Perspektif - Diğer Yazılar

next
prev
Adresimiz sandık değil savaş siperleri olmalıdır

Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşanan ayaklanmalar dalgasına seyirci kalmadan devrimci cepheden yanıt olma perspektifiyle, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da yaklaşmakta olan seçimleri boykot edip kitleleri devrimci savaşa çekmek görevdir
Tunus ve Mısır’dan başlayıp Libya ve Suriye’ye uzanıp devam eden sıcak kitlesel dalgalanmalar bütün aktüalitesini korumaktadır. Bu hareket dalgasının maddi kuvvetlerine emperyalist güçler bilinen müdahaleleriyle müdahil olsalar da hatta bu dalgada emperyalist strateji ve planların kalın gölgesi olsa da,  söz konusu hareketlerin pratik öznesi halk kitleleridir. Halk kitlelerinin ayaklanmaları veya yaşanan dalgalanma halk kitlelerinin demokrasi ve özgürlük talepleriyle dışa vuran uyanışını işaret etmektedir. Halk kitlelerinin ayaklanışı iyidir; “karışıklık iyidir. “ Kötü olan komünist veya devrimci önderliğin olmamasıdır. Bu da kitlelerin kusuru değil, bizzat önderlik rolüne soyunmuş komünist ve devrimci güçlerin zafiyetidir. Evet, gelişen dalga fevkalade iyidir; devrimci karışıklık ve kitlelerin objektif olarak devrimci olan isyanı iyidir; gerici diktatörlüklere karşı başkaldırı iyidir. Halk kitleleri her türden gericiliğe karşı ayaklanmalıdır; bunda sorun yok ya da herhangi bir tereddüde de yer yoktur. Halk kitlelerinin hareketi desteklenmeli ama gerici emel ve güçler ile bunlara ait hesaplar mutlaka iyi görülerek ayırt edilmelidir. Hareketlerde hem emperyalist stratejik oyunlar, hem de hareketlerin kendiliğinden gelme özelliği isabetle görülmek durumundadır. Aksi halde halk kitlelerinin emperyalist güç ve yerli gerici kliklerin peşine takılıp bu çemberde dönen gerici iktidar ve emperyalist çıkar hesaplarına manivela edilmelerini alkışlamış oluruz. Dahası, bu hareketleri emperyalist planlardan tecrit olarak değerlendirsek bile, kitlelerin kendiliğinden gelme hareketi karşısında sarhoşluğa kapılıp bu hareketleri devrim olarak abartır ya da çıplak biçimde demokratik halk hareketleri olarak adlandırırsak, kendiliğindenciliğin önünde hayranlıkla diz çöküp kuyruğuna takılmış ve ekonomist reformizmin kucağına düşmüş oluruz. Bundandır ki, gelişen hareketler ne kadar görkemli olursa olsun ve kitlelerin ayaklanması ne kadar muazzam olursa olsun, onun devrimci önderliklerden yoksunlukla taşıdığı kendiliğindenci hareket niteliğini, önderlik eden sınıflar ve hedefleri bakımından taşıdığı siyasi özünü, gerici sınıflara yedeklenme koşullarını göz ardı edemez, devrim gibi bir beklenti ve abartıya düşemeyiz. İşte gelişen hareketlerde negatif gördüğümüz budur. Karşı çıktığımız bu hareketlerin devrim olarak ya da sade demokratik halk hareketleri olarak değerlendirilmeleridir. Yoksa, kitlelerin hareketine burun büktüğümüz, bu hareketlerin geliştirilmesi karşısında kayıtsız olduğumuz, bu gelişmelerin-hareketlerin olumlu olmadığı vb. vs. yönlü bir yaklaşımımız yoktur-olamaz. Bilakis, “halka ayaklanmasını söylemeyen alçağın biridir” görüşünü tamamen sahiplenmekte ve kitlelerin bu dalga hareketini önemli gelişmeler olarak atfediyoruz. Halk kitleleri devrimcidir; ekonomik, demokratik, siyasi vb talepleri ilericidir; hareket ve ayaklanmaları meşrudur! Geri diktatörlüklere karşı isyanı devrimcidir!
Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da yaşanan dalga “Arap ayaklanması’’ değildir; emperyalist strateji ve oyunları saymazsak, bu dalga, objektif zeminiyle, baskı ve sömürü düzenine karşı kitlelerin ayaklanmasıdır. “Arap ayaklanması’’ gibi ırkçı ayrımcı tanımlamalar özünde hareketlerin sınıf zeminini saklamaya çalışan burjuva görüşlerdir.
Öte yandan Arap halklarını küçümseyerek buralardan ayaklanmaların beklenmemesi de idealist algı veya görüştür. Ayaklanmalar tam da baskı ve zulmün en koyu olduğu yerlerde parlayacaktır elbette. Bunu anlamamak sınıf çelişkileri ve sınıf bakış açısından bihaber olmak demektir.
Emperyalist emel görmemezlikten gelinmemelidir
Ayaklanmalara karşı düşülen yanılgıları veya çarpıtmaları bu kısa değiniyle vurgulamayı yeterli görüyor, görülmesi gereken bir noktaya özellikle dikkat çekiyoruz.  Emperyalist güçler (somutta ABD ile AB’li emperyalistler ki, bunlar Rusya ile Çin bloğu karşısında geçici de olsa belli bir uyumla hareket etmektedir) dünyanın dizayn edilmesine dönük stratejilerini aktif olarak devreye sokmuş bulunmaktadırlar. Bu kapsamda Türkiye-Kuzey Kürdistan’da TC devletinin yapılandırılması başlatılmış ve sürdürülmektedir. Aynı kapsamda Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülke devletleri de yeniden yapılandırılmaktadır. Ne var ki, buralardaki yapılandırma işlemi TC’deki gibi değil, kitlelerin ayaklandırılması usulüyle gerçekleştirilmektedir. Bu bölgelerde kitlelerin ayaklanmasının nesnel zemini güçlü olup emperyalist planların devreye sokulmasına uygundur. Yani, kitlelerin gerici, feodal, faşist diktatörlüklere karşı devrimci öfkesi basamak edilmektedir. Kitlelerin devrimci olması, ayaklanmalarının meşru ve iyi olması, taleplerinin demokratik ve ilerici olması ayrı bir gerçek ama bu zeminin emperyalist güçler tarafından kullanılması ayrı bir gerçektir. Bu iki yanın görülmesi elzemdir. Ne kitlelerin tepki ve ayaklanmalarını küçümseyebiliriz, ne de bu hareketlerdeki emperyalist strateji ve emelleri es geçebiliriz. Çünkü, kitlelerin devasa hareketi objektif zemini bakımından devrimcidir-devrim lehinedir. Ama emperyalist gerici oyunlar ise devrim ve halk kitlelerinin aleyhinedir. Bu iki özelliği ayırt edemezsek söz konusu devasa dalgalanmadan doğru yararlanamaz veya bunun karşısında halk ve sınıf adına doğru tavır alamayız. Kısacası, gelişen ayaklanma hareketlerinin olumlu dinamik ve özelliklerine, kitlelerin taleplerine, kitlelerin ayaklanmasına müspet yaklaşırken, tablonun tümünü görerek emperyalist planları bundan ayırmalıyız. Salt kitleler katıldı diye, emperyalist oyunları es geçemez veya hareketlere her yanıyla ehven bakamayız.
Genel olarak hareket iyidir; kitle hareketleri ilericidir. Ama kuşkusuz ki her hareket iyi değildir. Buna nasıl karar verebiliriz? Tabii ki hareketin hangi sınıf hareketi olduğuna, harekete hangi sınıfın önderlik yaptığına, hareketin hedeflerinin ne olduğuna bakarak… Ki burada esas olarak harekete hangi sınıfın önderlik yaptığı ya da önderliğin sınıf niteliğinin ne olduğu tayin edici olarak öne çıkar. Harekete salt kitleler katılıyor diye onu devrimci değerlendiremeyiz. Hareketin en genel niteliğine ona önderlik yapan sınıf damgasını vurur; hareketin amaç ve hedefleri de önderlik tarafından tayin edilir. Örneğin, “Cumhuriyet mitinglerini’’ ilerici-devrimci değerlendirebilir miyiz? Hayır. Çünkü, bu mitinglerin bünyesini esasta halk kitleleri oluştursa da, önderlik faşist bir partinin elindeydi ve bu faşist parti kitleleri manipüle ederek peşine takmıştı.
Ya da şöyle diyelim; Kürt ulusal kitleleri, bu anlamda Kürt halk kitleleri ayakta değil midir? Ayaktadır! Peki buna nasıl yaklaşıyoruz? Kayıtsız şartsız bu hareketi her talebi ve her yanıyla destekliyor muyuz? Hayır! Genel olarak hareketi destekliyoruz ama söz konusu hareketin tüm muhtevasını desteklemiyoruz. Neden? Özet olarak; hareketin ulusal hareket mantalitesiyle son tahlilde burjuva milliyetçi ideolojik temele sahip bir hareket olup, önderlik çizgisinin bu zeminde şekillenerek proleter devrimci önderlikten yoksun olması ve dolayısıyla burjuva milliyetçi imtiyazlara dayanan yanının olmasından ötürü her yönüyle desteklemiyoruz. Oysa, Kürt ulusal hareketine de yoksul Kürt kitleleri-Kürt halkı katılmaktadır. Ama buna karşın Kürt ulusal hareketine sınıf perspektifi cephesinden analitik yaklaşıp, ilerici yanı ile gerici yanını ayırıp tüm muhtevasını desteklemiyoruz. Bu, doğrudur da. Özcesi Kürt ulusal hareketinde gösterdiğimiz proleter devrimci seçiciliği söz konusu diğer hareketler özgülünde de göstermek durumundayız. ki, tek doğru yaklaşım budur.
Bu gelişmelerin Türkiye-Kuzey Kürdistan açısından etkileri
Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında yaşanan ayaklanmalar dalgasına yaklaşım sorununu bir kenara bırakarak, yaşanan bu dalgalanmanın başka bir boyutuna geçip, bu sürecin somut şartlarımızla alakasını irdeleyelim. Daha doğrusu kitlesel dalgalanmalar süreciyle coğrafyamızdaki somut sürecin bağıntısını kurarak, tam da ayaklanmaların sıcaklığını koruduğu bu anda coğrafyamızda sürecin siyaseti ve görevleri nasıl şekillenmelidir sorusuna kısaca yanıt aramaya-yanıt vermeye ve nasıl yaklaşmalıyız sorusuna açıklık getirmeye çalışalım.
Ayaklanma dalgası Suriye’ye siyasi coğrafya sınırlarımıza kadar gelmiş olmakla birlikte, ora sınırları içinde zorla tutulan Kürtleri de sarmıştır. Kanlı domino taşlarına benzetilen bu dalgalanmanın coğrafyamızdan da tetiklenmesi mümkündür. Zira coğrafyamızda devrimci durum mevcuttur. Komprador klikler arasındaki çatlak derin, Kürt ulusal hareketi dinamik ve sınıf hareketi de belli gelişme dinamikleri taşımaktadır vb. İçteki şartlar uygunken, yaşanan ayaklanma hareketleri de içteki şartlardan bir dalgalanmanın yaşatılmasına özel avantajlar sunmaktadır. (Ayaklanma yoluyla iktidarın ele geçirileceği düşünde değiliz, ama böylesi devrimci gelişme veya diriliş fırsatı devrim adına kaçırılmaz bir fırsattır. Devrimin gelişmesi, güç biriktirmesi, ileri mevziler elde etmesi vb. bakımından her fırsatta halk kitlelerinin ayaklandırılıp iktidar mücadelesine sevk edilmesi devrimin mantığına uygun ve tabi bir ödevdir…)
Durum buyken, gerek komünist ve devrimci sınıf hareketinin bu ayaklanma dalgasını coğrafyamızda teşvik edip geliştirmemesi ve coğrafyamıza da yaymaması kendiliğindencilik ve basiretsizliktir. Burada önemli bir bilinç kırılmasının olduğu söylenebilir. Türkiye-Kuzey Kürdistan komünist ve devrimci hareketi olarak ayaklanma hareketlerini destekleme, övme veya eleştirme gibi görevlerle kendimizi sınırlıyor ama bu dalgayı coğrafyamıza yayma gibi bir çaba ve bilince sahip değiliz, böyle bir görev ve hedefle hareket etmiyoruz. Oysa koşullar son derece uygundur. Elbette öncü ve önder güçler buna dahil değildir, yani aynı derecede uygun değildir. Ancak gelişmekte olan şartların bizleri beklemesini isteyemeyiz. Gelişen şartlardan devrim adına en iyi şekilde yararlanmak ve devrimci şartları yetersizliklerimize heba etmek lüksüne sahip olamayız.
Bütün komünist ve devrimci güçlerin en geniş demokratik bileşenleri kapsayacak şekilde bir platformda bir araya gelerek devrimci dalgayı coğrafyamıza yayma, devrimci mücadeleyi yükseltmeye azmetmelidirler. Bu, hem ortaya çıkan fırsatın değerlendirilmesi ve hem de buna bağlı olarak tasfiyeci saldırının püskürtülmesi açısından son derece uygun bir momenttir; kaçırılmaması gereken fırsat ve devrimci görevdir.
Öte yandan Kürt ulusal hareketi de bu fırsatı doğru değerlendirmelidir. Elbette ki, Kürt ulusal hareketi oluşturulacak ortak platformun bir parçasıdır. Fakat, bu ortak platform gerçekleştirilemese bile, Kürt ulusal hareketi kendi mücadelesi bağlamında bu fırsatı iyi değerlendirebilir-değerlendirmelidir de. Söz konusu ayaklanma dalgasının şartlarını mücadelesinin lehine değerlendirme imkanına sahiptir. İstendiğinde ve bu istem doğrultusunda çaba gösterildiğinde yaşanan ayaklanma dalgasının coğrafyamıza taşınması sağlanabilir. Bunun için eylem birlikleri ve daha ciddi birlikler yakalayarak ortak hareket etmek şarttır. Günümüz şartlarında ayaklanma dalgasının geliştirilmesi ancak ve esasta bu ortaklıkların sağlanmasıyla olasıdır.
Gerek sınıf hareketi olsun, gerekse de ulusal hareket olsun, yetinmeci eğilimden çıkarak mevcut bulunan uygun şartları devrimci strateji ve taktik temelinde kullanmalıdır. Yasalcı, barışçıl eğilim ve biçimler yerine, daha militan ve devrimci atmosfere geçmelidirler. Neden ayaklanmalardaki bir domino taşı da coğrafyamız olmasın? Devrimci demokratik sınıfsal ve ulusal (Kürt) güçlere yönelik tutuklamalar, baskılar, saldırılar eksilmeden sürmektedir, öğrenciler her bakımdan mağdur edilip, akademik-demokratik mücadelelerinden ötürü faşist baskı ve saldırılara maruz kalmaktadır, işçilere en ağır sömürü uygulanıp en ağır çalışma koşulları dayatılmakta ve ekonomik-demokratik taleplerle yükselttikleri mücadelelerinde faşist saldırılara maruz kalmaktadır, işsizler ordusu canından bezmiş durumdadır, yoksul halk kitleleri açlıkla yüz yüze olup, bebekler açlıktan ölmekte, gençler kurşunlanıp katledilmektedir. Kürtlere her türlü baskı ve linç uygulanmaktadır, öte yandan komprador klikler keskin bir dalaş içindedir, (Dersim katliamı ve Kürt ulusuna uygulanan asimilasyon politikası AKP iktidarı tarafından itiraf edilmiş resmi ağızlarca düzenin niteliği önemli oranda teşhir olmuştur, yargı ile yürütme-hükümet açık çatışmalar içinde olup karşılıklı açıklama ve adımlarla birbirini teşhir etmiş, yargının bağımsız olmayıp kliklerin denetimindeki niteliği açığa çıkmış, klikler arası dalaşta komplo ve darbeler ifşa olmuş, katliam mangaları itiraflarda bulunarak devletin işlediği cinayet ve katliamlar ortaya dökülmüş, TC ordusunun kendi askerlerini katlettiği açığa çıkmış, askeri araçlara mayın tuzaklamaları yapılmış, askerlerin eline pimi çekilmiş bombalar verilerek öldürülmüş vb vs) ve ayaklanmalar dalgası da geniş bir coğrafyayı sarsarak lehte koşullar sunmaktadır… Bu şartlarda kitlelerin ayaklanmasını sağlamak, yani devrimci mücadeleyi tırmandırıp yükseltmek son derece mümkündür ve özgün fırsatlar itibarıyla ertelenemez bir görevdir.

Kitlelerin dikkatini devrimci savaşa çekmek zorunludur

Ayaklanma dalgası onlarca ülkeyi sarmış ve kapımıza dayanmışken; seçimlere katılmak, düzen içi mücadelelere kilitlenip bunlar peşine koşmak hiçte devrimci politika değildir. Kitlelerin dikkatini burjuva seçimlere çekme ve seçimler şahsında komprador düzene yedeklenmelerine yarayan taktikler gütme yerine, kitlelerin düzenden kopmalarına hizmet edecek ve düzenle kitleler arasındaki uyumsuzluğu derinleştirecek taktiklerin güdülmesi özellikle günümüz şartlarında elzemdir. Daha açıkçası seçimlerin boykot edilip, boykot cephesi olarak halk kitlelerini komprador düzene karşı ayaklandırıp mücadeleye çekmek sürecin devrimci siyasetidir.
Burjuva düzen ve parlamentonun tüm komprador partileriyle büyük oranda teşhir olduğu koşullarda, hakim sınıflar devletinin meşrulaştırılmasına ve taze kan almasına objektif olarak katkı sunacak olan her türlü taktikten geri durulmalıdır. Tasfiyeciliğin gürbüz olup, teorik-pratik devrimci duruşun, çizginin ve eylemin yasalcı reformist tasfiyeciliğin tehlike çanlarıyla yüz yüze olduğu bu koşullarda, gerici düzenle aramıza kalın çizgiler çekip, stratejik konumlanmayı esas almak durumundayız. Devrimci değer ve argümanların komprador kliklerin diline pelesenk olduğu ve derin bir manipülasyonun yaşandığı koşullarda (özellikle bu süreçte), devrimci argümanlarımızı duruş ve eylemimizle en keskin biçimde sahiplenmeli, burjuva hakim sınıfların sahtekarlıklarıyla devrimci savunularımızın arasındaki kalın çizgileri netleştirerek belirginleştirmeliyiz. Komprador klikler demokrasiden aşağı laf etmemektedirler. Bununla halk kitlelerinin kafasını karıştırmayı başardıkları maalesef doğrudur. Demagojilerinde başarılı oldukları doğrudur. O halde aynı dili konuşmadığımızı, onların iki yüzlülüklerini açıklayıp konuşma alanlarımızı netleştirerek ortaya koymalı ve burjuva yasal zeminden meşru devrimci zeminlere daha fazla çekilmeliyiz.
Komprador faşist düzen tüm faşist partileriyle teşhir edilmeli ve burjuva seçimler boykot edilerek sandığa gidilmemelidir. Seçimler, halk kitlelerinin karşı-devrimci halk düşmanı egemen sınıflarla hesaplaşma alanına çevrilmelidir. Seçimleri boykot vesilesiyle halk kitleleri meydanlara çağrılarak gerici faşist düzene baş kaldırmaya davet edilmeli, en nihayetinde devrimci savaş yoluyla iktidar mücadelesi büyütülmelidir.
Seçimler süreci yeni demokrasi mücadelesinde yoğun bir ajitasyon-propaganda süreci olarak değerlendirilmelidir. Seçimler sürecini boykot taktiğiyle karşılayan proleter devrimciler bu bilinçle hareket etmekle birlikte, düzenin ve düzen partilerinin teşhirini bir kampanya ruhuyla yürütmelidirler. Boykot taktiğimizde özel bir alan var ki, tüm komprador düzen partileri siyasal teşhirimizin konularıyken; spekülasyonlara vesile olmakla birlikte, kimi özgünlükler ve naziklikler taşıyan Dersim bölgesinde CHP özellikle yeni demokratik güçlerin somut hedefi olmak durumundadır. Boykot taktiğimizin genel muhtevasının yanı sıra, boykotun Dersim’deki somut çalışması CHP üzerinde yoğunlaşmalıdır.  Yine Dersim’de dost güçlerin seçim çalışmalarına zarar vermeme ve boşa çıkarmamaya özel önem gösterilmelidir!

 
Share