Perspektif - Diğer Yazılar

next
prev
Kürt Ulusa Sorunu ve Kürt Ulusal Hareketi Gerçeği

Öncelsiz olmayan yakın gerçek açısından ele alırsak; ulusal kategori olan Kürtler paylaşım savaşları ve sonuç anlaşmaları neticesinde tarihi haksızlıklara maruz kalarak, toprak ve nüfusuyla bu anlaşmalar gereği taraflar arasında bölünüp pay edilmiş, ulusal irade ve bütünlüğü bozulmuş, bölünmüş olan bu parçalar uluslaşma sürecini, zorla tutuldukları ayrı ayrı devlet sınırları içinde tamamlamıştır

Kürt ulusal sorunu ve Kürt ulusal hareketi gerçeğinin anlaşılmasında objektif yaklaşım!
Teoride nasıl tarif edilirse edilsin, pratik yaşam gerçeği, bazen teoriyi geriye itip ileri çıkarak kendisini dayatır, önümüze somut görev ve sorumluluklar koymaktan geri durmaz. Genel kural olarak teori pratikten çıktığına göre, yaşlı ve önde olan da pratiktir. Pratik yaşam ya da sosyal pratik teorinin geliştirilmesinde esas minderdir. Teorik çözümlemeler, formülasyonlar ve evrensel olup olmayan tüm fikirler canlı yaşamın tecrübe ve deney birikiminin öğretileri olarak çıkar veya üretilirler. Başka icat edilecekleri bir saha yoktur. Teori asla küçümsenemez; devrimci teori olmadan devrimci pratik geliştirilemez. Ama pratik olmadan da teori olamaz. Evrendeki bütün fikriyatın kaynağı yine evrendeki maddi yaşam gerçeğidir. Tüm toplumsal olay, olgu, çatışma ve ilişkilerin birikimi toplumların gelişme dinamiğini oluşturur. Ama toplumları ileriye taşıyan bizzat sınıflar mücadelesidir ki, bu da yaşam pratiğinin birikiminden bağımsız değildir. O halde teoriden koparmamak kaydıyla, tüm gelişmenin temelinde yatan pratik gerçeğe bakmak her zaman geçerli kuraldır. Gerçek, değişen ve değiştirilebilen bir fenomendir, ama değiştirilmesi ancak onun görülmesi ile mümkündür. Çünkü gerçek, teorinin somuttaki biçimlenişi ve gücünün kaynağıdır. Teori gerçeği atlarsa pratik yaşam karşısında işlevsiz ve soyut kalır. Dolayısıyla yaşam gerçeğinden koparılarak soyut teori derekesine düşürülen boyutuyla Kürt ulusal sorunu ve hareketi hakkındaki kuru teorik yaklaşımları aşıp, yaşanan gerçek yaşama ve bunun canlı teorisine geçmek elzemdir.
Daha da açıkçası, Kürt ulusal sorunu ve hareketine karşı yaklaşımda (stratejik bakışta değil ama siyaset sahasındaki yaklaşımda) teoriyi, somut şart ve gerçekten tecrit ederek, Kürt ulusal hareketi ve Kürt ulusal sorununun göz önündeki somut siyasal durumuna, yaşanan canlı pratik ve gerçekliğine uygun teorik-pratik pozisyon almak gerekmektedir. Yaşanan siyasal mücadele ve somut gerçeği görmeyen, salt teorik doğru ve stratejik yaklaşımla siyaset yapma kabızlığına düşen pozisyonun aşılması gerekmektedir. Bilimsel olan budur.
Bir anekdot düşelim ki, Kürt ulusal sorunu, yeniden tespit edilmeye muhtaç bir sorun değildir. Yani Kürt ulusal hareketini tespit etme gibi bir tartışma yürütmüyoruz. Ancak Kürt ulusal sorununun barındırdığı özgünlükleri ve somut realitesi itibariyle daha doğru kavranmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Teorik, stratejik kılıfları aşamayıp siyaset sanatında yeteneksiz kalan ve bu bağlamda ulusal sorun ve hareket karşısında tutuk kalarak görevlerini omuzlamayan-omuzlayamayan yaklaşımı doğrultmak ihtiyaçtır. Bazen “basit”-açık gerçekten yola çıkarak büyük yanılgıları açığa çıkarmak mümkündür. Bu bakımdan, “Kürt ulusal sorunu nedir?” sorusunu bu açık gerçekten yola çıkarak yanıtlama tartışmasını yürütmeyi faydalı görüyoruz.
Pratik olarak Kürt ulusal sorunu
Katliam, inkar ve imhaya maruz kalan, yıllardır uygulanan faşist baskıyla ulusal kimliğini redde zorlanan bir ulus ve bu zeminde de bir ulusal sorun; Türk hakim sınıflarının en barbar milli baskı ve zulmüne yönelen bir başkaldırı, ulusal bir direniş ve mücadele var. Uygulanan milli zulme karşı gelişen mücadele bilindiği üzere PKK önderliğinde ifade bulmaktadır. Özetle ifade edecek olursak; Türk ulusu hakim sınıflarının, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını çiğneyip, bağımsızlık hakkını gasp ederek tanımaması, egemen Türk ulusu milliyetçiliği görüşüyle Türk hakim sınıflarının imtiyazları esasına dayanan, Kürt ulusunu zora dayalı olarak kendi devlet sınırları içinde ve ırkçı faşist egemenliği altında tutması temelinde, Kürt ulusunun iradesini yok sayma suçundan kaynaklanmaktadır.
Ulusal hareketin ideolojik dokusu, genel ve somut muhtevası, önderliği şahsında somutlanan politik niteliği, önderliğinin çizgisi, bu önderliğin stratejik ve güncel yönelimi, hareketin sınıf niteliği, hareketin çıkışı ve son tahlilde dayandığı öz ve benzeri yönlü tüm değerlendirmeler kuşkusuz ki önemlidir. Ama bunlardan önce tespit edilmesi gerekli olup önem kazanan, önümüzde duran ve yukarıda özetlediğimiz bu realitedir. Yani ulusal sorun ve bu sorundan beslenen somut-pratik, ulusal mücadele gerçeğidir.
Öncelsiz olmayan yakın gerçek açısından ele alırsak; ulusal kategori olan Kürtler paylaşım savaşları ve sonuç anlaşmaları neticesinde tarihi haksızlıklara maruz kalarak, toprak ve nüfusuyla bu anlaşmalar gereği taraflar arasında bölünüp pay edilmiş, ulusal irade ve bütünlüğü bozulmuş, bölünmüş olan bu parçalar uluslaşma sürecini, zorla tutuldukları ayrı ayrı devlet sınırları içinde tamamlamıştır.
Esas olarak dört ayrı parçaya bölünen Kürt ulusunun en büyük parçası, TC devlet sınırları içinde zorla tutulan-bura devletine dahil edilerek ilhak edilen ve uluslaşma sürecini burada tamamlayan Kuzey Kürdistan coğrafyasıdır.
Kürt ulusunun yaşadığı tarihsel haksızlık gibi, ilhak edilerek kendi kaderini tayin etme hakkının tanınmayıp çiğnenmesi suretiyle karşı karşıya olduğu mevcut pozisyon veya statüsü ile milli zulme tabi tutulması ve tüm sonuçları uluslararası hukuk ve sözleşmelere göre olduğu gibi, bütün demokratik normlara göre bir suçtur. Kürt ulusu alenen Türk ulusu hakim sınıfları tarafından pervasız zulüm, ırkçı-milliyetçi ve ulusal kölelik şartlarında tahakküm altında tutulmaktadır.
Kürt ulusu, Türk hakim sınıfları tarafından jenosit ve etnoside tabi tutulmakta, ağır asimilasyon ve imha-inkar şartlarında kişiliksizliğe, teslimiyete ve kendine ihanete itilmekte, ulusal linçten geçirilip onuru rencide edilerek, en demokratik ve meşru iradesi hoyratça çiğnenmektedir.
Kürt ulusu tüm dünyanın gözleri önünde her türlü insanlık dışı muamele ve saldırıya maruz bırakılmakta, en tabii talep, hak ve özgürlükleri tanınmamakta, devletin savaş aygıtıyla uygulanan vahşet yetmiyormuş gibi, meşruiyetten yoksun koruculuk sistemi ve yasa dışı JİTEM, kontra gibi ölüm mangaları ve çeteler vasıtasıyla da katledilip azgın bir terörden geçirilmekte, diri diri yakılmakta, köyleri yakılıp yıkılıp sürgün edilmekte, insani yaşamı tam anlamıyla yok edilmektedir.
Kısacası, Türk hakim sınıfları Kürt ulusunu ezip çiğnemektedirler. Ve önemlidir ki, Kürt ulusu öyle ya da böyle milli baskı ve zulme karşı büyük bir direniş göstermekte, mücadele edip savaşmaktadır. İşte Kürt ulusal sorunu en çıplak ifadeyle budur; karşımıza böyle çıkar.
Koyu milli baskı zemininde ulusal hareketin boy göstermesi ve biçimlenmesi kaçınılmaz olarak gündeme gelir-gelmiştir. Ulusal sorunun varlığı, ulusal hareketin patlak vermesinin tek zeminidir. Ulusal hareket son tahlilde bir pazar sorunu da olsa, çıkış kaynağı ve temelinde pazar meselesi de yatsa, özellikle somut Kürt ulusal hareketindeki bu siyasi gerçeklik es geçilemez. Ulusal hareketin siyasi bakımdan varlık gerekçesi veya pratik gerçekliği bu realiteden bağımsız ele alınamaz. Ulusal hareket, ister istemez egemen ulus milliyetçiliğinin milli zulmüne yönelir, yönelmek durumundadır. Ki, bu onun demokratik muhtevasını tayin eder. Hem ulusal kitlelerin birleştirilmesi için ve hem de somut olarak yaşanan zulme karşı refleks göstermesi-başkaldırması tabi olup, bu siyasi düzlemdeki direnişi-mücadelesi hareketin genel hedefleri açısından kaçınılmazdır. Dolayısıyla ulusal hareketin son tahlilde pazar özlü olması, onun siyasi muhtevasındaki demokratik yanını yadsımaz.
Türk devleti hakim sınıfları, coğrafyamızdaki Türk olmayan tüm azınlıklara ve özellikle de Kürt ulusuna son derece amansız, barbar, vahşi ve sınır tanımayan koyu bir milli baskıyla büyük bir asimilasyon, imha-inkar politikalarına dayalı ender rastlanır azgın bir terör, kafatasçı-faşist ırkçılığı uygulamakta, tam anlamıyla bir milli esaret yaşatıp zulüm estirmektedirler. İlhak edilip kaderini tayin etme hakkının elinden alınarak çiğnendiği veya bağımsız devletini kurma hakkı ile kendi kendisini yönetme hakkının gasp ve ihlal edilerek tanınmadığını, Türk hakim sınıfları tarafından ulusal kölelik boyunduruğu altında tutulduğunu bir kenara bırakacak olursak (ırkçı-faşist uygulamalar bu temelden beslenir);
1)- Dili yıllar boyu yasaklanmış! Bu anlamda kendisini ifade etme, iletişim kurma, kültürünü, düşüncesini, bilincini, yaşamını geliştirme aracı ve hakkı elinden alınmış, büyük bir dram ve çaresizliğe mahkum edilmiştir. Anadilini konuşması yasak edilip suç sayılarak susturulmuş ve anadilini konuşması hapis yatmasına, işkence görmesine ve hatta katledilmesine gerekçe olmuştur.
Dilin yasaklanmasının mantıki sonuçları olarak gündeme gelen bu baskı, yasak, haksızlık ve engellemeler, salt dilin yasaklanmasının sonuçları olarak kalmazlar. Genel olarak uygulanan milli baskı, zulüm ve inkar siyaseti bu haksızlık, sınırlama veya yasakların bizzat yaratıcısıdır. Bu anlamda dil yasağının yumuşatılması kendi başına önemli bir kazanım iken, bu durum belli hakların kullanılmasına vesile olur, fakat ulusal baskı ve zulmün ortadan kalkması vb. için asla yeterli olamaz. Kısacası, Kürt ulusal sorunu, dil yasağının yumuşaması veya ortadan kalkmasıyla çözülmüş olamaz-çözülmez.
2)- Kürtüm demek, yasaklanarak cezalara tabi tutulmuş! Kürt realitesine asla tahammül edilmemiştir! Türk ‘’Türküm’’ demekten gurur ve övünç duymuştur, ama Kürt “Kürtüm’’ demek için işten atılmayı, kiralık evinden çıkarılmayı, horlanmayı, linç edilmeyi, işkence görmeyi, hapis yatmayı ve “kayıp” edilmeyi-öldürülmeyi göze almak-bu şartı göğüslemek zorunda kalmıştır. Bu basınç altında kalan Kürtün özgüveni zedelenip benliği yıkılmıştır. Onuru, kimliği, kişiliği ayaklar altına alınarak hiçleştirilmek istenmiştir.
Köyünün ismini, çocuğunun ismini anadilinde söyleyememiş, anlamını bilmediği kültürü dışında, Türkçe sözlerle koyulmuş isimlerle ifade etmek zorunda bırakılmıştır. Kendi dilinden müziğini dinlemesi yasaklanıp cezalara tabi tutulmuştur. Böylece kendisine yabancı kültüre entegre edilmiş; Türklük empoze edilerek her vesileyle asimilasyona tabi tutulup, ulusal köken, kültür ve değerlerinden uzaklaştırılmak istenmiştir. Tarihi benliği unutturularak kendini inkara ve ihanete itilmek istenmiştir.
Kürt sözcüğü, Kürt ulusu, Kürt ulusal sorunu gibi olgu ve kavramlar yıllar boyu Türk hakim sınıfları milliyetçiliğinin kırmızı çizgisi atfedilerek tabu görülmüş, hasıraltı edilerek inkar edilmiştir. Bir ulusun varlığı; ulusun adının telaffuz edilmesinin suç sayılmasına kadar uzanan en ağır şartlar altında en kaba ve en açık biçimde yok sayılmış, iradesi hoyratça çiğnenmiştir.
Milli baskı ve zulmün bu ayağı da, imha ve inkara varan milli zulüm esası veya tamamını oluşturmaz ve elbette ki bu yasağın kalkması, daha derin temellere dayanan milli baskı prangasının parçalanıp, uygulanan zulüm ve köleliğin ortadan kalması için yeterli ya da belirleyici etken olamaz.
3)- Kuzey Kürdistan coğrafyası Kürtler için açık bir hapishaneye çevrilmiş ve işkence hane haline getirilmiştir! Anadilini konuşamamak, öz-ulusal benliğiyle kendisini ifade edememek, çocuğuna dilinden isim verememek, kültürüyle değil de dayatılmış egemen ulus kültürüyle yaşamaya zorlanmak vb. vs. zulümle ünlü milli baskının tümü Kürt ulusu için kendiliğinden işkenceyken;  Diyarbakır Hapishanesi gibi işkenceleriyle meşhur vahşet merkezinde; Kürt gençleri, yaşlıları, kadınları, çocukları, emekçileri insanlık dışı muamelelerden geçirildi.
Hapishaneler Kürt siyasetçilerle dolduruldu ve on binlerce tutuklu-hükümlü Kürtten işkence görmeyen bir istisna çıkmadı. Altmış-yetmiş, belki daha fazla yaştaki yaşlı nineler-dedeler, örgüt üyeliğinden ‘’mahkumiyet’’ giydi. Reşit olmamış Kürt çocukları hapishanelerde büyüdü.
Amed zindanındaki bu Kürt esirler zorla boğazlarına kadar foseptik çukurlarına gömülü tutuldu, kimilerinin ağzına zorla fare koyuldu, kimileri ihanete zorlanırken intihara sürüklendi, kimilerinin beyni demir çubuklarla parçalandı…
Bu Kürtlere, askeri talimler yaptırıldı, ‘’Türküm doğruyum, çalışkanım…’’ nakaratı söyletilip, Türklük yeminleri ettirildi. “Barış istiyoruz” diye sokaklara dökülen kadınlar, gençler ve çocuklar işkenceden geçirilip kurşunlandı. Hapse atılanlar ise “’şanslı’’ olanlardı (?)
Nerdeyse savaşta şehit vermemiş,  bir ev bile kalmadı. Öyle ki, şehit vermemiş ev suçluluk psikolojisine girdi. Yüzlerce Kürtün mezarlarının yeri belirsizleşti...
Gerillalarının cesetleri parçalandı, kafaları-kulakları kesilip, potinlerle cesetlerinin göğsüne-kafasına basılıp pozlar verildi, şehit düşmüş kadın gerillalara tecavüz edildi. Haksız-kirli savaşın göbeğinde Kürtler asit kuyularına, toplu mezarlara gömüldü; karakola çağrılıp geri dönmedi; “kaybedilip” bilinmez yere gömüldü, cesetleriyle yok edildi.
Örnekleri çoğaltabiliriz. Fakat bu aktarımlar meselenin anlaşılması veya ortaya konması açısından gereğince yeterlidir. Kürt ulusunun arzuhali budur işte. Kürt ulusu bu zulme, esarete, yıkım ve kıyıma karşı savaşmaktadır. Ve ayakta olmasının siyasi sebebi de budur.

Kürt ulusunun mücadelesini destekliyoruz!

Kürt ulusal sorunu siyasi olarak bu zeminde vücut bulmakta, bu özellikleri barındırmaktadır. Kürt ulusal hareketi de siyasi olarak, örneklemeye çalıştığımız bu tabloyu hedeflemektedir. Kürt ulusu-ulusal hareketi yukarıda özetlediğimiz şartlarda mücadele ediyor ve yukarıdaki şartların iyileşmesi-düzeltilmesi için savaşıyor. Bu savaş ve mücadeleyi niçin desteklemeyelim ki?
Kürt ulusal hareketi Türk hakim sınıflarının iktidarını yıkmıyor diye, onun ilhak edilmişliğine karşı başkaldırıp isyan etmesine, ulusal hak ve özgürlüklerini içeren taleplerle mücadele etmesine, dili ve kültürü üzerindeki baskıya karşı mücadele etmesine, en küçük talebinden en büyük talebine kadar ulusal demokratik muhtevadaki mücadelesine destek vermeyecek miyiz?
TC devletini yıkmak gibi bir hedefleri zaten yok. Devleti yıkmıyorlar diye, yukarıda sıraladığımız mezalimden kurtulmak istemesine ve bu durumunu daha da iyi şartlara çekmesine destek vermeyecek miyiz?
Kendi kaderini tayin etme hakkını somut talep olarak mücadelesinin merkezine koymuyor diye onun diğer demokratik hak ve meşru talepler uğruna mücadelesini desteklememezlik edemeyiz. Ya da talepleri daraltılmış, güdükleştirilmiş diye bu doğrultudaki mücadelesini desteklememezlik edemeyiz.
Ulusal hareketin desteklemeyeceğimiz yönü bellidir. Bu yan, onun burjuva milliyetçi imtiyazlar edinme özelliği olan gerici yanıdır. Türk egemen sınıflarıyla kendi kaderini tayin etme hakkı başta olmak üzere, Türk egemen sınıfları lehine ve Kürt ulusunun çıkarları aleyhine “kötü”, teslimiyetçi, tasfiyeci anlaşma şartlarında uzlaşmayı öngören reformist yanıdır vb. Bu yanlarını desteklememekle birlikte; tüm demokratik talep ve mücadelesini, gasp edilmiş her hakkının veya tek bir hakkının bile elde edilmesine dönük mücadelesini, mevcut statüsünü daha ileri taşıyacak tüm talep ve mücadelesini destekleriz. Kürt ulusunun ulusal demokratik mücadelesini, mücadelesinin tüm demokratik muhtevasını kayıtsız şartsız destekleriz-destekliyoruz.
Demokratik devrim perspektifimizi koruyup sürdüreceğiz, bu esastır. Sınıf mücadelesi ve sınıf mücadelesinin çıkarları açısından sorunu ele alırız. Sosyalist çözümü tek gerçek çözüm olarak kabul edip ileri sürüyoruz. Bunlarda bir sorun yoktur. Ve bu ayrı şeydir. Ancak bütün bu temeller korunmakla birlikte, ulusal hareketin büyük bir dram içinde ve haklı-demokratik talepler doğrultusundaki mücadelesini destekleriz; bu da ayrı bir şeydir. Kürt ulusu ezilmişliğine, milli zulme uğramasına, yok sayılmasına, imhaya maruz kalmasına, dilinin-kültürünün ve yaşamının üzerindeki baskılara vb. karşı tamamen meşru ve haklı olan büyük bir başkaldırısı söz konusudur. Kürt ulusu bu baskı ve zulümden kurtulmak için Türk hakim sınıflarına karşı büyük bir direniş gösteriyor. Buna kayıtsız kalamayız. Dahası buna karşı görev ve sorumluluklarımız doğrudan siyasi niteliğimizle ilgilidir. Dolayısıyla pratiğimizi savunularımıza uygun gerçekleştirmekte tereddüt etmemeliyiz.

 
Share