Perspektif - Diğer Yazılar

next
prev
Saldırılara karşı devrimci mücadeleyi büyütelim

Savaşların, diktatörlüklerin son bulduğunu, çağımızda artık barışın egemen olacağını; çok kültürlülük ve farklılıkların bir arada var olarak demokratik cennet yaratacaklarını vaad eden tekelci burjuvazi, Sovyetlerin yıkılmasını işaret ederek tüm kötülüklerin kaynağını sosyalizm olarak göstermekteydi. Bırakalım barışçıl bir dünyada yaşamayı, uyumlu ve barışçıl yaşayan uluslar birbirine düşman edildi; farklılıklar çatışma gerekçeleri haline getirildi ve bölgesel savaşlar ortaya çıktı. Emperyalizm daha da pervasızlaştı, dünyanın ezilip sömürülen ulusları ve halkları üzerindeki zora dayalı egemenliğini daha da katmerleştirdi. Tekelci burjuvazi karını korumak, politik ve siyasi egemenliğini tartışmasız hale getirmek için yarı-sömürge ülkelerin mevcut bağımlı durumunu yeterli göremez oldu ve açıktan işgale girişti. Klasik sömürgeciliği aratmayacak şekilde daha vahşi bir sömürge rejimi kurdu. Irak’taki işgal, emperyalizmin en vahşi, kanlı ve ahlaksız yönünü göstermesi bakımından yeterlidir. Bir milyondan fazla çocuğu katleden sistemin tek tanımı faşizmdir. 21.yüzyılda emperyalist burjuvazinin istek ve kar uğruna yayılma arzularını yerine getirmek istemeyen ezilen yarı sömürge ulusların egemen sınıflarını yeniden dizayn etmek, sistemi mutlak egemenlik altına almak için açıktan işgal edecektir/etmektedir.
Ortadoğu ve Afrika’daki halk ayaklanmalarının ortaya çıkardıkları objektif gelişmeleri doğru okumak gerekir. Mevcut kıtalardaki burjuva-feodal diktatörlüklerinin birbirini takip eden egemenlikleri emperyalist tekellerin şu ya da bu grubuna bağımlıdır. Emperyalizm, halk kitleleri üzerinde kanlı baskı politikasına destek verdikleri bu diktatörlükler artık mevcut ekonomik, politik ve siyasi gelişmelere cevap veremez hale gelmiştir. Sistemin sürdürülmesi için bir engel haline gelen diktatörlüklerin yeniden yapılandırılarak, daha ileri görüntü altında burjuva cilalarla parlatılarak daha vahşi diktatörlüklerin inşa edilmesi çabası her bakımdan anlaşılmaktadır. Halk kitlelerinin haklı, meşru ve özgürlük isteyen açlık ve yoksulluğa “artık yeter” diyen isyanının nesnel devrimci özünden bir şey kaybettirmez bu durum. Emperyalizm, komünist öncülerden yoksun olan halk kitlelerinin devrimci isyanından yararlanmak için her yola başvurmaktadır. Halk düşmanı niteliğini maskeleyerek halktan yana söylemlerle emirlere uymayan diktatörlükleri değiştirmek için ülkeleri bombalama ve işgal etme siyasetini devreye koymaktadır. Libya örneğinde olduğu gibi.
ABD’nin başını çektiği emperyalist “halkçılar”, Kürdistan sorununa gelince; Mısır halkının Mübarek’e, Suriye halkının Esad’a, Libya halkının Kaddafi’ye yönelttikleri diktatörlük karşıtlığı eylemliliklerini sözde sahiplendiklerini unutuyorlar ve Kürtlerin özgürlük taleplerini ise “terör” olarak damgalamaya devam ediyorlar. Çünkü çıkarları bunu gerektiriyor. Burada şaşırtıcı bir şey yoktur. Emperyalizm halkların özgürlüğünü değil, kendi kar özgürlüğünü savunur ve bunun için her şeyi de yapar.
Halk isyanlarını doğru okumak
Sadece Afrika ve Ortadoğu’daki halk isyanları değil, günümüzde Kürdistan sorunu ötelenmeyecek kadar güncel. Ortadoğu’daki gelişmeler, emperyalist ve yerli işbirlikçi güçlerin konumunu doğrudan ilgilendiren bir dünya sorunudur. Kürdistan’ın dört parçasından birinde, uzak gerçekleşebilirlik özelliği olsa da birleşik, bağımsız -burjuva anlamda- Kürdistan demek; Türkiye-Kuzey Kürdistan, Suriye, Irak, İran egemen işbirlikçi sınıf ve devletlerin yeniden yapılandırılması anlamına gelir. Söz konusu ülkelerde ve bölgede yüzyıldır kurumsallaşmış şu ya da bu ekonomik bağımlılık ilişkilerinin, enerji hatlarının, doğal kaynaklarının üzerinde yeni güçlerin söz sahibi olması eskilerin güç kaybetmesi anlamına gelir. Askeri, siyasi ve ekonomik yapılanmanın yeniden tesis edilmesi Ortadoğu ve Afrika’da olup biten bir mesele değil, ama her bakımdan kapitalist emperyalist sistemi doğrudan ilgilendiren bir mesele olarak Kürdistan sorunu dünyaya -öncesini saymazsak- yüzyıllık ağırlığıyla 21.yüzyılda da varlığını arttırarak sıcaklığını korumaya devam etmektedir.
Bilindiği gibi Kürdistan’ın dört parçaya ayrılması 1.Paylaşım Savaşı sonrası dünya ve Ortadoğu’nun emperyalist güçler arasında bölüştürülmesiyle sınırları çizilmiştir. Sanıldığı gibi Türk ve Kürt egemenleri arasında bir rekabet ya da savaşla çizilmemiştir. Dolayısıyla Kürtlerin ulusal iradesi emperyalistler tarafından prangaya vurulmuştur. Kürtler, ulusal baskı altına alındıkları devletlere karşı savaşmışlardır. İran’da Molla rejimine, Irak’ta Saddam, Suriye’de Esad ve Türkiye-Kuzey Kürdistan’da Kemalist faşist devlete karşı savaşmışlardır, savaşmaktadırlar. Emperyalist güçler her daim Kürtlerin bastırılması ve yok edilmesi için bu devletleri desteklemiştir. Sovyetlere karşı perde görevini yapan bu devletlerin tarihi birbirleriyle yarışacak kadar kanlı, vahşi ve faşisttir.
Günümüzde Kürt ulusal mücadelesi emperyalizm destekli uygulanan milli baskıya karşı devam etmektedir. Dili, kültürü ve varlığı tamamen yok edilmeye çalışılan Kürt ulusunun milyonlarca ezilip sömürülen halk kitleleri karın tokluğuna çalıştırılmaktadır. Kürt ulusu emperyalist onaylı, yeni soykırım saldırı tehlikesiyle halen karşı karşıyadır. Ulusal baskı uygulayan, Kürt katliamlarında ittifak kuran dört devletin yeni saldırılarda birlikte hareket etmelerinin altında ekonomik, politik ve siyasi çıkarlarının uyumu yatmaktadır. Yeni değil, tarihsel geçmişi vardır bu ittifakların.
İnkar ve imha devam ediyor
Faşist Türk devleti bugün açısından kavramsal olarak Kürtlerin varlığını kabul etmiştir. Lakin yok etmeye dayalı tarihsel politikasından halen geri adım atmamıştır. Kürt ulusal taleplerinin bastırılması çabasında, faşist Türk devleti görünenden çok daha aktif ve önemli roller oynamaktadır. Suriye’de halk isyanının bastırılmasında Esad’a yardım ederken, Kürtlere herhangi bir statü tanınmaması yönünde muazzam bir çaba sarf ederek anlaşmıştır. Güney Kürdistan’ın federatif varlığını tanımama, statüsünü yıkıma uğratmak için her yolu denemesine rağmen başarılı olamamıştır. Bugünlerde ise İran’la birlikte yapılan saldırı bu konsepti yeterince açıklamaktadır.
Milyonlarca Kürt yoksulunun İran, Irak, Suriye ve Türk egemen sınıfları tarafından derin ve vahşice sömürüldüğü, zenginliklerinin talan edildiği koşullarda bu devletlerin “öldür ve sömürmeye devam et” siyasetini sürdürmeleri anlaşılırdır.
Emperyalizm Türkiye-Kuzey Kürdistan’ında dahil olduğu Ortadoğu ve Afrika’yı yeniden yapılandırıyor. Kürdistan’da devrimci dinamiklerin ezilmesi ve itaatkar biçime sokulması için ABD planlı ve Türkiye merkezli yürütülen İran, Türkiye, Güney Kürdistan’ın işbirliğiyle geniş çapta uluslararası bir saldırı başlatılmıştır. Talabani ve Barzani’nin İran ordusunun sivilleri bombalamasına dahi ses çıkarmamalarının altında anlaşmaların yapıldığı açıktır.
16 Temmuz 2011’de İran devletinin PJAK gerilla alanlarına başlattığı askeri saldırının, faşist Türk devletiyle uyumlu sürdürüldüğü ortaya çıkmıştır. İmralı görüşmelerinde “barış” ve “çözüm” bekleyen anlayışlar iflas etmiştir. Mevcut saldırılarla Türk egemen sınıflarının kardeşliği ve barışının Kürtlerin hizaya getirilmesi; gerilla güçlerinin silahlarını bırakıp teslim olmaları üzerine kurulu olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Faşist Türk devletinin İmralı’da sürdürdüğü “müzakere” olarak sunulan görüşmelerin, Kürtlerin ulusal haklarının en dar anlamda tanınmasıyla bile ilgisi olmadığı, tek dertlerinin gerillanın silahsızlandırılması olduğu bütün çıplaklığıyla açığa çıkmıştır. İran’ın PJAK’a saldırı hedefi gerilhla alanlarını ezmek, darbelemek, Kandil’de üs alanlarının önemli kısmını düşürmek, köyleri boşaltmak, göçe zorlamak, bölge denetimini arttırmak ve kuşatmayı uzun vadeye yaymak iken; faşist Türk devleti içeride milliyetçi saldırıları örgütleyip Kürtleri katliamlarla tehdit etmek, yasal parlamenter alanı ezmek, gerillaya askeri harekat düzenlemek, Kandil’in stratejik alanlarına havadan ve karadan askeri operasyonlar yapmayı planlamaktadır. “Yeni strateji” dedikleri ise bir yandan devrimci dinamikleri ezmek diğer yandan biçimsel yasal düzenlemeler yapmak ve psikolojik savaşa hız vermek, “PKK’de çok başlılık var” denilerek saldırıları gerekçelendirmek ve örgütü parçalamayı hedeflemektedir.

Halk Savaşı’nın Önemi

Egemen sınıfların uzun vadeli planlamasına bakıldığında, Kürt ve Türk ulusal eşitliğini içerecek bir “barış”ın olmayacağını görmemek mümkün değildir. Kürdistan’da savaşacak binlerce kişilik özel ordu oluşturuluyor. Son modern teknolojiyle donatılmış yüzlerce karakol inşa edildi/edilmektedir. Askeri amaçlı onlarca baraj tamamlanmak üzeredir. Ayrıca teknolojik savaş araçlarının arttırılması hız kesmiyor. Silah namlularına güller takılmayacağına göre bu hazırlıklar, daha büyük saldırıların gerçekleştirileceğinin açık göstergesidir.
Kürt ulusal hareketi ideolojik olarak Kemalizmle ‘kardeşleşmesi’ne, Türk egemen sınıflarıyla uzlaşarak Türk devletini demokratikleştirebileceğine dair hatalı durumunu düzeltmek zorundadır. Aksi taktirde İmralı’da “barış” beklerken, Kürdistan dağlarına ve kentlerine yağan kurşun, bomba ve kimyasallarla uyanma şaşkınlığından kurtulunamaz.
Maoist hareket daima Kürt ulusunun devrimci taleplerinin uzlaşmalara kurban edilme isteğine ilişkin devrimci sorumluluğunu yerine getirerek eleştirilerini yürüttü. Türk egemen sınıflarının amacının, komünist devrimci hareketi ve Kürt ulusal hareketini tasfiye olduğunu daima hatırlattı, hatırlatmaya da devam edecektir. Bugün İran’ın PJAK’a karşı başlattığı saldırı, emperyalist destekli Türk devletinin de içinde olduğu uluslararası boyutu olan esas olarak da tüm Kürt ulusuna karşı yapılmış bir saldırıdır. Komünist devrimci güçlerin bu saldırıya karşı tutarlı ve kararlı mücadele etme, tavır koyma ihtiyacı vardır.
Emperyalizm bölgeyi yeniden dizayn ediyor ve Kürtlerin ulusal haklarını elde etmesini istemiyor. Bu gerici saldırılara karşı devrimci demokratik güçlerle bütünleşerek mücadeleyi yükseltmek saldırılara verilecek devrimci cevaptır.
Ulusal hareketin hatalarına eleştirilerimizi yöneltirken görevlerimize sarılmak, kendi eksikliklerimizi, hatalarımızı gidererek yeni ihtiyaçları karşılamak zorunludur. Komünist hareket çeşitli milliyetlerden Türkiye-Kuzey Kürdistan proletaryasının devrim uğruna mücadelesinde çelişkilerin derin, ağır ve sancılı yaşandığı Kuzey-Kürdistan’da, Kürt işçi ve emekçi köylüleri arasında örgütlenmesini emperyalizme ve Türk egemen sınıflarının ulusal boyunduruğuyla sınıfsal sömürüsüne ve de uşaklık eden bir avuç Kürt işbirlikçi sınıflara karşı mücadelesini geliştirmeyi başaracaktır. Uzlaşmaların yarattığı atmosfer içinde beklentilere kapılarak değil, devrimci halk savaşını geliştirerek, özgürlük, eşitlik ve kardeşliğin; gerici sınıfları yıkarak, ancak halk iktidarıyla ulaşılabilineceğini bilerek mücadeleyi büyütmek, tek devrimci yoldur.


 
Share