|
İfadeler doğrudan taciz içerir nitelikte. “Erkek” olmanın verdiği ve bu “erkek”liğini koruyacak bir sistemin içerisinde bulunduğunun gayet farkında olan Ardıç, beynini bacaklarının arasına taşıyıp adeta taciz dizgesi hazırlamış. HABER MERKEZİ (31.01.2012)- Sabah Gazetesi’nin ağzını her açtıklarında kadınlara saldırmaktan geri durmayan, “entelektüel” birikimleri ile kendilerince belirleme ve tespitlere varan yazarlarından bir tanesi daha inciler döktürüverdi… Sabah gazetesi yazarlarından Engin Ardıç köşesinde “Soyunan sosyalist” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazı Ukrayna'nın feminist FEMME örgütünün Davos’ta yapılan çıplak protesto eylemi üzerine “değerlendirmeler” içeriyor. Öncelikle yazısına bu örgütü aşağılayan kelimelerle başlayan Ardıç, konuyu daha özelleştirip kadını, kadın kimliğini, bedenini aşağılayan, feminist örgütün ideolojik eksiklerinden faydalanarak bunu ülkemiz devrimci kadınlarına bir aşağılama basamağı yapan bir dil kullanıyor. Örgütün kadın sorununa bakışı, eylemlerdeki tarzı ve en önemlisi ideolojik olarak eksikleri bir tarafa, asıl sıkıntı Ardıç’ın bu kadar rahat bir şekilde “erk(ek)” beyninin aktardığı ifadeler. Doğrudan eylem yapan kadınlara yönelik kullandığı, “Soyunmaları ‘kapitalistlere gününü gösterme’ dürtüsünden mi yoksa ‘erkeklere orasını burasını gösterme’ dürtüsünden mi kaynaklanıyor, anlaşılamamış. (…) Bu kadınlar güzelliklerine güveniyorlar ki soyunuyorlar. (Yakından baktım, hiç de fena değiller, incecik genç kadınlar, sıfır yağ, fındık meme, uzun bacak.)” ifadeler doğrudan taciz içerir nitelikte. “Erkek” olmanın verdiği ve bu “erkek”liğini koruyacak bir sistemin içerisinde bulunduğunun gayet farkında olan Ardıç, beynini bacaklarının arasına taşıyıp adeta taciz dizgesi hazırlamış. Ve ne büyük traji komedi ki bu taciz ne basının bir numaralısı (büyük sansürcü) devleti ne de kadınların hakkını savunan sayın Fatma Şahin’i rahatsız etmişe benziyor. Satabildikleri ne varsa satarak, ülkede ezilenin sırtındakilerin kuyruk altlarında bir asalak gibi yaşayan bu “süper zeka ve entelektüel” baylarımız sonrasında kalkıp “radikal” bir şekilde başka kişileri ya da kurumları eleştirme lüksü ediniveriyorlar. Hele de ki bu örgütün muhatapları kadınlarsa Ardıç tüm incilerini döktürüyor. Tıpkı iktidarlar karşısında her gün “yeni” fikir edinmedeki kıvraklıklarında döktükleri inciler gibi. Dünün bir şeyi, bugünün başka bir şeyi olan bu yazarlarımız leş kokan ağızlarını herkese sonuna kadar açabilecekleri lüksüne sahip oldukları kanısındalar! Bu kanıdan kaynaklı ki Ukraynalı kadınlara düzdürülen aşağılık ifadelerin ardından ülkemizdeki kadınlara da “ayırt etmeden payına düşeni” veriyor. Ardıç , “Vallahi bizim liberal aydınlar da bizim hükümeti protesto için soyunsalar ya çift taraflı sulu zatülcenp olurlar ya da polis tarafından ‘halkın göz zevkini bozdukları için’ tutuklanırlar. Peki, bizim protestocu hanımlar niçin soyunmazlar acaba? Hem solcu olup hem de ‘örf ve adetlerimize’ saygılı oldukları için mi yoksa güzelliklerine güvenemedikleri için mi? Hanım hanım, gazete basıp güvenlikçi tartaklamak değil, gerektiğinde kıçını açmaktır marifet! Aç ki muhalif basın sana da haber değeri versin.” Ardıç ülkemiz kadınlarını da bu sözleriyle aşağıladıktan sonra önce FEMME örgütünün bu eyleminin doğrudan basının dikkatini çekmek için yapıldığının altını çiziyor. Bu örgütün böylesi bir yönelimi olabilir. Bu onların bile bileceği bir iş. Biz devrimci kadınlar bu tarz eylemleri onaylamamakla birlikte bunu yapan kişileri de aşağılamayız. Bizim eylem ve örgütlülük anlayışımız sınıf mücadelesinden yükseldiği gibi, sistemler tarafından tabulaştırılan aşağılanan bedenimizi tekrar onun hizmetine sunan bir eylem anlayışımız da elbette ki yoktur. Devrimci kadınlar, kadın kimliklerini ve sistemin ona yaklaşımını bilir ve mevzilenmesi de buna göredir. Onlar bedenlerini, Barbaralar, Mirabel kardeşler, Claralar, 19-22 Aralık katliamında hapishanelerde direnen kadınlar gibi kullanır… Bay entelektüelimizin bu kadınları tanıdığına eminiz ve onların anlayışından ne kadar korktuğuna da… Devrimci kadınları karalama ve aşağılama derdi de buradan geliyor bizce… Ardıç yazısının sonlarında “entelektüel” birikimini okuyucuya kanıtlamak için Stephane Hessel, Herbert Marcuse ve Mao’dan bahsederek sola ne kadar hakim olduğunu göstermeye çalışıyor. Evet, biz devrimci-komünistler yüz çiçeğin yan yana açması gibi yüz fikrin de yan yana yaşaması gerektiğini savunuruz. Fakat sivri zekalı entelektüelimiz bay Ardıç unutmamalıdır ki; dünya halkları gerçek anlamda özgürlüklerine kavuşup, yeni bir yaşam kurduklarında Ardıç gibiler tarihin tozlu sayfalarında dahi kendilerine yer bulamayacaklardır. Bir diğer mesele Ardıç’ın, az da olsa ifadelerinde yer alan, basına yönelik “ilgi duyabilecekleri” eleştirisi… Evet, sizin basınınız bunlara ilgi duyar. Sistemin en önemli aracının taşıyıcıları olan siz gerici burjuva-feodal basın temel olarak kadına biçilen rolleri de çok iyi savunursunuz. Her gün kapağınıza, iç sayfalarınıza taşıdığınız çıplak kadın bedenlerinden pirim yaparken istediğiniz zaman da o kadınların bedenini, aşağılayarak pirim yaparsınız. Sizin özünüz ve niteliğiniz budur, bu da sizin gerçeğiniz! Var üzerine sen düşün. Sonra göğüslerini açan kadınları sıcak koltuğundan yazdığın kelimelerle taciz edeceğine, sizin bileisteye her şeyinizle teslim olduğunuz zihniyeti taciz ediver.
|