|
Biçim diye çoğu kez önemsemediğimiz ayrıntı aslında son derece önemlidir. Çünkü biçim illa da belli bir özden esin alır. Çünkü, her davranışın, fiilin, hareketin vb. mutlaka bir sebebi vardır ve her şey son tahlilde bir mantığa dayanır. O vakit biçimi, davranışı vb. küçümsemek tamamen yanılgıdır. Parçalar bütünü, ayrıntılar toplamı oluşturur Biçimin genellikle özü yansıttığı sözü doğrudur. Aynı zamanda biçim ile öz arasında sıkı bir bağın olduğu da söylenmelidir. Öte yandan biçim ya da görünüm, bir disiplin ve özümseme meselesidir de. Görünüm rastlantı olmayıp, her istisnada olmasa da prensip olarak öz ile alakalıdır, özün dışa vurumudur. Biçim özden esinlenir. Öz ise verili zaman içerisinde biçimin karekterine bürünerek içsel bir değişime uğrar, bu değişim, biçim öz çatışmasının sonucudur. Hem felsefi olarak hem de pratik yaşamın doğasında bu durum karşılıklı ilişkinin ve birbirini var eden maddi yaşam koşullarının yansıması ve toplumsal ilişkilerde somutta ifadesidir. Biçim de öz de her zaman ve bilfiil olarak bir birini yansıtmazlar. Verili duruma göre karşıt bir hal de alırlar. Öz ile biçim arasındaki ilişkiyi tanımlayan bu doğru, davranışlarımızın nereden beslendiğini veya davranışlarımızın arka planındaki gizli-iç gerçeğin ne olduğunu anlamamıza kesinlikle yardımcı olur. Öz ile biçim arasındaki farklılık bireylerin farklılıklarını da yansıtır. Her birey yaşadığı zamanın farklı kültür, düşünce, vb. olgularından etkilenerek kendi aidiyetini belirler. Her politik davranış bir sınıfın damgasını taşıdığına göre; isterse biçimsel deyip küçümseyelim, söz konusu o davranış niteliğimiz hakkında bir ipucu verir. Örneğin; pop müziği dinleyen biri ile halk müziği dinleyen biri arasındaki farktan hareketle, bunlar arasında düşünüş tarzı, kültür, kişilik, yaşam tarzı vb. açısından önemli farklılıkların olduğu; kişilik ve mizaçlarının farklı olduğu söylenebilir. Eğer sınıflar üstü bir toplumsal yaşam yoksa; bireyin zevkleri, özlemleri, beğenileri, duyguları sınıf niteliğinden veya sınıflar karşısındaki pozisyonundan bağımsız değildir ve elbette ancak bu açıdan tartışılabilirler. Hele hele davranışlarımız bir silsile oluşturup yaşam tarzımıza veya kültürümüze rengini veren düzeyde ise, burada biçim veya görünüm tartışması geri bir tartışma olur. Davranışlarımız tek tek davranıştan çıkıp yaşam tarzı-kültür haline gelmiş ise, sorunun hiç de biçim sorunu olarak küçümsenemeyeceği ve özümüz nitel bozulmaya yüz tutmuş demektir. Bu durumda, kendimize müdahale etmemiz kaçınılmazdır. Kendimize de müdahale etmenin veya kendimizle de mücadele etmenin sürekliliğini sağlamanın önemi hepten açıktır ve bu en doğrusudur. Parça bütün ilişkisi Parçalar bütünü tamamlar/ayrıntılar toplamı oluşturur. Ama parçalar bir çekirdek-bir halka etrafında nitel ve nicel uyum göstermez ise bütünlük oluşturulamaz. Parçaların bağımsız irade ve eylemi, bütünlüğün tabiatına ters düşerek niteliği bozar ve kesin bir sistematik oluşturamayarak kararlı yapıyı felç eder. Aynı biçimde, ayrıntılar ilkede bir damarı takip etmezse, dağınık kalarak nitel bir toplama varamaz. Ayrıntılar küçük akarlar misali ana havuza toplanır. Parçalar ademi merkeziyetçiliğin ötesinde, demokratik-merkeziyetçilik ilkesi ışığında ve irade-eylem birliği temelinde bütünü tamamlamak durumundadır. Belli bir nitelik esasıyla çizgileşmek ya da tutarlı bir çizgi kuşağında sağlam ideolojik-siyasi nitelik edinmek, bütün parçaların ana ilkeler ekseninde merkezileştirilmesi veya ayrıntıların ana görüş odağında birleşmesinden geçer. Birey için de, siyasi bir parti için de bu böyledir. Bütün yukarıdakilerden anlaşılması gereken şey veya bunlarla varmak-anlatmak istediğimiz şey; belli bir niteliğin oluşturulması veya temsil edilip korunması için, her şeyden önce belirlenmiş olup var olan niteliğin (bu var olanın geliştirilmesini yadsımama kaydıyla), özde, biçimde, sözde, davranışta ve yaşam tarzında pratikleştirilmesinin gerekliliğidir. Unutulmamalıdır ki; nicel birikimler nitel patlamalara yol açar. O halde belli bir niteliğin temsil edilip taşınması için nicel veya biçim dediğimiz faktörlerde de sağlam, tutarlı bir duruş sergilemek durumundayız. Biçim özün yansımasıdır Lümpen yaşam tarzıyla nitelikli-saygın bir kişilik ortaya koyamayacağımız kesindir. Halk kitleleri bizleri değerlendirirken neye göre hareket eder veya neyi ölçüt alırlar? Yaşam tarzımızı, hal-hareket ve davranışımızı, üslup ve konuşmamızı… Dahası, kültür ve kişiliğimizin gerçek yansıması veya ne olduğu da bu unsurlarda belirir. O halde baştan aşağı tüm yaşamımızı ve bu yaşamdaki tüm davranışlarımızı disipline ederek bir niteliğe oturtmamız doğru olanıdır. Düşüncemiz ne kadar ciddiyse yaşamımız da o kadar ciddi olmak durumundadır. Tersi ise, eklektik, çarpık bir kişiliğe işarettir. “Nasıl olsa biçimdir”, “önemli değil”, “bir şey olmaz”, “önemsizdir” vb. yaklaşımlarla veya demokrasi adına (demokrasicilik oyunuyla), gelişme-geliştirme adına ve daha birçok şey adına yaygınlaştırılan anlayışlarla, disiplinden niteliğe, biçimden öze kadar geniş değerler bileşeni tahrifata uğramış ve ilkeli net duruş esnetilmiştir. Bu bir bozulmadır; niteliğin esnetilerek zedelenmesidir. Biçim diye çoğu kez önemsemediğimiz ayrıntı aslında son derece önemlidir. Çünkü biçim illa da belli bir özden esin alır ve her davranışın, fiilin, hareketin vb. mutlaka bir sebebi vardır ve her şey son tahlilde bir mantığa dayanır. O vakit biçimi ve davranışı küçümsemek tamamen yanılgıdır. Sınıflı toplum sınıf çatışmalarının en üst seviyede cereyan ettiği ve bununla birlikte biçimde yaşanan çatışmanın özde karşılığının olduğunu söyleyebiliriz. Karşılıklı bu çatışma ve biçimsel diye önemsenmeyen bir mesele pek tabii olarak özde yarattığı kırılma ile biçimin yerini alır ve artık görünen özsel bir durum olur. Biçimsel olarak hoş olmayan bu durum, aynı zamanda bir ciddiyetsizliği, disiplinsizliği, ortak şekilleniş eksikliğini ve düşüncedeki belirsizliği de yansıtır. Evet, disiplinsizlik olduğu halde, bu disiplinsizliği ‘’bir şey olmaz’’, ‘’biçimciliktir’’ gibi lakayt yaklaşımlarla es geçtiğimizde, objektif olarak ortak şekillenişin ve bir niteliğin biçimde yansıtılmasının bozulmasına yol açmış ve niteliğin zedelenmesine vesile olmuş oluruz. Özsel karekteri biçime yansıtmak ve tüm ilişkilerde hakim kılmak... Hem görünüm açısından hem de ortak şekilleniş ve kültürün geliştirilip temsil edilmesinde bu davranış gereklidir. Birçok sorunda dağınıklık, disiplinsizlik yaşanabilmektedir ki, meselenin önemi veya niteliği bozmaya-esnetmeye varması durumu açığa çıkar. Merkezi kararların savunulması Liberalizm çağın en büyük hastalığıdır. Tamamen örgütsel disiplin ve ideolojik duruştan yoksun bir davranış ve düşünce biçimidir. Pratik, düşüncenin oluşumunu sağlar, düşünce ise o pratiğe yön verir. Yani karşılıklı birbirini var eden bu diyalektik birlik mevcut durumun belirlenmesinde temeldir. Eğer bu birlik, yaşam pratiğinin temelinde karmaşık, dağınık ve hatta çarpık bir kavrayış içerisinde ele alınıyorsa sorunun özü bu hastalıktan yani liberalizmden besleniyordur. En basit olaydan en kapsamlı ve kompleks olaylara kadar her şeyin başı boş yürümesi, bireyleri kendi haline bırakmak, örgütün iradesini, ya da ortak aklı bertaraf etmek mutlak idealizmin, liberalizmin saflardaki yansımasını oluşturur. Her türlü hatalı tutum ve davranışı vb. ulu orta her yerde sergileyen, demokrasi adına aşırı demokrasiyle yaklaşır, müsamaha edilirse; dedikodu, karalama ve deşifrasyon yapana disiplin uygulanmazsa, esneklik adına aralanan kapıdan liberalizm sızar ve yerleşmeye başlar. Her birimiz sınıflı toplumlar gerçekliği içerisinde egemen sınıfın alışkanlıklarını taşıyoruz. Binlerce yıllık özel mülkiyet dünyasının yaratmış olduğu kültürel doku her sınıfın ve bireyin yaşam hücrelerine kadar işlemekte. Bu durum öyle basit olarak yok edilemez. Liberalizm ve kendiliğindenciliğe varan bulaşıcı tümör, örgüt ruhuna, merkeziyetçiliğe ve demokrasiye zarar veren en belirgin hastalıktır. Bu hastalığın sınıfsal kökeni burjuva bireyciliğinin kendisidir. Bununla da baş etmenin esası sınıf mücadelesi içerisinde disiplin ve denetim mekanizmasına tabii tutulan ideolojik çizgide netleşmektir. Dolayısıyla örgüt bunların varlık nedenidir. Yani sınıflı toplum gerçekliği içerisinde, yeni bir toplumun varlığını bugünden inşa edecek en temel ve biricik güç örgüttür. Bu disiplin en üstten en alta kadar her örgütlü bireye eşit ve aynı hukuksal yaklaşımı gerektirir. Bunun aksi imtiyazlı bir elit kesim yaratır. Bu da sınıfların bilerek ve isteyerek yeniden inşaasıdır. Ancak örgüt bunlara karşı da amansızca mücadele etmelidir. Dolayısıyla örgüt her ne kadar dışa karşı verilen bir mücadelenin aracı olsa da içte de mücadeleyi kesintisiz sürdürmelidir. Ancak bu mücadelenin biçimi ideolojik-teorik zeminde yapılmalıdır, bu mücadele üst seviyede birliği yakalayacak barışçıl yöntemle yürütülmelidir.
Esas olan örgütsel görev ve sorumluluklardır
Bu hastalıkları onlarca ayrıntı, onlarca parça ve onlarca tutumda tespit etmek mümkündür. Örneğin yoldaşlar arası ilişki ve sosyal paylaşımdan tutalım da genel dayanışma kültürüne kadar yığınca sorunlu bir tablo mevcuttur. Önceliği kişisel iş ve hedeflere verip, örgütsel görev ve çalışmaları ikinci plana atma tutumu başka bir bohemliktir. Tasfiyeciliğin sinmiş gölgesi bütün buralarda sırıtmaktadır. Hepsinin bileşkesinin büyük bir sorun yumağı oluşturup örgütün elini bağladığını görmek yerinde olacaktır. Açık ki, bu durumun alt edilmesi sarttır. Bütün bunlara müdahale kişinin örgütlü birey bilinciyle eleştiri-özeleştiri mekanizmasını kullanmasından, yapının disiplin uygulamasına kadar genel bir iradeyle ortak merkezi sekilleniş temelinde örgütsel inisiyatifini yaşama geçirmek durumundadır. Yani, tüm yoldaşlar, merkezi karar ve anlayışlar temelinde hassas olmalı ve ortak şekilleniş içinde davranmalıdırlar. Niteliğin korunup ilerletilmesi için bu şarttır. Örgütün her bir faaliyetçisi her koşul altında örgütün işleyişini hayata geçirmekle yükümlüdür. “Ben” olgusu örgütlü yaşam içerisinde “biz” olgusu içerisinde erimek ve bireysel yaşamın yerini kolektif bir yaşam almak durumundadır. Ademi merkeziyetçi ya da mutlak merkeziyetçilik değil; demokratik merkeziyetçilik temel meseledir. Güçlü bir yapı, ideolojik-siyasi çizgi ile birlikte güçlü bir disipline dayanır. Kadro ve faaliyetçiler bu disiplin karşısında yükümlü olup, bu disiplinin tesis edilmesinden sorumludur. Güçlü bir örgüt, güçlü bir disiplin ve güçlü bir sınıfsal bilinçle sağlanabilir. Örgüt olma bilinci bunu gerektirir.
|