| Tirajı yükseltmenin ikiyüzlü fotoğrafı |
|
Haber Türk Gazetesi’nin yayınladığı ve Fatih Altaylı’nın yazdığı köşe yazısıyla “sahip”lendiği, paralı-kanlı-bıçaklı-devlet zırhlı korunan kocanın; basın silahıyla kadının ölü bedenini tiraja malzeme eden ikiyüzlü resminin topluma/toplama yansımasını hep birlikte görelim… Toplumsal cinsiyetçi yaklaşımın boşanmadaki eşit(siz)liği, kadının cansız bedeniyle her gün kaçlarcası ve yılda yüzlercesi ekranlara, manşetlere yansımıyor mu? Fatihlerin, Hıncalların, Enginlerin, Serdarların ve nam-ı diğer Altayların bilinçlerinde yaratmadığı etkiyi, Manisa’da banyoda yüzükoyun cansız bedenine sırtına “sistematik devlet” darbesinin saplanan bıçaklı-çıplak manşeti yarattı. Muş’a uğurlanan Şefika Etik kilometrelerce yollarda ilerlerken o etik tartışma da bütün ülkeyi ‘kadın şiddeti girdabı’na çekti. Bilinenin bilinemez hale getirilme uğraşı canhıraş gitti. Giydirilmiş şiddet mi, çıplak şiddet mi, bıçak saplanmış ölü beden mi? Devletin erk’ek’e tanıdığı hak: Öldür “Kadına şiddette son nokta” diye habere konu olan Şefika Etik’in neden, niçin, nasıl ve hangi katiller tarafından öldürüldüğü bu kadar açık yerde dururken, sırttaki-kemikteki bıçak meselesinin “toplumun milli meselesi” haline getirilerek tartışılmasının arka planında yatan gerçekliğin kendisi şiddetin baba devlet odağını saklamaktır. Şefika Etik; başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ve türevleri erk’eklerin ağzındaki cinsiyetçi ayrımcılığın kurbanıdır. Medyanın etikçe tartıştırması gereken husus, her gün en az beşlercesi öldürülen kadınlardan biri olan Etik’in cesedinin teşhir edilmesi yerine katilleri koruyan ve onları devletin korumasıyla bıçakla silahlandıran anlayışı teşhir etmeleriydi. Ya da sekiz devlet görevlisi tarafından tecavüze uğrayan kadının mahkemesindeki heyetin tecavüzcüleri korumasıydı. Kadının erkeğe bağımlı fikri ve zihniyetinin son noktasında tartışılan, ödenen bedellerle değişimin olacağı akıllardan silinmeyen fotoğrafla belleklere kazındı. Sabırları uşaklık yeminleriyle devam eden devletin tepesindeki erkek egemen anlayışın “bıçak kemiğe dayandı” söylemindeki şiddetin, burjuva feodal zihniyetin erkekteki yansımasının kanlı fotoğrafı olarak toplumun “en mahrem yeri”nde faşizm tarafından çekildi ve görüntülendi. Kefenle baba köyüne döndü Manisa’daki koca evinden sırttaki bıçakla manşetlere taşınan çıplak ölü kadın bedeni Muş’taki baba evine kefenle yol aldı. Toplanan kadınlara cesedi gösterildi, köy camisine götürüldü. Cenaze namazı kılındı ve yakınlarının omuz başlarında köy mezarlığına defnedilen Şefika’nın yaşamı her kadının her gün yaşadığı gerçeğidir. Dün asanları alkışladık, bugün bıçaklayanları… Geleneksel olarak, hem sever hem öldürürüz, kümese de, çukura da, mezara da gömeriz. Timsah gözyaşları da dökeriz. Sonra da katil kim diye arayışa gireriz. Gerçekten katil kim? Şefika yemek yapmadığı için dövülmedi mi, kocası bıçakla saldırırken komşuları koşmadı mı, polise ihbar edip, kocaya ceza olsun diye Şefika sığınma evine gönderilmedi mi? Can güvenliği olmadığından sığındığı devlet evinde elinde bir demet çiçekle gelen katil kocaya ölümden kaçan kadın teslim edilmedi mi? Hastanelerde taşeron işçi olarak çalışıp işten atılan dayakçı kocanın eline bu kadar ‘özel yetkiler ve gizlilik kararları’ alınan ülkede iki çocuk annesi nasıl verildi? Bir işlem için günlerce devlet kapılarında vatandaşlar uğraştırılırken bir saat içinde banyodaki görüntüsüyle bu dehşet an tüm dünyaya hangi korkuyu salmak için yayılıyor? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in devlet kadını raporunda, “Kadın ölümden kaçıp, sığınıyor. Polis ise kocasına yerini söylüyor. Gizlilik olmadan sığınma evleri otelden farksız” tespiti yapıldı. ‘İnsan olan bunu yapar mı’ diye acısını dindiren babanın sesini Şefika’nın sesiyle birleştirelim: ‘hepiniz katilsiniz’ Sistemden çözüm beklemek ölümdür Kadın katliamlarındaki can yakıcı sorunda çözümü sistem içerisinde arama noktasındaki zeminin kayganlığı, kadınların örgütsüzlüğüdür. Devletin mahkeme kararlarında kadının mevcut sorunlarına yasal çözüm arayışı sırttaki bıçakta dışa vurmuştur. Yargının iş yükünü azaltması için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) gibi bir kurumun “tecavüze uğrayan kadının tecavüzcüsüyle evlenmesi halinde dava düşürülmeli” önerisi sunan bir sistemden çözüm beklemek gerçekten ama gerçekten büyük bir ahmaklık ve sorumsuzluktur. Ailenin fotoğraftan nasıl etkileneceği hususun katledilen bir bedenin üzerine örtülmesi ve örtülmeyen bedenin teşhiri üzerinden yapılan tartışmalarda saklanmak istenen feodal zihniyet örtülemedi. Annelerinin kadın olduğunu unutanlar Gördüğü baskı ve şiddetten korunmayan/korunamayan bir kadının; medyaya öldürüldüğü araçla malzeme edilmesi reytingi bir kez daha tekrarlandı. Koca elindeki çiçekle; sığınma evinden ‘hata yaptım, barışalım’ aldatmacasıyla götürdüğü karısını seri cinayetler-tacizler-tecavüzler dizilerindeki misal, bir saat sonra öldürdü. “Yöneten cellatın kemiğe dayanan bıçağı”nı devletin planlı empoze şiddetiyle “aldattığı için öldürdüm, sevdiğim için, namusumu temizledim” diyen kocanın saçtığı dehşeti; ‘en büyük gazeteci abi’ (annesi olmadığı için) küçük ebatta fotoğrafı, 11 yaşındaki kızını da pornografik bir eğitimle “duyarlılık sahip”liği yapmak için tüm tepkileri almasına rağmen yayınladı. “Bu kez demokrasi yok. Bunu basacağız” diyerek bastım” diyen erkek egemen sistemin toplumun kadına uyguladığı şiddete karşı sessiz kalanlara tepki olarak göstermesi de gerçekten memleketin çivisinin değil, kafatası kemiklerinin un-ufak kırılarak beyinlerinin foseptik çukura akmasının son noktasıdır. Tacizle beslenen, tecavüzle büyüyen, bıçakla ünlenen fatihler Haber Türk Gazetesi önünde protesto eylemi yapan kadın toplamına “Gerçek hayat hakkında hiçbir şey bilmeyen ahmaklar” diye tepki veren Fatih Altaylı şiddeti görünür kılmak için sırttaki bıçağı ilk günden hançere dönüştürmüş durumdadır. “Nedeni sizlersiniz” diye işaret ettiği, insan hakları savunucusu Av. Eren Keskin’e ‘keşke tecavüz etseydim’ diyen Fatih Altaylı… ‘Kadın da olsa çocuk da olsa gerekeni yapın’ diyen bir başbakanın olduğu bir ülke… Özel yetkili mallı-mülklü karar verici yönetemeyen siyasi iktidar(sız)ın kararlarında kadına duyarlılık beklemek gerçekten ahmaklığa işaret eder, kadına şiddeti azaltmaz, arttırır. Karşı çıkılan ve eğitimle avazı çıktığı bir konuda da övgü, sövgü, küfür ve bir(is)inin dur demesini bekleyen ve nedeni kendi dışında arayan köleleşen ve köleleştiren özel mülklü erkeklerin post-feminist dönemin e-femine cinsiyetini yarattığını bir daha bir daha Şefika Etik’in sırtındaki bıçak gözümüze sokuyor. Burjuva-feodal medyanın köşe tutan kalemşorları kadına yönelik sistematik baskı, işkence, şiddet, istismar ve hedef gösteren her türlü gerici yaklaşımdan ve yayıncılık anlayışından vazgeçmedikçe, sığınma çözümlerle şiddet yeniden yeniden üretilmeye devam edilecektir. Sistemin yeniden çözümü de ‘boyun eğmeyene yaşam hakkı tanımam’ şiddet orantısının “ölmen gerek” şartıdır. Şefika’nın ve her gün ölen, öldürülen kadının, çocuğun, işçinin, gencin, gerillanın, tutsağın katili devlettir. Faşizmin ve işkencenin savunucuları ve katil koca yaratan sistemin kendisidir. Katil sizsiniz… Katilsiniz… Katil… Biliyoruz… |

Tirajı yüksek pornografik medya malzemesine dönüştürülen kadının sırtındaki bıçak (kaldıysa vicdanları hançerleyen fotoğraf) geride bırakılan şeylerde/kişilerde nasıl travmalar yarattı. Egemen siyasi iktidarın ağzındaki bıçak kadının sırtına saplanmaya devam ediyor