Yazarın Diğer Yazıları
Mekanlar
Korsika
Yımaz Güney’le bir gün
İstanbul'a güzelleme
Abidin Dino : « Ölmez Otu »
Yök'le mücadele
Fransa'da eylemler sürüyor
CHE : Gelecek zaferlerin komutanı
Felsefe hesaplaşıyor
1968’de MAYIS
15-16 HAZİRAN 1970: DİRENİŞ
Fedarasyon iyidir
İşgal ve anlamı
Abidin Dino: Tümden Sanatçı/Tümüyle Sanatçı
Vurgun mu, salgın mı?
| Felsefe hesaplaşıyor |
|
M. Şehmus Güzel Felsefenin dinle ve dinin felsefeyle hesaplaşması, tartışması, rekabet etmesi, kavgaya tutuşması yeni değil. Epey eskilere dayanıyor. Felsefe dünyaya bakışı, yorumu dinsel etkiden sıyırmaya, kurtarmaya, özgürleştirmeye çalışan ugraş olunca ister istemez aynı alanı önceden «doldurmuş», etkisi altına almış olan dinle bilek güreşi kaçınılmazdı. Felsefî uğraş ile dünyaya, şeylere, olaylara, varlıklara ilişkin dinsel ve mitik (efsanevî, efsanelere dayalı) açıklamalar, yanıtlar, yorumlar aşıldı. Yavaş yavaş. Eski Yunan’da filozoflar işe doğayı açıklayarak başladılar. Efsanelerin, uydurmaların, söylencelerin ötesine geçerek. Bu eylem, bu felsefî ugraş, dünyanın dinsel ve mitik kavramlaştırılmasıyla kopuşu simgeliyor. Dinsel ve mitik düşünce biçiminden, alışkanlığından «akıl», «us» ve deneyim üzerine kurulu/dayalı düşünce biçimine geçiş böyle yaşandı. Dinden özgürleşmeninin işaretleri böyle verildi. Felsefe terimi yepyeni bir düşünce biçimini simgeliyordu artık : «Bilgenin dostluğu». Daha önce dinler, efsaneler, söylenceler, uydurmalar sorulara yanıt verirken artık filozoflar felsefeleriyle bu işi üstleniyorlardı. Bu konuda bizim de söyleceklerimiz var diyorlardı. Felsefî biçimde düşünmek doğuyordu: Düşünmek, anlamak, anladığını anlamak. Bir süre sonra laiklik ve onun kuramsallaştırılmasıyla tanışılacak süreçe giriliyordu böylece. Felsefe akıl ve düşünmekle, dünyaya bakışla, dünya görüşüyle ilgili olunca dinle çatışması doğaldı. Filozofların dinin ötesinde veya dine karşı dünyayı yorumlamaya kalkışmaları hesaplaşmanın nedenlerinden biri oldu. Din felsefenin ortadan kaldırılması için filozoflara karşı ciddi bir biçimde mücadale başlattı. Filozofların dine karşı olmaları, dinle hesaplaşmaları neredeyse her dönem sürdü. Örneğin Nietzche açık açık «tanrı düşmanı»dır, Heidegger «tanrı tanımaz»dır. Daha önceki ve sonraki dönemlerde başka pek çok örnek verilebilir. İnsanlık tarihinde, din, sorgulamadan inanmışlık anlamında, sık sık cehaletin ve şiddetin kaynağı oldu. Körükörüne inanmışlık sonucu yaratılan ve birçok zaman diliminde birçok bölgede derin travmalara, trajedilere, dramlara yol açan din savaşları anımsanabilir. Aydın-lanma felsefesinin böylesine kanlı din savaşlarını izleyen bir dönemde doğması, ortaya atılması bir rastlantı olmamalı. Öyle bir zaman diliminde yaşanılıyordu ki artık «İnsana, bilime, tekniğine inanmak» zarureti kendisini dayatıyordu. Elbette bu ihtiyacı düşünsel boyutuyla kuramsallaştıranlara da gerek vardı: Voltaire ve öncülleri bu alanda mutlaka anımsanmalı burada. Dine, efsanelere, söylencelere, uydurmalara, hurafelere karşı «müspet ilim» mücadelesi böyle başladı. Görül(e)meyen, elle dokunulamayan, denenmesi olanaksız söylencelere, uydurmalara, savlara dayalı sorgulamasız inanmışlıklar yerine somut, belgelere ve bilgilere dayalı, denenmeleri mümkün inancın, bilincin geçmesi için. Bu mücadele uzun solukludur. Elbette zaman zaman bilimin «mücadeleyi kazandığı» ve gidişin hep «müspet» yönde olacağının sanıldığı oldu. Ama uzun dönem tarihi süreç «geriye dönüşlerin» de mümkünlüğünü acı ve sert bir rüzgar gibi hatırlattı. Gözlerimizin önüne serdi, seriyor. Evet bu mücadele sürüyor. Bu mücadelede devletler de felsefeyi önlemek istediler, istiyorlar, isterler. Bu bağlamda devletlerin felsefeye karşı dini desteklemeleri şaşırtıcı değil. Devlet, bir kurum olarak aile, ordu, okul ve benzerleri felsefenin «kendi alanlarına», «kendi sınırları içine» girmesini önlemek için ellerinden geleni arkalarına koymadılar, koymuyorlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar bu mücadele, bu hesaplaşma aralıksız sürüyor, sürecek, sürdüğünü görüyoruz. |

