|
Komünist ve devrimci yapılar hakkında yürütülen karalama kampanyaları, gerici kirli spekülasyonlar tasfiyeci saldırının sinsi boyutlarıdır. Bunlara karşı uyanık olunması şartken, devrimci çizgi temelinde mücadelenin yükseltilmesi yaşamsal önemdedir. Tam da bu sıra da MKP önderliğindeki HKO’nun silahlı çatışması önemlidir.
‘’Ergenekon’’ mahkemeleri ve muhtelif isimlerdeki ‘’darbe eylem planları’’ kapsamında kelli-felli/kıdemli-kariyerli/unvanlı-rütbeli suç erkanına yönelik tutuklama ve yargılamalar, dalgalar halinde yayılarak günümüzün sıcak tutuklamaları olan ‘’gazetecilerin’’ tutuklanmasına vardı. Bu süreç arkasında toz-duman bırakarak, yeni ‘’gazetecilerin’’ tutuklanmalarına geldi ki, bu tutuklamalar da, geçmiş tutuklamalardaki gibi belli bir gürültüye vesile oldu. En özlü olarak, yaşanan yargılamalar devlet içi yargılamalar olup, bir kesim şahsında devletin yargılanmasıdır. Tek tek çelişki veya somut çelişkiler şahsında biçimlenerek süren klik çatışması, özünde iktidarın paylaşımına dayalı köklü ve bütünlüklü bir hesaplaşmadır. Hiçbir manipülasyon bu gerçeği örtemez. Gelinen aşamada, bu minderde yaşanan gelişmeleri veya egemen sınıf kliklerinin iktidar çatışması açısından içinden geçilen süreci birkaç sözle de olsa özetlemek ihtiyaçtır. Bu sürecin alışıla gelmişin dışında karmaşık bir süreç olduğunu teslim etmek gerekir. Fakat katıksız ve nifaksız net bir doğru var ki, ister ‘’aydın’’ ve ‘’akademisyenler’’, isterse de ‘’gazeteciler’’ tutuklanmış olsun; çatışma gerici iktidar uğrunadır, çatışan taraflar da komprador kliklerdir. Bu sürecin farklı niteliği olarak, ulusal hareket ve sınıf hareketine yönelik yürütülen tasfiye, tutuklama ve bilumum saldırıları ayrı tutarsak, gerici sınıflar arası çatışma bölümünü yukarıdaki zeminde tarif etmek doğrudur. Ergenekon devleti aklamaz Bu gelişmelerle ünlenen sürecin ana gerekçesi, defalarca altı çizildiği gibi doğrudan emperyalist dünya gericiliğinin genel çıkarları doğrultusunda ‘’TC’’ devletinin yeniden yapılandırılması eylemine dayanır. Komprador bürokratik burjuva klikleri arasındaki iktidar dalaşı önemini koruyarak devam ederken, cemaat örgütlenmesine oturan AKP’nin temsil ettiği komprador klik lehine belli bir rotaya oturmuş durumdadır. Havlu atmayan komprador kliklerden Kemalist klik direnç olmaya devam ederken, esasta çelmelenerek yere yatırılmış durumdadır. Kendi açısından hesabı(iktidar hesaplaşmasını) kapatmamış olan Kemalist klik, iktidar dalaşındaki açık mağlubiyetine karşın önemli bir güç ve muhalefet durumundadır. Burada bir parantez açalım: Bu durumun genel seçimlerde Kemalist kliğin siyasi partisi durumundaki CHP’yi, AKP’nin ortağı olarak hükümete taşıyacağını daha önce söylemiştik. Bu tez ya da tespitimizin ana gerekçeleri, özetle; CHP’nin temsil ettiği güç(ki, bu güçle yürütülen sürece engel olma yeteneğindedir, dolayısıyla küçümsenemez.) ve emperyalist tasfiye sürecinin sürdürülmesi veya emperyalist efendilerce belirlenen devlet politikası durumundaki devletin yapılandırılması sürecinin önünün açılıp başarıyla yürütülmesi şeklindeki stratejik politika ve gereksinimlerdir. Parantezimizi kapatarak konumuza dönelim. Gelinen aşamada, iktidar dalaşını kendi lehinde bir noktaya oturtan ve inisiyatifi elinde tutan ‘’Gülen cemaati’’ ve AKP kliği, iktidarını sağlam zemine oturtmak için, bütün muhalif kesimleri ‘’Ergenekon’’ ve ‘’darbeler’’ senfonisine alarak etkisizleştirme-ezip çiğneme noktasında genişletmiştir. Öyle ki, daha önce yaşanan Tekel işçi eylemlerini PKK ile ilişkilendirerek eylemin meşruluğuna gölge düşürme çabasına girmesi gibi, bugün yaşanan öğrenci gençliğin haklı eylemlerini de ‘’Eergenekon’’ kışkırtması olarak sunup karalamaya çalışmaktadır. Elbette Kemalist CHP’nin AKP’ye karşı kitle eylemlerini desteklediği, hatta kimi hareketler geliştirmeye çalıştığı(örneğin ‘Cumhuriyet mitingleri’ gibi) doğrudur. Ancak bu gerçek, AKP’nin tüm kitle hareketlerini ‘’Ergenekon’’la yaftalayıp etkisizleştirme gerçeğini karartamaz. Açık ki, iki klik de iktidar dalaşlarına veya iktidar hırslarına bağlı olarak biri birilerine karşı kitle hareketlerini kullanmaya çalışmaktadır. Ama bu, kitle hareketlerinin ‘’ergenekon’’ bağlantılı olduğu anlamına gelmez. Ne Kemalist cephenin eğilimleri, ne de AKP’nin ‘’ergenekon’’ kartıyla her şeyi damgalaması kabul edilemez. AKP iyi bir avantaj yakalayarak her şeyi ‘’ergenekon’’ kışkırtması olarak açıklayıp damgalamakta, savuşturmaktadır. Bu noktada sınıfsal bakış açısıyla yaklaşıp, gerek AKP’nin oyunlarına karşı ve gerekse de Kemalist-Ergenekoncuların oyunlarına karşı dikkatli ve bilinçli yaklaşarak kitlelere teşhir edilmeleri sağlanmalıdır. Aksi halde kitlelerin bu kliklere yedeklenmesinin önüne geçilemez ya da kitleler bu kliklerin kuyruğundan kurtarılamazlar. ‘’Cami de bombalanır mı?’’ şaşkınlığı nasıl ki apolitik-safdilli bir tepkiyse, ‘’gazetecilerin darbeyle ne alakası var’’ sorusu da o kadar amatörcedir. Tabi eğer saf duygulara hitap eden bilinçli bir savunma ve manipülasyon amacıyla yapılmıyorsa… Soru ve şaşkınlık reaksiyonuyla ortaya sürülen bu mantık, hakim sınıfların iktidar uğruna neler yapabileceklerini henüz kavrayamayan ve devlette işlerin nasıl döndüğünü samimi olarak bilmeyen kitleler açısından gerçekten de inandırıcı-ikna edici olabilir. Ama az buçuk hakim sınıfların niteliğinden bihaber olan, birazcık ülke hakim sınıfları ve kliklerinin tarihini bilen, burjuva ve burjuva-feodal sınıfların felsefesini tanıyıp birazcık sorgulayıcı bakabilen, az buçuk politik bilinç taşıyan ve olayları mantık muhasebesine yatırarak gelişmeler karşısında objektif yaklaşan herkes, bu sınıf ve sınıf kliklerinin iktidar ve rant uğruna neler yapabileceğini tahmin edebilir. Darbelerin yapılması için zemin hazırlamak amacıyla kendi kliğinden insanları vuran, siyasi cinayetler işleyen, generallerinin uçağını düşüren ve suikastlar yaparak toplumu korku ve can güvenliği endişesine sürükleyen bir zihniyet ya da niteliğin yapamayacağı başka ne olabilir ki? Andıçlarla nelerin planlandığı, nelerin döndüğü azıcık da olsa ortaya çıktı. Gazetecilerin nasıl satın alındığı, nasıl kullanıldıkları ve neler yaptıkları vb vs bilinmeyen değildir. Binlerce ‘’faili meçhul’’ cinayet, ‘’kayıp’’ ve yargısız infaz yapanlar, insanlara dışkı yediren, gerilla cesetlerine işkence yaparak kafa-kulak keserek fotoğraf çeken, gerilla cesetlerine tecavüz eden jitem-kontra ve ‘’ergenekon’’ örgütlenmeleriyle nam salan Kemalist devletin yapmadığı ve yapmayacağı ne olabilir ki? Bütün bunlar açısından bakıldığında, AKP bu yargılamalar sürecini klik iktidarını sağlamlaştırmak ve hasmı kliği etkisizleştirmek amacıyla kullansa da, yapılan yargılamaların gerçek suçlara dayandığı ve hukuki temelinin olduğu kesindir. ‘’Ergenekon’’ salt komprador klikler arası çatışmanın suç örgütü değil, halk kitlelerine karşı katliam ve cinayetler işleyen bir devlet örgütlenmesi ve karşı-devrimci suç örgütü niteliğindedir. Dolayısıyla ‘’ergenekon’’ tutuklamaları ve yargılamalarına; ‘’ergenekoncu olmayanlar tutuklanıyor’’, ‘’tutuklamalar geniş yapılıyor’’ vb. vs. gerekçeleriyle karşı çıkılamaz. Ancak, AKP’nin bu fırsatı iyi değerlendirip tüm muhaliflerini, hatta alternatif sınıf güçlerini teşhir etmek-yıpratmak vb. için kullandığı da göz ardı edilemez. Halk savaşında ısrar İç tasfiye süreci ile birlikte devrimci sınıf hareketi ve ulusal harekete karşı da bir tasfiyenin yürütüldüğü bilinmektedir ve bu kesindir. Güncel gelişmeler de bunu teyit etmektedir. Komünist ve devrimci yapılar hakkında yürütülen karalama kampanyaları, gerici kirli spekülasyonlar tasfiyeci saldırının sinsi boyutlarıdır. Bunlara karşı uyanık olunması şartken, devrimci çizgi temelinde mücadelenin yükseltilmesi yaşamsal önemdedir. Tam da bu sırada MKP önderliğindeki HKO’nun silahlı çatışması önemlidir. Devrimci duruş tasfiyeci saldırılarla zayıflatılıp tasfiye edilmeye çalışılırken, HKO gerillalarının Halk Savaşı ısrarıyla yürüttüğü gerilla savaşı ve silahlı çatışmaları son derece anlamlıdır. Karşı-devrimci karalama kampanyalarının yoğunlaştığı ve Maoist parti hakkında adeta bir saldırı furyasının başlatıldığı şartlarda, Maoist gerillaların başarılı çatışması, bu gerici saldırılara iyi bir yanıt olmuştur. Ne var ki, devletin saldırıları özellikle içinden geçtiğimiz süreçte kapsamlı bir biçimde sürmekte ve en kirli metotlar devreye sokularak tasfiye derinleştirilmek istenmektedir. Sürecin alternatif sınıf güçlerinin ya da komünist ve devrimci güçlerin teşhir edilmesi, lekelenmesi, karalanması amacıyla kullanılması beklenen bir şeydir ve bu, gerici hakim sınıfların karakteri gereğidir. Komprador hakim sınıfların Komünist ve devrimci güçlere her fırsatta saldırması, onları her zaman ve her şartta asıl düşman bellemesi anlaşılır bir durumdur. Nitekim çeşitli biçimlerde devrimci yapılara ‘’ergenekon’’ çamuru serpmekten geri durmuyor da. Her şeyden önce bu onların sınıf davranışı, ahlakı ve felsefesi gereğidir. Dolayısıyla devrimcilere saldırması yadırganamaz. Devrimci hareketin sakınması gereken nokta, devrimci hareket dışındaki kesimlere uzanan ‘’ergenekon’’-darbe girişimleri çerçevesinde genişleyen tutuklanmalara karşı tavır-tutumda yanılgıya düşmemesi ve iki klikten birinin destekçisi durumuna düşmemesidir. Bazı ‘’gazeteci’’ ve ‘’akademisyenlerin’’ vb tutuklanması devrimci harekette yanılgıya yol açmamalıdır. ‘’Ergenekon’’ örgütlenmesi ve darbe girişimlerinin Kemalist klikle bağışık olduğu iyi görülmelidir. Bu klik veya kesimim son derece geniş bir bileşende örgütlendiği ve tüzel kişilikleri suç örgütlerine uygun görülmeyen simalara kadar uzandığı bilinmek durumundadır. Dolayısıyla bir ‘’gazeteci’’ veya ‘’akademisyenin’’ ‘’ergenekon’’ örgütlenmesi içinde bulunması son derece normaldir. Neticede ‘’ergenekon’’ örgütlenmesi devlet örgütlenmesi olup, bir kliğin örgütlenmesini temsil ediyor. Bu anlamda ‘’ergenekon’’ örgütünün üyeleri de bu yelpaze üzerinde yasal kimlik ve statüde bulunan kesimleri kapsamaktadır. Dolayısıyla, AKP’nin muhalif tüm kesimleri ‘’ergenekon’’-darbe torbasına koyarak iktidar çatışmasında bu hileye başvurması, devrimci hareketi toptancı yaklaşıma itmemelidir. Devrimci hareket ile ulusal hareket ‘’demokratikleşme’’ ve ‘’çözüm-açılım’’ demagojisinde açık yanılgılara düştü. Bu yanılgı ulusal hareket ve sınıf hareketi açısından tam giderilmiş olmasa da, gelinen süreçte ‘’demokratikleşme’’ ya da ‘’çözüm’’ ve ‘’açılımların’’ astarı açığa çıkarak esasta görülür duruma geldi. Buradaki yanılgı, ‘’ergenekon’’ ve darbe tutuklanmalarında tekrar edilmemelidir. ‘’Demokratikleşme’’ denen boşboğazlığın ne olduğu sonunda daha net olarak ortaya çıktı. Fakat bu, Kürt ulusal sorununa yönelik şu ya da bu biçimde ‘’atılacak adımların’’ ya da geliştirilen stratejilerin sonuçlandığı anlamına gelmez. Kürt ulusal hareketinin tasfiye edilmesi ve Kürt ulusal sorununun emperyalizm ve yerli egemen sınıflar açısından ‘’sorun olmaktan’’ çıkarılması ‘’TC’’ devletinin önünde temel hedef olarak durmaktadır.
Doğru tavır boykot etmektir
‘’TC’’ devletinin yapılandırılması ekseninde geliştirilen ‘’demokratikleşme-çözüm-açılım’’ süreci, özellikle Kürt ulusal sorununa ilişkin politikalar yanıyla seçim sürecinin sonuna ertelenmiş durumdadır. Ancak bu, devletin Kürt ulusal sorununda demokratik adımlar atacağı, sorunu çözeceği, olumlu adımlar atacağı anlamına gelmez. Türk hakim sınıflarının ulusal hareket ile devrimci harekette yanılgı yaratmaya vesile olan ‘’demokratikleşme’’ demagojisi, DTP’nin kapatılması, vekillerine siyaset yasağı getirilmesi, seçilmişlerinin KCK davası kapsamında yargılanıp hapsedilmesi gibi gelişmelerle çıplak bir biçimde açığa çıktığı gibi, son olarak yapılacak genel seçimlerde BDP’nin gösterdiği millet vekili adaylarının önemli oranda (12 kişi) Yüksek Seçim Kurulu tarafından veto edilmeleri, devletin de AKP iktidarının da, Kürt ulusal sorununun çözümüne ve Kürt ulusuna nasıl yaklaştıklarını bir kez daha kanıtlamaktadır. Bu durum karşısında BDP’nin en tabii refleksi seçimleri boykot etmek olmalıdır. BDP, seçimlerden çekilmeyi de masada tuttuğunu açıklaması doğrudur fakat bunda daha tutarlı ve net olması gerekmektedir. YSK’nın BDP millet vekili adayları hakkındaki söz konusu kararı hukuki olmayıp siyasi bir karardır ve devletin tasfiye amacına uygun bir adımdır. Bu kararla BDP’yi seçimlerde son derece olumsuz etkileyeceği gibi, AKP’de Kürdistan bölgelerinde önemli avantajlar yakalamış olacaktır. AKP’nin Kürt sorununa yaklaşımı tartışma götürmez biçimde Kürt ulusal hareketinin tasfiyesine dönük olduğu gibi, seçimlerden sonra göstereceği yaklaşım da bundan daha müspet olmayacaktır. Dolayısıyla, Kürt ulusal hareketi ve Kürt ulusunun yasal partisi, gerek AKP’nin oyunları ve gerekse de seçimler konusunda daha radikal yaklaşımlar belirlemek durumundadır. İmralı’da Öcalan’la devlet arasında yürütülen görüşmeler, devletin Kürt ulusal hareketini tasfiye etme planında geri adım atmayacağını göstermektedir. Erdoğan’ın Güney Kürdistan yönetimi ile görüşmeleri de aynı amaçlarla gerçekleştirilen görüşmelerdir. Kürt ulusal hareketi emperyalist oyunlarla kumpasa alınıp tasfiye edilmektedir. Ulusal hareketin bu tasfiye saldırısı karşısında daha stratejik bir duruş alması şarttır. YSK’nın veto kararına karşı BDP’nin seçimleri boykot etme taktiğini devreye sokması en doğrusudur. Bu tavır sivil itaatsizlik kampanyasıyla da uyum içindedir. Türkiye-Kuzey Kürdistan komünist ve devrimci hareketi bu şartlarda seçimleri boykot etme taktiğini devreye sokmalıdır. Tasfiyeci saldırıların önünde devrimci-demokratik bir cephenin örülerek direnç oluşturulması, ulusal hareket ile birlikte ülke devrimci hareketinin de tasfiyeci sürece karşı mücadelesi açısından önemli bir ihtiyaçtır.
|