|
Hiç kusura bakılmasın. Tevazu göstermeyeceğim. Sahte mütevazılık yapmaya hiç niyetim yok. Halep ordaysa arşiv buradadır. Hatırlatmakta fayda var: Halkın Günlüğü’nün 2. Sayısında, benimle yapılan mülakatta, ilk soruya cevaben, “Hiç tartışmasız, Türkiye’deki rejimi 87 yıldır ayakta tutan sütunlardan biri de milli zulüm politikasıdır. Türk şovenizminin milli zulmü üreten iki ideolojik kaynağı vardır. Bunlardan biri Kemalizm’dir. Diğeri ise, Kemalizm’le sorunlu olan ama Türklük’le sorunu olmayan Türk İslam’dır. Her ikisinin de ortak paydası, hakim ulus şovenizmidir. Bütün bir topluma teşhir edilmesi, anlatılması ve ezilenlerin bu istikamette aydınlatılmaları gerekmektedir. O nedenle, 87 yıldır yaşanan acıların, eşitsizliklerin birinci dereceden baş müsebbibi bu şovenizm ve onun uygulayıcısı olan rejimdir” demişim ve devamla mevcut taraflara ve onların çatışmalarına ilişkin de şu tespiti yapmışım: “Milli mesele, her iki ulusun burjuvazisi açısından bir pazar sorunudur. Bunu aklımızda tutarak diğer önemli noktaya bakalım. Şayet, savaş, siyasetin başka araçlarla devam ettirilmesiyse, o halde bu savaşın tarafları kimlerdir? Bunlar, hangi siyaseti, ya da daha doğrusu hangi sınıf(lar)ın siyasetini temsil etmektedirler? Hiç kuşkusuz taraflardan biri, rejimin temsil ettiği sınıflardır. Yani Türk komprador burjuvazi ile komprador bürokrat burjuvazidir. Taraflardan diğeri ise, son yirmi senede, Irak’ın işgali, Güney Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin oluşması ve Türkiye’nin gözle görülür şekilde ekonomik olarak palazlanması gibi, bölgede sermaye dolaşımı ve sıcak para trafiği gibi bir dizi faktör sonucu ezilen ulusun, feodal beylikten kompradorluğa terfi etmek isteyen sınıflarıdır. Hiç kuşkusuz bu sınıfların önde gelen siyasi temsilcisi PKK ve onun legal siyasi aktörleridir.” 12 Haziran Seçimleri’nin hemen ardından seçim sonuçlarına ilişkin, “Yapısal bir değişiklikten geçmekte olan Türkiye’de seçim sonucu belli oldu. Rejimin yeni kontratını yani anayasasını yapacak parlamento seçildi. Sandıktan, zımnen, nur topu gibi bir koalisyon çıktı: AKP, yüzde 50 ile Türk hâkim sınıflarını bir kez daha temsil etme onayı aldı. Kürt burjuvazisinin siyasal temsilcisi BDP, solun parlamenterist güçlerini de yanına alarak 36 vekille meclise girme hakkını elde etti. Türkiye’nin yeni anayasasını esasen bu iki güç yapacaktır. Böylesi bir anayasanın, Türkiye’nin çeşitli milliyetlerden yoksullarının ensesinde boza pişireceği daha şimdiden bellidir” (“AKP’li,BDP’li mecliste anayasa pişer, belki ‘Vartinik’ten meclise’hayallerine de bir şeyler düşer”) şeklindeki tespitim bütün bir yaz dönemi boyunca sürecek olan kanlı çatışmaların ve BDP’nin meclis boykotunun gölgesinde kalmıştı. Temmuz ayında, çatışmaların epey yoğunlaştığı dönemde BDP’lilerin, politik arenanın içeride ve dışarıdaki kimi temas ve gezilerinden örnekler verip bunları, Nepal tecrübeleriyle kıyasladığım “Fotoğrafların Dili” başlıklı makalede, “Taraflar, birbirlerinin elini zayıf düşürmek için ellerinden geleni yapmaktadır ve daha da yapacaktır. Bunun anlamı, savaşın kâh kızışacağı, kâh sakinleşeceğidir” demiştim. Ve nihayet Ağustos ayında, “Piknik değil Tango” başlıklı makalede, “Bütün toz dumana rağmen Türk hâkim sınıflarının yeni temsilcisi AKP’nin, ama öyle ama böyle Kürt burjuvalarının ve ağalarının yeni temsilcisi PKK ile uzlaşması uzak bir olasılık değildir. Özellikle PKK ve genel olarak Kürt burjuvazisi bu uzlaşmaya son derece açıktır” tespitinde bulundum. Şimdi! Sadede gelelim. Bu makalelerin daha mürekkebi kurumadan, Eylül ayında ortaya çıkan MİT-PKK görüşmelerinin (meğer 6 senedir Oslo’da devam etmekteymiş) bant kayıtları ve o kayıtlar hakkında devlet ve PKK yanlısı medyada yapılan yorumlar, yukarıdaki tespitleri fazlasıyla teyit etmiştir. Fakat onca yorumun içinde öyle bir tane var ki, insana “pes vallahi” dedirtmektedir. “Öcalan'ın İmralı Günleri” kitabının yazarı Cengiz Kapmaz, 22 Eylül’de Akşam Gazetesi’ne verdiği mülakatta, MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında aynen şu ifadeleri kullanmış: “Sayın Fidan'ın barış için üstlendiği misyon bazılarını ürkütüyor. Bu kaset onun göstergesi. Eğer Sayın Fidan bu görüşmelerden alınırsa ve çekilirse bence Öcalan bunu sürecin bozulma sebebi sayar. Çünkü Öcalan ile Fidan arasında oluşan karşılıklı dostane ilişki var. Eğer siz şu an barış görüşmelerinde karşı tarafa samimi görünen ve güven veren bir insanı yıpratıp, onu bu görüşmelerin aktörü olmaktan çıkarırsanız süreci sabote etmiş olursunuz. İstihbarat örgütlerinin doğasında kandırma, oyalama vardır. İlk defa bir MİT Müsteşarı MİT'in o komplo, ihanet, ayak oyunları geleneğinden gelen biri değil. Yani ilk kez MİT'in tepesine halktan bir çocuk çıktı ve Türkiye farklı şeyler düşünüyor.” Cengiz Bey’e söyleyecek bir laf bulamıyorum. Fakat bu satırların yazarını “sosyal şoven” ilan edip, Cengiz Bey’i ve onun çizgisini “dost güç” gören zihniyete sormadan edemiyorum. Siz, bu dünya görüşünü “dost” görmekten, önünde secde etmekten ne zaman vaz geçeceksiniz?
|