|
Önderlik çizgisi kitle çizgisini belirler
Proletarya Partisi’nin tarihi muhasebesini yaparken üzerinde durduğu önemli konulardan birisi de önderlik konusudur. Önderlik çizgisi aynı zamanda kitle çizgisini de belirleyen bir konudur. Kitlelere dönük bakış açımız ve pratiğimiz doğrudan önderlik sorununu nasıl anladığımızla ilgili somut bir durumdur. 31 yıllık tarihi muhasebenin gerçekleştirilmesi başlı başına önderlik çizgisinin sorgulanması demektir ve ciddi bir bilinç göstergesidir. Aynı zamanda 31 yıllık bir bilgi birikimi ve deneyimi anlamına gelir. Bulunduğu nokta itibarıyla Maoist Parti her alanda kurumlarını yaratmış, kitleler içerisinde örgütlü bir şekilde kök salmış bir durumda değil. Zaten öyle olsaydı, ortaya konan tarih çalışması muhasebe niteliğinden ziyade yaşanmış deneyimlerin doğrudan aktarıldığı bir çalışma niteliğinde olurdu. Kitleler içerisinde tanınmışlık sorunu yok. Ancak mesele basit anlamıyla bilinip bilinmeme sorunu değildir. Sorun sıklıkla vurguladığımız gibi kitleleri örgütleme, biliçlerini değiştirme sorunudur. Bunun en önemli göstergesi de kitlelerin günlük yaşamını etkileyip etkileyemediğimiz yani kitlelerin günlük yaşamını değiştirip değiştirememe sorunudur. Açıktır ki varolan kurumlarımız bu seviyenin gerisindedir. Oysa egemen sınıflar, evde, okulda, işyerinde, sokakta kısacası yaşamın tüm alanlarında değişik araçlarla kitlelerin günlük yaşamlarını kontrol altında tutmaya çalışıyor ve yönlendiriyor. Bu yönlendirmenin ve etkilemenin merkezi aygıtını ise son noktada devlet oluşturuyor. İdeolojik-politik merkez: Parti Bu haliyle, sınıf savaşımı gündelik bir sorun olarak ele alınmalıdır ve yaşamın bütünlüğü içerisinde sorunlar anlaşılmaya ve çözümlenmeye çalışılmalıdır. Bizler için politikanın yoğunlaştığı merkez ise Proletarya Partisi olarak algılanmalı ve çalışmalar bu anlamıyla merkezileştirilmelidir. Proletarya Partisi’nin işlevi ve rolü bu şekilde anlaşılmadıktan sonra, partiden ne beklenirse beklensin, parti bu beklentileri gerçekleştiremez. Partinin rolü tek başına sınıf savaşımını yürütmek değildir, onu yönlendirmek ve gideceği doğrultuyu belirlemektir. Oysa genel anlayış şudur: “Parti şu soruna niye el atmıyor, bu meseleyi niye çözmüyor. Parti o alana neden militanlarını göndermiyor vs.” Doğrudur, parti bunların bir kısmını yapmalıdır. Ancak açıktır ki her sorunu partililerin ya da örgütlerinin çözmesi, sorunlara el atması imkansızdır. Tüm bunları partiden beklemek sadece ve sadece idealist bir anlayıştır, partiyi bilimsel politik bir örgüt olarak değerlendirmek yerine kutsal, tarikatvari bir silahşörler örgütüne indirgemektir, ki aşağı yukarı mevcut bilinçte budur. Bu bilinci Maoistler olarak önce bizler kıracağız. Proletarya Partisi teorik olarak bu anlayışı muhasebede mahkum etti. Sıra doğru anlayışla politik çizginin uygulanmasına geldi, ki bu da uygulanıyor. Henüz birçok militanı ve aktivisti bu çizgiyi yeterince kavramış değil ya da kavramakla birlikte eski alışkanlıkların esiri olmaktan kurtulamıyor. Bunlar doğal olmakla birlikte bu yanlış anlayışın kesin suretle kırılacağını bir kez daha ifade ediyoruz. Çünkü başka bir doğru alternatif yoktur. Proletarya Partisi geçmişteki birçok tartışmayı geride bırakmıştır. Günümüzün sorunları kollektif olarak neyi ne kadar yapıp yapamadığımızın sorunlarıdır. Her aktivist bunlar üzerinde yoğunlaşmalı ve sorgulanacaksa önderlik bu çerçevede sorgulanmalıdır. Bütün faaliyetlerin odağına öncelikle kendimizin, buna bağlı olarak kitlelerin bilinçlendirilmesinin oturtulmasına önem vermeliyiz. Bunun için okumalı, araştırmalı ve attığımız her adımı uygun bir zeminde kollektif olarak tartışmalıyız. Örnek verecek olursak, bir kitle eyleminde atılacak sloganların belirlenmesinde gerekirse tek tek her sloganın üzerinde durulmalı ve tartışılmalıdır. Sloganın süreçle bağlantısı, hedefi vs. üzerinde düşünülmeli, bunların dışında kısa ve uzun vadedeki amaçlarımızla uygunluğu vs. ortaya konabilmelidir. Bu noktada herhangi bir kişi bu sloganı neden attınız gibi bir soru sorduğunda bunun cevabını verebilecek bir durumda olmalıyız. Yine bu örnekten yola çıkacak olursak, böylesi bir kitle eyleminden önce veya sonra atılan sloganlar üzerinde kitlelerle tartışmalı sloganların genel olarak bilince çıkarılmasını sağlamalıyız. Teorik-politik çalışmaların odağına program oturtulmalıdır Devrimci mücadele kendi içinde inişler çıkışlar yaşar. Bazen durgunlaşır. Bunları tarihimizde gördük yaşadık. Bu tür iniş-çıkışları ancak ve ancak kendi içinde ilkeli ama politik olarak esnek kurumlar ya da bireyler karşılayabilir. Aksi durumda sürecin genel durgunluk ya da iniş özellikleri bizlerin ya da kurumlarımızın ruh halini etkiler ki bu tip durumlarda bilinç faktöründen yeterince söz edemeyiz. Çünkü devrimci bilinç, her koşulda kendisini yenilemeyi ve kendisini her koşulda durumun genel özelliklerine göre geliştirmeyi bilir. Bir kollektif çalışmada bilinç sorununun odağına program oturur. Programda genel amaçlar, strateji ve taktikler yazılıdır. Bu önemli konular özet ve temel yönleriyle programda kısaca belirtilir. Programın anlaşılması ve savunulması tüm teorik ve politik çalışmalarımızın odağına oturmalıdır. Muhasebenin okunması bile, eğer program üzerinde yeterince durulmayacaksa çok da önemli değildir. Çünkü bir partinin tarihi, savunduğu program doğrultusunda ne kadar başarılı olup olmadığıyla ilintilidir. O halde programın okunması, tartışılması ve tartıştırılması önemlidir. Program, dolayısıyla stratejik çizgi iyi anlaşılmalı ki tüm çalışmalarımızı nasıl düzenleyeceğimiz konusunda net fikirlere, sağlam bir temele sahip olmuş olalım. Bunun dışında, yukarıda kitlelerin günlük yaşamına hitap etme sorununu açmıştık. Programda demokratik halk iktidarında yaşamın nasıl düzenleneceğine ilişkin maddeler var. Bunlar hedefleri ortaya koymaktadır. Bunların büyük bir kısmı ancak demokratik halk iktidarında ya da kızıl siyasi iktidarlar kurulduğunda gerçekleştirilebilecek şeyler. Böyle olmakla birlikte bunların özü, perspektifi doğru bir şekilde anlaşıldığında günlük yaşamımızın bugünkü şartlarda bile nasıl düzenlenebileceğini temel yönleriyle ortaya koymaktadır. Bizim sorunumuz kitleler adına savaşmak ya da bir şeyleri savunmak vs. değildir. Kitleleri bizzat günlük yaşamlarında örgütleyip mücadeleye seferber edemiyorsak, özelikle de programı kitlelerin benimseyip savunduğu bir program haline getiremiyorsak doğru bir kitle çizgisinden bahsedemeyiz. Kitlelerin ne için mücadele ettiklerini bilmesi lazım. Bunun için program tartışmaları yılmadan usanmadan gerçekleştirmemiz gereken tartışmalardır. Program çerçevesinde kitlelerin eleştirilerine açık olunmalı, bu haklı eleştiriler doğrultusunda programın değişebileceği bilinci örgütlü kitlelere verilmelidir. Proletarya Partisi’nin tarihsel muhasebesi göstermiştir ki bugün için bize en gerekli olan, ideolojik temelleri üzerine sağlam bir şekilde oturmuş, iki çizgi mücadelesini doğru bir şekilde kavramış modern bir parti örgütüdür. Proletarya Partisi’ni tarihsel gelişimi içerisinde bu noktaya getirilmesi zorunludur. Devrim ve devrimcilik soyut kavramlarla açıklanamaz İdeolojik-politik seviyemizi ancak somut çalışmalar içerisinde yükseltebiliriz ve bireyler olarak da ancak bu şekilde sağlam kişiliklere dönüşebiliriz. Şunu unutmayalım, politikada niyet olmaz. Lenin yoldaş sıkça vurgulardı: “Cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir”. Niyetimiz doğru ve haklı ise izlediğimiz pratik, üslubumuz ve kullandığımız tüm araçlar ve donanımımız da buna uygun olmalıdır. “Ben şunu yanlış yaptım ama niyetim şöyleydi” gibi samimiyet gösterilerinin ya da sorgulamalarının politik mücadelede yeri yoktur. Madem bilimsellikten bahsediyoruz o zaman kendimizi ve faaliyetimizi değerlendirirken de bilimsel ölçülere başvurmalıyız. Samimiyet ya da niyet gibi kavramlar, soyut ve tam olarak pratikte karşılığı olmayan göreceli kavramlardır. Oysa bilinç ve bu bilincin ortaya konduğu pratik oldukça somuttur ve bizim almamız gereken ölçü de budur. İyi bir partili olmak ya da devrimci olmak politikayı nasıl kavrayıp uyguladığımızla ilintilidir. Devrimcilik fedakarlık ister, dürüstlük ister, ancak devrimciliğin ya da iyi bir partili olmanın kriterleri bunlar değildir. Yani ne kadar fedakar olursan o kadar devrimci olmazsın. Son yıllarda devrimci hareketin yazınına böylesi idealist yaklaşımlar da girdi. Bu yanlış şekillenişin sonucu da devrimcilik ya da örgütlü mücadele içerisinde olmak ulaşılamaz bir şey gibi algılanmaya başlandı. Mesele cesaret sorunu gibi, ahlak sorunu gibi algılanıyor. Oysa ki biz bir halkın devrimcileşmesinden, kendi iktidarı için savaşmasından bahsediyoruz. Peki bir halkın tek tek cesur, dürüst, kararlı insanlardan oluşması mümkün müdür? Tek tek her bireyin önüne bunlar kriter konursa bu halkın bilinçlenmesinin ne önemi kalır. Cesaret de korkaklık da son noktada bilinç sorunudur, inanç değil.
Teori gerçeğin dilidir
evrim, devrimci mücadele inanç kavramıyla anlaşılacak, savunulacak olgular değildir. İnanç gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen olaylar ve olgular karşısında insanların ortaya koyduğu düşüncedir. Bizler içinse devrim, toplumsal yasaların zaruri sonucu olarak gerçekleşecek tamamıyla nesnel bir sorundur. O halde devrime, halka ve partiye bağlılık da bilimsel kriterler çerçevesinde olmalıdır. Marks ve Engels Komünist Manifesto’nun adını belirlerken, o dönemde genel olarak bu tür metinlerin amentü gibi adlandırılmasına şiddetle karşı çıkmışlardı. Çünkü bu şekilde bir adlandırma son noktada Komünist Manifesto gibi bilimsel politik bir metnin içeriğini dinsel bir çağrışımla, idealizmle bulanıklaştırıyordu. Marks ve Engels’in bu noktadaki itirazları bizim içinde geçerlidir. Tekrarlayacak olursak, bizler için faaliyetin ya da faaliyetçilerin değerlendirilmesinde ele alınması gereken kriterler bilinç ve somut pratiklerdir. Soyut kavram ve kriterlerle örgütü, kitleleri değiştirip dönüştüremeyiz. Bu çalışmalarda amacımız soyut, genel doğruları peş peşe sıralamak da değil. Bunun böyle olmadığını bu yazıda da ortaya koymaya çalıştık. Kendi tarihimizi ortaya koyuyoruz, bizzat bize ait sorunları ortaya koymaya çalışıyoruz. Ancak bu şekilde sınıf savaşımının sorunlarını çözebilir ve kitlelere doğru bir tarzda önderlik edebiliriz. Başta da belirttiğimiz gibi önderlik sorunu aynı zamanda kitle çizgisi sorunudur. Kitlelere güvenmeyen, kitleleri bir araya getirip kendi gelecekleri için örgütlenmelerini sağlamayan bir önderlik çizgisi kendisini var edebilir ama geliştirmez. Bu tip önderlik örnekleri bu topraklarda istemediğiniz kadar çoktur ve bu tarz, küçük burjuvazinin tarzıdır. Proletarya, kurtuluş için bayrağını göndere çekmişse geriye kalan tek şey sınıf savaşımının kızgın pratiği içerisinde kurtuluş bayrağını her koşulda kitlelerin görebileceği yükseklikte tutmaktır. Proletarya Partisi her türlü eksiklerine ve hatalarına rağmen bu görevini yerine getirmede hiçbir zaman geride kalmamış, uyuşuk davranmamıştır. Kurtuluş bayrağı göndere çekildi, şimdi ise daha da ileriye, yükseğe taşınacaktır.
|