Rusya’nın dirilişi

rusyanin_diriliiSovyetler Birliği'nin çökmesinin ardından Başkan Yeltsin IMF ve Dünya Bankası destekli bir ekonomi politikasını Rusya'da "şok terapisi" niyetine uyguladı. Fiyatlar liberalleştirildi, devlet mülkü özelleştirilerek devlet-kapitalizmi ekonomisi bir gecede piyasa ekonomisine dönüştürüldü. Bu politika 1992 ile 1995 yılları arasında daha önce eşi benzeri görülmemiş bir ekonomik krize yol açtı. Bu süreçte GYH'de (Gayrisafi Yurtiçi Hâsıla) ve kişi başına düşen gelirde inanılmaz bir düşüş gerçekleşti; yüksek enflasyon, işsizlik ve kitlelerin yaşam standardında kötüleşme baş gösterdi.

Devlet mallarının doğru düzgün değer biçilmeksizin alelacele özelleştirilmesi sadece, bürokrasiye, birtakım fırsatçı ve nüfuz sahibi parti üyeleriyle işbirliği içinde olan bir avuç işadamına ve onların ortaklarına servet sağladı. Bunun bedelini ise kitleler ödedi. Rusya ekonomisi parçalanmış bir durumda ve ülkedeki kitleler günlük yaşamlarında büyük sıkıntılarla yüz yüze. Bir avuç oligark kendi özel hazinelerinden inanılmaz karlar elde ediyorlar. Kısa bir süre içerisinde Rus toplumu çok zenginlerle çok yoksullar arasında büyük bir kutuplaşmaya sahne oldu.

Ekonomik koşulların böylesine kötü olması nedeniyle Rusya uluslararası siyaset alanında esamisi okunmaz bir noktaya geriledi ve aynı anda ABD hegemonik rolünü güçlendirip, tek kutuplu bir dünya tanımladı. Bu dünyanın tartışmasız liderinin de kendisi olduğunu ileri sürdü.

1999'dan bugüne, Putin'in Rusya'nın başkanı olmasıyla birlikte Rusya ekonomisi önceki 8-9 yılın derin daralmalarından doğruldu.

Rusya'nın önde gelen ihraç malları olan petrolün ve gazın uluslararası pazarda değer kazanması ve petrol, gaz üretimindeki aşamalı artışın neredeyse Sovyetler Birliği dönemine erişmesi de bu ekonomik iyileşmeye büyük katkı yaptı. Petrol ve gazdan elde edilen muazzam karların kitlelere faydası olmadı ama bunların satışından elde edilen karlar, Rusya'nın 1999 yılında 130 milyar dolar olan dış borcunu, 2007'nin sonunda 40 milyon dolara indirmesini sağladı. Kazanılan döviz, tekrar petrol, gaz ve savunma sanayine yatırılarak daha fazla kazanmanın önü açılmış oldu.

Putin liderliğinde uygun dış koşulların desteğini alarak güçlü bir Rusya inşa etme politikası başlatıldı. Putin Yeltsin dönemine ait özelleştirme politikalarını iptal edip, bir kamulaştırma politikası başlattı (özellikle Petrol, Gaz ve Savunma Sanayi alanında), merkezsizleştirme politikalarını merkezileştirme politikalarına çevirdi. Rusya ekonomisi ve politikası içindeki yeni zengin oligarkların gücü Putin tarafından ciddi şekilde kısıtlandı. Bunun bir örneği, Petrol devi Yokos adlı şirketin esas sahibi Mikhail Khodorovsky'ye yönelik vergi kaçırma suçlamalarının ardından yargılanıp hapse atılmasıydı. Bu oligarklar arasında korku yarattı. Kimi bazı oligarklar aynı şeyi yaşamamak için Rusya'dan kaçarken, bazıları da Putin'in önderliğindeki Kremlin bürokrasisine yaklaştılar.

Eski bir KGBci olan Putin, pek çok eski meslektaşını Kremlin'deki önemli hükümet görevlerine getirdi. Bürokrasinin ve Partinin Sovyet dönemindeki işleyişini andıran kimi önemli ekonomik ve siyasi konumlara yine bu insanlar geldiler. Ülkedeki güçlü ekonomik canlanma ve siyaset alanındaki güçlü duruşları Putin ve Rusya'nın egemen sınıflarını cesaretlendirdi, tekrar öne çıkarak uluslararası ekonomi ve jeopolitika alanında Sovyetler Birliğinin kazandığı zaferleri geri istediler. Rusya'daki liderlik geride bıraktığımız birkaç sene içinde, yalnızca Rusya'nın etki alanını arttırmak için değil, 1990'lar ve 2000'ler boyunca Rusya'nın hakimiyet alanına giren ABD karşısında bir ağırlık yaratmak için ekonomik, siyasi ve askeri politikalar geliştirdi. Şimdi ABD'nin meydan okumasına karşı Rusya'nın aldığı çeşitli ekonomik, askeri ve siyasi duruşlara bir göz atalım.

Gürcistan çatışması: NATO'nun genişlemesinin ve ABD destekli Kosova siyasetinin sonuçları

1990 yılında Rusya kendi iç meseleleri ile ilgilenirken, ABD ve ABD destekli NATO gizlice önceki Sovyet hakimiyet alanlarına sızdı. Önceden Varşova Paktı'nın üyeleri olan pek çok Doğu Avrupa ülkesi NATO'ya katıldı. 1999 yılında Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti, Varşova Paktı'nın bu üç üyesi NATO'ya katıldılar. Mart 2004'te 7 yeni ülke, Bulgaristan, Slovakya, Romanya, Estonya, Letonya, Litvanya ve Slovenya NATO'ya katıldı. Estonya, Letonya ve Litvanya gibi Baltık ülkeleri eskiden Sovyetler Birliği'nin bir parçasıydılar ya da Varşova Paktı'nın üyesi olan devletlerin sürdürücüleriydiler.

NATO'nun sürekli genişlemesi Rusya'nın güvenliğine yönelik bir tehditti.

Eski ABD başkanı George W. Bush NATO'nun gelecekteki genişlemelere açık olduğunu söylemiş ve Gürcistan'la Ukrayna'nın da NATO'ya dahil edilmesini önermişti.

Varşova Paktı'nın dağılmasının ardından, NATO varlığını sürdürdü ve tüm dünya çapında sözde terörizm ile savaşma rolünü üstlendi. Bu değişen koşullarda Rusya'nın NATO'nun genişlemesini kabul etmekten başka yolu yoktu. Rusya'daki güvenlik uzmanlarına göre NATO üslerinin Romanya ve Bulgaristan'daki varlığı NATO'nun Batı Asya'ya yaptığı operasyon nedeniyle meşruydu ama Polonya ve Baltık ülkelerindeki üsler NATO'nun değişen rolü ışığında gereksizdiler ve Rusya'nın iç güvenliğine yönelik tehdit oluşturuyorlardı. NATO'nun genişlemesi elbette Rusya Federasyonu'nu Avrasya'ya doğru ittirmekteydi, çünkü NATO etkin bir biçimde Azerbaycan, Gürcistan ve Ukrayna ile ittifaklar kuruyor, Rusya'nın kuzeybatı, batı ve güneybatı sınırlarını pratik olarak çevreliyordu.

17 Şubat 2008 tarihinde, ABD'nin diplomatik desteğiyle Kosova meclisi Sırbistan'dan bağımsızlığını ilan etti. Bu duruma Rusya karşı çıktı ve Rusya bu olayı öncelikleri arasına alacağı uyarısını yaptı. ABD, NATO ve AB, Rusya'ya karşı, bu olayı türünün tek örneği olarak ilan etti. Kosova'daki inşa süreci Yugoslavya'nın 90'ların başında bölünmesiyle ilgiliydi. Yugoslavya'nın etnik temelde Sırbistan, Hırvatistan ve Bosna gibi ülkelere ayrılması, azınlık nüfusu etnik çoğunluk tarafından kontrol edilen devletlere sıkıştırdı. Azınlık-çoğunluk çatışması Bosna'da patladı. Buradaki Sırp nüfus Bosna'dan ayrılmak ve Sırbistan'a katılmak isteyince kanlı bir etnik çatışma başlamış oldu. 1995 Aralık'ında ABD gözlemciliği altında bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşma bölgedeki tüm mevcut ve gelecek sınır düzenlemelerini dondurdu ve Sırpları Bosna bölgesinde bir azınlık olarak yaşamaya zorladı.

Kosova Sırbistan'daki Arnavut hakimiyeti altındaki bir bölgeydi. Sırbistan'daki etnik Arnavutlar Kosova'ya göç etmeye başladılar ve 1997 itibariyle Kosova'daki nüfusun çoğu artık Arnavutlar'dan oluşuyordu. Bu nüfus Arnavutlukla birleşmek istiyordu. BM mandasının yokluğunda Sırp güçleriyle bir çatışma başladı. Birleşik Krallık'tan destek alan NATO Kosova'yı ve Sırp bölgelerini bombaladı. Rusya tarafıyla birlikte yürütülen barış görüşmeleri çatışmayı durdurdu. Sırbistan ve Rusya ABD ve NATO'nun konuya ilişkin çifte standart uygulamalarına karşı çıktılar. Ama ABD ve NATO Sırbistan'ın Kosova bölgesi üzerindeki egemenliğini kaybettiğini ve bu nedenle de NATO'nun eyleminin meşru olduğunu iddia etti.

Aynı mantıkla ABD ve NATO Kosova’nın bağımsızlığını da meşrulaştırdı.

26 Ağustos 2008 tarihinde Rusya başkanı Medvedev Gürcistan’daki Güney Osetya ve Abhazya bölgelerinin bağımsızlığını tanıyan kararlara imza attı. Bu karar bölgede Gürcü, Güney Osetyalı ve Rus güçlerinin Ağustos başında kısa bir süre çatışmasının ardından ilan edilmiş oluyordu. ABD ve NATO’nun Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmek için kullandığı mantığın aynısını kullanan Rusya, bu bölgelerde Gürcistan egemenliğinin kaybolduğu iddiasıyla, buraların bağımsızlığını ilan etti. Güney Osetya ve Gürcistan arasındaki silahlı çatışmalar ve bölgesel hak talepleri 1920’lere, Güney Osetya’nın Gürcistan’dan ayrılmaya çalıştığı yıllara kadar gider. Sovyet döneminde, Sovyet Hükümetleri Güney Osetya’yı Gürcistan içinde bir özerk bölge ilan etmişlerdi. 1990 Kasım’ında Güney Osetya bağımsızlığını ilan etti ama Gürcistan hükümeti bu iddiayı reddetti. Ancak 1992 yılında imzalanan Sochi ateşkes antlaşmasının ardından duracak bir silahlı çatışma başladı. Anlaşma Güney Osetya’da Rusya’nın barış gücü olma pozisyonunu güçlendirdi.

Rusya’nın Gürcistan’a yönelik cüretkar hamlesi dünyaya, NATO’ya ve ABD’ye bir mesaj gönderiyordu: Artık Rusya’ya kafa tutmak o kadar kolay olmayacaktı. ABD uzun zamandır derin bir resesyonda ve Irak’ta, Afganistan’da bitmek bilmeyen savaşlarla boğuşurken Gürcistan üzerinden Rusya ile savaşacak durumda değildi. Yine de söylentilere göre ABD’nin desteği olmadan Gürcistan başkanının Güney Osetya’ya saldırması mümkün değildi.

Ukrayna-Rusya gaz meselesi: Ukrayna’ya ve Avrupa devletlerine uyarı

Rusya, Gürcistan macerasından bulduğu cesaretle 1 Şubat 2009’da Ukrayna’ya gönderdiği gazı kesti, çünkü Ukrayna Rusya’ya olan borcunu ödememişti.

Rusya Ukrayna’dan 2 milyar doları aşan gaz faturasını ödemesini istedi, aksi takdirde kesinti devam edecekti. Moskova Ukrayna’ya verilen gazın ücretinde de bir düzenleme istedi. Çünkü Ukrayna Rusya’nın Avrupalı müşterilerinden çok daha ucuza gaz almaktaydı. Öncelikle Rusya Ukrayna’da tüketilecek olan gazı kesti, bir hafta sonra ise Ukrayna üzerinden Avrupa’ya giden gazı kesti. Rusya Ukrayna’yı Avrupa’ya giden gazı çalmakla suçladı. Ukrayna boyunca ilerleyen gaz hattı, neredeyse 20 Avrupa devletine gaz gönderen bir hat olduğu için, bu kesinti Avrupa ülkelerinin enerji kaynaklarını da ciddi bir biçimde etkiledi.

16 Şubat’ta bir anlaşma yapıldı.

Anlaşma uyarınca gaz fiyatları yukarı çekildi. Ukrayna artık Avrupa fiyatıyla gaz almaya başlayacaktı. Yeni fiyatlar 2010’dan itibaren geçerli olacakken, 2009 fiyatlar sabit kalacaktı.

Ukrayna Rusya’dan her yıl 60 milyar metre küp gaz ithal ediyor ki, bu miktar ülkedeki tüketimin %66’sına karşılık geliyor. Ukrayna Rusya’dan gelen enerjiye büyük oranda bağımlı. Devam eden küresel finansal kriz Ukrayna’nın ekonomisine cidden bir darbe vurmuşken ve Batı eğilimli başkan Viktor Yushchenko ülkesinde giderek destek yitirirken Rusya’nın Ukrayna’daki Batı yanlısı siyasi güçlere karşı katı tutumunun 2009’un sonunda ya da 2010’da gerçekleşecek Ukrayna seçimlerinde Rusya yanlısı siyasi güçlere yardımcı olacağı açıktır. Ukrayna’nın NATO’ya girişini etkin bir şekilde desteklemiş olan Doğu Avrupa ülkeleri de bu gaz kesintisinden mağdur oldular. Rus gazına olan bağımlılıklarını böyle net bir şekilde fark etmeleri nedeniyle, Rusya’nın uyguladığı baskı taktikleri onları da Rusya yönelik siyasetlerini değiştirmeye zorlayabilir.

Petrol ve gaz devi olan Rusya’nın jeopolitik ve ekonomik pozisyonu

Rusya’nın yukarıda bahsedilen hamleleri özelde Avrupa’ya ve genelde de dünyaya yeni bir çizgi çekme çabası olarak görülebilir: ABD müttefiki olan ülkeler ve ABD müttefiki olmayan ülkeler.

Rusya Suudi Arabistan’ın ardından dünyanın ikinci büyük petrol üreticisi ve ihracatçısı. 2007’nin sonunda Rusya dünya rezervinin %6.4 olan 79.4 milyon varillik bir petrol rezervi olduğunu kanıtladı. Doğal gaz alanında Rusya bir numaralı doğal gaz üreticisi (dünya üretiminin % 20.6’sı), bir numaralı doğal gaz ihracatçısı (dünya ihracatının %27’si) ve dünyanın en geniş doğal gaz rezervlerine sahip. 2007 yılında BP’nin enerji araştırması buradaki gazın 44.25 trilyon metre küp olduğunu tespit etti ki bu rakam dünya rezervlerinin %25.2’sini oluşturuyor. Rusya’nın Avrupa’nın enerji sağlayıcısı olması, Avrupa devletleriyle güçlü bir ekonomik bağ kurulmasını zorunlu kılıyor. Avrupa ülkeleri çoğunlukla Rusya’nın gaz arzına bağımlı. 2008’in Nisan ayında Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO’ya alınmasına yönelik öneriye Almanya ve Fransa’nın karşı çıktığına tanık olduk. Gürcistan’da 2003 yılında gerçekleşen Gül Devrimi ve Ukrayna’da 2004 yılında gerçekleşen Turuncu Devrim’in ardından buralarda ABD yanlısı hükümetler iktidara gelmiş ve Rusya bu ülkelerin NATO’ya katılmak yönündeki heveskâr çabalarından hiç de memnun olmamıştı.

ABD ve Birleşik Krallık’ın gaz tedariki konusunda Rusya’yı devreden çıkarma ve petrolle gazı Orta Asya ve Hazar Denizi bölgesinden elde etme çabaları da Rusya’yı kızdırdı. ABD ve Birleşik Krallık dünyanın en uzun ikinci petrol boru hattını (1768 km) Azerbaycan Bakü’den Gürcistan Tiflis’e, oradan da Türkiye Ceyhan’dan Akdeniz’e uzanacak şekilde inşa etmeyi başardı. Plan 2005 yılında uygulamaya sokulmuştu. Bir doğalgaz boru hattının Bakü, Tiflis ve Türkiye hattına döşenmesi planı da 2006 yılında uygulamaya konuldu.

Rusya ABD ve AB destekli Nabucco doğal gaz boru hattından da rahatsız oldu. Plana göre Türkiye’den başlayacak ve Hazar Denizi’nden gelecek olan doğalgazı toplayacak bu olan bu hat, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan üzerinden doğalgazı Avusturya’ya ulaştıracak.

Kimi uzmanlara göre Nabucco boru hattını kullanarak Rusya’yı aradan çıkarma planı 2008 yılındaki Rusya-Gürcistan çatışmasının merkezindeydi. ABD ve Birleşik Krallık’ın Doğu Hazar Denizi’nden gelen petrolü ve Kazakistan’dan ve Türkmenistan’dan gelen gazı birbirine bağlama ve bu kaynaklarla bir deniz altı boru hattı aracılığıyla Bakü’deki hatları destekleme planı Rusya ve İran’ın deniz altından geçen boru hattını çevresel meseleleri bahane ederek reddetmesiyle sekteye uğradı. ABD ve kimi AB devletlerinin Rusya’yı aradan çıkararak Avrupa’nın Rusya’ya olan bağımlılığını azaltma çabası Rusya’nın çok ciddiye aldığı bir durum. Rusya’da buna karşılık Ukrayna, Polonya, Belarus, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya gibi transit ülkelere olan bağımlılığını azaltmak için iki boru hattı döşemeyi planlıyor. Kuzey Akıntısı isimli bir boru hattı Rusya’dan başlayacak, Baltık Denizi’nden geçerek Kuzey Almanya’ya ve kıyıdan Batı Avrupa’ya uzanacak. Bundan başka Rusya bir de güneyden geçecek bir doğalgaz boru hattı planlıyor. Karadeniz ve Bulgaristan üzerinden İtalya’ya gaz sağlanacak. Aynı boru hattının Bulgaristan ve Sırbistan üzerinden Avusturya’ya giden başka bir dalı da olacak. Avrupa enerji ihtiyaçlarını sıvılaştırılmış doğalgaz ve LNG ithal ederek de kapatmaya çalışıyor. 2006 yılında Avrupa dünya enerji ithalatının %24’ünü gerçekleştirdi. LNG üretiminde geri kalan Rusya hızla LNG üretim kapasitesini arttırmak ve dünya pazarından rekabet edebilmek için çalışmalara başladı.

Rusya’nın önerdiği bu yeni boru hatları Rusya, Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkeleri arasındaki bağı güçlendirecek. Dahası yukarıda bahsedilen transit ülkeler ya da diğer Doğu Avrupa devletleri Rus çıkarlarına aykırı hareket ederlerse Rusya bu ülkelere giden gazı Avrupa ya da İtalya’ya rahatsızlık vermeden kesebilecek.

Orta Asya petrolü ve gazı üzerine çatışma: Rusya Çin anlaşması

Rusya kendi petrolünü ve gazını Avrupa’ya satmanın dışında, Orta Asya petrolü ve gazının Avrupa’ya ulaştırılmasında da rol oynuyor. Rusya Asya ülkeleriyle olan ilişkisini SCO adı verilen (Şangay İşbirliği Örgütü) bir güvenlik ve ekonomi paktı üzerinden hâlihazırda düzenlemiş durumda. Tacikistan, Kırgızistan, Rusya ve Çin’le birlikte, Kazakistan gibi büyük petrol üreticisi bir ülke ve Özbekistan gibi gaz üreten bir ülke de bu SCO paktının üyesi.

Doğu Hazar Denizi üzerindeki büyük gaz üreticilerinden biri olan Türkmenistan da Kazakistan ve Rusya’yla bir anlaşma yaparak doğal gazının Kazakistan üzerinden ve Rus boru hattı sistemi aracılığıyla taşınmasına onay verdi.

Şu anda İran, Pakistan, Moğolistan, Hindistan ve Afganistan SCO’daki gözlemci ülkeler durumundalar. İran 2008 Mart’ında SCO’ya tam üyelik için başvurdu. Pakistan ise uzun vadeli müttefiki Çin aracılığıyla SCO’ya tam üye olmak için güçlü bir lobi faaliyeti yürütmekte. Diğer yandan gün be gün ABD dış politikasına yanaşan Hindistan SCO üyeliği için herhangi bir başvuruda bulunmuş değil. Rusya ve Çin arasındaki giderek artan işbirliği yakın zamanda kendisini SCO biçiminde gösteren yeni bir kutuplaşmaya sahne olabilir.

Orta Asya petrolü böylece Rusya, ABD ve AB ülkeleri arasında bir çekişme konusu haline geldi ve bu güçler Orta Asya’daki konumlarını korumaya ve geliştirmeye çalışıyorlar.

Şimdilik Rusya ABD önderliğindeki kuvvetlerin Orta Asya’da bir etki alanı oluşturmasını başarıyla engellemiş gibi görünüyor. ABD’nin Afganistan’a düzenlediği saldırının birincil motiflerinden biri de Orta Asya petrolü ve gazı üzerinde ABD hakimiyetinin sağlanmasıydı. ABD’nin Türkmenistan’dan, Afganistan’a, Pakistan ve Hindistan’a (TAPH) ulaşacak bir boru hattı hayali var ancak bunun tarihi Afganistan’daki koşullar nedeniyle henüz belirlenmiş değil. Yeni seçilen ABD başkanı Barack Obama’nın Afganistan’daki operasyonu sıkılaştırmaya yönelik çabaları, bu iki gücün Orta Asya’nın enerji kaynaklarını kontrol etme savaşı olarak da görülebilir. 2009 Şubat’ında Kırgızistan parlamentosu, topraklarındaki son ABD üssünün kapatılmasına onay verdi. Başkent Bişkek yakınlarındaki Manas hava üssü ABD ve NATO tarafından Afganistan operasyonunda kullanılıyordu.

Kırgız başkan Rus yardımını ve 2 milyar dolar değerindeki kredi paketini garantilemesinin ardından bu üssün kısa bir süre içinde kapatılacağını ilan etti. Afganistan savaşı konusunda Pakistan ve ABD arasındaki ilişkinin gerilemesi ve Pakistan’ın iç terör sorunları bu ülkenin de başını Rusya ve Çin’in çektiği SCO’ya çekebilir. Bu gerçekleşirse ABD’nin zaten zora giren Afgan operasyonunu ve Orta Asya’yı kontrol iradesine sekte vurabilir.

Rusya’nın dünya gaz stratejisi: Yeni bir gaz karteli oluşturmak

Orta Asya’daki Petrol ve Gaz’a ilişkin olarak uygulanan politikanın bir devamı olarak Rusya dünya çapında OPEC’e (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) benzer bir gaz karteli kurmayı planlıyor. Mevcut ekonomik krizin bir sonucu olarak enerji fiyatlarının düşmesiyle birlikte Rusya gelecekteki doğalgaz fiyatını kontrol edebilmek için gaz ihraç eden ülkelerle bağlantıya geçme ihtiyacı hissetti. 21 Ekim 2008 yılında Tahran’daki Gaz İhraç Eden Ülkeler Forumu (GECF) bir kartel oluşturma kararı aldı. Dünya gaz rezervinin üçte birini ve mevcut dünya gaz üretiminin dörtte birini elinde tutan Rusya, İran ve Katar, ortak bir gaz politikasına sahip bir grup oluşturmak niyetinde olduklarını söylediler.

OPEC dünyanın petrol rezervlerinin dörtte üçünden fazlasını elinde tutuyor ve üretimin %40’ını gerçekleştiriyor. İzlediği nükleer enerji politikası konusunda ABD ve Birleşik Krallık ile sorunlar yaşayan İran’ın Rusya ile çok özel bir siyasi ve ekonomik ilişkisi var. Gaz İhraç Eden Ülkeler Forumu’ndaki (GECF) görevliler gevşek bir Gaz üreticileri ve ihracatçıları grubu oluşturmak için Aralık 2008’de Moskova’da bir araya geldiler. Cezayir, Bolivya, Brunei, Mısır, Ekvator Ginesi, Endonezya, İran, Malezya, Nijerya, Katar, Rusya, Trinidad ve Tobago, Birleşik Arap Emirlikleri ve Venezüella gibi GECF üyesi ülkelerden gelen temsilciler 2001’den beri toplantılar yapmakta. Rusya-İran-Katar üçlüsü GECF’nin gelecekteki kontrolünde, Gaz üretim ve fiyatlandırmasında öncü rol oynayacaklar. Bu türden bir kartelin oluşumu besbelli ki ABD, Birleşik Krallık ve bazı AB ülkelerinin Rusya gazına bağımlılıklarını azaltma çabalarını köstekleyecektir. Çünkü bu sayede Rusya AB’nin Rusya yerine ikame etmeyi düşündüğü gaz sağlayıcıları üzerinde etki sahibi olacaktır. Diğer taraftan ABD GECF’nin Rusya’yla saf tutan bazı üyelerini kendi tarafına çekmeye çalışarak dünya gaz piyasasındaki üçlüyü kontrol etmeye çalışacaktır.

Rusya’nın Almanya ile ilişkisi

Rusya’nın en büyük ticaret ortakları AB ülkeleridir. Bunlar 2007 yılında Rusya’nın yaptığı ticaretin toplamının %51.5’ini teşkil ediyorlar. Rusya’dan ithal edilen mallar temelde enerji ve mineral yakıt ürünleri (%66) ve kimsayallar, hammaddeler. AB’nin Rusya’ya ihraç ettiği mallar ise çeşitlidir. Bunlar arasında makineler, taşıma araçları, mamul mallar, gıda ve canlı hayvanlar vardır. 2007 yılında AB’nin Rusya’ya ihraç ettiği malların toplam değeri 89 milyar Euro iken, AB’nin Rusya’dan aldığı malların toplam değeri 143.5 milyar doları buluyordu. AB devletleri Rusya’nın en önemli yatırımcıları. Rusya’daki yabancı şirketlerin hisseleri Rusya’daki senetlerin %75’ini oluşturuyor. 2007 yılında AB’nin Rusya’ya yaptığı yatırımlar 17 milyar Euro civarındaydı. AB üyesi ülkeler arasında Almanya ve Hollanda Rusya ile çok güçlü bir ekonomik ilişkiye sahip. Almanya diğer AB ülkeleri arasında Rusya’nın en önemli ticaret ortağı ve dünya ölçeğinde onun kilit öneme sahip ortaklarından birisi. 2007 yılında Rusya’ya yapılan toplam dış yatırım 103 milyar dolardı ve bunun 27.8 milyar doları 2007 yılı içerisinde girmişti. Hollanda ve Kıbrıs’ın Rusya’daki yatırımları toplam yabancı yatırımların %60-70’i civarındadır. Ama uzmanlara göre bu sermayenin çoğu, 1990’larda dış ülkelere giden Rus sermayesinin geri dönmesinden ibaret.

Almanya Rusya’ya akan dış sermayede sürekli bir paya sahipken, ABD’nin payı 2004’e nazaran düştü.

2007 yılında Almanya’nın Rusya’ya yaptığı ihracat %20 oranında artarak 28.2 milyar Euro’ya ulaşırken, Almanya enerji ihtiyacının üçte birini Rusya’dan karşılamaktadır. Ayrıca 2007 yılı itibarıyla Rusya’daki Alman yatırımlarının oranı 2007 yılında %9 oranında artarak 5 milyar dolara ulaştı. Rusya’nın geçmiş yıllarda petrol ve gazdan büyük miktarlar kazanması, Rusya’nın ekonomisinin diğer bölümlerini güçlendirmesine yardımcı olurken bunun sonucunda Alman mühendislik ve inşaat şirketleriyle sözleşmeler yapılması gündeme gelebilir. Rusya’da ofisleri bulunan 4600 Alman şirketinin çoğu küçük ve orta ölçekli işletmelerden oluşuyor. Rusya’ya yapılan Alman yatırımı Rusya’nın toptancılık ve perakende sektörünü, taşıma altyapısını, gıda ve kimya endüstrisini, elektronik, inşaat ve otomobil üretimi sektörlerini hedefliyor. Alman üreticiler Rusya’daki hızla büyüyen tüketim malları ve otomotiv sektörünü hedeflemiş durumda. Rus ve Alman ekonomileri çok karşılıklı ve tamamlayıcı bir ilişki içerisinde bulunuyor. Alman mühendislik ve imalat sektörü, Rusya’nın büyük doğal kaynakları ve enerji kaynaklarıyla birleştiriliyor ve geleceğe yönelik daha güçlü bir işbirliği planlanıyor. 2008 Nisan ayında NATO’da Almanya ve Fransa Ukrayna’nın NATO’ya alınmasını veto ettiler.

ABD karşıtı ülkelerde artan Rus faaliyetler

Rusya’nın İran'la kurduğu sağlam bir ilişki var. Buna ek olarak Rusya Orta ve Latin Amerika’daki ABD hükümetiyle sorunlar yaşayan ülkelerle de bir askeri ve ekonomik ilişki başlatmış bulunuyor.

Venezüella ile yapılan bir ekonomik işbirliği anlaşması, 2008 yılında Venezüella Deniz Kuvvetleri’nin Rus Donanması ile birlikte yaptığı ortak askeri deniz tatbikatı ve Rus Donanması’nın 2008 Aralık’ında Küba’ya yaptığı ziyaret Rusya’nın Gürcistan ve Ukrayna’daki ABD faaliyetlerine bir yanıt olarak görülüyor.

Venezüella Rusya ile bir anlaşma yaparak 4 milyar dolar değerinde silah almaya karar verdi.

Eski Sandinist devrimci Daniel Ortega’nın başkan seçildiği Nikaragua, Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke oldu. 2008 Aralık’ında Rusya Lübnan’a şaheser Mig-29’larından hediye ederek Lübnan’ın zayıf hava kuvvetlerini güçlendirdi. Lübnan uzun süredir kendisini İsrail ataklarına ve İsrail’in yakın müttefiki ABD’ye karşı Amerikan F-16 jetleri almaya uğraşıyordu.

Sonuç

Rus egemen sınıflarının dünya arenasında yeniden önem kazanma ve ABD’nin hegemonik varlığına bir karşı denge yaratma arzusu Rusya’nın ekonomik, siyasi ve savunmaya yönelik faaliyetlerinden anlaşılmaktadır. Orta Asya Güvenlik ve Ekonomi organizasyonu olan SCO’nun gelişimi, Çin’le yapılan işbirliği ve Almanya gibi bazı AB devletleriyle kurulan güçlü ekonomik bağlar önümüzdeki yıllarda ABD’nin hakimiyetine meydan okuyan bir Almanya-Rusya-Çin birleşik iktisadi-siyasi gücünün oluşmasına yol açabilir. Rusya’nın OPEC çizgisinde bir doğalgaz karteli oluşturma çabası, gelecekteki enerji politikaları üzerinde büyük etkisi olacak bir çabadır. Rusya’nın iç ekonomisinde, petrolün, gazın ve savunma sektörünün birbirine bağımlı oluşu, tarım, mühendislik, tüketim malları ve ulaşım altyapısı gibi ekonominin diğer sektörlerinin ihmal edilmesine yol açmıştır. Rusya’nın Almanya ve Çin’le kurduğu yakın ekonomik bağ, bu sanayilerdeki iç boşluğu doldurabilir. Rus ekonomisinin Almanya ve Çin’le kurduğu ilişkinin sanayi sektörünü tamamlayıcı doğası, bu ülkeler arasında yeni bir işbirliğinin önünü açabilir ve zamanı geldiğinde güçlü bir ekonomik grup oluşturulabilir.

Bununla birlikte Rus burjuvazisinin giderek büyüyen ekonomik gücü, Rus halkına bir refah olarak yansımazsa, iç huzursuzluklar Rus elitlerinin arzuları önünde bir engel oluşturabilir.

Toplumun en tepedeki ince katmanının aksine, nüfusun %12 ile 15’i civarı geçim sıkıntısı yaşıyor ve %8 oranındaki işsizlik giderek kötüleşiyor. 2007 Eylül ayında emeklilerin yaptığı eylemin ardından Putin emeklilik maaşının ülke çapında yeniden düzenlenmesi emrini verirken, devlet aygıtının daha etkin çalışması için pek çok bakanı görevinden aldı. Mevcut mali kriz Rusya’yı da etkisi altına alarak işsizliği arttıracaktır. Bu durum Rusya’nın iç gerilimlerini daha da besleyen bir olgu olacaktır.

Rus burjuvazisinin kendi iç çelişkilerini yönetme ve uluslararası etkisini ilerletme çabalarını gözlemlemek ilginç olacaktır.

Akhil, Halk Gerçeği (Hindistan Komünist Partisi (Maoist) yayını), Temmuz 2009

Türkçeleştiren: Solun Doğusu (30 Ağustos 2009)

 
Share