Oyuncular Sendikası ile sinema ve sendika üzerine

ebnem_snmezYÇKM tarafından Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali vesilesi ile Oyuncular Sendikası’nda, sendika adına Genel Sekreter Şebnem Sönmez ile gerçekleştirilen söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz
Sendikalar; mesleki, demokratik, sosyal, kültürel, politik ve ekonomik hak arama mücadelesinde örgütlenme merkezleri, meslek örgütleridir. Yeni kurulmuş olan “Oyuncular Sendikası”nın hangi talepler üzerinden ortaya çıktığından, örgütlendiğinden ve sendikanızın amaçlarından bahsedebilir misiniz?
Mesleğimizdeki çalışma koşullarının felaketi bizi sonunda sendikalı olmaya mecbur etti. Çok daha önceden olması gereken bir örgütlenme biçimiydi sendika. Bence 60 sene öncesine kadar gidilebilir. TV ve film sektörünün; ülkemizdeki sektör olamayan sektörün düzenleniş hali birçok oyuncu meslektaşımızı, büyüklerimizi, küçüklerimizi çok mağdur etmiştir. Çünkü güvencesiz çalışmışlardır. Her açıdan sosyal güvenceleri yoktur. Ayrıca çalışma koşulları belli değildir. Nasıl ücretlendirileceğine dair hiçbir bilgileri de yoktur.  Ve dayatılmış olan ve bir teamül haline gelmiş olan Bağkurlu olma hali, yani torba yasadan sonraki adıyla 4/B olan sistemi bizim arkadaşlarımız daha çok defter açma olarak telaffuz ederler. Daha çok bir esnaf muamelesi görür oyuncular. Halbuki oyuncu eşittir bağlı çalışandır yani işçidir. Başka bir işverenin öngördüğü koşullar içerisinde çalışmak zorundadır: Yer, zaman ve onun sağladığı koşullardan bahsediyorum. Bu kişilere de işçi denir elbette. Dolayısıyla oyuncular sendikası öncelikle oyuncuların işçi olarak tanımlanmasını ve bütün sektördeki oyuncuların SSK’lı olmasını, yeni adıyla 4/A’lı olmasını hedefler. İkinci hedefi de sektörün oyuncularının hepsinin çalışma koşullarının düzenlenmesi ve sağaltılmasıdır.
DİSK’e bağlı Sine-Sen de sinema alanında sendikal mücadele veriyor. Sine-Sen’den farklı olarak çalışmalarınız nelerdir?
Sine- sen sinema emekçileri sendikası olup kendi alanında ismini de taşımaktadır aslında. Sinema televizyon, ekran… Ama oyuncular sendikası, sahne, perde, ekran, mikrofon oyuncularını kapsar. Bizim kapsadığımız alan tüm oyuncular, Sine- Sen’in kapsadığı alan ise Sinema, TV sektöründeki bütün oyunculardır. Yani hem kamera arkası, hem yaratıcı ekip, oyuncular da dâhil olabilir elbette ama tiyatroyu, operacıları, dansçıları içine almaz. Dolayısıyla Sine-Sen den bizimle aynı koşulda bahsetmek mümkün değil. Ama aynı iş kolundayız, en büyük stratejik ortağımız ve büyüğümüz olarak görürüz Sine- Sen’i. DİSK’e bağlı oluşu da ayrıca çok gururlandığımız bir durumdur.
Bildiğimiz gibi sinema sanatı; oyuncusuyla, yönetmeniyle, senaristiyle ve kamera arkasında çalışan set işçileriyle bir bütündür. Oyuncuların uzun çalışma saatleri, düşük ücretle çalıştırılmaları gibi pek çok sorunu olduğu gibi set işçilerinin de çok büyük sıkıntıları mevcut. Set işçilerinin demokratik hakları için de somut bir mücadeleniz söz konusu mu?
Olamaz çünkü kendi sendikamız, kendi üyelerimiz açısından bu mücadeleyi verecek. Olamama koşulu da zaten sınırınız, üyelerinizin hak ve çıkarlarını korumakla ilişkili olduğu içindir. Ama nasıl ki kendi hak kazanımlarımızı aldığımızda biliyoruz ki sektörümüze muhakkak bir çeki düzen gelecek. Bütün arkadaşlarımız olumlu olarak etkilenecekler bundan.
Yani hak arama mücadelelerinin de destekçisisiniz…
Biri olmazsa diğeri olamaz ki. Bizim sektörümüz sadece TV olarak düşünülmesin lütfen. Biz bunun böyle algılanmasına biraz hassasiyetle bakıyoruz. En fazla sömürünün ve suistimalin olduğu alandır televizyon sektörü. O yüzden oraya gidiyor aklımız. Sinema var, tiyatro var ve orada da teknik ekip arkadaşlarımız var. Bir oyuncunun sahneye çıkmasına yardım eden birçok geri plan arkadaşımız var. Biz bir diğeri olmadan olmayacağını çok iyi biliriz oyuncular olarak. Çünkü oyuncu o bilince sahiptir. Oynamak bir başkası olursa mümkün o oyunu kuran varsa mümkün, o koşulu sağlayan varsa mümkün yoksa hiçbir şey mümkün değil.
Sendikanızda amatör ve profesyonel sinema ve tiyatro oyuncularının buluşması noktasında çalışmalarınız var mı?
Şimdilik yok bir sonraki adımımızda var. O da şu; söylemiştim ya size biz 10 – 11 Eylül’de genel kurulumuzu gerçekleştirdik ve resmi adımlarımıza o tarihten itibaren başladık. Altyapımızı çalışmıştık. Organizasyonel yapımızı da halletmiştik. Ve hep birlikte genel kurulumuzda da onayladığımız hedeflerimiz… Önümüzde önce onlar olacak. Bütün oyuncular, -sahne, perde, ekran ve mikrofon alanındaki- ilk önce SSK’lı olacak. Önce bu… Biz bunu yapmazsak diğer yan görevlerimizle çok zaman kaybederiz. Önce sosyal güvencemiz olması lazım. İlk adımda bunu elde edeceğiz, sonra çalışma koşullarımızı düzenleyeceğiz, tam da sözünü ettiğiniz yer biraz sonra gelecek. Çünkü sağlıklı olmazsak yaptığımız hiçbir şeyin bir anlamı olmayacak. Sosyal güvence ve sağlık başta geliyor.
“Oyuncular Sendikası”, adından da anlaşıldığı gibi içerisinde sinema ve tiyatro oyuncularını ve dolayısıyla ciddi bir sanatsal üretim potansiyeli barındırıyor. Sendikanın iç çalışmaları olarak planladığınız eğitimler mevcut mu? Mevcutsa bize biraz bahsedebilir misiniz?
İç- dış eğitimlerimiz olacak tabi. Hem sendika üyelerimiz hem de dış eğitim dediğimiz henüz üye olmamış arkadaşlarımız için bilgilendirme eğitimleri yapılacak.
Ocak ayı içinde düşündük henüz netleşmedi.  O zamana henüz hazır değiliz, ama hazırlanıyoruz. Biraz zamana ihtiyacımız var.
Popüler olmayana yaşam hakkının olmadığı bir sektörden (sinema ve TV) bahsediyoruz. Bugün televizyon kanallarında yığınla diziyle karşı karşıya kalıyoruz. Sanat halkın estetik yaklaşımını yükselten bir yöne de sahip olmalı. Sizce bugün TV kanallarında yayınlanan dizilerin böyle bir özelliği var mı?
Hiçbir zaman olamaz. Bakın TV nerden bakarsanız bakın ticaret demek aslında. Bir sanattan bahsedersek bu tiyatro olabilir, opera olabilir, dans olabilir, bir film olabilir. Ama reklam ve televizyon dizileri sanatla eşdeğer tutulmasını ben biraz garipserim. Öyle tutuluyor olabilir ama ben şaşırırım doğrusu. Haftada bir kere sanat olmaz çünkü. Her hafta mecburen 12 dakika sanat olmaz çünkü… Mesela bu sanattan bahsediyorsak eğer yaratım sürecinin mutlak olduğunu düşünmeliyiz değil mi?  Onu yaratmak için bir süreç gereklidir. O sürecin olması şart. Yaratım sürecinin koşulları ve mecburi unsurları şart. Dizilerde bunlardan bahsedebilir mi? İmkânı var mı? Yok! Sürekli bir alışkanlık yaratmak üzere sürdürür kendini televizyon sektörü ve bunu yaptığı sürece başarılıdır. Ama yarattığı bağımlılık ve süreklilik neye göredir. Çok büyük bir etkisinin de olduğu söz konusudur. Burada sanatın unsurlarının devreye girdiğini görebiliriz. İllüzyon gibi… İllüzyon ki oyuncunun en güzel en acıklı en doğal en inandırıcı en sahici haliyle karşımıza çıkmasıdır. O yazarın o yazıyı insana en dokunabilecek şekilde yazması, o yönetmenin bütün bu etkileri hesap ederek öyle bir yere koyması ki seyirciyi koltuğuna mıhlaması… Bütün bunlar unsurlar. Ama sanat demek etkilemek değil. Sanat eşittir etkilemek anlamına geliyorsa gerçekten sanatın etkileyiciliği epeyi bir sonra belli olur. Önceden belli olmaz.
Kimi diziler yayınlandıktan birkaç bölüm sonra reyting yakalayamadığı için yayından kaldırılıyor ve bir sürü set işçisi ve oyuncusu işsiz bırakılıyor. Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz, bir çalışmanız var mı?
Enflasyon, enflasyon! E söylüyorum size SSK’lı olunacak çalışma hakları düzenlenecek. SSK’lı olmak işçinin bir yerde güvencesidir.
Ben bir işçi olarak bir yere girdiğim zaman benim haberim olmadan işimden çıkartılırsam derhal tazminatımı almam gerekir öyle değil mi? Ben işçiliğimi kanıtlayabildiysem, SSK’lı olabilmişsem, bu olmadan öbürü olmaz. Demin söylediğim bizim ilk iki başat hedefimiz olmadan bunun çözümü olamaz. Sözleşme düzenlenemez. Emeklilik planı imkânı yok ortaya çıkamaz. Ben de istemem hiçbir arkadaşımın, kendim de dâhil olmak üzere hiç beklemediği bir anda işsiz kalmasını. Kolay bir şey değil hem insanın moralini ciddi anlamda bozar hem de büyük emeklerle ortaya çıkan o üretimler bir anda yok olunca maddi anlamda insanı çökertebilir. Çok kolay evet diyemiyorsunuz bir şeye başlarken. Evet diyorsunuz, 3 gün sonra yok oluyor. Baştan kendinizi deşarj etmeniz gerekiyor. Birdenbire ortada kalmak güzel bir şey değil.
Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi olarak, Yılmaz Güney Vakfı’nın desteğiyle Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali’nin ikincisini düzenleyeceğiz. Yılmaz Güney sineması, toplumun ezilen kesimlerinin öykülerini anlatan, onların yaşamlarına ışık tutan bir özelliğe sahip. Oyuncular Sendikası olarak Yılmaz Güney’e ve Yılmaz Güney sinemasına dair görüşlerinizi alabilir miyiz?
Ben size kendi görüşümü söyleyeyim. 5 yaşındayken hayatımda ilk seyrettiğim film yazlık sinemada Arkadaş’tı. Şu an bile içim sızlar. Arkadaşlığın ne olduğunu öğrendik Yılmaz Güney’le. Ben öyle öğrendim. Ne annem babam bana anlatabildi ne arkadaşlarım. Ama benim yaşımda benim jenerasyonumda o filmi izleyen herkes arkadaşlığın ne olduğunu o filmden öğrendi. Ve devamında onun gibi büyük bir ustanın bütün gönlü ve aklını bir ederek yaptığı eserler bence ondan da fazla yaşayacak. Ve hala izleyenlere çok şey anlatacak çok şey hatırlatacak: İnsan olduğumuzu, gerçek değerlerimizin ne olduğunu, bir diğerini dokunmanın hakikaten ne kadar önemli olduğunu, o olmadan benim asla olamayacağımı, tutunmadan yürünemeyeceğini bir sürü olunmayacağını ama birlikte davranmanın en önemli erdem olduğunu öğrenecek herkes…
Ülkemizde, “kentsel dönüşüm” adı altında yıkımlar gerçekleştiriliyor. Son dönemlerde “Emek Sineması”nı da bu gerekçeyle -onarmak yerine- yıkmak istiyorlar. Bu konudaki görüşlerinizi de alabilir miyiz?
‘Emek’ bizim, kimsenin değil! Çok net. Biz orda çocukluğumuzun en güzel filmlerini izledik. Orda mesleğimizin, Yeşilçam’a bütün emeğini vermişlerin nefesi var, kanı var, canı var. O kadar seyircinin emeği var, soluğu var. ‘Emek’ bizler açısından da seyirciler açısından da çok değerli, çok kıymetli. Hiçbir şekilde yıkılmasını istemiyoruz. Asla istemiyoruz. Aslına uygun şekilde restore edilmesini ve bu çalışmanın mutlak şekilde sonlandırılmasını ve güçlendirme çalışmalarının yapılmasını istiyoruz. Ne birilerinin kentsel dönüşüm projesi adı altında verdikleri karara yenik düşmesini ne de zamanın ona bıraktığı aşınmaya yenik düşmesini istemiyoruz. ‘Emek’ hiçbir şekilde harcanmasın diyoruz. Her türlü emek… O yüzden ‘Emek’ bizim emeğimiz, hepimizin emeği. Orda tek film seyretmişin bile emeği var.  Çünkü 2 lirasını 3 lirasını verdi fakat orda hayatına dair bir şeyler aldı. Çok kıymetli o yüzden… 24 Aralık’ta eylemdeyiz!

Bu röportaj http://www.yckm.org/ sitesinden alınmıştır

 
Share