|
Seçimlerde seçmen oyunun 50%’sini alan AKP’nin kendisine öz güveni iyice pekişti. Arkasına aldığı büyük oy desteğiyle elini iyice rahatlatan AKP iktidarı, emperyalist dünyanın ve özelde de ABD emperyalizminin dikte ettiği devletin yapılandırılması görevinde, başlatmış olduğu projeyi hızlandırdı. Kürt ulusal hareketinin silahlı niteliğinin tasfiyesinde odaklanan tasfiye saldırısı, stratejik açıdan ve esas olarak silahlı mücadele ve sınıf hareketinin tasfiyesini, bir bütün olarak devrimci hareket ve mücadeleyi hedeflemektedir. Komprador bürokrat burjuva klikler arasında, seçimler sonrası oluşan dengede terazi tamamen AKP’li komprador kliğin lehine ağır bastı. Bir süredir yürürlükte olan yapılanma süreci zaten AKP lehine önemli birikimler yaratarak avantaja dönüşmüştü. Esas avantaj ise, sürecin AB ve esasta da ABD’li emperyalistlerin doğrudan tayin edip yönetmesi, bizzat sürecin arkasında olmasıydı. İktidarın komprador klikler arasında el değiştirdiği doğrudur. Fakat bu AKP’nin özel başarısı değil, bir bakıma AKP’ye hizmetleri karşılığı yapılan bağıştır. Komprador kliklerin yer değiştirmesi esasta emperyalist projenin ihtiyaçları doğrultusunda gerçekleşmiş-gerçekleştirilmiş olan iktidarın el değiştirmesidir. Gülen cemaati ve sermayesi ile AKP camiasının gücünü hiçleştirmek doğru olmasa da, Kemalist kliğin tasfiyesi, ordunun hizaya çekilmesi gibi ciddi gelişmeler devletin yapılandırılması projesinin rol oynadığı sonuçlardır. Bu proje de açıktan AB ve ABD emperyalizminin projesidir. Eklemek gerekir ki, hükümetin ele alınması, yargının dizayn edilmesi, polisin ele geçirilerek organize edilmesi, ordunun hem hukuksal-yasal düzenlemeler yoluyla ve hem de pratik uygulamadaki düzenlemelerde hizaya getirilmesi, devletin dizayn edilmesi-yeniden yapılandırılmasının unsurlarıdır. Dolayısıyla, ordu şahsında bugün yaşanan gelişmeleri şaşırtıcı bulmak, yadırgayarak karşılamak anlamsızdır. Devletin yapılandırılması süreci işletiliyordu ve bunun mantıki sonucu olarak ordu da dizayn edilecekti-ediliyor. Hükümetten, polisin ele geçirilmesine, yargının ve devlet bürokrasisinin denetime alınmasına kadar aşama aşama gelen süreç, ordunun ayar edilmesine gelecekti elbette. Bundan sonrası gelişmelerin aynı minvalde ilerleyeceği esas olasılıktır. CHP-ordu ortaklığının temsil ettiği Kemalist kliğin süreci ters çevirecek direnci kalmamıştır. Ergenekon operasyonu ve devamındaki darbe planları operasyonları, yargının biçimlendirilmesine dönük operasyonlar ve hatta futbol-şike operasyonları, hiç kuşkusuz ki orduya vurulan şamar Kemalist kliği derinden sarsmıştır. Ancak “TC” devleti ile Kürt ulusal hareketi arasındaki sorun tabiatı gereği bu kadar kolay derdest edilecek bir mesele değildir. Daha çetrefilli, daha zorlu, karmaşık ve güçtür. Her ne kadar karşılıklı olarak belli bir yumuşama eğilimi ve “pozitif” görünüm veren atmosfer taraflar arasında ortaya çıksa da, bu devlet tarafından sahte olarak sergilenen ve dolayısıyla da gerçek zemine oturmayan aldatıcı soyut bir atmosferdi. Oyunlarla ulusal hareketin teslimiyet manasına gelen kendi tasfiyesini onaylaması dayatıldığı için ve ulusal hareketin geriye de çekmiş olsa önemsediği talepleri, umut ve beklentileri karşılanmadığı için, ılımlı iklim havası sarpa sardı ve ulusal hareketin uzlaşma eğilimi bu iklimin sürmesine yeterli gelmedi. Devlet tarafından sinsice geliştirilen konseptler ve ittifaklarla hazırlanan tasfiye ve teslimiyet saldırısını geç de olsa gördü. Öcalan yaptığı açıklamayla hem devlete ve hem de PKK’ye gerekli gördüğü mesajı vererek ve açık kapı bırakarak çekildiğini açıkladı. Şartlar ileri sürmesi ve güçleri bir hafta içinde sınır dışına veya belli bir bölgeye çekerim açıklamasını yineleyerek, çekildiğini açıklamasına rağmen kapıyı açık bırakmıştır. Dolayısıyla sürece iradesi doğrultusunda müdahale etme anlamında gerilla eylem ve saldırılarını devreye sokarak kolay lokma olmadığını silahların diliyle göstermeye karar verdi. Mevcut görüngüler ve veriler ile yaşanan gelişmeler, Kürt ulusal hareketiyle T.C. devleti arasında sert ve çatışmalı bir dönemin daha yaşanacağına işaret etmektedir. Komünist hareketin buna uygun olarak konumlanması ise, bu sürecin gerekliliği ve ihtiyacıdır. Yaşanan çatışma sürecinin genel bir terör dalgası biçiminde sürmesi olasıdır. Şayet çatışma süreci keskinleşirse, AKP’nin terörü tırmandırması gündeme gelecektir. Bu durumda bir taraftan demokrasi lafzı dillerden düşürülmeyecek, öte taraftan baskı, şiddet-saldırı ve terör dalgası sürdürülecektir. Havada uçacak olan demokrasi sözleri makyaj, faşist terör ise esas eğilim olacaktır. Elbette bu terörün büyük hedefi Kürt ulusal hareketi, ama genel hedefi devrimci hareket ve halk kitlelerinin tamamı olacaktır. Geniş toplumsal kesimler bu dalgadan payına düşeni alacaktır. Komünist hareketin bu şartlardaki görevi, kendi pozisyonunu alarak devletin terör dalgasına karşı (korunma da dahil) konumlanmak ve Kürt ulusuna yönelik görevlerine sahip çıkmak olmalıdır. Diğer taraftan bu sürecin taktik restleşmelerden ibaret olup, belirli şartların olgunlaştırılması amacıyla devlet tarafından planlanmış olması durumudur ki, bu durumda çatışma sürecinin fazla tırmandırılmadan kısa tutulması mümkündür. Elbette bu şartta belli taleplerin şartlı ve bir ölçüde karşılanmasını da gerektirmektedir. Karşılanacak talepler kapsamlı olmadığından ve hatta bazı taleplerin sürece bırakılması biçiminde el altından verilen sözlerle haledilmesi olasılığı, sürecin yeniden yumuşatılması olasılığını güçlendirmektedir. Ulusal hareketin temelde buna yatkın olması, çatışma sürecinin tırmandırılmadan tekrar “görüşmeler” iklimine çekilmesini mümkün kılmaktadır. Bir olasılık olarak Öcalan ile görüşmeler tekrar başlatılabilir, girilen çatışma atmosferi çok fazla uzatılmayacaktır. Ancak her halükarda kısa vadede de olsa, çatışma sürecinin yaşanacağı, yaşananlarla kanıtlıdır. Aynı biçimde AKP’nin mevcut söylem ve eylemi de çatışma yanlısı tondadır. Çatışma sürecinin nereye evrileceği, esasta anayasa çalışmalarına bağlı olarak ya da anayasa çalışmalarıyla birlikte rengini belli edecektir. Ancak esasta belirleyici olan faktör PKK’nin tavrı ve izleyeceği yol olacaktır! Gelişmelerin dili veya arka planları! AKP hemen yeni anayasa yapacağını deklare etti. Erdoğan kameralar karşısında bakanına talimatı verdi. Böylece birçok sorunu yeni anayasa yapma gerekçesine hapsetti, yeni anayasa yapmayı elini güçlendiren iyi bir avantaj ve koza çevirdi. Yeni anayasanın yapılmasını isteyen kesimler fiilen AKP’nin destekçisi durumuna düştü. Toplumdaki demokratik, ekonomik talepler ve diğerleri yeni anayasaya endekslenip ötelendi. Yeni anayasanın yapılmasının ilan edilmesi; toplumsal talep ve birçok istemin dondurulması manivelası olduğu gibi, muhalefet veya muhalif kesimlerin elini ayağını bağlayarak frenledi, beklentiye soktu… CHP ile BDP, seçilen milletvekilleri hapisten bırakılmadığı ve bazılarının milletvekillikleri düşürüldüğü için, milletvekillerinin parlamentoda yapılan yemin törenini protesto etti ve yemin etmediler. CHP, gerek devletçi karakteri gereği ve gerekse de baskılara göğüs gerememesi nedeniyle, kendisinden beklendiği gibi tavrından çark ederek yemin etti. Her ne kadar AKP ile yapılan görüşme protokolünü vesile edip çark etmesini izah etmeye çalışsa da, devlet kaygısı ve toplum nezdinde kendisini savunamamasıyla AKP karşısında direnememesi, geri adım atmasının gerçek nedeniydi. CHP’nin bu tavrına karşın, BDP daha tutarlı savunular ve kararlı duruş sergileyerek yemin etmedi. Ne var ki, BDP’nin de bu tavrını daha fazla sürdürmeyeceği ve yemin edeceği anlaşılmaktadır. AKP’nin ara seçime gitme kozu BDP’yi zorlayan unsur olarak yemin etmeye götürecektir. Dahası, BDP parlamentodaki pozisyonunu terk etmeyi kolayca göze alamayan gerçekliğiyle baskılara daha fazla dayanamayacak, parlamentodaki pozisyonunu korumak için geri adım atacaktır. Bu gelişmelerin görünen veya bahane edilerek sebep gösterilen PKK’nin gerilla eylemi gerçekleşti. Bu eylemde 13 asker öldürüldü. Çatışma alanında ölü askerlerden geriye kalan malzeme ve eşyalar yangından sonra oluşan görüntülerle birlikte kamuoyuna bilinçli olarak servis edildi. Diğer gelişmeler ise özet olarak şöyledir; KCK davasında devletin olumsuz tavrı sürdürülmektedir. Tahliyeler olmadığı gibi, davaya katılmayan avukatlara (Avukat atamayan Diyarbakır Barosu’na) dava açılıyor, KCK davasına baskı arttırılıyor. Yine, aynı gelişmeler paralelinde, Öcalan’ın şartlarının düzeltilmesini talep eden açıklamalar yapan BDP’li belediye başkanlarına, yöneticilerine dava açıldı. Çeşitli illerde Kürtlere yönelik linç saldırıları gündeme sokuldu. Kürt gençleri polis tarafından vurularak öldürüldü… Çatışmanın keskinleşme eğilimi ve buna dair öngörü ya da hazırlıklar, Öcalan ve M. Karayılan tarafından Kürtlere güvenlikli bölgelere çekilme çağrısı yapıldı. İran PJAK’a karşı kayıp vermekle birlikte, saldırılarını tırmandırarak Kandil’i tehdit edecek şekilde bombalama ve operasyonlara girişti. İran’ın bu saldırısı T.C. ile ittifak ve sağlanan konseptlere bağlı olarak geliştiği açıktır. T.C.’nin sınır ötesi operasyonu dillendirmesiyle de birlikte, Öcalan, Kandil’deki sivillerin güvenlikli bölgelere alınmasını istedi. Bu durum AKP’nin niyetini gösterdiği gibi, PKK’nin de buna hazırlıklı olduğunu kanıtlamaktadır. Bu ve benzeri emarelere bakıldığında çatışmanın bir müddet daha sürme olasılığı güçlenmektedir. Fakat, perde arkasındaki hesap ve görüşmeler, gelişmeleri tayin eden asıl faktörler olacaktır. 18. Uluslararası Caz Festivali’nde Müzik festivalinde Kürtçe şarkı söyleyen Kürt sanatçı Aynur Doğan sahnede ırkçı-milliyetçi yuhalamalara maruz kalarak sahneden fiilen indirildi. Tüm dillere ses çıkarmayan Türk milliyetçiliği, Kürtçe şarkılara tahammül etmemiş ve adeta yeni bir Ahmet Kaya skandalı yaşatılmıştır. Bunda AKP’nin politikası ve kışkırtmalarının, PKK eyleminden sonra geliştirdiği saldırgan dil, hatta daha önce BDP’ye faşist diyecek kadar ileri giderek azgınlaşacağını gösteren tavrının rol oynadığını görmemek körlük olur. Kısacası, Kürt sorununda çatışmanın tırmanması ve çatışma sürecinin uzatılmadan yeniden yumuşaması olarak iki ihtimal de mümkündür. Selahattin Demirtaş’ın, basına düşen; “Ülkenin bayrağı tektir” biçimindeki jesti, PKK’nin stratejik yönelimi olan “barış çizgisi” ile birlikte düşünüldüğünde süreci yumuşatma emaresi olarak okunabilir. Ki, diğer emareler AKP iktidarında da bulunmaktadır. Fakat, esas eğilimi bir dönem çatışma sürecinin gelişeceği yönündedir. Özetlediğimiz olgular ve KCK’nın, “Öcalan özgür kalmazsa ateşkes olmaz” özetindeki açıklaması bunu göstermektedir. Kürt sorununa dair başka bir gelişme de, T.C.’nin Burkay’ı ülkeye getirtmesidir. AKP’nin PKK’ye yönelik tasfiye planı ve BDP’ye yönelik yaklaşımlarıyla Kürt ulusal hareketine karşı mevcuttaki genel yönelimi göz önüne alındığında, Burkay’ın getirilmesi önem ve anlam kazanmaktadır. Burkay, tasfiye planının bir parçası olarak devlet tarafından kullanılacaktır. Kürtler arasında ayrışma ve kendi içlerinde ikili bir durum yaratılacaktır. Her gün devlet bakanlarıyla televizyonlara çıkıp mesajlar vermesi bunu destekleyen resimdir. Burkay’ın gizli anlaşmalar sonucu ülkeye gelmesi, AKP bakanlarıyla kucaklaşıp poz ve mesajlar vermesinden anlaşılmaktadır. Ki, ideolojik-siyasi çizgisi de devletle kucaklaşmaya ve objektif olarak da olsa PKK karşıtı olarak konumlanmasını olanaklı kılmaktadır.
Halkın silahlı gücü devrimci kurtuluş yolunda ilerliyor!
Tamamen farklı nitelikte bulunan bir gelişme de Maoist hareketin Halk Savaşı yolunda ilerleyen gerilla savaşı siperlerindeki kayıpları oldu. Bu kayıplar komünist hareket ve gerilla savaşı açısından talihsiz gelişmelerdi. Bu kayıplarla birlikte, geniş kitlelerin kahraman savaşçılarının cenazelerini sahiplenmeleri ve görkemli kitlesel anma pratiği olumlu bir gelişmeyi ifade ediyordu. Halk Savaşı’ndaki ısrarın halk kitlelerinin umudunu büyüten bir olgu olduğu ve gerilla savaşının devrimci etkisinin kitlelerde diri dinamiğe dönüştüğü bir kez daha ve parlak olarak açığa çıktı. Gerek halk kitlelerinin devrimci savaş kahramanlarını sahiplenme realitesinde açığa çıkan devrimci öz olsun ve gerekse de yukarıda özetlemeye çalıştığımız toplumsal koşul ve çelişkiler toplamı olsun; bütün bu durum devrimci koşullar lehine olup, Halk Savaşı perspektifiyle gerilla savaşının büyütülmesi ihtiyacını açıkça ortaya koymaktadır. Toplumsal nitelikteki tüm çelişki-çatışkılara ve bunlarla karakterize olan siyasal-ekonomik-ideolojik bileşkedeki gerici sınıf-gerici sistemine, devrimci açıdan müdahalede bulunmanın yolu ve en önemlisi de gerici-faşist sistemi yerle yeksan edip nihai amaç doğrultusunda sosyalist toplum perspektifiyle Yeni Demokratik halk iktidarını kurmak için en özlü görev Halk Savaşı’nı tüm gücümüzle geliştirmektir. Proletarya önderliğinde halk ordusu, devrimci kurtuluş yolunda ağır ve anlamlı bedeller pahasına ilerliyor, Halkın umudu olmaya devam ediyor. Onu destekleyelim, ona katılalım, onunla birlikte halk düşmanı karşı-devrimci sınıflara karşı savaşalım! Gerici sınıf iktidarlarını ve tüm sonuçlarını ortadan kaldırıp, demokratik, devrimci ve özgür bir toplum yaratmak, oradan da özgür bir dünyaya varmak için halkın silahlı gücünü büyütelim. Emperyalist dünya gericiliği ve onun tüm uzantılarını yenip ortadan kaldırmak için, örgütlenelim, birleşelim ve savaşalım! Hakim sınıflarla proletarya ve geniş halk yığınları arasındaki iktidar sorunu ve bunun çeperindeki tüm sınıf çelişkilerin proletarya ve halklarımız lehine çözümüyle egemen ulus hakim sınıfları ile ezilen ulus ve azınlıklar arasındaki milli çelişkinin, ezilen ulus ve azınlıklar lehine çözümünde, taktik ve stratejik bakımdan tayin edici devrimci gelişmeler; ancak ve ancak Maoist parti önderliğinde asgari devrim programı olan Yeni Demokratik Cumhuriyet hedefi ve azami devrim programı olan sosyalist devrim ile komünizme geçiş mücadelesi safhalarını kapsayan ve Yeni Demokratik Devrim’in özüne tekabül eden ya da Yeni Demokratik Devrim’de çözüm esası olan proleter sosyalist çözüm modeliyle mümkün olacaktır!
|