Halep ordaysa arşiv burdadır (II)

Geçen sayıda kaldığım yerden devam edeyim.
Kaypakkaya camiası, bütün bu çağrılara, özellikle Mao Zedung Düşüncesi’ne, binbir dereden su getirerek, şerh düşüp, kerhen katılmıştır. (bkz. 20 Mayıs 1981 tarihli  “Enternasyonal dergi Kazanılacak Bir Dünya’nın Koordinasyon Komitesi’ne Açık Mektup”, Komünist, sayı: 10, 1981)
1980’lerde, emperyalist bir savaşın kapıda olduğunu, esas akımın dünyada devrim değil, emperyalist bir savaş olduğunu ve bunun bir devrimle engellenmesi gerektiğini söyleyen RCP olmuştur. Bu nedenle, RCP’yi, en fazla alaya alıp, “kıyamet tellali” olmakla suçlayan Kaypakkaya camiası olmuştur. Halbu ki, Kaypakkaya camiası ise Mart 1983’de, iki süper güce karşı Avrupa ile ittifak yapılması, Cunta’ya karşı Özal’ın desteklenmesi, Erbakan’ın MSP’sini de milli burjuva ilan edilmesini benimsemekteydi. (bkz. 4. Kararlar, 1983) Akla takılan soru şu olmuştur: Madem, dünyada savaş tehlikesi yok, o halde, bütün bu ittifak arayışları neyin nesidir? (Bunları tersinden doğruluyan bir kaynak için bkz. Erdoğan Şenci, Firar, Yıldız Kitapları, İstanbul 2010)  Geçerken belirteyim. Bu kararların mimarı Aslan Kılıç, üç sene sonra Perinçek’in yanına geçecek, fakat bu kararlar, daha sonra da başkalarınca canla başla savunulacaktır.    
Eh, Kaypakkaya camiası ittifak tercihini böyle yapınca, 1984’de kurulan Devrimci Enternasyonalist Hareket (DEH)’in de bir anlamı kalmayacaktır. O yıllarda, akıllara durgunluk veren şu tarihi kararı alınmıştır: “DEH’ML’dir ama DEH Deklarasyon’unu ise oportünisttir.” (bkz. 5. Kararlar, 1984) Bu kararın mimarları, o vakitler, tıpkı Bolşevik Partizan gibi, Mao Zedung Düşüncesi’nin, aslında, Üç Dünya Teorisi olduğunu söylüyorlardı. Stalin’in ve Komintern’in başarılarını değil, hatalarını erdem yapıp, devrimci komünistleri, Troçkist olmakla suçluyorlardı. Ve ne ilginçtir ki, bugün o mimarlar, siyasi yelpazenin dört bir tarafına dağılmışlardır. Stalin’in diktatör olduğunu dillendirmekte beis görmeyenler; ulusal ve uluslararası çapta, ittifak gücü olarak kabul ettikleri, göz kırptıkları güçlerle, Üç Dünyacılara dahi parmak ısırtmaktadırlar. Nerden nereye...    
5. Kararlar’a geri dönecek olursak. İçinde RCP’nin de yer aldığı DEH ise, inatla ve sabırla, Kaypakkaya camiasını eleştirmiş ve bu fikrinden vazgeçmesi için canla başla uğraşmıştır. “... [hareketiniz] ile Devrimci Enternasyonalist Hareket arasındaki münakaşanın özü, hep Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi olmuştur ve olmaya devam etmektedir” denilen 38 sayfalık mektuba, şu cümlelerle son verilmektedir: “Yoldaşlar, hatalarınızı teşhis etmenin zamanıdır. Onlar, sizi Mao Zedung düşüncesini reddetmeye, Devrimci Enternasyonalist Hareket’e saldırmaya götürmüştür, ve Türkiye’de devrimin ilerlemesinin yolunu tıkamaktadırlar. Önemli bir mücadele tarihine sahip olan, Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi temelinde ve Kültür devrimi’nin bir sonucu olarak kurulmuş olan ... [hareketinizin] bu hataların üstesinden gelmeye ve bunların köklerini yok etmek için gerekli olan çabaları başlatmaya muktedir olduğu konusunda güvenimiz tamdır” (bkz. DEH Komitesi’nin 1986 tarihli mektubu.)
O günden bu yana yaşananlar yukarıdaki tespiti, haklı çıkarmıştır. O günkü münakaşadan “yusuf, yusuf’ kaçanların yerinde, şimdi, yeller esmektedir.
Bugün, komünizm bir yol ayrımındadır. Geleceğin öncüsü mü yoksa geçmişin kalıntısı mı olunacaktır? Bu sorunun cevabının dedikoduda aranmayacağı çok açıktır. Bu sorunun, azılı bilimsel olunarak, derinlemesine tartışılması ve gerekli olan kopuşların sağlanması, elzemdir. Zira, bu yapılmadığı taktirde, Chavez’ci ya da Mukta da El Sadr’cı olmamanın; Aslan Kılıç’cı ya da Cem Somel’ci olmamanın; hatta ve hatta Gonzalo’cu ya da Praçanda’cı olmamanın garantisi yoktur.
KOMÜNİZM: YENİ BİR AŞAMANIN BAŞLANGICI, Revolutionary Communist Party*, USA’nın Manifestosu’nda da belirtildiği gibi:
“Çok önemli olarak, bu ‘birbirinin aynadaki aksi’ misali yanlış eğilimler, geçmişin modellerinden (özgün modeller değişiyor olsa bile) birine veya diğerine saplanıp kalma, veya onlara geri dönme anlamında ortak bir noktaya sahiptirler: Ya komünist devrimin ilk aşamasının geçmiş deneyimlerine – veya bunun tamamlanmamış, tek yönlü, ve nihayetinde yanlış bir anlayışına – dogmatik bir şekilde sarılmak, ya da geçmiş tüm burjuva devrim dönemine ve onun ilkelerine geri dönmek: 21. yüzyıl komünizmi kisvesi altında veya bunun adına, 18. yüzyılın (burjuva) demokrasisi teorilerine geri dönmek, esasında bu ‘21. yüzyıl komünizmi’ni  ‘saf’ ve ‘sınıfsız’ olduğu kabul edilen bir demokrasi – sınıflar var olduğu sürece gerçekte sadece burjuva demokrasisi, ve burjuva diktatörlüğü olması anlamına gelen bir demokrasi – ile eşit görmektir. Bir taraftan görmezden gelinen, modası geçmiş olarak yaklaşılan, veya bir dogma olarak reddededilen, (veya bir soyutlama olarak kabul edilen ve daha sonra pratik mücadeleyle alakasız görülerek, anlamsız bir  ‘komünizmin ABC’si’ telakki edilerek köşeye atılan) eski, gerici devletin ortadan kaldırılması ve tasfiye edilmesi, radikal olarak farklı yeni bir devletin ortaya çıkmasının gerekliliğine yönelik tüm bu  bilimsel komünist anlayış (ki bunun bedeli Paris Komünü döneminden bu yana tekrar tekrar milyonlarca ezilenin kanıyla ödendi) toplumun tamamını dönüştürmede ve insanlığın tamamını özgürleştirmede, eskiden ezilen kesimlerin çıkarlarını temsil etmektedir, aksi takdirde, devrimci mücadelenin kazanımları çarçur edilmiş ve ortadan kaldırılmış olacaktır, ve devrimci güçler yok edilecektir.”
*RCP-USA: Devrimci Komünist Parti-ABD

 
Share