Sessizlik şiddeti gizler, sessiz kalma paneli gerçekleştirildi!

ADKHAlmanya’nın Köln şehrinde Avrupa Demokratik Kadın Hareketi (ADKH)’nin ‘Sessizlik Şiddeti Gizler, Sessiz Kalma’ kampanyası doğrultusunda bir panel gerçekleştirildi
HABER MERKEZİ(02.02.2012)- ADKH 28 Ocak 2012 tarihinde “Sessizlik şiddeti gizler, sessiz kalma” başlığıyla bir panel organize etti. Panele katılımcı olarak ADKH Temsilcisi İnci Kaya ve Frauenverband Courage’dan Angelika Reinert-BUCK katılırken, Türkiye Kuzey Kürdistan’dan katılımcı olarak beklenen Avukat Eren Keskin’in bazı nedenlerden dolayı havaalanında Almanya’ya gelmesi engellendi.
Panele, kadının dünden bugüne durumunu anlatan sinevizyon ile başlandı. Sinevizyonun ardından Eren Keskin ile canlı telefon bağlantısı kuruldu; Keskin öncelikle panele neden katılamadığını açıkladı, ardından kadına yönelik şiddetin tartışılması ve buna karşı mücadele edilmesinin önemine değindi. Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasındaki devlet erkinin kadının üzerindeki şiddetine ‘kadına yönelik şiddeti sadece kadın ile erkek arasındaki şiddet olarak tanımlıyoruz. Sisteminde kendisine göre örgütlediği bir şiddet olgusu var’ şeklinde konuşan Keskin sözlerine şu şekilde devam etti: ‘Kadına yönelik şiddet tanımı yetersizdir. Benimde içinde olduğum bir grup avukatla ile birlikte 1997’den bu yana gözaltına alınan (adli-siyasi ayrımı yapmaksızın) şiddet ya da işkence gören kadınlara hukuki yardım için çalışmalar başlattık. Türkiye-Kuzey Kürdistan’da yaşanan taciz, tecavüz vb olayları görünür kılmaya çalıştık. Bu konuyu basın ve medya daha fazla ele almaya başladı. Şu ana kadar yürütülen hukuki mücadele sonucu ceza hukukunda kimi değişiklikler yapıldı, yalnız yapılan bu değişiklikler yeterli değil.’
Türkiye-Kuzey Kürdistan’da uzun zamandır tartışılan ve kadına yönelik şiddetin devlet erki tarafından nasıl desteklediğini bariz bir şekilde gösteren N.Ç davasına da değinen Keskin konuşmasına şöyle devam etti: ‘8 yıldır süren N.Ç davasında 26 erkek(üstü bir rakamda olabilir…) iki kadının yargılanma sürecine bire bir tanıklık ettik. Davaya alınmamız engellendi. Yargılanma sonucunda 12 yaşındaki bir çocuğun yaşadıkları hakimler ve yasalar tarafından görülmediği gibi, erkekler eski ceza hukukuna göre 1,5 yıl ceza alırken iki kadında ‘iffetsizlikten’ dolayı 9 yıl ceza aldı. Kadınlar tecavüzcülerden daha fazla ceza aldı. Bu da kadının hukuktaki yerini gösteriyor, kadına yönelik şiddeti erkek egemenliğinden, sistemden kopuk ele almak eksik bırakır. Şiddetin devlet eliyle nasıl yapıldığını görmek gerekir.’
Kadın bedeni objeleştiriliyor
Panele Frauenverband Courage adına katılan Angelika Reinert-BUCK, Almanya’da kadına yönelik cinsel taciz vakalarının çok yoğun olmakla birlikte istatistiki verilerin yeterince yapılmadığına değindi. Çocuk istismarının yoğunluğuna değinen A. Reinert ‘2003 yılı istatistiki verilerine göre 19.477 çocuk cinsel istismara uğramıştır, bunların % 77’si kız çocuğunu oluşturuyor ve bu vakaların çok az bir kısmı mahkemelere taşınmıştır’ dedi. Almanya’da her gün 40 bin kadın, sığınma evlerine sığınıyor, 16 yaş üzeri kadınların yüzde % 40’ı bedensel ve cinsel şiddete maruz kalıyor. Yılda 90 bin tecavüz vakası yaşanırken bunların sadece % 1’ i mahkemelere taşınıyor ve dolayısıyla % 1’i cezaya tabi tutulabiliniyor. Kadın bedeninin çıplak bir şekilde sergilenmesinin medya ve televizyon aracılığıyla objeleştirildiğine de değinen Reinert konuşmasının devamında Almanya’da egemenlerin işyerlerinde Mobbing yöntemiyle kadınlar arasındaki dayanışmayı engellediğini, cinsiyetçi ve iftiracı saldırılarla işçileri çökerttiğini ayrıca Mobbing yöntemiyle insan bilincini, kişiliğini, hayat sevincini entrikalarla ve yalanlarla, iğnelemelerle, aşağılamalarla baskı altına almak için kullandığını dile getirdi. Kadına yönelik şiddete karşı toplumsal duyarlılığı uyandırarak hep birlikte mücadele edilmesi gerektiğine değindikten sonra konuşmasını bitirdi.
Kadın-erkek el ele mücadele vermelidir
3. konuşmacı olan ADKH temsilcisi İnci Kaya konuşmasına bir tespitle başladı; “tarih olgunlaşmaya başladığı andan itibaren bir dönem vardı ve bu dönem ‘anaerkil’ diye adlandırılıyor. Yalnız biz bunun doğru olmadığını düşünüyoruz ve ‘anaerkil’ yani kadının erk-egemen olduğu bir dönem olmadığını düşünüyoruz. Kadının kendi isteğiyle- bilinçli bir egemenliği söz konusu değildi. Doğal bir şekillenişin sonucunda oluşan bir hukuk vardı. Günümüz dünyasındaki gibi bir erk sistem yoktu. Bugüne geldiğimizde erkek egemenliğinin kendisine ait birçok kurumu ve şekillenişi söz konusudur. Örneğin; mülk edinme, aile, tabular, devlet, ordu ve en önemlisi insanın insan tarafından sömürüsü vardır. ‘Anaerkil’ dönemde bunların hiçbiri yoktur.”
Kaya ardından “bugün karşımıza çıkan modernlik ve uygarlık kavramlarının ayrıca tartışılması gerektiği gibi ilkellik ve modernlik gibi kavramların neye göre söylendiğini-tartışıldığının iyi irdelenmesi gerektiğine” dile getirerek, “toplumsal sistemlerin evirilmesiyle kadının üzerindeki sömürü daha da katmerleştirilmiştir” dedi.
Kaya konuşmasına şu sözlerle son verdi: “Erkek, kadının mücadelesini sahiplendiği oranda özgürleşecektir. Kadın sorunu diye bir sorun yoktur, toplumsal bir sorun duruyor karşımızda. Egemenlerin bizim üzerimizdeki oynadığı bu oyunlara alet olmaması gerekiyor erkeğin. Bizler kendi mücadelemizin öznesi olmamız gerektiği gibi, bu mücadele erkeğin ve kadının birlikte vermesi gereken bir mücadeledir. Bin kilometrelik bir yolu katedebilmek için bir adım atmak gerekiyor. Bir adım atılmaz ise bir kilometrelik yol katedilemez. Biz bu adımı atmak istiyor ve kadına yönelik şiddeti her türlü araçlarla egemen anlayışlara vurarak alaşağı edip, kadın bilincini yükselterek ve kadının bu mücadeleyi sahiplenmesini sağlamak istiyoruz. Sessizlik Şiddeti Gizler Sessiz kalma çağrımızda bundadır.”
Panele ara verilemesinden sonra Alman gençlerinden oluşan grup sahne aldı. Müzik grubunun sahne almasının ardından tartışmalara geçildi. Tartışmalar sonrasında tekrar söz alan panelistlerin konuşmaları ardından panele sona erdi.

 
Share