğar. O halde sorunların iç içeliğini kavrayarak bütünlüklü yaklaşmak ama bu bütünlüğün tek tek sorunlardan teşkil olduğunu unutmamak gerekir.
Laubali lümpen kültür, gevşek ve ciddiyetsiz yaşam tarzı, büyük düşünme adına gerçek sorunları küçümseme hastalığı, değerlerde aşınma ve yabancılaşmanın genişlik adına kabulü, disiplin ve keskin tutumun horlanarak aşırı demokrasi eğiliminin egemen kılınması, olumsuzlukların kanıksanması veya kazanma adına onlarla barışık olunması, yetinmeci devrimcilik modelinin icat edilip pratikleştirilmesi, burjuva hümanizmi ve bununla ayaklarımızın altındaki toprağı boşaltan tutumlar, tasfiyeciliğe yenik düşme veya tesirine girme, pasivizm ve legalist eğilim, adamcılık, dedikodu, boşboğazlık, hava atma, liberalizm ve sekterizm vb vs gibi olumsuzluklar yaygınlaşarak bizleri sarmalayan kemirgenlerdir. Büyük ağaçların küçük tohumlardan doğduğunu kavramayanlar bu sorunların önemini kavrayamazlar. Bünyeye düşen ideolojik hastalık tedavi edilip önlenmediği müddetçe veya kendiliğindenciliğe bırakıldığı koşullarda tüm bünyeyi sarması kaçınılmaz olur. Devrimciliğin keskin olma tabiatı veya zorunluluğu bu zeminde anlam kazanır.
Devrimci ilişkilerinin iğdiş edilip gerçek yoldaşlık ilişkilerinin artık nostaljiyle anılır hale geldiği ve burjuva kırması demode yoz kültürün yakın çevremizde kol gezdiği bugünün şartlarında, geçmiş devrimci niteliğe, ilişkilere ve değerlere sımsıkı sarılmak her zamankinden daha önemlidir. Yani, unutulan veya unutturulmak istenen keskin devrimci nitelik, tarz ve militan duruşun kazanılması büyük bir ihtiyaçtır. Devrimciliğin sınıf mücadelesinin acımasız gerçeğine uygun olarak tarif edilmesi maalesef gereksinim haline gelmiştir. Çünkü, yasalcılık ve tasfiyeci şartların ideolojik kuşatmasına teslim olup, savaş ve devrimci duruştan uzaklaşan “acımacı” burjuva eğilim, nitelik ayrımı yapmayan “savaş karşıtlığı” ve “insanlar ölmesin” demagojisi altında sınıf mücadelesi gerçeği dışına çıkarak niyetten bağımsız da olsa devrimciliği ve devrimi baltalamaktadırlar.
Komünist ve devrimcileri zımnen “insanların ölmesini istemekle” ve açıktan “ölümler üzerinden siyaset yapmakla” suçlayan bu dar görüş, sınıf mücadelesini kavramadığı gibi, asla devrimci de olamaz. Gözünü burjuva parlamentosu ve burjuva demokrasisine diken bu sığ ve reformist görüş, çürümüş olduğu kadar, gerçek tasfiyeci bir hastalıktır.
İki yol vardır; ya bedel ödeyerek devrim doğrultusunda devrimci çizgi pratiğiyle yürüyeceğiz, ya da önümüzü burjuva düzene çevirip devrime sırt döneceğiz. Komünist devrimcilerin tavrı devrimci savaşın bedellerini göğüsleyerek ilerleyen devrimden yanadır. Düşman sınıflar arası antagonist çelişkilerin çözüm yolu devrimdir. Bu çelişkiyi, inkara düşen veya bu çelişkinin çözümünü düzen içinde arayan doğrultu devrimci değil, reformist-revizyonisttir.

Devrimde ısrar yegane çözümdür

Her şeyin etkileşim içinde olduğuna dikkat çekmek gerekli ve faydalıdır. Dıştaki gelişmelerin içte belli eğilimlere yol açacağı inkar edilemez! Bu anlamda kendi sorunlarımız ülke devrimci hareketinin zayıf karnından tamamen kopuk sayılamazlar. Yapı olarak stratejik duruşumuzu muhafaza etmemize karşın, saflarımızda tasfiyeciliğin etkilerine rastlamak mümkün ve reel bir tespittir.
Sorun ve çelişkilerin varlığı, kişisel sorun ve örgütsel problemlerin yaşanması vb vs devrimci mücadeleyi terk etmenin gerekçesi yapılamaz. Zorluklar, yetersizlikler, zayıflıklar gibi geçici gerçekler asla! Farklı düşünmek de mücadeleden geri durmanın haklı nedeni değil, olsa olsa başka ideolojik-siyasi kulvarda mücadele etmenin nedeni olabilir. Devrimci mücadele tanımlanan sorunların-çelişkilerin hepsiyle bir bütündür ve bunlarla vardır; bu sınıf mücadelesinin ta kendisidir. Şimdinin modası olan “görüşlerim değişti” sözü devrimcilikte yan çizmenin en aktüel aracı edilmiştir. Oysa farklı görüşlerin yaşama veya egemen olma mücadelesinde zemin bulduğu en demokratik koşullar mevcuttur. Farklı görüşlerin önü asla kapalı değildir ve bu görüşler disipline uygun meşru platformlarda kaldığı müddetçe asla bastırılmaz-engellenmez ve yasaklanmaz. Bilakis en demokratik şartlarda bu görüşlerin kendisini ifade etme, yayma, egemen olma hakkı tanınıp uygulanır. Devrim gibi tartışmasız bir dava, sınıf mücadelesinin içeriğine uygun olarak yaşanan sorun ve çelişkilerden ötürü feda edilemez. Devrim mücadelesinde tökezleme yadsınamaz bir gerçektir. Fakat bunun yerli yerine oturtulması ve tökezlemeye girenlerce açıkça ortaya konması şarttır ve erdemdir de. En önemli eksikliklerse, devrime bilimsel bağlılık noksanlığıdır. Bu noksanlık devrimde ısrarlı olmamalarını koşullar ki, bu da onları sorunlar bahanesiyle devrime sırt dönmelerine vesile olur.
Bırakan veya bırakanlarla özünde farklı olmayan bu kesimler devrimcilik adına gerçek bir adım atmadan, devrimciliğin basit tanımına uygun davranmadan ya da devrimci tutarlılık sergilenmeden, ileri görüşlülük edasıyla devrimcilik adına ahkam kesmektedirler! Devrimin neye ihtiyaç duyduğunu sübjektif dünyalarına uygun açıklayıp düzenleyen hastalıklı bünyeler, asla bir arpa boyu yol alamaz, devrime gerçek bir katkı da sunamazlar.
Bunlar, “teorik ve bilimsel doğruluklarına” ya da “ileri görüşlü devrimciler olduklarına” dair ileri sürdükleri tüm çürük iddialarına karşın, devrimci mücadele pratiği adına bir tek adım ortaya koyamayışlarına lafazanlıktan öteye somut bir açıklama ve yanıt verememektedirler. Ama devrimci mücadele adına pratik örgüt ve pratik mücadele yürüten yapıyı çizgi tartışması ve eleştiri adı altında fiilen de olsa kötülemekten de geri durmamaktadırlar. Her bakımdan tutarsız zeminde duran bu kesimler esas olarak devrimci dinamikleri eleştirip yermekten, altını boşaltmaktan başka bir iş yapmamaktadırlar.
Siyasi duruştan tasfiyeci-gerici rüzgarlara göğüs germeye, oradan savaş barikatlarını büyüterek geleceği ele almaya kadar tüm devrimci süreç mutlaka nitelik üzerinde inşa edilecektir. Fakat niteliğin önemsenmesi adına niceliğin havaya savrulması tutumuna da düşülemez. Ne liberalizm ne de sekterizm çaredir. Çare çelişme yasasına uygun siyaset ve bilimsel yaklaşımda ifade bulan toparlayıcı, örgütleyici ve kazanıcı devrim pratiğindedir. Bunda hem niteliğe ihtiyaç vardır, hem de niceliğe. Birincisini esas almak doğrudur ama ikisini karşı karşıya koyarak doğruyu aramak darlıktır. Her ihtiyacı karşılayan tek şey bilimsel doğrudur veya bunun etrafındaki teori-pratik halkadır. Bunun somut ve en üst ifadesi Halk Savaşı perspektifiyle gerilla savaşını geliştirmektir. Zira yalnızca devrim veya stratejik devrimci doğrultu karmaşık ve geri ağır süreçleri ve bu sürecin sorunlarını kökten alt edebilir. Sürecin tartışma konusu olan çelişkilerini çözmenin anahtarı devrimci eylem ve devrimci savaştır. Siyasi eğitim küçümsenemez ama bunun en ileri derecesi, koşullarımızda siyasi mücadele pratiği olan politik askeri savaştır.    
Bu en küçükten en büyüğüne kadar her sorunda dikkate alınmalıdır. Ne var ki, bugün esas tehlike tasfiyeciliğe meyleden yasalcı sağ pasifist eğilimdir. Konjonktürel şartlar, siyasi gelişmeler, tasfiyeci süreç olarak işleyen reel politik koşullar bu eğilimi destekleyerek büyütmektedir.  
Bir konuda kesinlikle katı olunmalıdır ki, stratejik devrimci duruş tarafından tayin edilen ana ilkelerden, ideolojik-teorik temelden ve bunun örgütte maddileşmiş siyasi pratik hattından asla pirim verilemez!

 
Share