Yazarın Diğer Yazıları
Mekanlar
Korsika
Yımaz Güney’le bir gün
İstanbul'a güzelleme
Abidin Dino : « Ölmez Otu »
Yök'le mücadele
Fransa'da eylemler sürüyor
CHE : Gelecek zaferlerin komutanı
Felsefe hesaplaşıyor
1968’de MAYIS
15-16 HAZİRAN 1970: DİRENİŞ
Fedarasyon iyidir
İşgal ve anlamı
Abidin Dino: Tümden Sanatçı/Tümüyle Sanatçı
Vurgun mu, salgın mı?
| Adı Barış olsun |
|
Savaş yıkımdır. Savaş kıyımdır. Savaş enkazdır. Savaş yetimler ordusudur. Savaş sakatlar, «kafadan sakatlar» ve yoksullar resmi geçididir. İşte bu nedenlerle ve diğer ve dökümü uzun sürecek binbir nedenle önemli olan savaş veya savaşı kazanmak değildir. Kimi durumlarda bu zaten mümkün de değildir. Mümkün olması da mümkün değildir. Evet, kimi savaş bitmez, bitiril(e)mez. Kimi savaşın yenileni ve yeneni asla olamaz. Olması da mümkün değildir. Çünkü her saniye, her dakika, her saat, her gün, her hafta, her ay, her yıl ve yıllar boyunca çekilen acıların faturasını hesaplayabilecek «makina» henüz bulunamadı ve bulunması da nâ-mümkündür. Onun için barıştan yanayız. Onun için barış kazanmalıdır. Onun için barışı kazanmalıyız. Evet, önemli olan barışı kazanmaktır. Peki, barışı kazanmak ne demektir ? Barışı kazanmak, yaşanan coğrafyada istikrarın, huzurun kol ve kanat germesidir. Barışı kazanmak ülkenin kalkınmasıdır. Yeni işyerlerinin, yeni fabrikaların, yeni atölyelerin, yeni tezgahların açılması, işsiz ve gelirsiz , «beş parasız» hiç kimsenin kalmamasıdır. Barışı kazanmak ülke insanlarının ayırımsız, eşitlik, özgürlük ve kardeşlik duyguları içinde gelişmeleridir. Herkesin okuması ve yazmasıdır. Sinemaya, tiyatroya, konsere, futbol maçlarına gitmesidir. Koluna sevgilisini takarak. Ona gerektiğinde bir gazoz ısmarlayabilerek. Mevsimiyse bir dondurmayı birlikte yiyerek. Demli bir çayı bölüşerek. Bir simiti paylaşarak. Ortaklaşa yapılanların tadına da doyum olmaz hani. Bilirsiniz. Barışı kazanmak kültürle buluşmaktır. Kültürle gelişmek, yazarlara yeni yazarlar, şairlere yeni şairler katmaktır. Ressamlarımızın, heykeltraşlarımızın ve her alandaki sanatcılarımızın art-masıdır. Nâzım Hikmet’i, Orhan Kemal’i, Yaşar Kemal’i, Osman Şahin’i, Sait Faik’i, Orhan Veli’yi, Ece Ayhan’ı, Edip Cansever’i, Ahmet Arif’i... okumaktır. Abidin Dino’yu, Albert Bitran’ı, Mübin’i, Komet’i, Remzi’yi, Yılmaz Güney’i, Erden Kral’ı... izlemektir. Barışı kazanmak kardeşlerim, cenaze törenlerinin gündemimizden çıkması, düğün alaylarının, işe gidiş ve işten dönüş şenliklerinin onların yerini almasıdır. Anaların, babaların, sevgililerin, bacı ve kardeşlerin göz yaşlarını sıkı ve gerçek gülmelere saklamasıdır. Barışı kazanmak savaşı yenmektir. Evet, savaş yenilebilir. Sırtını mindere getirmek mümkündür savaşın. Bu da bize kalıyor. Bize. Başkalarına değil. Buna elimiz de mahkumdur. Savaşın çünkü malî yükünü en zengin devletler bile kaldıramıyorlar. İşte ABD, işte İsrail. Her ikisinin de «mayasında» şiddet ve savaş var. Oysa bugün vardıkları «nokta» tam bir iflastır: Hangi açıdan bakılırsa bakılsın. Ekonomileri perperişan, siyasi açıdan rezaletlere mahkum, yolsuzluklar ve üç kağıtçılıklar diz boyu...Toplumsal dokunun zedelenmiş olması. Toplumsal çözülüşün akıl almaz boyutlar kazanmış olması. Savaşın insani yükü, insani faturası da çok ağır ve birçok boyutludur: Ölümler, kırımlar en başta. Sonra yaralılar. Koşaçak, çalışaçak, yaratacak eller ve ayaklar sokaklarda sakat ve hüzünlü, savaştan kalan. Psikolojik rahatsızıkların en dramatik boyutlu olanlarının nedeni savaş ve savaşın ürettiği canavarlar değil mi ? ABD’de Vietnam zulmünün bıraktığı izler. İsrail’de Filistin halkına reva görülen ahlak ve insanlık dışı saldırılar, Türkiye’de Kürt halkına karşı yürütülen savaş sonrasında terhis olanlardan dengesini yitirenler, «cinnet geçirenler», ailesini kıyanlar, intihar edenler... Irak ve Afganistan’daki sıcak ve yoğun savaşları ve başka bölgelerdeki örtülü savaş halleri sonucu başı son derece ağrılı ABD, bölgemizde barışın mümkün olabildiğince yerleştirilmesini, yerleşmesini istiyor. Obama’nın Ankara’da barış motifi yüksek konuşması, Bayan Clinton’un aralıksız koşturmaları boşuna değil : İstikrarsız ve istikrarsızlığının artması olasılığı yüksek (İsrail’in ABD’ye bile çalım atarak İran’a saldırması, Lübnan’da yeniden iç savaşın patlatılması ve İran yanlılarının «malı götürmesi» gibi olasılıklar) bölgemizde, göreceli siyasi istikrarın hakim olduğu Türkiye’de istikrarın kalıcı olmasını istiyor ABD. Bu çok açık. Bu bölgeden petrol geçmeli, alış-veriş yapılmalı diyor ABD. Mesajlar veriliyor. Ama herkes anlamıyor. İşin en garip yanı ABD’ye giden ve sıradan bir toplantıda söz alan Türkiye Cumhuriyeti Genel Kurmay Başkanı’nın en savaşçı dili orada kullanması. Ve yine tarihin ve gündemin bir cilvesi olmalı o orada savaş naraları atarken, Obama’nın Normandiya’ya doğru barış yolculuğuna çıkmış olması, Kahire, Berlin ve Fransa’da diyalog, karşılıklı saygı ve barış cağrısı yapmasıydı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün değişik tarihlerdeki söylevleri ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin «eylemsizlik» kararını 15 Temmuza kadar uzatması bu bağlamda daha geniş ve daha önemli bir boyut kazanıyor. Yerli ve yabancı kamuoyları bu kararın herkesce dikkate alınmasını bekliyor. Çünkü herkesin ve hepimizin barışa ihtiyacı var. Bu konuda A. Gül ile R. T. Erdoğan arasında bir tür görev veya iş bölümü yapıldığı anlaşılıyor. AKP’nin meseleyi çözmekten yana olduğu izlenimi ediniliyor. Veya böyle bir izlenim verilmek isteniyor. Erdoğan «orduyu rahatsız etmeden» çözmeye çabalıyor veya bu yönde kimi girişimler yaptığı havası veriyor/veriliyor. Bu konularda samimi olup olmadığı pek belli değil. Bu meselede kesin ve kalıcı bir çözüm için Başbakan’ın Genel Kurmay’ın ve ordunun «gölgesinden» sıyrılması lazım. Ancak bu alanda Başbakan gerekli adım(lar)ı at(a)mıyor...Burada şunu anımsatmakta yarar var: Ordu toplum içindeki tartışmalardan tamamen kopmuş değil. Ordu içinde ve değişik kademelerde barış yanlılarının bulunduğu tahmin edilebilir. En azından tahmin etttiğimi yazabilirim. Ancak Erdoğan bunların sayısının zamanla artacağına ve kendisine hak verecekleri olasılığına dayanarak siyaset yapamaz, yapmamalı. Siyaset günlük meselelerin halledilmesi sanatıdır. Evet günlük meseleler çıkmaz ayın son çarşambasına bırakılamaz. Bırakılmamalıdır. Dahası bugün artık herkes İNİSYATİFİN SİVİLLERDEN GELMESİNİ, KARARLI VE İNANDIRICI ADIMIN SİVİLLERCE ATILMASINI bekliyor. Öte yandan AKP’nin veya Erdoğan’ın meseleyi tek başına çözmesi de zor. Ve kimi açılardan bu tercih de edilmez. Çünkü bu meselelerde söz söyleyen ve söylemekte devam eden, tasarı üreten, bunu kamuoyuna sunan tarafların da diyecekleri var. Bu açıdan karşılıklı konuşmalara ihtiyaç olduğu kesin. Gül bu konuda bir örnek verdi. Bunun sonrası gelecek mi ? Barış yönünde atılacak yeni adımları bekleyenlerin ve destekleyeceklerin sayısı pek çok. Bu bağlamda işte Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, iktidar partisinin, milletvekillerinin, yerel, bölgesel ve ülke çapındaki temsilcilerinin daha cesur olmaları ve barış için yaptıklarını veya yapacaklarını resmi ve kurumsal bir yapı içinde gerçekleştirmeleri lazım. Bu çerçevede tarafların önerileri dikkate alınmalı ve tarafların kararlara katılımı sağlanmalı. Ve yeni bir «Toplumsal Sözleşme» imzalanmalı. Bütün tarafların önerileri dikkate alınarak, konuşularak, tartışılarak. İkna yöntemleriyle sorunlara çare bularak. Savaşa gerek kalmadan. Barış için barışçıl yöntemler kullanarak. O zaman çözüme ulaşılabilecektir. O zaman bu ülkeye de barış gelecektir. Bundan eminim kardeşlerim. |

