|
Yapısal değişiklikten geçmekte olan Türkiye, seçim sonrası değişimin sancılarını yaşıyor. Devlet aktörlerinin tümü parlamentoda, karşılıklı birbirlerini rehin almış durumdalar. Aktörlerin her biri bu geçici “kriz”i, pazarlık masasında güçlü bir ele sahip olmak için tahvile çevirmeye çalışıyor. Fakat batısında Yunanistan’ın ekonomik ve güneyinde de Suriye’nin siyasi krizi tarafından ablukaya alınan AKP hükümetinin fazla zamanı yok. Uzlaşmak için elini çabuk tutmak zorunda. Aksi takdirde sıcak paranın Türkiye piyasalarından çekilmesi; PKK’nin kendisine başka bölgesel ittifaklar araması ve savaşı tekrar başlatması halinde AKP hükümetinin bir sene bile dayanamayacağı, bütün yorumcuların ortak kanısı. Bütün toz dumana rağmen Türk hâkim sınıflarının yeni temsilcisi AKP’nin, ama öyle ama böyle Kürt burjuvalarının ve ağalarının yeni temsilcisi PKK ile uzlaşması uzak bir olasılık değildir. Özellikle PKK ve genel olarak Kürt burjuvazisi bu uzlaşmaya son derece açıktır. Murat Karayılan’ın, Hasan Cemal’e verdiği mülakatta altını çizdiğim noktalar, söz konusu uzlaşmanın hangi iktisadi ve siyasi sebeplerden ötürü her iki ulusun burjuvazisi için gerekli olduğunu açık seçik ortaya koymaktadır. Okuyalım: “Türkiye’nin bugün geldiği noktada yeni, açılımcı bir anayasaya ve adil bir iç barışa ihtiyacı var. Barış ve demokrasiyle birlikte Türkiye ekonomik olarak daha çok büyür, zenginleşir. Ve Ortadoğu’ya da emsal olur. Kürt sorunu, barış ve demokrasi bakımından Türkiye’nin ayağını bağlıyor. Bunu çözerse, çok daha ileri gider. Kürt halkı demokratik Türkiye ve demokratik özerklik için oy verdi, bir ‘proje’ye oy verdi Kürtler. Bakın ‘özerk Kürdistan’ deyimini kullanmıyoruz ya da çok seyrek kullanıyoruz. Şimdi toplumsal barışın kapısını açmak Başbakan Erdoğan’ın elindedir. Hem milletvekili krizini çözmek, hem Kürt sorununda köklü bir çözümün kapısını açmak Ak Parti liderinin elindedir. Bugün böyle bir tarihsel liderliğe ihtiyacı var Türkiye’nin. Bunu gerçekleştiren lider, tarihe geçer.” (Milliyet, 27 Haziran) Murat Karayılan’ın, Türk hâkim sınıflarının iktisadi ve siyasi çıkarlarını gözeterek yaptığı tespitler, Kürt burjuvazisinin de bu iktisadi ve siyasi yapıdan nemalanmak istediğini şüpheye yer bırakmayacak kadar deşifre etmektedir. Öte yandan Karayılan’ın vurguladığı “toplumsal barış” ise başka bir fenomeni hatırlara getirmektedir. Son dönemde Kürt burjuvaları ve aşiret temsilcileri tarafından sürekli yeni bir Kürt genç neslinden bahsedilmektedir. Satır araları dikkatli okunduğu takdirde Kürt siyasi eliti, T.C. ile yapmakta olduğu bu pazarlıkta söz konusu gençliği hem kendisi için hem de T.C. için bir tehdit unsuru olarak gördüğünü belli etmektedir. Ahmet Türk’ün, Aslı Aydıntaşbaş’a verdiği mülakattan okuyoruz: “Arkamızdan, savaşla büyümüş, birlikte yaşam görmemiş farklı bir kuşak geliyor. Biz yaşlı kuşak daha farklı süreçleri yaşadığımız için daha kolay diyalog kuruyoruz. Ama duygusal ayrışma başladı. Özellikle de gençlerde. Bunu ortak akılla engellememiz gerekir. Kürtler açısından artık bu anlayışla, mevcut statükoyla yaşam sürdürülebilir değil. Bu Türklerle Kürtler birlikte yaşamayacak anlamına gelmiyor. Ama bizlere bir statü lazım.” (Milliyet, 29 Mayıs 2011) Yeni nesil Kürt gençliğini T.C. ortaklığıyla engellemeyi öneren Ahmet Türk’ün bu sözleri, sanırım, Murat Karayılan’ın bahsettiği “toplumsal barış”ın kiminle ve kime karşı sağlanacağına ilişkin de bir fikir vermektedir. Zira konuyla bağı içerisinde, yeni nesil Kürt gençliğini, gerilla üzerinden örgütleyip kontrol etmenin, T.C.’nin de çıkarına olduğu daha şimdiden dile getirilmeye başlanmıştır. Başka nedenlerden ötürü çok daha derinlemesine ele alınıp üzerinde, münakaşa edilmesi gereken Cengiz Çandar’ın, “Dağdan İniş- PKK Nasıl Silah Bırakır” başlıklı TESEV raporunda aynen şu satırları okumaktayız: “Silahlı mücadelenin miadını doldurduğu görüşünü dile getiren Kürt şahsiyetlerden biri “’silahları bırakın’ ön şart olmasın” dedikten sonra “dağların boşalması Hizbullah’ın doldurmasıyla sonuçlanır. Silahlı İslami Kürt hareketi, İran, Hamas, Hizbullah, El Kaide gibi unsurların etkisi altına girer. Bırakın dağda dursunlar. Eylemsizlik sürdüğü takdirde, PKK’nin dağda bulunması, Türkiye’nin çıkarına” şeklinde ilginç bir görüş dile getirmiştir. (Age. Sayfa, 65-66.) Çandar’ın raporunda andığı İslami örgütlerin yerini, yarın bir gün Kürdistan’da devrimci, devrimci milliyetçi veya komünist örgütler almış olsa, Türk ve Kürt burjuvazisinin tehdit algısı farklı mı olacaktır? Haliyle Ahmet Türk’ün talep ettiği statünün, hangi sınıf için ve neden gerekli olduğu anlaşılmaktadır. Seçimler sonrası yaşanan bütün uzatmalara rağmen PKK, mobilize ettiği şiddet ögesinin aslında müzakere yoluyla statü elde etmek için olduğunu adeta haykırmaktadır. Murat Karayılan’ın, Hasan Cemal’e “İki yıl önce size yine Kandil’de dediğim gibi, biz piknik yapmaya çıkmadık ki dağa... Erdoğan kendi çalıp kendi oynamak istediği için başarısız oldu birinci açılım. AKP dedi ki, ben yapacağım bu işi. Başkasını muhatap almayacağım. Halbuki tango yapmak için iki kişi gerekmez mi?” (Milliyet, 28 Haziran) sözleri, ister barışçıl isterse silahlı olsun, BDP-PKK siyaseti ve ideolojisinin özünde Kürt burjuvazisi ve ağalarının siyaseti ve ideolojisi olduğunu bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Şimdi! Seçimi boykot edip, Yüksek Seçim Kurulu önünde Hatip Dicle’nin vekillik hakları için protestoya katılan Demokratik Haklar Federasyonu’na; “Kürt Ulusal Sorunu ve Kürt Ulusal Hareketi Gerçeği” diye perspektif kaleme alanlara; “Cuma namazlarını umursayanlara”; Velhasıl, Türk ve Kürt burjuvazisinin Tango’suna ritim tutanlara; Devrimci komünist/proleter enternasyonalist İbrahim Kaypakkaya’nın şu sözlerini hatırlatmak isterim: “... Milliyeti ne olursa olsun, bilinçli Türkiye proletaryası, çeşitli milliyetlere mensup burjuvazi ve toprak ağalarının kendi üstünlükleri ve imtiyazları için yürüttükleri mücadelede tamamen tarafsız kalacaktır. Bilinçli Türkiye proletaryası, Kürt milli hareketi içindeki Kürt milliyetçiliğini güçlendirmeye yönelen eğilime asla destek olmayacaktır; burjuva milliyetçiliğine asla yardım etmeyecektir; Kürt burjuvalarının ve toprak ağalarının kendi üstünlükleri ve imtiyazları için giriştikleri mücadeleyi kesinlikle desteklemeyecektir; yani, Kürt milli hareketi içindeki genel demokratik muhtevayı desteklemekle yetinecek, onun ötesine geçmeyecektir.” (Seçme Yazılar), sayfa, 227.)
|