Perspektif - Diğer Yazılar

next
prev
Burjuva paslı silahlar kullananların elinde patlar

İçinden geçtiğimiz süreç ülkemiz devrimci hareketi açısından olduğu kadar, Maoistler açısından da ağır ve tehditkar bir süreçtir. Buradaki sorun, zayıflık ve zorluklar inkar edilemez, es geçilemezler. Fakat süreç ne kadar ağır, ne kadar zorlu ve saldırı ne kadar büyük ve sinsi olursa olsun, proleter devrimci politika ve tavır açısından gerici hükmünden sakınılamaz ve göğüslenemez değildir

Devrim, karşı-devrim karşısında; gerçekler, yalan karşısında yenilmezdir!
Açılmış olan bir kavga var, burjuva-feodal sınıflara karşı, proleter sınıf adına. Biz bu kavganın açık tarafı, kararlı yürüteniyiz. Şimdi saldırıda olan düşmandır; taktik üstünlük onda. Biz stratejik bakımdan üstünüz ama taktik bakımdan zayıfız. Eşitsiz şartlarda yürüttüğümüz savaşta, stratejik savunma içinde taktik saldırıyla planlıyoruz, uzun süreli savaşın ilk aşamasını. Şimdi küçük güçler halindeyiz; düşman yutmak istiyor gücümüzü… Biz direniyoruz, onlar saldırıyorlar. Biz parça parça deviriyoruz onları, onlar bir defada yutmak istiyorlar bizi… Açılmış olan bir kavga var ve nihai hedeflerine kadar kapanmadan sürecek!
Süreç her bakımdan zorlayıcıdır; zorlayıcı olduğu kadar zorludur da. Sürecin zorlu olması, Türk egemen sınıflarının göreli de olsa belirli bir istikrar ve inisiyatife sahip olarak uyguladıkları stratejik tasfiye saldırısı konseptiyle, komünist ve devrimci hareket üzerinde yarattığı basınç ve baskının kapsamlı şartlarıdır. Bu şartların devrimci hareketi etraflı zorluklarla karşı karşıya getirdiği, bilinçli sınıf hareketini manipüle edip zorlu şartlara gömerek gelişimini engellediği ve hatta gerilemelere yol açtığı aşikardır.
Aynı gerekçeler zemininde süreç zorlayıcı özelliktedir. Karşı-devrimci öz ve nitelikte gelişerek komünist ve devrimci hareketin soluğunu kısıp, daralmasına, gevşemesine ve gerilemesine hükmeden bu süreç, komünist ve devrimci hareketin sarsılarak, devrimci zeminde çıkış yapmasını ihtiyaç haline getirip zorlamaktadır.
Bu anlamda komünist ve devrimci hareketin önünde iki tercih, iki yol bulunmaktadır. Biri karşı-devrimci kuşatma karşısında bekle-gör politikasına saplanarak Türk hakim sınıflarının tayin edeceği sonu beklemek gibi kaderci ve kendiliğindenci rotada kalmak; diğeri karşı-devrimci tasfiye kuşatmasını yarıp kara bulutları dağıtmak için köklerine sarılarak stratejik pozisyon alıp, devrim ısrarını sosyal pratiğe uygulama eylemine gecikmeksizin başvurmaktır.
Bunlardan birincisi; devrimin doğasına, devrim iddiasına ve devrimci niteliğe aykırı olan sağ tasfiyeci teslimiyetçi yoldur. Bu yol, son tahlilde komprador bürokratik burjuva sınıfların yandaşlığına çıkan güzergahtır. Kendini inkarla birdir. O halde, komünist ve devrimcilerin tercihi bunun dışında olup, buna karşı cepheden tutum alan ikinci yoldur.
İkinci yol; komünist ve devrimcilerin tereddütsüz tercihi olmakla birlikte, varlık gerekçeleri kadar keskin bir ayrışım noktasıdır. Bu yolun benimsenmesi kaçınılmaz olduğu gibi, tarihsel bir görevdir de. Komünist ve devrimcilerin bütün gerici saldırı ve kuşatmalara karşı tutumu, çaresizce beklemek değil, iradi müdahalede bulunarak şartları ve gerçeği değiştirmektir. Bundan hareketle de, karşı-devrimci dalgaları devrimci eylem dalga kıranıyla kırmak, devrimci pratiği yükseltmektir. Şartlara teslim olmak ya da dayatılan gerici koşullara esir olmak asla komünizm ve devrim adına benimsenemez.
Evet, içinden geçtiğimiz süreç ülkemiz devrimci hareketi açısından olduğu kadar, Maoistler açısından da ağır ve tehditkar bir süreçtir. Buradaki sorun, zayıflık ve zorluklar inkar edilemez, es geçilemezler. Fakat süreç ne kadar ağır, ne kadar zorlu ve saldırı ne kadar büyük ve sinsi olursa olsun, proleter devrimci politika ve tavır açısından gerici hükmünden sakınılamaz ve göğüslenemez değildir. Yeter ki, proleter devrimci politika ve ilkelerde kararlı kalınsın, bunlar ışığında devrimci eylem ve çizgide sebat edilsin… Bugün daha yoğun sorun, sancı, bunlara paralel sorumluluk ve ağır görevlerle karşı karşıya olunduğu kesinlikle doğrudur. Daha çok zorlanılacağı açıktır. Ancak devrim ile karşı-devrimin mücadele doğası bunun dışında seyretmez. Hatta çok daha büyük zorluklar ve çatışmalar yaşanacaktır. Bunların bilincinde olarak hareket etmek devrimin üstün yanıdır. Devrim bütün zorlukları geride bırakarak, kanlı çatışmalar içinde doğacaktır. Bu unutulmamalı ve iyi kavranmalıdır.
Şüphesiz ki, sürecin etkileri bir bütün olarak engellenemez. Ya da devrimin şartlı olarak ve taktiksel bakımdan geriye çekilmesi önlenemeyebilir ve karşı-devrimci sürecin kapsamlı saldırısı esas olarak geri püskürtülemeyebilir. Bu konjönktürel şartlara, saldırının kapsam ve niteliğine, devrim ile karşı-devrimin arasındaki güç ilişkisi ve dengelerine, komünist devrimci hareketin iç durumu ile halk kitlelerinin durumuna; yani bütünlüklü objektif ve subjektif şartların özelliklerine bağlıdır. Buna karşın, yani objektif ve subjektif nedenler bileşkesinde ortaya çıkan politik reel şartların koşullamasıyla yaşanacak belli negatif sonuçlara karşın, komünist ve devrimci hareket doğru politika ve pratikler temelinde güçlerini diri tutarak koruyabilir, karamsarlık ve tasfiyenin derinleşmesinin önüne geçebilir ve hepsinden de önemlisi devrimci ilke ve çizgi temelinde bir mücadele ve eylem pratiği sergileyebilir. İşte bilinçli-örgütlü sınıf hareketinin devrimci çıkış yapması ya da karşı karşıya kaldığı zorunluluklar gereği olarak devrimci eylemi yükseltmesi şeklindeki görevleri, en azından bu mücadele ve eylem pratiğini sergilemesini gerektirir ve bu anlama gelir. Açık ki, bunlar yapılabilecek en mütevazı görev ve sorumluluklardır. Eğer komünist ve devrimci hareket bunu yapmaktan da geri duracaksa, sürecin en ağır sonuçlarını göğüslemeye-karşılamaya ve kabullenmeye de hazır olmalıdır!
Karşı-devrimin topyekün saldırısı
Karşı-devrim, devrimci halk kitleleri ve onun öncü-önder hareketine karşı topyekün saldırı içindedir. Ki, kirli iş, ilişki ve cinayetlerinde kullandığı piyon ve maşalarını bile bu uğurda kullanmaktan sakınmamaktadır. Öyle ki, bu köhnemiş hakim sınıflar, istisnasız olarak her insanlık toplumu tarafından lanetlenen ve yeryüzünün en aşağılık işi olan ihanet, ajanlık ve halka düşmanlık mesleğini yaparak, yüz kızartıcı suçlar, komplolar ve cinayetler işleyen düşkün unsurları dahi kullanmaya tenezzül etmektedir. Ne idiğü belirsiz unsurlar internet sitelerinde saldırıp karalama kampanyası yürütmekte; işbirlikçi-ihanetçi-hain unsurlar Maoist parti hakkında iftira ve yalanlara dayalı olarak güvensizlik yayıp şaibe yaratmaya çalışmaktadır… Bu gerçeklik, bir taraftan gerici-faşist egemen sınıfların devrime düşmanlıklarını ve devrime karşı geliştirdikleri saldırı furyasının genişlik çapını-kapsamını gösterirken; öte yandan devrim karşısındaki acizliklerini de açıklamaktadır. Elbette ki devrim, stratejik bakımdan her türden saldırıya karşı korunaklı ve dayanıklı bir kaledir. Ne var ki, taktik bakımlardan düşmanın saldırı ve kirli oyunları boşa alınmayacak kadar önemlidir. Bundandır ki, devrimci değerler üzerinde kenetlenerek karşı-devrimci saldırılara göğüs germek zorunludur.
Karşı-devrimci sınıfların, jitem-kontra faaliyetlerinde kullandıkları ihanetçi unsurlar üzerinden de yürüttüğü kirli saldırılarını yoğunlaştığı hedefler göz önüne alındığında bu saldırıların son derece komplike olduğu anlaşılmaktadır. Bu komplike ve çirkin saldırı dalgasında özellikle Maoist partinin hedef seçilmesi ya da hedefler arasında öncelikli yere konulması sebepsiz değil, son derece anlamlıdır.
İnternet siteleri ve burjuva medya ve mahkemelerde kimliklerini övünerek açıklayan jitem-kontra tortuları, Maoist partiyi zan altında bırakmak ve kitleler nezdinde güvensizleştirmek için yalan ifadeler vermekte, aynı saldırı kampanyasının parçası olarak burjuva basın ayağında yer alan unsurlar da, bu bilgilerin doğruluğu-yanlışlığına bakmaksızın bilinçli olarak karalamaya dönük haberler yapmaktadırlar.
Hiç şüphe yok ki, bu karalama, yıpratma ve çirkin saldırı kampanyası bir rastlantı değildir. Ezelden beri Maoist partiyi tehlike gören hakim sınıflar, en kirli yöntem ve kişiliklerden medet umarak devrim yürüyüşünü baltalamaya, hareketi zan altına sokarak kitlelerle arasına mesafe koymaya, bu yolla tasfiye etmeye çalışmaktadırlar. Evet bu saldırıların yoğunlaştığı zamanlama tesadüf değildir. Dersim başta olmak üzere çeşitli yerlerde sağladığı kitlesel hareket, kuvvet ve gelişmeler, şehirlerdeki kimi silahlı eylemleri ile gerilla alanındaki askeri eylemler, Maoist partinin saldırı kampanyasında hedef tahtasına oturtulmasının bazı sebepleridir. Zaten tehlikeli bir güç olarak değerlendiren karşı-devrimci hakim sınıflar, giderek belirginleşen örgütsel pratik gelişimi karşısında dikkatlerini Maoistlere yöneltmiş ve komplo-karalama-yıpratma kampanyasını yoğunlaştırmışlardır.
Karşı-devrimci saldırıların halk kitlelerinden vize almayacağı ve emelleri doğrultusunda muvaffak olamayacağı kesindir. Çünkü, karşı-devrimci saldırılar temelsiz ve gerçek dışıdır. Devrim ve devrimcilere tahammül edemeyen halk düşmanı sınıflar ile bütün suç odakları, sınıfsal tutumlarına uygun olarak düşmanlık tavrıyla görevlerini yapmaktadırlar.  
Planlanan kara senaryolar, sınıflar mücadelesinde burjuva köhnemiş sınıfların başvurduğu bayat yöntemlerdir. Ve burjuvazinin her yolu mubah sayan pragmatist felsefesi ile her türden insani değerden yoksun ahlakına aittirler. Bu kan emici kokuşmuş sınıfların amaçlarına ulaşmak için kullanmayacağı hiçbir şey yoktur. Proletarya ve halk kitlelerine karşı yürüttükleri haksız savaşı, her türlü kirli yöntemle beslemektedirler. Bu kirli yöntemlerden biri de komplo ve temel değerlerine saldırarak yıpratma ya da kara çalma siyasetidir. Bu anlamda burjuvazi için bir etik ölçü, insani bir erdem ve bağlayıcı bir tek değer bile yoktur. Kısacası, burjuva hakim sınıflardan dürüst davranmalarını, insani erdemlere ve insani normlara uygun hareket etmelerini, bu anlamda da belli bir hukuk ve ilkeye sadık kalmalarını bekleyemeyiz. Onların bu gerçekliği, iddialarının itibar edilirliğine ölçüttür. Kafaları bulandırıp devrimci safları karıştırmak ve devrimcileri gözden düşürerek tecrit olmalarını sağlamak onların hilelerinden biridir.

Sınıf mücadelesi zorlu ve çetindir

Uzun sözün kısası, keskin sınıf düşmanlığı zemininde süren sınıflar arasındaki mücadelede, burjuvazinin devrimci harekete karşı en çirkef oyunlara başvurması anlaşılır bir durumdur. Hele hele diri duran ve gelişme dinamiği taşıyan, bu anlamda da burjuva-feodal sınıf iktidarına tehlike teşkil eden devrimci güç ve yapıların bu saldırı kampanyalarına maruz bırakılması tamamen anlaşılırdır.  
Özetlersek, Maoistlere yönelik olarak yoğunlaşma eğilimi içinde, mevcutta yürütülen karalama kampanyası, Türk hakim sınıflarının Türkiye-Kuzey Kürdistan komünist ve devrimci hareketine karşı topyekun geliştirdiği tasfiye saldırısının bir parçası durumundadır. Bu saldırı ve karalama kampanyasını hasbelkader bir gelişme olarak değerlendirmek yanılgı olacağı gibi, bu saldırıları genel tasfiyeci stratejik süreçten bağımsız ele almak da bir o kadar hatalı olacaktır. Bu tasfiyeci saldırı özellikle silahlı mücadele veya daha somut olarak gerilla savaşı yürüten parti ve örgütleri merkezine almış bulunmaktadır. En azından saldırının sivri uçlarına bu hareketlerin oturtulduğu her bakımdan açıktır. Dahası, bu tasfiyeci saldırı, ideolojik-politik-örgütsel ve kültürel değerlerde olmak üzere her ayrıntı ve kesitte, bilumum yöntem eşliğinde pervasızca yürütülmektedir.
Sınıflar mücadelesi acımasız olduğu kadar, zorlu ve çetindir. Yürütülmesi, her şeyden önce bilimsel zeminde haklı ve doğrulara sadık durmayı gerektirir. Sağlam ve sebatkar olmayı, göğüs gererek savaşmayı, yılmadan mücadele etmeyi gerektirir. Ağır bedellere maruz kalmak gibi, çirkin iftiralara maruz kalmak da bedellerin başka bir biçimidir.
O halde düşman her özelliğiyle keşfedilmeli, saldırıları türediği her cephede göğüslenerek yanıtlanmalıdır. Savaş yalnızca silahlarla yürütüldüğü kadar “basit” ve “yalın” değildir. Düşmanın sınıf karakterine, etik değerlerine ve tüm niteliğine bağlı olarak, çok daha karmaşık, çok daha tahripkar ve yıkıcıdır. Çünkü, gerici sınıfların savaşı da amaçları kadar kirli ve kuralsızdır.
Mücadelemiz, temelleri çürük bir saldırıya ve her türlü haksızlıkla birlikte yalana tenezzül etmiş bir düşmana karşıysa, zaferimiz kesin demektir.

 
Share