Perspektif - Diğer Yazılar

next
prev
Devrim ve devrimcilik için partiye sarılmak

Doğrultu komünizm uğruna devrim, silah MLM bilimi ve strateji Halk Savaşı ise; çizgi mevcut, yol sağlam ve zafer kesindir! Gerisi teferruat değil, yalnızca siyaset meselesi ve papılacak görevler kapsamıdır!

Devrimin silahları her somut devrim koşuluna ve bu devrimin somut ihtiyaçlarına göre biçimlenirler. Örneğin yarı-feodal/yarı-sömürge sosyo-ekonomik yapıya sahip ülkelerde halkın devrimde kullanacağı üç stratejik silah, parti-ordu-cephedir. Ancak kapitalist sistem gibi sosyal-ekonomik yapının hüküm sürdüğü toplumsal koşullarda ise bu durum değişir.
Komünist parti mutlak bir değişmez olarak her safha ve her somutta geçerli olmakla birlikte; ordunun inşaası veya ordunun örgütlenmesi devrimin niteliği ve aşamalarına uygun olarak, tamamen farklı biçimde ve farklı zamanda ele alınır. Hatta bu farklılık, ordunun devrim aşamasında ya da devrimin gelişmesinde gördüğü işlev bakımından tamamen farklıdır. Cephe olgusu da daha çok bizimki gibi ülke şartlarına has bir olgudur. Ki bu, toplumsal sınıf tabakalarının niteliği ve durumuyla ilgilidir. Bu kapsamdaki farklı biçimleniş geçerli olmakla birlikte, hiçbir somutta değişmeyen evrensel boyut bulunur ki bu, devrimin halk kitlelerinin eseri olduğu ve Maoizm ideolojisiyle donanmış bir örgütün varlığının kaçınılmazlığıdır.
Şayet böyle bir örgüt (ki bu örgüt komünist partidir) ve bu örgütün önderliğinde devrime seferber olmuş halk kitleleri yoksa devrim hayal olmaktan öteye geçmez. Yani, tüm özgüllerde proleter devrim veya biçimleri için geçerli olan aktüel ve stratejik ortak payda, devrimin mutlaka Maoist Komünist Parti önderliğine muhtaç olması ve bu devrime proletarya ile geniş halk kitlelerinin katılması olgusudur.
Bugüne kadar hiçbir akım, hiçbir sınıf ve bu sınıf ya da akımların müstesna da olsa bir tek siyasi temsilcisi-partisi, devrimi halk kitlelerini açıktan dışlayan beyanla mütalaa etmemiş, en azından buna cesaret edememiştir. Sözde de olsa halk kitlelerini yadsıma savunusuna girilmemiştir. Anarşist/yarı-anarşist akımlar, fokocu anlayış ve yaklaşımlar, elitistler, öncü savaş ve kadro örgütü anlayışını benimseyen tüm sapmalar, kitlelerin rolünü kavramaktan uzak olsa da, son tahlilde halk kitlelerine teslim olmakta, açıktan reddetme savunusu geliştirememektedirler. Dolayısıyla halk kitlelerinin devrimdeki rolü, kitlelerin ele alınışı ve kitle siyaseti-kitle çizgisi önemli bir tartışma konusu olsa da, bu tartışmada esas olarak devrimci tez avantajlı ve hatalı akımlara karşı devrimci cephe en güçlü zemindedir.
Ancak söz konusu örgüt (komünist parti) olunca burjuva ideolojik akımların saldırıları daha cüretkardır. Komünist partinin devrimdeki önderliği, rolü, önemi ve zorunluluğu açıktan reddedilebilmekte ve görece daha yaygın tartışılmaktadır. Bütün tasfiyeci akımların temel takıntılarından biri komünist partinin niteliği, önderliği veya önderliğinin gerekliliği-gereksizliği tartışmalarında odaklanmaktadır. Komünist partisi ve önderliğinin gerekliliğine açık saldırılar yapılmakta, dolaylı veya doğrudan çeşitli teoriler altında komünist partinin önderliği reddedilmektedir. Dolayısıyla bu tartışma son derece önemli ve hayatidir. Hayatidir çünkü, komünist parti üzerine yürütülen tartışma ve tasfiyeci saldırılar doğrudan devrim meselesini ilgilendirmekte, devrimin kaderini etkilemektedir. Kaldı ki, komünist partinin önderliğini öyle ya da böyle reddeden burjuva ideolojik akımlar, devrimi de öteleyen reformist potadadırlar. Bir kısmı ise, reel gerçekte reformist tasfiyeci batağa saplanmamış olsa da, bu batağın kenarında durup, stratejik meyil olarak aynı kulvardadır. Nihai olarak varacakları yerin kılavuzu çizgileridir.
Tasfiyeciliğin komünist parti
düşmanlığı
Komünist partinin olmazsa olmazlığı üzerinde tereddüt yaşayan anlayış ve akımlar devrimde de tereddüt yaşamaktadır. İllegal örgüt-parti esasına alerji, legal partiye stratejik değer atfı, silahlı mücadele ve eylem düşmanlığı, gerici burjuva demokrasisine alkış çalma ve komprador bürokratik burjuva hakim sınıflardan medet umma aymazlığı bu kaynaktan beslenmektedir. Yasalcılığa yakasını kaptıran bilumum tasfiyeci cenahın durumu budur. Coğrafyamız sınıf hareketinde peydahlanmış olan somut tasfiyecilik esasta bu özelliklerle karakterize olmaktadır. Ki bunlar, bütün bir sınıflar mücadelesi tarihi boyunca istisnasız olarak her devrimci dönemde sınıf hareketi içinde zuhur etmiş eğilimlerdir. Ne var ki bunların tüm tasavvuru gerici sınıf iktidarlarının ekmeğine yağ sürmekle birlikte, burjuva sınıflar lehine devrimci halk kitlelerinin maniple edilmesine, sınıf hareketinin baltalanıp bölünmesine ve ta ki gerici sınıflara yedeklenmesine kadar tahripkar olmuştur.
Burada söz gelip dünya görüşüne, sınıf ideolojisi ve sınıf tavrına bağlı olarak devrime ve devrim şahsında proleter devrimcilere kilitlenmektedir. Gerici devlet çarkının sınıf devrimiyle param parça edilerek tarihsel bir zorunluluk olan proleter devletin (sönümlenme yoluyla yok edilmesini öngörüp tarihsel olarak kendisine de düşman olan devletin) Maoist Komünist Parti önderliğinde tesis edilip sağlamlaştırılması görevi ile gerici burjuva devlet mekanizmasının içten düzeltmeler yoluyla mükemmelleştirilmesi yolu arasındaki ayrım en temel tartışma noktasıdır. İki tavır arasındaki tercih diğer konulara da yansıyıp tesir etmekle birlikte, reformizm-revizyonizm ile devrimci çizgi arasındaki en belirgin ayraçtır.
Siyasi mecrada gerici-faşist hakim sınıf iktidarlarına karşı verilen iktidar hedefli devrimci savaş tayin edici halkadır elbet. Ancak, siyasi düşmanlık zemininden tamamen yalıtık ve bağımsız olmayan ideolojik mücadele cephesi de asla hafife alınamaz. Siyasi cephede olduğu gibi, teorik ve ideolojik cephede de keskin bir mücadele vermek şarttır. Siyasi mücadele zor ve şiddeti barındırırken, ideolojik-teorik mücadelenin şiddeti barındırmaması; ikisi arasındaki mücadelenin keskinliğinde göz önünde bulundurulması gerekip farklılık gösteren temel ve belki de tek meseledir.
Devrimin ideolojik düşmanı bütün reformist-revizyonist tasfiyeci burjuva akımlara yanıtımız: Yeni Demokratik İktidar, Sosyalizm ve Komünist toplum şiarıyla hareket eden Maoist Komünist Parti, bu illegal politik savaş partisi önderliğinde silahlı mücadele/gerilla savaşı tabiatıyla sınıf devrimi, Halk Savaşı yoluyla halk iktidarı ve proletarya diktatörlüğü gibi zorunlu tarihsel duraklarla komünizme kadar devrimdir! Açıklanmış olan ideolojik-siyasi amaç ve ilkelerimiz siyasi-ekonomik sınıf düşmanlarımıza karşı askeri-pratik örgütsel mücadele düzleminde siyasi savaşta billurlaşırken; aynı amaç ve ilkelerimiz ideolojik düşmanlarımızla ideolojik sahadaki mücadele gerekçelerimizdir.
Proleter devrimcilere düşen söz
Proleter devrimcilere düşen söz; salt coğrafyamızdaki reformist tasfiyeci ideolojik akımlara karşı verilmiş yanıt değildir. Onun uluslararası boyuttaki besleyici gıdası olan emperyalist neo-liberal stratejilerin tasfiyeci saldırısı komünist hareket tarafından göğüslenmek durumundadır. Ki, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da peydahlanan tasfiyeci kuşatma uluslararası kuşatmadan muaf bir gelişme değildir. İdeolojinin veyahut sınıfların evrensel karakteri ile birlikte, emperyalist dünya gericiliğinin dünya ölçeğine serpilmiş olan ideolojik-kültürel, siyasi-ekonomik nüfuzu, tek tek coğrafyalar zincirinin birbiri arasındaki etkileşim ve dünya çapındaki bağıntıların son derece olanaklı kılmaktadır.
Öyle ki, yaratılan ideolojik kültürel erozyon, yozlaşma ve yabancılaşma toplumsal çürüme, moral değerlerinin çökmesine yol açarak, adeta yaşam ve iradeleri teslim almaktadır. Söylemeye gerek yok ki, toplumdan bağışık olmayan tek tek bireyler aynı yolla karamsarlığa itilerek, bunalımlı zayıf kişilikler haline getirilmekte ve düzenin dişlileri arasına alınarak ufalanmaktadır. Bu tahribatı önlemenin (bu saldırıyı püskürtmenin) çaresi alternatif duruşla örgütlenmek ve örgütlü mücadeleden geçmesine karşın; yazık ki toplumsal koşulların dışında olmayan devrimciler ve hatta devrimci yapılar da kendilerini bu çarkın dişlilerine kaptırmaktan kurtaramamaktadırlar.
İşte burada, söz yine ideolojiye, devrime, devrimci yapılara ve bu yapıların ideolojik-politik çizgilerine, daha da indirgendiğinde tek tek devrimcilerin ideolojik duruş ve sağlamlığına ve bilimsel donanımla alakalı olan devrime inançlarının düzeyine gelmektedir.
Devrimin ideolojik düşmanı akımların komünist parti niteliği ve önderliğine, devrime ve devrimci çizgi ile devrimci eyleme saldırdıklarını ifade etmiştik. Kısacası, devrimci amaç ve ilkeler temelinde devrimci mücadele ve örgüte saldırma suretiyle tasfiyeciliği derinleştirip geliştirdikleri bilinmektedir.
Bu durum karşısında doğru orantılı olarak doğal devrimci refleks veya her devrimcinin tabii refleksi, en yalın biçimde ifade edersek, devrimci mücadele, devrimci çizgi ve devrimci örgütte-örgütlülükte ısrar etmekten yana gelişir veya böyle dışa vurur. Tersini telakki etmek ise, keyfiyetçi ve ters orantılı görüş açısıyla mantık tutarsızlığına düşmektir.
Özcesi, bir devrimci bu duruma düşmeyeceği gibi, olağan koşullarda kendisini inkar tavrıyla tasfiyeci yönelimin gerçekleştirdiği eylem ve amaçla birleşmez. Örneğin mücadeleden geri çekilmez, örgütten-partiden kopmaz ve örgütlükten uzaklaşmaz. Zira söz konusu devrimcinin bunu yapması tasfiyecilerin (hatta uluslararası tasfiyeciliğin) ekmeğine yağ sürmek olur. Devrimden, devrimci örgüt ve mücadeleden kopan her birey, kendi çapında devrimi ve devrimci örgütü zayıflatmış olur. Bu zayıflatma ölçüsünde tasfiyecilik de güçlendirilmiş olur vb…
Özellikle devrimin zayıf olduğu, devrimci hareket ve yapıların sancılar içinde kıvrandığı, bunun karşısında karşı-devrimin topyekun saldırıda olup tasfiyeci hortlağın nam saldığı koşullarda devrimci mücadeleden geri adım atmak bir devrimci bakımından affedilecek bir durum değildir.

Devrimci kararlılık mı tasfiyeciliği güçlendirmek mi?

Devrimcilik bir etiket ve apolete sahip olma işi değildir. İş yapmayan bir devrimciyi düşünün; geriye ne kalır bu devrimcinin devrimciliğinden? Koca bir harabe! Ya da yapacağı veya yapması gereken işleri-devrimci görevleri yetenekleri oranında yapmayan ve hatta bu görevleri savsaklayarak yarım yamalak yapan bir devrimciyi düşünün; ne kalır bundan geriye? Düpedüz klasik bir memur! Yaratıcı ve gayretkeş bir çabayla kendisini geliştirmiyor, üretmiyor, katmıyorsa; şevk ve devrimci romantizm ile taşkın bir coşkuyla dolu değilse görevlerinde devrimci; zifiri karanlığa karşın bulamıyorsa tek başına yolunu, umutlu değilse gelecekten ve sıkıca sarılmıyorsa mücadeleye karamsarlık ve ikilem içinde; vasat ve verimsizdir o devrimci…
Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci hareketinde, her halindeki tarifiyle devrim saflarını kapsadığı yer itibarıyla da olsa gevşeten, bu devrimcilik prototipi değil midir, bugünün ki şartlarında? Tasfiyeciliğin vantuzları değil midir, tek tek devrimcileri çekip alan içimizden; ya da karamsarlığın kollarında üşengeç yorgunluğa sevk edip yan yatıran…
Düşman tarafından dayatılan kaba tasfiyeciliğin göğüslenmesi nispeten kolaydır. Ama içimize sinmiş olanı nasır ağrısı kadar sancılı olup, dış tasfiyeci saldırıların kök tutmasına zemin sunacak kadar yumuşak karnıdır devrimin.  
Devrimin en stratejik silahlarından biri komünist partiyse ve parti kitleleri devrimde kumanda edecek kurmaysa; böylede bu parti, kadroları, militanları ve tüm taraftarları vasıtasıyla birleştirip, kurmay görevini üstlenerek yürütebilir. Parti faaliyetinin yürütücü objesi kadrosu, militanıyla biz savaşanlarız.
İşte bugün haini düşkünüyle, piyonu kalemşoruyla, ordusu polisiyle, askeri saldırılarından karalama ve iftiralara kadar geniş bir konsept dahilinde hedef tahtasındadır parti.  İnternet sitelerinde yoğunlaşan çirkeflikler, düşman uzantıları ve maşalarının komplo senaryoları hasbelkader yaşanan gelişmeler ve anlamsız olaylar değildir. Tamamen dinamizmimizin tehlikeli görülüp baltalanmasına dönük oyunlardır. Bundandır ki, parti etrafında kenetlenmek ve saflarda sıkı durmak her zamankinden daha elzemdir.
Düşman her renkten varlığı ve her türlü kirliliğiyle bize saldırmakta, yıkmaya, dağıtmaya çalışmaktadır. Görev geri durmak değil, ileri çıkmak; savaşı geliştirerek partiyi koruyup güçlendirmektir!

 
Share