|
HABER MERKEZİ(26.01.2012)- Avrupa Demokratik Kadın Hareketi (ADKH), Almanya’da son dönemde artış gösteren kadın cinayetlerine karşı bir açıklama yayınlayarak mücadele çağrısında bulundu. ADKH tarafından yapılan açıklama şu şekilde: “ARZU Özmen 1 Kasım 2011 tarihinde gece yarısı silahlı ‘birileri’ tarafından kaçırıldı. Kaçırılmasından tam 2,5 ay sonra ölü bedeni bulundu. Kaçıranların ellerinde sadece ölüm kusan silahları yoktu, taşıdıkları aynı zamanda toplumsal tabular (yasaklar), namus ve ahlak anlayışıydı. Bu anlayış ki özel bir meclis kurdurup kızları için ölüm, erkek çocukları için katil olma kararı çıkarttırıyor. Bu anlayış ki barışa yürüyen Pippa’ya tecavüz, aile ‘namusunu’ temizlemeye zorlanan ve dünyası yok edilen Güldünya’ya ölüm, Berlin’de sokak ortasında Hatun Sürücü’yü bıçaklayan “gururuyla” övünen erk-ekler yarattı. Bu anlayış erkek egemenliğini, erkek egemenliği de yasalarla güçlendirdi. Feodal cinayetler dünyanın her yerinde, “en ileri” yasalara rağmen yaşanabilir durumda.
Almanya da Kasım ve Aralık aylarında töre cinayeti sonucu öldürülenler: Arzu Özmen: 1993 doğumlu,1 Kasım 2011tarihinde kaçırıldı ve kaçırıldıktan 2,5 ay sonra Almanya’nın Detmold kentinde ölü bulundu, ceza zanlısı olarak 4 erkek ve 1 kız kardeşi tutuluyor. Diana: 1985 doğumlu, 12 Kasım 2011 tarihinde Almanya’nın Köln kentinde kocası tarafından öldürüldü. Filiz: 1990 doğumlu, 24 Kasım 2011 tarihinde erkek arkadaşı tarafından Almanya’nın Lünen kentinde sırtından bıçaklanarak öldürüldü. Souzan Barakat: 1998 doğumlu, 5 Aralık 2011 tarihinde Almanya’nın Nienburg (Niedersachsen) kentinde babası tarafından öldürüldü. Oshrit H. 1985doğumlu, 18 Aralık 2011 tarihinde Almanya’nın Göttingen şehrinde erkek arkadaşı tarafından öldürüldü. (bu bilgiler www.ehrenmord.de adlı siteden alınmıştır)
Bu kadınlar kendisine dayatılan gerici yaşam kurallarına karşı geldiği için öldürüldüler. Sistem, ölenlerin göçmen kimliklerinden kaynaklı ‘tören’in başka boyutuna ortak oldu-oluyor. Avrupa da kadına şiddetin dini, dili, ırkı, sınıfı var, ayrıca ‘üstün’ kültüre ait olmayanların bu şekilde katledilmesi ‘gelenek- görenek’ veya ‘töre cinayeti’ deyip normalleştiren- meşrulaştıran bir anlayış gütmektedir…
Alman devletinin sözüm ona ‘ekonomik krizi’ önlemek için çıkardığı ‘tasarruf paketlerinin’ içinde Kadın Sığınma Evlerine(KSE) ayrılan bütçeye kısıtlama getirdiğini biliyoruz. Emperyalist kapitalist sistemin devamlılığını sağlaması için çıkardığı ‘tasarruf paketleriyle’ kadının mücadelesi sonucu elde ettiği hakları budamaktadır ki, KSE’leri bunlardan sadece biridir. Alman devleti KSE konusunda hassasiyetini çıkardığı ‘Tasarruf Paketleri’yle göstermektedir. Kadın sığınma evleri her ne kadar geçici yaşam alanı olsa da, kadının kendisini güvende hissedebileceği alanlardan biridir. Korunaklılığı sürekli test edilmeli ve önlemler alınmalıdır. Kadının kendisini güvende duymadığı bir ortamda yaşama olanağı yoktur; birçok ülkede onlarca kadın KSE’ lerinin önünde veya hemen yakınında öldürüldü. Buda devletlerin ne kadar önemsediğini göstermektedir. Göz yummak, susmak, sessiz kalmak egemenlerin işini kolaylaştırır.
Erkek egemen sistem tarafından belirlenmiş toplumsal kurallara ‘uyumlu’ yaşamamanın trajik sonudur ölüm. Tarihsel olarak binlerce kadın egemen sistemin hegemonyasına karşı isyan etmiş, onun aracı haline dönüşen koca’larına, ağabeylerine, babalarına ve gerici gelenek-göreneklere rağmen ‘Ben Varım’ demekten geri durmamıştır. Arzu şahsında ‘ben de varım’ demek için yola çıkmış kadınların bireysel mücadelesini sahiplenip toplumsal mücadeleye dönüştürmeliyiz. Erk’ek egemen sisteme karşı mücadeleden pes etmek demek daha fazla ölüm, kan, gözyaşı demektir. Birileri için değil kendisi için yaşamak isteyen ve yaşamında söz hakkı sahibi olmak isteyen kadınları gerici yasalarıyla bastırmak, yok etmek isteyenlere karşı sessiz kalmayı değil isyan etmeyi seçmeliyiz.
Arzu Özmen şahsında bütün kadın katliamlarını kınadığımızı basına ve kamuoyuna bildirmeyi asli görevimizden biri olduğunu ve cins ayrımcılığına karşı yürütülen- yürütülecek mücadeleleri sahiplenmeye çağırıyoruz.”
|