Başımız dik! Biz payımıza düşeni almaya razıyız

Sizin terör dediğiniz bizim kurtuluşumuzdur. Siz ordularınızı dikmeye devam edin karşımıza! Biz kurtuluşumuz için payımıza düşeni başımız dik almaya razıyız!

Yeni yıla girerken kanlı elleriyle ‘ileri demokrasi’ yolunda ilerleyen ülkemiz egemen sınıflarının, devletinin nadide bakanlarından İdris Naim Şahin’in sanata ilişkin söylediği kapsamlı cümleler gazete sayfalarında, haber sitelerinde hayli yer kapladı. İdris Naim Şahin; terörle mücadele adı altında demokrasi güçlerine karşı yürütülen ve son dönemde sağırların dahi duyduğu gözaltıları, tutuklamaları topyekün bütün saldırıları, zapturaptunu özetleyen en etkili; aslında en kapsamlı açıklamayı yaptı. Açıklama resimle, şiirle, şarkıyla, makaleyle  ‘terör’e destek verildiği, tüm bunların terörle mücadelede görev almış askeri, polisi demoralize ettiği ve tüm bunların türlü gerekçelerle makulleştirildiği neticede bunun ‘terör’ propagandası olduğu üzerineydi. Ezilen sınıfların yüzyıllardır tepesinden sopasını eksik etmediği ezen sınıfların devleti başka ne diyebilirdi. Mülkiyeti kutsayan, faşizmle beslenen bir devletin kendisi gibi düşünmeyen, varlığını tehdit eden her türlü düşünceye karşı fikri ve zikri elbette susturmaktır. Susturmak da yetmez; devletin varlığına, birliğine ve geleceğine hizmet etmeyen,  kendisi gibi düşünmeyen herkes cezalandırılmalıdır. Hakim sistemin ve onun devletinin zihniyeti budur. Son günlerde bu zihniyet İdris Naim Şahin’de yansımasını bulup tezahür etse de gerici olan, terör estiren devletin ta kendisidir.
Sanatı, özgür düşünceyi, demokrasi istemini, eşit ve sömürüsüz bir dünya özlemi duyan sanatçıyı, halkı terörizmle bağdaştırmak, terör olarak görmek hakim sistemin doğasında var. İdris Naim Şahin denen zavallı, bir sözcü sadece.  Depremzedeye “kocaman sarayda oturuyorsunuz” diyen, onun yoksulluğuna dahi göz koyan, iştahı kabaran zavallı bir bakan. Kralının sözcülüğünü yapan bir kralcı… Kendi yasaları düşünüldüğünde, o yasalardan dahi bihaber, çağdışı kalmış, ilkel bir adam. Bakan istifa etsin demek yerine hakim sistemin kendisinden olmayanı katleden, hapseden, sürgün eden, yasaklayan dünya görüşünü teşhir etmek, karşı durmak daha doğru değil mi? Bakan Şahin’in ağzından dökülenler bakanı, bilcümle bürokratı, askeri ve hakimi ile hakim sınıfların ve onların devletinin özü değil mi? Öyle ise Bakan Şahin ile örneğin Bülent Arıçn’ı birbirinden ayırma ve bireyleri yargılama telaşı niye?
Peki sanat nasıl suç olur? Hakim sistemin devletini ve onu yaratan zihniyeti düşündüğümüzde elbette sanat, sanatçı onlar için bir tehlikedir. Çünkü sanatçı-aydın üretendir, eleştirendir, yanlışı görmesi gerekendir, her koşulda özgürlük isteyendir, değiştirmeye çalışandır, aydınlatandır. Dolayısıyla susmayı, konuşmamayı, eleştirmemeyi, sorgulamamayı öğreten ve dayatan bir devlet için tehlikedir. Bu anlamıyla sanat, sanatçı-aydın istese de istemese de toplumsal mücadelenin, özgür bir dünya özleminin bir parçasıdır. Aydın ya da sanatçı bu anlamda yeni demokrasi mücadelesinde, halkın haklı mücadelesinde, toplumsal mücadelenin diğer mecralarında yol alanlar kadar tehlikelidir. Sanat yıkıcı olandır. Mesele sanatçı olmakta, gündem olan haberin öznesinin sanatçılar-aydınlar olmasında kilitli değil, mesele demokrasi mücadelesini yürüten her bir öznenin-kişinin-örgütün-kurumun terörist ilan edilmesinde… Sanatçı bunun belki en popüler alanında olanıdır fakat üniversitede parasız eğitim isteyen öğrenci de fabrikada hakkını arayan işçi de dağda savaşan gerilla da bir sanatçı gibi toplumsal mücadelenin izdüşümleridir, yansımalarıdır. Devletin sanatçılar ya da onların üretimleri üzerinden hedeflediği ve korktuğu; tüm bu yansımaların, parçaların bir araya gelip bir bütün oluşturmasıdır. Hakim devlet bundan korkuyorsa yapılması gereken bakanları istifaya çağırmak değil, devletin korkusunu büyütmektir. Aydın-sanatçı olmanın, özgürlük aşığı olmanın gereği özgürlüğü yaratacak koşullar için üretmek, yan yana gelmek, toplumsal bir özgürlük için biz olmayı öğrenebilmektir. Mesele, ya ezilen halkın, ezilen ulusların, işçinin, köylünün, öğrencinin, bilcümle emekçilerin safında yer almak ya da İdrisleri, Tayyipleri mevzu bahis yapıp yeni gelecek İdrislere, Tayyiplere bel bağlamaktır. Onların tanımladığı ve bize yakıştırdığı ‘terör’  haklıdır, meşrudur ve bu meşru mücadele sahiplenildiği zaman ancak tutarlı bir karşı koyuş mümkün olabilir. Onların bize yakıştırdığı bu terörü yaratan kim? Yıkıcı olan, kimilerince belki de vahşice görülen fakat yeniyi inşa edecek olan, özgür insanı yaratacak olan devrimci zoru yaratan ne? Terör ne? Onlara göre terör; Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı, demokratik hak alma mücadelesi, parasız eğitim istemek, insanca iş koşulları istemek, varlığını Türk varlığına armağan etmemek, hapishanesiyle, copuyla, silahıyla susturmayı öğreten, yazmayı, çizmeyi, söylemeyi dahi yasaklayan sisteme karşı devrimci zoru seçmek. Onlara göre, tepemizde silahlarla, bombalarla, işkenceyle,  sokaklarımızda panzerlerle bizi kendi vatanımızda sürgün yaşatanlara, hayatımızı hapishaneye çevirenlere karşı durmak terör... Onlara göre terör sınırda yaşam kavgası vermek, bir yürek dolusu acıyla insanı insanlıktan çıkaran bu sistemde insan olabilmek; kanla, ölümle susturulan bir halkın evladı olmak, 12 yaşında, 13 yaşında, 14 yaşında sınırda “bir dağ gibi yaşlı” olmak… Ölen körpecik çocuğunun ardından çığlığını yüreğine bir taş gibi oturtup tilili çeken bir ana olmak terör onlar için.  Ama bizim ‘terörümüz’ yoksulluktan sınırlarda, dağlarda yaşam kavgası veren çocukları öldürmüyor. Ama sizin terörünüz çocukların acılarını yüreklerinde biriktire biriktire öfkeye dönüştürüyor.
Ha bir de “terör” örgütlerinin arka bahçesiymişiz… Evet, bizimkisi bir bahçe... Rengarenk… “Binlerce elin aynı sofradan yiyebildiği” bir bahçe. Dünyanın bütün renklerini ve fikirlerini barındıran bir bahçeyiz biz. Bizim bahçemizde hiçbir ırk diğerine armağan edilmiyor. Çocuklar açlıktan ölmüyor, cinsiyeti yüzünden kimse dışlanmıyor. Bizim bahçemiz insan için, insana ve yarına dair… Ortak noktamız yarına dair aydınlık düşlerimiz. Sizin gibi zehirli otların bu bahçede işi, yeri yok! Ne mutlu bize ki sizinle aynı bahçede değiliz.
Sizin çalıp çırpıp estirdiğiniz terörün hesabı elbet bir gün sorulur. Dikkat edin, aç biilaç, yoksul, perişan, öfke dolu ve cahil gördüğünüz- bıraktığınız bu halk bir gün sizi kendi yasalarıyla cezalandırmasın. Şairi, müzisyeni, akademisyeni terörü destekliyor diyor sızlanıp hatip kesilenler, -böyle bir beklentimiz yok ama ileri demokrasi ya-sınırda, sokaklarda öldürdüğünüz, katlettiğiniz; basın açıklamalarından, gazete bürolarından, akademilerden toplayıp hapishanelere doldurduğunuz insanlara uygulanan terörün, Uludere’deki katliamın açıklamasını yapın; savunduğunuz sistemin yüzünüze bulaşmış çirkinliğini bir de öyle görelim. Görelim ki içimiz ‘terör’le dolsun… Sizin terör dediğiniz bizim kurtuluşumuzdur. Siz ordularınızı dikmeye devam edin karşımıza! Biz kurtuluşumuz için payımıza düşeni başımız dik almaya razıyız!

 
Share