|
Somut şartları ihmal eden teori kuru ve cansızdır. Nesnel gerçekle uyumlu olmayan teori gerçeği değiştirme eylemine kılavuzluk edemez. Eylemsiz teori soyuttur. Eyleme dökülmeyen teori maddi güce dönüşemeyeceği gibi, gerçek bir değer taşımaz. Teori kitlelerle buluşup onların pratiğine ruh katıp eylemlerinin önünü açmak içindir. Öte yandan teori kitlelerin pratiğinden çıkmak durumundadır. Bu, bizi kitlelerden öğrenmeye götürür. Aksi halde pratiğe ruh veren teorinin kendisi yine ruhsuz kalır.
Başarının yolu bilim karşısında kalkansız ve çıplak durup dürüst olmaktan geçer. Bilimsel doku ile buluşan cüret, başarının pratik şartıdır. Cüret etmeyen ileri çıkamaz. Bilim dürüstlük ve cüret demektir. Başarının iki ana şartı bilimsel gerekçelere oturan cüret ve dürüstlüktür. Her şeyin temeli olan bilim bilgiden beslenir. Bilginin üç kaynağı olan bilimsel deney, üretim faaliyeti ve sınıf savaşımı, bilimin de kaynağıdır. Pozitif bilimlerin anası olan felsefe, bilimin kaynağı olan bu mecralardan çıkar. Materyalist felsefe de buradan beslenir ve döner toplumsal gelişmeye nüfuz eder. Diyalektik ve tarihsel materyalist dünya görüşünün ideolojisi olan Marksizm, der ki: “Toplumlar tarihi sınıf mücadelelerinden ibarettir.” Sınıflı toplumlar aşamasında toplumsal sistemlerin ileri doğru devinimi ve gelişimlerinin motoru sınıf mücadelesidir. Bu toplumların bağrındaki her gelişme, çelişki yasasının siyasi formasyonu olan sınıf mücadeleleri tarafından tayin edilir. Sınıflı toplumların ürünü olan siyasi örgütlenmeler de sınıf mücadelelerinin dışında mütalaa edilemezler. Sınıf çelişkilerinin ileri sürdüğü ihtiyaçlardan doğan siyasi parti ve örgütler, sınıf mücadelesinin gereksinimlerine uygun olarak stratejik, taktik pozisyonda konumlanır ve sınıf mücadelesini bilinçli hedef ve amaçlar temelinde yönetirler. Bu, önderlik fonksiyonudur. Önderlik rollerini ideolojik-teorik-siyasi ve örgütsel basamaklarda tamamlayan sınıf partileri, kendi gelişim ve donanımlarını yine sınıf mücadelesi pratiği içinde pekiştirirler. Ne ki, devrimci pratiğe yön verip yolunu aydınlatan devrimci teoridir. “Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz.” O halde bilimsel sosyalizm teorisinin özümsenmesi, devrimci pratiğin sergilenmesi ve gerekli gelişimin sağlanması için temel bir zorunluluktur. Tam da burada altı çizilmelidir ki, devrimci teori ile devrimci pratik karşı karşıya konamayacak kadar bir bütünün koparılamaz iki parçasıdır. Bu anlamda her gelişme teori ile pratiğin tutarlı birliği ile mümkün olur. Siyasi çizgi belirleyicidir MLM teori, eylem kılavuzudur. Bu, somut koşulların somut tahliline bağlıdır. Somut şartları ihmal eden teori kuru ve cansızdır. Nesnel gerçekle uyumlu olmayan teori gerçeği değiştirme eylemine kılavuzluk edemez. Eylemsiz teori soyuttur. Eyleme dökülmeyen teori maddi güce dönüşemeyeceği gibi, gerçek bir değer taşımaz. Teori kitlelerle buluşup onların pratiğine ruh katıp eylemlerinin önünü açmak içindir. Öte yandan teori kitlelerin pratiğinden çıkmak durumundadır. Bu, bizi kitlelerden öğrenmeye götürür. Aksi halde pratiğe ruh veren teorinin kendisi yine ruhsuz kalır. Gerek tasfiyeci sürece karşı mücadelenin devrimci temelde geliştirilmesi ve gerekse de tasfiyeci sürecin yarattığı tahribat ve yabancılaşmanın aşılması ile komünist ve devrimci hareketin yaşadığı sancıların atlatılması için, devrimci ilke, değer ve niteliklerle donanmak en büyük ihtiyaçtır. Komünistler ve devrimciler ideolojik-kültürel ve örgütsel konseptle geliştirilen karşı-devrimci tasfiyeciliğe kayıtsız kalamazlar. Bütün karşı-devrimci saldırılara karşı, her cephede devrimci direnç oluşturup ileri çıkma göreviyle yüz yüzedirler. Büyümek, ilerlemek ve değiştirmek için; devrimci teori ışığında pratiğe girmek, orada öğrenmek ve orada birleşmek gerekir. Çıkarsız ve hesapsız yalınlıkta devrimci ufkun enginliğiyle değiştirme eyleminde bulunmak icap eder. Bu, devrime cüret etmek, devrimci olmak demektir. Devrim, tarihsel bir görev ve sorumluluk olduğu gibi, ekonomik temele dayalı sosyal-siyasal gelişmelerden doğan bir zorunluluktur. Çelişki yasasının öngördüğü tarihsel gelişme bağlamında bir kaçınılmazlıktır da. Ne var ki, devrim kendiliğinden gelişen bir değişim değil, bilinçli siyasal eylemin ürünüdür. Bu eylem kitlelerin kendiliğinden hareketiyle değil, kitlelerin hareketiyle birleşip, ona bilinçli hedefler göstererek yön veren bilimsel teorinin öncülük rolüyle olanaklıdır. Bilimsel teori ve ideolojiyle donanıp aydınlanmadan devrimci eylemin yükseltilmesi düşünülemez. Ancak unutulmamalıdır ki, teoriyle pratiğin iç içe ele alınması gerekmektedir; ne teori ne de pratik ötelenmelidir. Bıkıp usanmadan öğrenmek ve çalışmak gerekir. Gelişmek ve geliştirmek için çalışmak ve öğrenmek; öğrenmek için araştırıp incelemek gerekir. Omuzladığımız onurlu dava uğruna savaşmak; savaşmak için çalışmak ve öğrenmek gerekir. Savaşarak öğrenmek; öğrenmek için savaşmak gerekir. Emperyalist dünya gericiliği ve her türden uzantılarını proleter dünya devrimi bilinciyle yerle bir etmek için, can pahasına mücadeleye tutunmak, sıkı sıkıya devrime sarılmak gerekir. Proletarya partisi önderliğinde devrimci savaşla iktidarı kazanmak ve devrim davasını zafere taşıyarak insanlığı büyük ütopyaya ulaştırmak için öğrenmek gerekir. İzleyeceğimiz yolda referans, dünya proletaryasının büyük öğretmenleri ve parlak öğretileridir. Kuru sadakat yetmez, bilimsel doğrultularını içselleştirmek ve derinlikli kavramak esastır. Öğretimizin kalıcı ilkeleri ona can veren ana damarlardır. Maoist partinin önderliği, devrimin zora dayalı gelişmesi ve proletarya diktatörlüğü-iktidarı bütün devrim süreçlerinde evrensel olarak geçerli olan vazgeçilmez ilkelerdir. Özellikle sınıf çelişkileri ve sınıf farklılıklarını riyakarca inkar eden neo-liberal saldırılar ve bunların uzantısı olarak cereyan eden reformist-revizyonist yasalcı tasfiyeciliğin aktüel olduğu ve devrimci ilkelerin erozyona uğratılmak istendiği bugünkü şartlarda bu ilkelere sıkı sıkıya sarılmak önemlidir. Baş çelişki ve çelişkilerin çözüm yöntemi Her süreç ya da her gelişme yığınca faktörün çelişkili birliği temelinde ortaya çıkar. Bu karmaşık tabiat diyalektiğin ta kendisidir. Bütün fenomenler özelliklerini bu kaynaktan alırlar. Şeylere ait tüm özellikler aynı zamanda şeylerin varlık gerekçeleridir de. Ne pratik yaşamın doğrusu, ne de teorik düzlemin doğrusu, gerçek değerini bu bilimsel düzeneğin çekirdeklerinden aykırı olarak edinmez. Tersini savlamak idealizm ile sakatlanmıştır. Yalnızca meta-fizik idealist türevler olay ve olguları doğaüstü kutsal güce havale ederler. Oysa diyalektik ve tarihi materyalist felsefe evrene ait tüm olayları ve doğa yasalarını diyalektik olarak izah eder. Bunun gibi, doğa yasalarını insan toplumlarına uyarlar ve buraya ait yasaları sınıflar üstü güç ya da var oluşlarla açıklamaz. Yaratıcı gücü insan ve insana has bilinçli emekle tarif eder. Her şeyi neden-sonuç ilişkisi bağlamında ele alır ve bilumum hareketi varlık gerekçeleriyle açıklar; sebepsiz bir gelişme tanımaz. Bilimsel felsefe ve ideoloji şeylerde daima birden fazla özelliğin bir arada bulunduğunu isabetle tespit eder ve bunu kanıtlar. Bundan hareketle, şeyleri ele alırken şeylerin çok özellikli olduğu gerçeğini göz ardı etmez. Aksi metot, bilgi teorisini yadsıyarak şeyleri tanımlamaktan uzak kalır; tek yanlı öznelciliğe ve sübjektivizme düşerek gerçeğe ulaşmaz. Yorumlama ve inceleme metodunda tutarlı çizgi oluşturan bilimsel dünya görüşü, aynı sürecin içinde çelişkili birlik ve mücadele halindeki onlarca, yüzlerce ve belki binlerce biçimde bulunan ayrı ayrı özelliğin koşullu olarak sürecin egemen çelişkisine tabi olduğunu kabul eder. Söz konusu sürecin doğru tanımlanması ve yönetilmesini çelişkili sürecin egemen çelişkisinin tespit edilmesiyle olanaklı görür. Sürecin esas çelişkisi durumunda bulunan özellik sürece niteliğini verendir. Dolayısıyla çelişkili ve karmaşık tüm süreçlerin gelişme yasasına uygun olarak yürütülmesini, ancak süreçteki esas çelişkinin, yani karmaşık çelişkiler barındıran süreçteki ana halkanın yakalanması mümkün kılar. Eğer diğer özelliklerin içinden belirleyici olan ana özellik seçilebilmiş ise, sürecin niteliği doğru tespit edilmiş ve çelişkili sürecin çözüm odağı yakalanmış demektir. Yani çözüm anahtarı olan baş çelişme tespit edilerek çözüm yolu aralanmış demektir. Zira çelişkili sürece niteliğini veren baş çelişme, temel çelişme ile başlıca çelişmelerden bazılarının doğrudan çözümü sağlar, bazılarının da çözüm yolunu açar; bütün bu çelişmeler üzerinde tayin edici ve etkileyici rol oynar. Çelişmelerin ya da çelişmeli süreçlerin çözümünde baş çelişki anlamında ana halkanın kavranması yalnızca toplumsal sistemi tayin eden çelişkinin çözülmesi için geçerli değildir. Bu diyalektik yöntem genel çelişmelerde olduğu gibi, tek tek konularda da geçerli bir yöntemdir. Yani, sadece stratejik süreç ve politikalar açısından değil, taktik süreç ve politikalar açısından da ana halka veya baş çelişkinin doğru kavranması yöntemi geçerlidir. Örneğin, dünya ölçeğinde ekonomik zemindeki emek-sermaye çelişmesinin siyasi ifadesi olan proletarya ile burjuvazi arasındaki temel çelişkinin çözümünde; dünya halkları ile ezilen ulusların baş düşmanı durumundaki ABD emperyalizminin tasfiye edilmesi, yani diğer düşmanların ezilmesi için baş düşmanın yok edilmesi gerekmektedir. Baş düşmanın tasfiye edilmesi diğer düşmanların tasfiye edilmesinin de yolunu açacak ve bu süreci hızlandıracaktır. Yine, bir ülke şahsında, o ülkedeki çelişkilerin çözümü için baş çelişkinin çözülmesi gerekmektedir. Bunun gibi ülkedeki genel devrim sürecinin parçası durumundaki herhangi bir sürecin göğüslenmesi, bir çelişkinin çözülmesi veya stratejik sürecin içindeki taktik bir aşamanın çözülmesi, bunlara ait ana-baş çelişkilerin tespit edilip doğru politikalar temelinde ele alınıp çözülmesini gerektirir. Bu yöntem, her konuda olduğu gibi, bireyin çelişkileri-iç çelişkisi için de geçerlidir. Bütün bunlarda dikkat edilmesi gereken nokta; çelişkilerin niteliği ve buna bağlı olan çözüm metotlarıdır. Ki, çelişkilerin niteliği, onların nasıl ele alınacağını ve hangi yöntemlerle çözüleceklerini saptamamıza yarar. Çelişkilerin antagonist (uzlaşmaz) biçimi, bu çelişkilerin zora dayalı çözülmesini koşullar. Antagonist olmayan çelişkilerin çözümü ise, zor ve şiddet dışındaki yöntemlerle (barışçıl yöntemlerle) sınırlıdır. Düşman sınıflar arasındaki çelişkiler antagonist niteliktedir, bunların çözümleri siyasi mücadeleyi gerektirir. Düşman olmayan ya da dostlar arası çelişkiler ise antagonist olmayan çelişkilerdir; bunların çözümleri siyasi mücadele yoluyla değil, ideolojik mücadele yoluyla sağlanır. Örneğin, proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki antagonist-uzlaşmaz çelişkidir ve bu çelişki devrim metodu ile çözülür. Halkın da kendi arasında çelişkiler vardır; bunlar uzlaşmaz olmayan çelişmelerdir ve çözümleri ideolojik mücadele-ikna eğitim ve değişim-dönüşüm metodu kullanılarak sağlanır. Proletarya ile küçük-burjuvazi arasında, proletarya ile köylülük arasında da çelişkiler vardır. Ne var ki, bu sınıf ve halk sınıf katmanları arasında temelde bir sınıfsal çıkar birliği vardır ve aralarındaki çelişkiler esas değil, tali durumdadırlar. Bu çelişkilerin çözümünde kesinlikle kaba zor yöntemleri kullanılamaz. Bu, proletarya açısından ilkesel bir meseledir.
Devrim kitlelerin eseridir
Devrimin temel sorunlarından biri, devrimin dostları ile düşmanlarını doğru tahlil ve tarif etmektir. Bu, ortak düşmana karşı, devrimin dostları olan ortak sınıf güçleriyle birlikte mücadele etmenin gereğidir. Devrimin düşmanlarını yenmek için, devrimden çıkarı olan devrimin güçleriyle birleşmek şarttır. “Hedefi dar, cepheyi geniş tut” direktifi bunu anlatır. Devrim kitlelerin eseri olduğuna göre, her devrim geniş halk kitlelerini proletarya önderliğinde birleştirmek zorundadır. Nitekim bütün devrimler bu yolu izlemiştir. Geniş halk kitleleri komünist parti önderliğinde harekete geçmiş ve büyük eylemleriyle gerici iktidarları yıkmışlardır. Bu tarihsel-toplumsal tecrübe göstermektedir ki, her devrim kendi dinamiklerinin birliğiyle mümkün olmuştur. Halk kitlelerine rağmen bir devrim tasavvur edilemeyeceğine göre, devrimci sınıf ve ara katmanların devrimde temsil edilmesi, devrime katılması şarttır. Bunu sağlamak için de, öncelikle dost-düşman ayrımının bilimsel olarak yapılması gerekmektedir. Dahası, bu ayrım kurulacak iktidara da yansır-yansımak durumundadır. Devrim ile kurulacak iktidarda tüm devrimci sınıf ve tabakalar güçleri oranında söz hakkına sahip olmak durumundadır. Aksi halde devrim ve iktidarın gericileşmesi ya da yıkılması kaçınılmaz olacaktır. Çünkü, halk kitlelerinin bir kesimini karşısına alan ve onları temsil etmeyen bir iktidar kendi güçlerini karşısına almış ve hatta karşı-devrim saflarına itmiş olacaktır. Yani kendisini zayıflatıp karşı-devrimci sınıfları güçlendirmiş olacaktır. Dahası, halk kitlelerini şu veya bu biçimiyle karşısına almış olarak, kendisi gerici olmuş olacaktır. Böyle bir iktidarın eninde sonunda yıkılması ise önlenemez bir son olacaktır. Maoist hareketin bu kavrayışı onu küçük-burjuva dar görüşlü anlayışlardan ayıran, sol sekter çizgiler karşısındaki üstün özelliğidir. Bu üstün özellik, bilimsel ideolojimizin üçüncü nitel gelişme aşaması olan Maoizm evresinin kavranmasıyla doğrudan ilintilidir. İdeoloji tayin edicidir, genel siyasi çizgi belirleyicidir. Bu çizgi, proletaryanın sınıf mücadelesindeki örgütü olan Maoist komünist parti aracıyla temsil edilmek durumundadır. Ki, bu çizginin pratik güce dönüşmesi ancak örgüt aracıyla hayata uygulanıp kitlelerle buluşturulmasıyla mümkün olur. Maoist hareketin omurgasını oluşturan yeni demokrasi güçleri evrensel devrimci teoriyi temel halkalarından özümsemiştir. Bunun gibi, bilimsel zeminde kuvvetlenmiş genel siyasi çizgiye sahiptirler. Yeni demokrasi güçleri, devrimimizin teori-pratiğine has genel çizgiyi tesis etmiştir ve devrimimizin gerçekleştirilmesinde temel halkayı elinde tutmaktadır. Halk Savaşı perspektifiyle devrimde ısrar eden Maoistler, taktik zayıflıklarına karşın, stratejik duruş ve konumlanışıyla geleceği tayin eden güçtür. Maoizm kılavuzluğundaki yeni demokrasi güçleri, “devrimin üstün niteliği olan” silahlı düşmana karşı silahlı savaş kavrayışıyla devrimin şah damarını temsil etmektedirler.
|