Muhteşem başkaldırı

Dünyadaki tüm devrimcilere, bir kez daha, bir ayaklanmanın ya da, daha köklü bir eylem olan devrimin, kati surette bir öncüye ihtiyacı olduğunu ispatlamıştır.

Sonuçları her ne olursa olsun, Mısır’lı halk kitlelerinin 18 gün süren başkaldırıları tek kelimeyle muhteşemdi. 30 senedir, hikmetinden sual olunmayan Mübarek rejimini, Ortadoğu’nun siyaset sahnesinden süpüren esas temel güç, Mısır halkının bu haklı ve meşru ayaklanması olmuştur. Mübarek’in istifasını açıkladıktan sonra, Tahrir’den bütün bir Mısır’a yayılan bayram havasına, ilkin bu zaviyeden bakmak gerekir. Mısır halkının coşkusuna, ağzının kulaklarına kadar varıp, gülmesine, kahkahalar atmasına ortak olmak için kanlı Mübarek sultasının devrilmesinin, Mısır ve ardından bütün bir coğrafya açısından, ne anlama geldiğini ilkin bir idrak etmek gerekir. Bunu anlamadan, “bu bir devrim mi değil mi” vari skolastik münakaşanın hiç faydası yoktur. O nedenle farklı bir sesli düşünmeye ve münakaşaya ihtiyaç vardır. Bunları dört noktada toparlayacak olursak:
1) Emperyalist dünya sisteminin şu gezegende bir kaç ana sütunu varsa bunlardan biri de hiç şüphesiz Mısır’dır. Haritaya bakın. Kuzey Batı’da, Cebeli Tarık’tan, Süveyş’e oradan bütün bir Doğu Akdeniz havzasına, Güney’de ise, Aden’den Hürmüz Boğazı’na kadar, emperyalist çıkarın başta gelen sütunlarından biri Mısır’dır. Mısır’ın sarsılması demek bütün bu coğrafyanın sarsılması demektir. O nedenle Mısır halkının yiğit başkaldırısının önemi burada yatmaktadır. Ve gene o nedenledir ki, başta ABD olmak üzere bütün emperyalist devletler, son ana kadar uşakları Mübarek’i halkın gazabından korumaya çalışmışlardır.
2) Bu başkaldırı, mevcut şartların, zinhar değişemiyeceğine dair var olan kör, hurafeye dayalı inançları yerle bir etmiştir. Mısır’lı kitleler, toplumun çok farklı sınıf ve tabakalarının bir araya gelmesi sonucu, yiğit bir ayaklanma sergilemişlerdir.
3) Dünyadaki bütün gelişmelerin önüne geçen 18 günlük hadiseler, kendiliğindenci bir ayaklanmanın dahi ne kadar karmaşık ve girift sorunları beraberinde getirdiğini göstermiştir. Dünyadaki tüm devrimcilere, bir kez daha, bir ayaklanmanın ya da, daha köklü bir eylem olan devrimin, kati surette bir öncüye ihtiyaç olduğunu ispatlamıştır.
4) Zira bu ayaklanma, bütün bir devlet aygıtının ve onun en önemli unsurlarından biri olan Ordu’nun, darmadağın edilmediği takdirde, düzenin kendisini yeniden, yeni şartlara uyarlamaya hazır olduğunu göstermiştir. Halkın gazını almak için halkın yanında gözüken ordunun hedefi, tabii ki Mısır halkıydı. Yılda 1,5 milyar Dolar ABD askeri yardımı alan Mısır ordusunun, tank namluları, bütün bir isyan boyunca Mübarek’in sarayına mı yoksa Tahrir’deki halkın üzerine mi doğrultulmuştu?
Bu kısa yazıda, Türkiye’de hükümetin ve toplumdaki çeşitli tutumların hakkında da kısaca durmakta fayda vardır.
Tunus halkının ayaklanmasına baştan sona kadar kayıtsız kalan ve hatta Bin Ali’yi destekleyen Türk hükümetinin, ilkin, 25 Ocak’tan 1 Şubat’a kadar, Mısır’daki ayaklanmaya karşı ilgisiz kalıp, daha sonra, 1 Şubat’tan itibaren, tamamen pragmatist nedenlerden ötürü sahiplenmeye çalışmasının, kanımca, iki ana nedeni vardır. Birincisi, Mısır başta olmak üzere, bölgedeki anti-ABD’ci havayı, ABD ile olan sıkı bağları iyi bilinen Türk hükümetinin kontrolü altına almaktır. İkincisi ise, Mübarekli Mısır’ın bıraktığı siyasi, iktisadi ve askeri boşluğu kendisinin doldurmak istemesidir.
Türk şovenizmiyle haşır neşir olanlar, gerek Tunus gerekse de Mısır’daki baldırı çıplakların ayaklanmasını, ya görmemezlikten gelmişler ya da küçümsemeyi yeğlemişlerdir. Ne ilginçtir ki, sünni meshebiyle hercümerc bu hakim ulus şovenizminden şikayetçi olan Alevi cemaatleri ise, Araplar hakkındaki malum düşüncelerinden ötürü fikir dahi beyan etmemişlerdir. Ve tabi, daha daha ilginç olanı, Türk hakim ulusunun şovenizmi altında 80 küsür senedir milli zulüm gören Kürtlerin siyasi örgütlerinin, Mısırlı kitlelerin bu muhteşem başkaldırısı esnasında, tek bir söz söylememiş olmalarıdır. Birbirlerinden farklı olan kimliklerin, aynı milliyetçi ideolojik kulvarda hareket etmeleri, son derece manidardır. “Bütün ülkelerin proleterleri ve ezilen halklar birleşin” sözü boşuna söylenmemiştir.

 
Share