Perspektif - Diğer Yazılar

next
prev
Düzeni ve düzen partilerini teşhir et!

Geniş çerçevede yükselen boykot eleştirisi yeni demokrasi güçlerinin kıyılarına kadar vurmuş, hatta geniş çeperlerin de içine sızmıştır. Bu noktadaki politik ve örgütsel duruşa yansıyan eğilim her bakımdan geri, yapı dışıdır. Belirlenmiş somut bir politikamız vardır ve bu geçerlidir.

Seçim süreci nasıl işliyor? Komprador düzen partileri arasında bildik senaryolar sahneleniyor. AKP ile CHP, bol projeli vaatler yarışı ve karşılıklı düellolarla meydanları dolduran kitlelere vaaz veriyorlar. Bu iki düzen partisinin büyük oy potansiyeline sahip olduğu açık. CHP’de belli oy artışı gözlemlenirken, bu artışın göreli olarak devam edeceği gelişmelerin mantığına uygundur. AKP’de belli bir oy yitimi görülmekle birlikte, bu oy kaybının ciddi oranlarda olmayacağı doğrudur. Seçimler klasiğinin başka bir yüzü de, parlamentoda temsil edilen MHP’ye ilişkin gelişmelerdir. MHP, özellikle sansürlü “kaset“ skandalları perdesiyle baraj altına itilerek burjuva siyasi yaşamdan silinmeye çalışılıyor. AKP/CHP koalisyon hükümetiyle emperyalist yapılanma sürecinin ilerletilmesi ve yeni anayasanın yapılması hedeflenmekle birlikte, bu planın burjuva cephenin mutabakatıyla uygulanmasında belli bir muhalefet engeli oluşturan MHP’nin paçavra edilmesi gerekiyordu ve bu yapılıyor. Bu burjuva yumağı çözmek ya da bu komprador döngüde cereyan eden gelişmeleri bu yazının konusu yapmadığımız için geçiyoruz.
Geçmeden söyleyelim ki, bu kokuşmuş bataktan halklarımız adına bir müspet çıkmaz. Dahası seçimlerin proletarya ve halklarımıza, esasta ve stratejik değerde yarar sağlayan bir muhtevada olmadığı genel kabul gören doğrudur. Düzen içi yasalcı reformist kesimleri saymazsak, seçimlerin siyasi iktidar mücadelesinde ancak taktik bir araç olarak anlam taşıdığı kesindir.
Seçimleri esasta taktik bir mücadele aracı gören devrimci hareket ile seçimlere mücadele esasları bağlamında daha ileri anlamlar (stratejik anlamlar) yükleyen Kürt ulusal hareketi, konsept olarak ulusal hareketin desteklenmesi ekseninde seçim ittifakı ile birleşmektedirler. Burjuva-feodal düzen partileri ötesinde, devrimci-demokratik güçlerin ezici çoğunluğu da seçimlere girmektedir.
Boykot taktiği en geniş kesimlerce eleştirilmekte, hatta siyaset adına horlanmaktadır. Boykot taktiğinin tutarlı gerekçeleri tarafımızdan açıklandığı için bunları tekrar etmenin gereği yoktur. Tasfiyeciliğe karşı stratejik tavır ve duruş özünde izah edilen bu temel gerekçelerin haklılığı bir yana, özellikle Kürt ulusal hareketine yönelik yaşanan saldırılar ve düzenin güvenoyunu tazeleme eylemi olarak yaşanan gelişmeler, boykot taktiğinin isabetini açığa çıkarmaktadır.
Dolayısıyla, boykot taktiğini siyasetsizlik olarak horlayıp eleştiren yaklaşımların, kendilerinin stratejik siyaset ve öngörüden uzak olup formel siyasette kaldıkları doğrudur. “Demokratikleşme-çözüm-açılım“ teraneleri çalındığında da Yeni demokratik güçlerin siyasetleri aynı horlanmalara maruz kalmıştı. Fakat sosyal pratik yeni demokratik güçleri doğruladı. Bugün devrimci hareketin geleceği ile tasfiyecilik arasında bağ kuramayarak günübirlik ve biçimsel esaslar üzerinden siyaset yaparak boykot tavrını horlayanlar yine yanılgılarıyla baş başa kalacaktır.
Hedef düzen partileridir
Seçimlerin ne Kürt ulusunun ve ne de Türkiye-Kuzey Kürdistan halklarının kurtuluş yolu olamayacağı devrimci açıdan kabul gören ortak doğrudur.
İlkeli ve stratejik siyasetten kopmaktansa, devrimimizin geleceği uğruna taktik-geçici zararlar görmek yeğdir. Bu yanlış taktik değil, tersine doğru siyasettir.
Doğru siyaset olan boykot taktiğinin doğru anlaşılması ve doğru uygulanması önemli bir sorundur.  
Boykot taktiğimiz devrimci-demokratik güçlerin, ulusal hareketin çalışmalarımızla hedeflenip teşhir edilmesi anlamına gelmez. Devrimci-demokratik güçlerin çalışmalarını engellememeye hassasiyet göstereceğimizi, bunları veya adaylarını hedef alıp teşhir etmeyeceğimizi beyan etmiştik. Buna karşın, bu dost güçlerin çalışmalarına karşı özel bir karşı çalışma yürütmesek de, kitlelere genel olarak yapacağımız boykot çağrısı bu dost güçlerin çalışmalarını elbette bir ölçüde etkileyecektir ki, bundan kaçınmak olası değildir ve bu, objektif bir yansıdır. Dost güçlerle aynı çalışma alanlarında kitlelere genel çağrılarımızı yapmaktan sakınmayacağız ki bunu da faşist düzen partilerini ve düzenlerini teşhir propagandasıyla dillendirmeliyiz.
Boykot tavrımızın doğrudan hedefleri gerici düzen ve AKP, CHP, MHP gibi onun bütün siyasal partileridir.
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi 12 Haziran genel seçimleriyle birlikte burjuva-feodal gericilik, ezilen milyonlardan “güvenoyu” alarak “istikrarı” sürdürmeyi hedefliyor. Tam da bu nedenle düzen partileri parlatılmakta, Kılıçdaroğlu örneğinde görüldüğü gibi piyasaya yeni kurtarıcılar sürülmekte ve böylelikle ezilenler kitleler halinde gerici-faşist düzene yedeklenmeye çalışılmaktadır.
Hakim sınıfların güttüğü bu politikanın halk saflarında bilinç bulanıklarına ve bu dolayımla kimi önemli hatalara davetiye çıkardığı görülmüştür. Örneğin kendisini “ilerici”, “demokrat” olarak nitelendiren birçok kişi Kılıçdaroğlu ile birlikte CHP’de köşe kapma yarışına girişmiştir. Bu kişilerin; gerici faşistlerin, halkımıza şirin olarak gösterilmesinde payları son derece büyük olmuştur, olmaktadır. CHP ve gerici düzen bizzat bu kişiler eliyle aklanmakta ve ezilenlere “kendi cellâdınızı kahramanlaştırın” denilmektedir. Bu pratik sahipleri büyük bir vebal altına girmişlerdir. “İlerici”, “demokratik” kimliklerini son derece yanlış tutumlarıyla zedelemiş ve büyük bir aldatmacanın parçaları olmuşlardır. Ve bu saatten sonra onların dün ne yaptığı önemli değildir. Bugün ne yaptıkları ve neyi güçlendirdikleri belirleyicidir.
Yeni demokrasi güçleri bu perspektifle hareket ederek bulunduğu bütün alanlarda yanlışlara karşı amansızca mücadele edecek ve etkili bir teşhir çalışması yürütecektir.
Politikamızda ısrar etmeliyiz
Önemli olan meselelerden biri de boykot tavrının siyasi kampanya ruhuyla pratikleştirilememesi-pratikleştirilmemesi eksikliğidir. Seçimlere yaklaşırken boykot performansının somut çalışmalara yeterince yansıtılmaması önemli bir zayıflıktır. Bu sorunun daha fazla savsaklanmadan giderilmesi gerekmektedir. Düzen ve siyasi partilerinin siyasal teşhiri, demokratik cumhuriyet programımızın somut gündeme uyarlanarak propaganda edilmesi ertelenemez bir görevdir. Yeni demokrasi güçleri zaman kaybetmeden seferberlik ruhuyla boykot taktiğini propaganda etmelidirler.
Pratik çalışmalarla yürütülmeyen her hangi bir taktik salt belirlenmiş olmakla kalır ki, bu siyaset tarzı samimi olamaz. Boykot taktiğimiz samimi görüşlere oturan devrimci bir siyasettir. Bu siyaset sosyal pratikte uygulanmadan doğruluğu ispatlanamaz ve samimiyet tartışmalarına da muhatap kalır. Her şeyden önemlisi de devrimci politikamızın hayata geçirilmesi tabii politik mücadelemizin ve siyasal hedeflerimizin gereğidir. Dolayısıyla iradi belirlemelerimiz uygulama aşamasıyla birleşen tutarlı bir zemine oturmalıdır. Yeni demokrasi güçleri boykot taktiğine uygun çalışmalarını hızlandırarak görsel, sözlü, yazılı ve çeşitli biçimlerde etkili bir ajitasyon-propaganda yürütmelidirler.
Geniş çerçevede yükselen boykot eleştirisi yeni demokrasi güçlerinin kıyılarına kadar vurmuş, hatta geniş çeperlerin de içine sızmıştır. Bu noktadaki politik ve örgütsel duruşa yansıyan eğilim her bakımdan geri, yapı dışıdır. Belirlenmiş somut bir politikamız vardır ve bu geçerlidir.
Taktik siyasetlerin önemi ve ele alınışları yeni demokrasi güçleri acısından açıktır. Genel doğru olarak taktik politikaların güncel siyasal gelişmeler ve konjonktürel koşullardaki değişikliklere paralel olarak değiştirilmesi her zaman mümkünken, bu doğrudan hareketle taktik siyasete ilişkin somut değişim algısıyla beklentiye kapılmak ve belirsizliğe girerek yürürlükte olan politikanın hayata geçirilmesinden geri durmak doğru olamaz. Taktik siyasetimizde net ve kararlı duruş sergilemek şarttır. Bunu somut pratikte sağlayacak olan, yapının tüm aktivistleridir. Her aktivist, bulunduğu her alanda boykot tavrını etkin olarak savunup uygulamak durumundadır. Eleştiriler, tartışmalar, farklı görüşler ve benzeri tutumlar, boykot taktiğinin esnetilmesi ve gereğinin yerine getirilmemesinin gerekçesi olamaz.
Egemen atmosferin etkisinde kalarak sallantılı durmak asla devrimci yaklaşım olamaz. Belirlenmiş siyaset tüm güçlerimizi ve her bir aktivistimizi mutlak bir şekilde bağlamaktadır. Kişisel yaklaşım ve görüşler boykot taktiğinin savunulup örgütlenmemesine gerekçe olamayacağı gibi, eleştirilerin baskılanması altında kalarak liberal eğilimlere girmek de kabul edilemez.

Taktik politika kitlelere taşınmalıdır

Seçimlere yaklaşırken ilkesel ret mantığından hareket etmedik-etmiyoruz. En özlü ifadeyle; seçimlerin teşhir olmuş faşist düzenin güven tazelemesi ve buna bağlı olarak kitleleri düzen içine çekerek devletle barıştırılması içeriğinden ötürü:
Tasfiyeciliğin derinleştirilip devrimci çizgi ve duruşun en azından uzun bir süre olüm sesizliğine gömülmesi fonksiyonundan ötürü;
Devrimci direnç ve silahlı mücadelenin modası geçmiş bir maceracılık olarak marjinalize edilip, buna karşın yasalcı reformizm ve burjuva demokrasisinin çekim merkezi haline getirilmesiyle beliren büyük tehlikede oynadığı rolden ötürü (ki, tüm bunlar somut tehlike durumundadırlar):
Ve tüm bunlara karşın devrimci çizgi ve duruş temelinde militan mücadelenin temsil edilmesi, devrimci hareketin sürüklenmek istendiği karanlıktan geri tutulması:
Hakim sınıfların ve tüm emperyalist gericiliğin yaydığı ideolojik-kültürel zehirlenme ve saldırılara karşı, sınıf çelişkileri zemininde proleter sınıf devrimi ve somutta halk iktidarı uğruna devrimci ilkelerin, devrimci teori ve pratiğin temsil edilerek korunması:
Demagoji ve hileli tuzaklarlarla somut olarak uygulanan tasfiyeci saldırılara karşı devrimci tavrın geliştirilmesi vb. gibi saiklerle boykot taktiğini gerekli ve doğru siyaset olarak uyguluyoruz.
Sorunu salt Kürt ulusal hareketinin desteklenip desteklenmemesi bağlamında ele almıyor, bu darlıkta görmüyoruz. Türkiye-Kuzey Kürdistan halkları ve ezilen ulus ve azınlıklarının devrimci kurtuluşu bakımından geçerli olan güncel, politik taktik yönelim bağlamında ele alıyoruz. Ne demokratik partiler ve ne de demokratik adaylar boykot taktiğimizde belirleyici etken olamazlar. Seçimlere katılma taktiğinin gerekçeleri daraltılmış bir hedef ve öngörüye dayanmaktadır. Boykot taktiğinin gerekçeleri ise hem stratejik bakış açısına dayanmakta, hem de güncel politik durumdan beslenmektedir. İki taktik arasında düzenin teşhir edilmesi anlamında uçurum olmasa da, somut durumun tahlili meselesi ve devrimci hareketin karşı karşıya olduğu tehdidin algılanmasına dönük öngörüde tamamen farklılıklar egemendir. Buraya oturan taktik siyasetin boykot tavrı biçimi hiç şüphesiz ki siyasi tutum ve tavır anlamında daha etkilidir.

 
Share