|
Hakim sınıfların gazetemize ve DHF’ye yönelik gerici saldırıları devrimci-demokratik güçlerin kitlesel eylemleriyle protesto edilerek, hakim sınıfların, gerçekleştirdikleri saldırı vasıtasıyla yaratmaya çalıştığı “moralsizlik”, “dağılma” güçlü bir devrimci iradeyle karşılandı. Yeni demokrasi güçleri, dost güçlerle birlikte onlarca ilde gerçekleştirdikleri eylemlerle kararlılıklarını ilan etti ve gerici saldırıların örgütlü halk gerçekliği karşısında hükmü olmadığını haykırdı.
Geçen sayımızda, Ahmedinejad’ı ziyaret eden Abdullah Gül’ün mülakatı üzerine bir yorumda bulunmuştuk. Pek “sayın” Gül, Orta-doğudaki gelişmeleri ‘Demokrasi Manifestosu’ olarak gördüklerini beyan etmişlerdi. Biz de bu deklarasyonun mahiyetini kaba hatlarıyla ifşa etmeye çalışmıştık. “Kerametin” ifade edilen kelimelerde olmadığını, ifade edenin sınıf niteliğinde olduğunu aktarmıştık. Velhasıl, “özgürlükler” düşkünü “reis-i cumhurumuz”, eskiyen Fukayamacı-Negrici tarih anlayışı yerine “bahşettiği” MANİFESTO, ülke sınırları içerisinde yürürlüğe girmiş durumdadır. Gazetemiz Halkın Günlüğü, Demokratik Haklar Federasyonu ve bileşen kurumlarına, 7 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi. Sabah saatlerinde başlayan, polisiye filmleri aratmayan baskınlar, neyi hedeflemektedir? Hâkim sınıflar neden, meşru-demokratik alan çalışmalarına müdahale etmekte, düzmece iddialarla onlarca insanı gözaltına almaktadır? Daha birkaç hafta önce yumurta atan öğrencilere ilişkin ‘demokratik protesto hakkı’ ibaresinde bulunan egemenler, Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın siyasal iktidarının niteliğinden bağımsız olmayarak, Cumhuriyet öncesi ve sonrası, meşru-demokratik düzlemde faaliyet yürüten, siyasal, mesleki, akademik, ekonomik, ekolojik vb kurumlara yönelik sistematik olarak saldırmıştır. Kısada olsa vurgulamakta fayda vardır ki, ister burjuva demokratik, ister ise faşist devlet aygıtı olsun, saldırılar özünü korumakla birlikte, her gerici iktidarda ivmelenir ya da geriler ama bir fiil devam eder. Bu sınıf mücadelesinin doğası gereğidir. Yeri gelmişken hakim sınıfların “demokratik protesto hakkına” değinmeden geçmeyelim. Yumurta atmayı demokratik hak olarak tescilleyen burjuva-feodal gericilik son derece sinsi bir saldırıyı devreye sokmaktadır. Ülkemiz hakim sınıfları gerici-faşist yüzlerini perdelemek için onlarca yıldır “demokrasi”, “özgürlük”, “insan hakları” diye bağırmaktadırlar. Sadece T.C tarihi incelendiğinde dahi bu kavramların burjuva-feodallerin dillerinden düşmediği görülmektedir. Peki, sömürücülerin bu demokrasi aşkı neden kaynaklanıyor? Sömürücüler için demokrasi, ezilenlerin aldatılması, bilincinin bulandırılması ve düzenlerinin yedeği haline getirilmesi demektir. Başka bir kıymeti yoktur. Demokrasi aldatmacasının yetmediği noktada ise baskı ve sindirme araçları devreye girer. Yumurta atmayı demokratik hak olarak tescilleyen burjuva-feodal zihniyetin temel gayesi budur. Sömürü düzenini fazla rahatsız etmeyecek, dahası dünya kamuoyu karşısında “katılımcı”, “demokratik”, “özgürlükçü” olarak tanıtacak böylesi küçük ‘yaramazlıklar’ sömürücüler açısından iyidir. Hakim sınıflar, belirledikleri kriterlerin dışına çıkarak düzenlerini alt etmeye kilitlenen bir mücadele karşısında söz konusu eylemin sahiplerini yok etmeyi kendilerine görev sayarlar. “Demokratik yumurta atma hakkı”, ezilenlere verilen böylesi bir ince ayardır. Gözdağıdır. “Bahşettiğim sınırların dışına çıkmayın” uyarısıdır. Meşru-demokratik mücadele hattını törpüleyerek kitle eylemlerini düzen içerisine hapsetme yolunda atılan yeni adımlardan bir tanesidir. Bu “demokratik hakkın” kullanılmasına toptan karşı olduğumuz anlaşılmasın. Kimi zaman yumurta atmak bir protesto türü olarak kullanılabilir. Fakat yeri geldiğinde taşın da, sopanın da, molotofun ve benzerlerinin de meşru ve ‘demokratik bir protesto hakkı’ olduğu kesinlikle unutulmamalıdır. Bizim karşı çıktığımız, çıkacağımız yön budur. Eylemlerde kullanacağımız araçlarda hakim sınıfların icazetine göre değil mücadelenin ihtiyaçlarına göre hareket ederiz. Bizim meşru-demokratik eylem anlayışımız budur. Ve bundan hiçbir şekilde taviz vermeyiz. Örneğin emperyalistler, ülkemizde, IMF ve Dünya Bankası’nın toplantılarını düzenledikleri 6-7 Ekim 2009 tarihlerinde, devrimci-demokratik güçler tarafından meşru bir mücadele ile karşılanmışlardı. Emperyalistlere uşaklık yapanların vahşi saldırılarına, meşru haklarını kullanarak karşı koyanlar faşizmin zindanlarına kapatılmışlardır. Benzer şekilde polis tarafından kurşunlanan gençlerimize sahip çıkmak için sokaklara çıkan ve devlet terörünü lanetleyen gençlerimiz hapishanelere doldurulmuşlardır. Benzer örnekler ziyadesiyle verilebilir. Burada kastımız “demokratik” faşizmin mantığına işaret etmektir. Onların “demokratik haklarının”, ezilenler açısından ne demek olduğunu anlatmaktır. Hakim sınıfların her saldırısının mantığı bir ve aynı değildir Hakim sınıflar her zaman ezilen sınıflara karşı saltanatlarını koruma merkezli hareket ederler. Ezilenlerin halk demokrasisi sosyalizm ve komünizm mücadelesi başta olmak üzere, gericilerin iktidar alanlarını gerileten, ilerici güçleri tetikleyen tüm çalışmalara düşmandırlar. Genel olarak saldırıların neden gerçekleşebileceğini söyledikten sonra bir ayraç koymak istiyoruz. Çünkü operasyon diyerek, tüm gerici saldırıları aynılaştırmamak gerekir. Saldırıların hem biçimi hem de muhtevayı kapsayan benzer ve ortak yanları olmakla birlikte, her kuruma yönelik yapılan saldırının kapsamı farklıdır. O yüzden, saldırılara doğru yanıt vermek için, saldırının niteliğinin ne olduğu sorusunu doğru yanıtlamalıyız. Meşru-demokratik haklar talepli mücadeleye yapılan tüm saldırılar, kurumların çalışmalarını engellemeyi hedeflemezler. Saldırıya uğrayan kurumun niteliğine göre bu durum değişir. Mesela, SDP’ye yönelik yapılan saldırı ve Genel Başkanları Rıdvan Turan’ın hala hapishanede tutulması, birebir SDP’nin gelişimine engel olmak değil, SDP taban kitlesinin, başta Kürt Ulusal devrimci dinamikleri olmak üzere, diğer devrim güçlerine karşı duyduğu sempatinin, eğilim nüvesinin (eğilimin kendisinin değil sadece nüvesinin) önüne geçmektir. Bilinir ki, tarihte silahlı ihtilalci yolu savunmayan birçok reformist yapı, devrimci durumun güçlenmesiyle birlikte, siyasal programına rağmen, devrimci cephenin dinamiği (müttefiği demiyoruz dinamiği) olabilir. Hakim sınıflar da bu durumu gayet iyi bildikleri için, SDP’ye yönelik operasyonu, Devrimci Karargah ile ilişkilendirerek gerçekleştirmiştir. Yoksa, devrimci durumun haylice yüksek olduğu koşullarda, reformizmin güçlenmesi, egemenlerin de yararınadır. Arzuladıkları bir durum değil ama yine de onların yararınadır. Gazetemiz Halkın Günlüğü ve DHF’ye yapılan saldırıların özü ise çok başkadır. Yeni demokrasi perspektifiyle meşru-demokratik haklar eksenli mücadeleler, ufku burjuva demokratizmini aşmayan bir çalışma olarak ifadelendirilemez. Bu alanın kendine has problemleri olmakla birlikte, tarihte hiçbir devrim, demokratik haklar mücadelesini yadsıyarak gerçekleşmemiştir. Niteliği farklı olan yeni demokratik iktidar yürüyüşünün her bir halkadaki özü aynıdır. Bahsini ettiğimiz genel doğrularımız, egemen sınıflar tarafından da iyi bilinmektedir. Tüm bunlardan ötürü, yeni demokrasi güçlerine yönelik gerçekleştirilen saldırı, basit bir korkutma, hedef şaşırtma değildir. Bu operasyonun birden fazla yanı bulunmaktadır. Birincisi, saldırı esasta merkezi faaliyet alanlarını hedeflememektedir. Burada güdülen amaç, yeni demokrasi mücadelesinin yaygınlaşmasını ve derinleşmesini engellemektir. Dikkat edilecek olursa demokratik haklar için mücadele alanında son 3 yılda, (geçtiğimiz hafta yaşanan saldırıyı dışında bırakıyoruz) Adana, Mersin, Ankara, Konya, Malatya, İstanbul ve Sivas’ta gerçekleştirilen saldırılar temel mantığı bu olmuştur. Hakim sınıflar gelişen, güçlenen demokratik haklar mücadelesi dolayımıyla yeni demokrasi yürüyüşünü geriletmeyi hedeflemiştir. Hakim sınıflar, yeni demokrasi güçlerinin kitlelere ulaşmasını, faaliyet alanlarında derinleşmesini ve örgütlülüklerini geliştirmesini doğal olarak istememektedir. Yapılan saldırılar esasta gelişen dinamikleri bastırma amacı gütmüştür, gütmektedir. Son saldırıyla da Çukurova’da gelişmekte olan faaliyetlerimiz baltalanmak istenmiştir. İkincisi, bu saldırıyla merkezi düzeyde bir iradenin kırılması, motivasyon kırgınlığının yaşanması ve mütemadiyen çalışmaların sönümlenmesi hedeflenmektedir. Bu nedenle hakim sınıflar yedi ilde geniş çaplı gözaltı devreye sokmuş ve nihayetinde 23 kişiyi gözaltına alarak 8 kişiyi tutuklamıştır. Böylece başta Çukurova olmak üzere bütün faaliyet alanlarında yeni demokrasi güçlerinin üye ve taraftarlarına gözdağı verilmek istenmiştir. Hakim Sınıfların Operasyonları, Devrimci-Demokratik Güçlerin Dayanışma Barikatına Çarpmıştır! Hakim sınıfların gazetemize ve DHF’ye yönelik gerici saldırıları yurt içinde ve yurt dışında devrimci-demokratik güçlerin kitlesel eylemleriyle protesto edilmiştir. Alanlara yansıyan birlik ve dayanışma ruhunun son derece önemli ve anlamlı olduğunu ifade etmek isteriz. Çünkü hakim sınıfların, gerçekleştirdikleri saldırı vasıtasıyla yaratmaya çalıştığı “moralsizlik”, “dağılma” güçlü bir devrimci iradeyle karşılanmıştır. Açıkça ifade etmek isteriz ki saldırıların ilk ve en önemli psikolojik hedefleri boşa çıkarılmıştır! Yeni demokrasi güçleri, dost güçlerle birlikte onlarca ilde gerçekleştirdikleri eylemlerle kararlılıklarını ilan etti ve gerici saldırıların örgütlü halk gerçekliği karşısında hükmü olmadığını haykırdı.
Bu vesileyle önümüzdeki sürecin, devrimci-demokratik güçlerin birliğine, dayanışmasına daha fazla ihtiyaç duyduğu bir kez daha bilince çıkarılmalıdır. Devrimci-demokratik güçler sadece hakim sınıfların gözaltı ve tutuklama saldırıları karşısında değil ekonomik, sosyal, siyasal vb. saldırılar karşısında da ortak hareket edebilme tutumunu geliştirmelidirler. Beklentimiz saldırılara karşı alanlara yansıyan birlik ve dayanışma ruhunun, mütevazi ama önemli adımlarla ilerletilmesidir.
Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez!
Egemenlerin, kendi projelerinin önünde engel teşkil edebilecek direnç merkezlerini boşa çıkarmak istemediklerini düşünmek, ham hayal olur. “Terör örgütü” operasyonlarına tabi tutulan, onlarca yıllık mahkumiyetle yargılanan, ölüm tehditleriyle yüz yüze kalan, kaçırılarak işkencelere tabi tutulan yeni demokrasi güçlerine kesilen “ceza”, “adım adım özgürlükleri geliştiren” hakim sınıfların iktidar anlayışından bağımsız değildir. Ezilen sınıfların en ufak hak taleplerine karşı baskı ve sindirme politikalarıyla cevap verenler, en janjanlı demokratik anayasalara sahip olsa dahi, nitelikleri değişmez. Onlar sömürücüdürler. Sömürücü özü gereği baskıcıdırlar. Yeni demokrasi güçleri, kendilerine yönelik yapılan saldırıları bu gerçeklik üzerinden görerek, başta kendi taban kitlesi olmak üzere, ezilenlere götürmekle mükelleftir. Ufak bir azınlığın saltanatı, “demokrasi manifestosu” şımarıklığı ile maskesini faşist bir şekilde düşürürken, devrimci komünistler, operasyonların tüm yönelimlerini deşifre etmeden karşı gardın alınamayacağını bilmelidir. Hakim sınıflar doğası gereği saldırmaktadır, saldıracaktır da. Yarın daha kapsamlı saldırıların karşımıza çıkacağı aşikârdır. Demokratik haklar için mücadele alanında bütün kurumlarımız basılabilir, kapılarına kilit vurulabilir, yüzlerce yoldaşımız tutuklanabilir, dahası katledilebilir. Bunlar uzak ihtimaller değildir. Aksine “demokratik” faşizmin sınırlarına dayanıldığı oranda kaçınılmaz olandır. İşte bu saldırılar altında dahi yıkılmadan, yönünü şaşırmadan hedefe yürümenin en güçlü dayanağı örgütlü bir halk gerçekliğine ulaşmaktır. Hakim sınıflar saldırıları vasıtasıyla yeni demokrasi güçlerinin kitlelerle olan bağlarını zayıflatmak, kitleleri devrimci bir önderlikten yoksun bırakmak ve halkımızı haklı savaşından alıkoymak istemektedir. Öyleyse yapılması gerekenler çok açık ve net bir şekilde karşımızda durmaktadır. Bizlere düşen görev her alanda yeni demokrasi bayrağını daha fazla yükseltmek ve hakim sınıfların saldırılarını kitle faaliyetlerinde yoğunlaşarak, daha fazla örgütlenerek boşa çıkarmaktır. Başka yol yoktur. Hakim sınıfların saldırıları karşısında yılmadan, geri düşmeden, mevzileri kaybetmeden bilinçle, sabırla, cesaretle ve cüretle görevlerimize dört elle sarılmanın zamanıdır. Zirveleri hedefleyen zorlu yürüyüşleri sıklaştırmak ve daha güçlü fırtınalar koparmak için Demokratik Halk Devrimi perspektifiyle bütün mücadele alanlarını nitelikli, yaygın bir örgütlenme hamlesiyle tekrar tekrar inşa edelim. Daha gelişkin mücadele pratikleriyle yeni demokrasi mücadelesini geliştirelim.
|