Perspektif - Diğer Yazılar

next
prev
Obama’lı ABD Emperyalizmi, Ortadoğu, Bin Ladin Cinayeti!

Söz konusu hareketlerin, doğrudan ve klasik anlamlarıyla “halk hareketleri“ ya da “halkın demokratik hareketleri“ olarak tanımlanması tek yanlı hatalı değerlendirme olduğu gibi, bu değerlendirmelere paralellik arz eden mantık tutarlılığı içinde söz konusu hareketlerin ayrımsız olarak ve toptancı yaklaşımla desteklenmeleri doğrultusundaki tutum da hatalıdır.

Proleter devrimci bakış
Kuzey Afrika ve Orta Doğu coğrafyasında kitle hareketleri biçiminde cereyan eden gelişmeleri sınıf siyaseti ve tavrı adına doğru okumak elzemdir. Her şeyden önce, sınıfsal bakış açısına uygun tavrın belirlenmesi, analitik yaklaşımı şart koşmakla birlikte, formel yaklaşımın öznelciliğine düşmemeyi gerektirir. Gelişmelerin görünen kısmının ötesinde, iç yüzü ve derinliklerini anlamak, arka planını açığa çıkarmak gerekli olan diyalektik yöntemdir. Genel nitelikleri ile özel niteliklerini, görünen özellikleri ile saklı olan özelliklerini, nedenleri ile sonuçlarını, hedefleri ile bu hedefleri tayin eden önderliklerini ve önderliklerinin niteliklerini, bu bağlamda hangi sınıflara hizmet ettikleri veya proleter devrimler karşısındaki pozisyonları vb görülüp hesaplanmak durumundadır.
Adı geçen hareketlerin, ortak konjonktürel zincir ve benzer spesifik zemin üzerinde vuku bulması onların tek çerçeve içinde değerlendirilmelerini olanaklı ve gerekli kılar ki, bu, genel olarak doğrudur. Biçimsel nüanslarına karşın yaşanan bütün hareketler ortak karakterde tarif bulurlar.  Dolayısıyla aynı atmosferde cereyan eden ilgili hareketlerin ortak analizi mümkündür. Her bir ülkedeki hareket biçimsel muhtevaları itibarıyla belli nüanslar göstermekle birlikte, yine her bir hareket biçimsel olarak farklı özellikler yansıtır-yansıtmaktadır. Ne var ki, bu durum onların genel-ortak spesifiğini yadsımaz. Tüm gelişmelerde bir ana halka bulunur ya da tüm gelişmeler temel bir çizgi üzerinde gelişirler. Bu ana halka esas, diğerleri talidir. Biri tayin edici öz, diğerleri özün çevresinde biçimdir.
Öte yandan dalgalar halinde gelişen bu hareketlerde bir nesnel-objektif zemin, bir de objektif zemini basamak edinen sübjektif etmen olmak üzere iki yan vardır. Hareketlerin en doğru tarifi, bu iki yanın doğru saptanması ile yapılabilir. Genel olarak nesnel zemin belirleyicidir. Bunu inkar etmek MLM’yi reddetmektir. Fakat ikinci bir gerçek var ki, nesnel koşul kendi başına siyasi sonuçlara varmaz. Nesnel koşulun devrimci sonuçlara ulaşması için sübjektif etmenin devreye girmesi gerekir. Devrimci koşullar olduğu halde, eğer devrimci örgüt aracı veya önderlik yoksa bu devrimci koşullar devrime dönüştürülemezler. Ekonomik alt-yapının belirleyici olduğunu önce söyleyen MLM açıklar ki, belli şartlarda üst-yapı belirleyici rol oynar, belirleyici hale gelebilir. Bunu inkar etmek de MLM’ye terstir.
Genel geçer bir doğruyu hatırlatalım ki, emperyalist dünya sistemi içinde yaşanan gelişmeler değerlendirilirken emperyalizm olgusunu göz ardı etmek asla mümkün değildir.
Bu hareketler, sosyal taban veya ayaklanmacı bileşen açısından bakıldığında halk kitlelerinden oluşmaktadır. Bu reel gerçektir. Fakat, derin gerçekte durum daha farklıdır. Hareketlerin emperyalist stratejilerle örtüşen en geniş siyasal çehresi ve pratik deneyimleri ile tüm kapsam ve bütünlüklü fotoğrafı değerlendirildiğinde, bu hareketlerin, devrimci teorimize uygun olarak tanımlanan Halk Hareket(ler)ine denk düşmediği kesin olarak söylenebilir.
Mevcut hareket ya da ayaklanmalara, siyasi amaç, hedef ve sonuçlar itibarıyla nüfuz eden, sınıf damgasını vurarak niteliğini belirleyen halk kitleleri değil, burjuva sınıflar ve emperyalist güçlerdir. Hareketin talepleri halk kitlelerine rağmen ve onların manipüle edilmesi yoluyla gerici sınıflar ve emperyalist odaklar tarafından biçimlendirilmektedir. Kollanan çıkar halkın çıkarı değil, emperyalist gericiliğin çıkarlarıdır. Hareketlerin hedef ve sonuçları halk hareketinin mantıki sonuçları ve kazanımlarıyla doğru orantılı değil, taban tabana zıt nitelikte gelişmektedir. Hareketlerle kurulan ve/veya hedeflenen proletarya iktidarı ya da onun tarihsel-toplumsal şartlardaki özgül biçimi-parçası olan halk iktidarı değildir. Hareketlerin önderliği proletarya ve halk kitlelerini temsil etmemektedir. Halk hareketinin tüm mantığı, mevcut hareketlere ‘’halk hareketi’’ demeyi engeller. Bunun gibi, ‘’demokratik halk ayaklanmaları’’ ya da ‘’halkın demokratik hareketleri’’ tanımlaması da bu hareketlere uygun düşmez. Bu hareketlerin sonuçlarına devrim denemeyeceğini ise, dillendirmeye bile gerek yoktur.
Gelişmeleri doğru okumak
Hareketlerde emperyalist stratejiler devrede olmakla birlikte; bu hareketler burjuva kliklerin halk kitlelerini ‘’demokrasi-özgürlük’’ gibi argümanlar kullanarak yedeklediği, özünde emperyalizmden bağımsız olmayan komprador burjuva klikler arasındaki iktidar dalaşından ibarettir.
Geçmeden not düşelim ki, hareketlerin tüm negatif niteliğine karşın halk kitlelerinin ayaklanmış olması gerçekliği genel devrimci mücadele ya da sınıf hareketi açısından pozitif bir gelişmedir. Her şeye karşın halk kitlelerinin devrimci öfkesi ve talepleri, hareketlerdeki diğer gerici amaç ve içerikten ayrıştırılarak olumlanmak durumundadır. Dahası, halk kitlelerinin ayaklanma veya eyleme geçme pratiğiyle, hak ve özgürlüklerini ancak örgütlü mücadele yoluyla ele geçirebilecekleri ve bunu yapacak güçte oldukları tecrübe edilerek, bu pratiklerinden öğrenme ve kendilerine güvenmelerinin zemini daha da güçlenmiştir. Bu, devrimci sınıf hareketi adına önemli bir kazanım ve sınıf mücadelesi hazinesine pozitif katkısıdır. Ayaklanmalar silsilesindeki meşhur hareketler emperyalist burjuvazinin stratejileri güdümünde edindiği esas niteliğine karşın,  tali de olsa önemli olan bu olumlu özelliği unutulmamalı-es geçilmemelidir.
Öte yandan, harekete katılan dinamiklerin veya hareketin sosyal tabanının kimi taleplerinin hareketin sonuçlarına kısmen de olsa yansıması muhtemeldir. Ki, bu anlamda halk kitlelerinin kimi taleplerinin hareketin sonuçlarına yansıması hareketin genel niteliğini belirlemez.
Dolayısıyla bu ayaklanma veya hareketler, halk kitleleriyle teşekkül olmasına karşın, proleter devrim ve halk iktidarlarına hizmet eden, onu hedefleyen değil, emperyalizmin güdümünde başka burjuva-feodal faşist iktidarlara ya da iktidarın gerici sınıflar arasında el değiştirmesine yol açmaktadırlar. Devrimci halk kitlelerine rağmen, hareketlerin önderlikleri ve emperyalist stratejik oyunlar bu hareketleri objektif olarak emperyalist projelere yamamaktadır veya parçası haline getirmektedir. Öyle ya da böyle, yaşanan hareketler emperyalizmin(somut olarak ABD’nin) dünya ve bölge stratejisinin pratikleştirilmesi rotasında bulunmaktadır. Domino taşlarının devrildiği-dolaştığı coğrafyaya, hareketlerin hedefleri ile iktidarların sınıf niteliğinde yarattıkları değişikliklerin özüne ve emperyalizmin ayaklanmalar karşısındaki tutumuna (destek ve ittifakına) bakıldığında bu durum açıkça görülmektedir. Yaşanan gelişmeler emperyalist politika ve stratejilerden bağımsız değil, bilakis onun cereyanıdır. Ayaklanma ve hareketlerdeki sübjektif etmen-yan işte budur. Ve harekete niteliğini veren esas yandır.
Bundan hareketle; hemen söyleyelim ki, söz konusu hareketlerin, doğrudan ve klasik anlamlarıyla “halk hareketleri“ ya da “halkın demokratik hareketleri“ olarak tanımlanması tek yanlı hatalı değerlendirme olduğu gibi, bu değerlendirmelere paralellik arz eden mantık tutarlılığı içinde söz konusu hareketlerin ayrımsız olarak ve toptancı yaklaşımla desteklenmeleri doğrultusundaki tutum da hatalıdır.
Mevcut hareketleri ‘’demokratik hareket’’ olarak nitelemek, analitik yaklaşım ve sınıf bakış açısına uygun tavır karşısında özürlü olduğu gibi; demokrasi anlayışında da devrimci ve sosyalist demokrasi anlayışından geri düşerek burjuva demokrasisi anlayışıyla birleşmek demektir. Ki, pratikte de bu buluşma gerçekleşmektedir. Emperyalist güçler ve yerli gerici iktidarlar da mevcut hareketlere ‘’demokratik hareketler’’ demekte ve desteklemektedirler de! Emperyalist burjuvazi açısından bu anlaşılırdır. Çünkü, bu tümden onların işine gelmektedir. Burjuvazi hareketlerin özünü gizleyerek, hareketlerdeki biçimsel ve tali olan unsurlarla onu nitelemektedir. Ama devrimci ve komünistler böyle hareket edemezler.
Komünist ve devrimciler, hareketlerin niteliğine ilişkin yaptıkları tespitten dolayı harekete katılan halk kitlelerini gerici değerlendirme aymazlığına düşemez ve asla bu hareketlere karşı uygulanan saldırı ve katliamları haklı bulma görüşüne sahip olamaz. Dahası, Komünistler, hareketin önderliğini de harekete saldıran diktatörlükleri-iktidarları da halk düşmanı karşı-devrimci sınıflar olarak değerlendirmekte ve burjuva klikler arasındaki bu iktidar dalaşında herhangi bir kesimi destekleme tavrına düşmez. Yalnızca bu hareketler içinde halk kitlelerini ve onların demokratik-devrimci taleplerini sahiplenir ve destekler. Halk kitleleri ile burjuva klikleri birbirlerinden ayırarak yalnızca halk kitlelerini destekler ve emperyalist stratejiler temelinde yerli burjuva/burjuva-feodal klikler arasında iktidar dalaşı muhtevasıyla karakterize olan hareketi desteklemez. Komünistler, her kimden olursa olsun, halk kitlelerine karşı uygulanan faşist saldırı ve katliamları sınıf nefretiyle lanetler, emperyalist kirli oyunlarla halk kitlelerinin birbirine kırdırılması biçimindeki katliamlarını da aynı biçimde lanetleyerek teşhir eder.
Emperyalist projeler devrede
Emperyalist BM Güvenlik Konseyi, NATO neden ölümcül füze bombardımanıyla (hem de ‘’desteklediği’’ muhalif kesimleri de vurma pahasına!) devrededir? Halk kitlelerini sevdiği, kolladığı, iktidara taşımak istediği için mi? Erdoğan Barak Obama’nın talimatlarıyla neden ‘’Kaddafi iktidarı bırakmalıdır’’ çağrılarını yinelemekten yorulmuyor? Libya halkını düşündüğü için mi? Türkiye-Kuzey Kürdistan halkları ve Kürt ulusuna kan kusturan Erdoğan iktidarı Libya halklarının dostluğuna mı soyunuyor?! Dünya halkları ve ezilen uluslarının baş düşmanı olan Obama iktidarı-ABD emperyalizmi Libya halklarının demokrasi ve özgürlüklerini kazanmak için mi Kaddafi’yi iktidardan indirmek istiyor?! Kısacası, neden sorusuyla birlikte bunlar kafalara not edilmelidir.
Kanlı ‘’domino taşları’’ oyunuyla iktidar değişiklikleri yaşayan ve bu değişikliğe gebe olan ilgili ülkelerin birçoğunda, zaten ABD yanlısı-bağımlısı iktidarların olması, ABD’nin bu harekelerle iktidarlar değiştirme-kendine bağlama hedefini çürütmez. Zira, emperyalizm veya ABD emperyalizmi yeni dönem strateji ve bu dönem ihtiyaçlarına uygun yeni iktidarlar oluşturmaktadır. Daha sağlam ve günün ihtiyaçlarına daha iyi yanıt verecek güne uyarlanmış devletler yapılandırıyor. Örneğin ‘’TC’’ devleti kendisine bağımlı olduğu halde onu yeniden yapılandırmaya tabi tutuyor. İşte Mısır-Mübarek şahsında yaşanan gelişmeler ortadadır. Hüsnü Mübarek ABD yanlısı-bağımlısı iktidardı ama Mübarek iktidarı değiştirilerek, Mısır’a taze kan taşınmış oldu ve ABD’ye bağlı olan yeni Mısır yönetimi Filistin’de rol oynamaya başlayarak bölgede itibarlı, söz sahibi bir güç olma söylemini dillendirmeye başladı… Dolayısıyla, hareketin yaşandığı ülkelerde birçok iktidarın zaten ABD yanlısı olması, ayaklanma hareketlerinin ABD stratejileri temelinde gerçekleştiği ve ABD’nin istediği iktidarlar oluşturma gerçekliğini değiştirmez.  
Emperyalist stratejik planlar temelinde seyreden söz konusu hareketler patlak verdiği ve sıçradığı tüm ülkelerde, bugüne kadar yol açtığı iktidar değişimleri gibi, bundan sonra da ayaklanma hareketlerinin devam ettiği yerlerde iktidar değişiklikleriyle tamamlanacaktır. Daha dün Suriye ile anlaşmalar yapıp vizeleri kaldıran AKP-Erdoğan iktidarı ve öte yandan ABD ile diğer emperyalistler Suriye-Esat iktidarına ‘’reform yap’’, ‘’göstericilere karşı silah kullanma’’ diyerek baskı uyguluyor ve gelecekte müdahalede bulunmalarının işaretini vererek, bunun yolunu döşüyorlar. Esat her ne kadar katliamlar gerçekleştirip kan dökse de, bu ayaklanmaların sertleşmesi ve kararlılaşmasından başka bir şeye yaramayacak ve eninde sonunda Esat iktidarı da yıkılacaktır. Sırasıyla tüm ilgili ülkelerde iktidar değişiklikleri gerçekleştirilecektir. Bu, ayaklanma hareketi sürecini emperyalist güçlerin yönetmesinden veya arkasında emperyalist güçlerin olmasından dolayı böyledir. Emperyalist projeler devrededir ve halk kitlelerinin birbirlerine kırdırılması da dahil, her şey pahasına yürütülecektir. Nesnel koşullar itibarıyla da bu planların gerçekleştirilmesine uygun olan şartlar, emperyalist politikaların hayat hakkı bularak başarılmalarını olanaklı kılmaktadır.
Burada açığa çıkan tarihsel görev, halk kitlelerinin demokratik taleplerini esas alarak, bu mücadeleleri halk iktidarları ve proletarya iktidarı perspektifine kavuşturarak devrimci rotada geliştirmektir. Hareketlerdeki halk kitlelerinin talepleri ile emperyalizm ve yerli gerici sınıf kliklerinin oyunları arasına kalın çizgiler çekerek, hareketleri devrimci doğrultuya sokmak, bu hareketlerin önderliğini ele geçirmekle mümkündür. Bu önderlikler tesis edilmeden hareketlerin burjuva çıkarlara heba edilmesi engellenemeyeceği gibi, hareketlerin devrimci öze oturması sağlanamaz ve mevcut haliyle devrimci olarak değerlendirilemezler. Önderlik tayin edicidir!

Obama ve değişen strateji

Emperyalist stratejilerin söz konusu hareketlerdeki imgelerini hareketlere ekonomik destekten askeri müdahalelere kadarki iştirakleri, iktidarların değişimi için uyguladıkları baskılar, hareketler karşısındaki açıklama ve taraflı tutumları, güdülerinin yeni dönem ihtiyaçları ve stratejilerine uygun iktidarların oluşturulmasına dayandığı ve art arda patlayan hareketlerin ABD’nin dünya ve bölgenin dizayn edilmesi hedefi ile zamanlamasına denk gelerek rastlantı olmadıklarını, emperyalist politikaların ürünü olduklarını vb vs yeniden ve özetle vurgulayalım.
Bütün bunların yanı sıra dikkatle üzerine düşünülmesi gereken bir tablo da şudur. ABD’nin özellikle Irak işgali sonrası veya işgaliyle birlikte yaşanan gelişmeler neticesinde (özelikle işgal gerekçelerinin sonunda kof çıkması, Guantanamo işkenceleri, Irak’da yaşanan katliamlar ve verdiği kayıplar ile iç kamuoyunda gelişen tepkiler, Irak’ın istikrarsızlığa sürüklenmesi...), dünya kamuoyu nezdinde teşhir olarak prestij kaybına uğradığı ve bu tarihle birlikte belli bir sarsıntı yaşadığı genel olarak söylenebilir. Bu tarihle beraber, ABD yeni bir imajla sarsılan prestijini düzeltmeyi Obama faktörüyle denedi-devreye soktu. Obama’nın ırkı- etnik kimliği de bu taktiğe uygundu. Ve Obama yeni stratejiler geliştirme veya ABD stratejilerinde daha yumuşak görünmeye çaba göstererek işgal hareketlerini ise hiç aralıksız devam ettirdi.
Bu stratejilerin önemli ayaklarından biri kuşkusuz ki, Mısır-Tunus’tan Libya-Suriye’ye kadarki sıcak ayaklanmalarla oynanan büyük oyunudur. (Burada not düşelim ki, ‘’ayaklanmalar yüzyılı’’ söylemi boşuna değil, hazırlanan stratejik planın parçası bir söylemdi...) Ayaklanmalar planıyla yeni iktidarlar kuruluyor, dahası ayaklanmacı halk kitlelerinin desteğindeki yeni iktidarlar ABD emperyalizminden destek alarak ona bağımlı nitelikte gelişiyor. En önemlisi de halk hareketine terfi edilerek lanse edilen bu hareketler vasıtasıyla sadece yeni kurulan iktidarlar değil, bu hareketlerin taban kitlesi de fiilen ABD’ye güven duymuş-‘’bağlanmış’’ oluyor. Kurulan yeni iktidarlar ancak halk kitlelerinin hareketi görünümünde olursa başarılı bir strateji izlenebilirdi. Obama bunu yaptı-yapıyor. Yani, eskiden öne sürülen asılsız gerekçelerle işgal görüntüsünü, kendisine bağlı muhalif kesimler aracılığıyla ve bizzat destekleyerek kitle hareketleri yaratıp bu görünüm altında istediği iktidarları kurmayı gerçekleştirmektedir.
Ve açık ki, Bin Ladin operasyonu da bu oyunun başka bir parçasıdır. Nitekim, bu operasyonla Obama yeniden ABD hakim sınıfları dahil, dünya ölçeğinde gerici hakim sınıflardan övgü alan bir başkan durumuna yükseldi… Bundan da önemlisi, geniş coğrafyada (Arap dünyasında) büyük etkiye sahip olan Bin Ladin ve El Kaide’nin, Bin Ladin’nin katledilmesiyle buralarda etkisizleştirilmesi ve buralardan kitlelerinin moral değerlerinin zayıflatılarak karamsarlığa sürüklenmesi hedeflenmektedir.  Bin Ladin-El Kaide’nin otoritesinin kırılmaması, birçok ülkede hareketlerin başarıyla sürdürülememesi veya bu yerlerde El Kaide’nin fırsatı değerlendirerek iktidarları kontrol etmesi-iktidarlara gelmesi tehlikesi de vardı. Dolayısıyla, Bin Ladin’in katledilmesi ABD emperyalizminin ayaklanmalar sürecini etkili yönetip gerekli sonuçlara varması için önemli bir adımdı. Tam da burada, ‘’neden şimdi’’ diye sorulan Bin Ladin’in öldürülmesi olayı anlam ve yanıt bulmaktadır. Elbette bu zamanlama bir tesadüf değildi. Öldürülme ile ilgili ortalıkta dolaşan spekülasyonların altındaki gerçeklik de budur.

 
Share