Bize ne!

Bugünkü Dersim aidiyetinin bu denli popüler, bu denli köklü olmasının yegane sorumlusu genel olarak devrimcilerdir. Çok özel olarak da Kaypakkaya camiasıdır.
Kaypakkaya camiası içinde Dersim aidiyetine önem atfetme ne İbrahim Kaypakkaya’da ne de onun yanındaki kadrolarda mevcuttu. "Çiviyi çiviyle sökeceğiz" diyen Gavur İsmail'in, Tunceli Lisesi'den aşırılan teksir makinesini azimle sırtlayan Hayrettin İpek'in, "Ben de sizinle geliyorum" diyen daha ondört yaşındaki Baki İşçi'nin onur duyduğu yegane şey devrimci olmaktı. Hatta onlara kucak açan ileri kitlelerin dahi Dersim aidiyeti diye bir sorunları yoktu. Dersim katliamından çocuk yaşta bir gözünü kaybederek kurtulan Kör Zeyno, 15/16 Haziran Direnişi'nin işçi önderlerinden Ali İşçi, Nazimiye'nin yoksul köylüsü Süleyman Nakış... ve daha niceleri devrim hayalini paylaştıkları için Kaypakkaya ve yoldaşlarıyla birlikteydiler. Onların gündeminde, ne Seyit Rıza'nın mezarı vardı ne de Dersim Katliamı’nın devlet katında kabul edilmesi.  
Dersim adidiyeti ile Tunceli dernekçiliği üzerinden insan kazanma, 1974 sonrasının işidir. "Kemalizm + Dersim Katliamı = Faşizm" formülüyle, kısa yoldan insan kazanma ilk etapta çok başarılı olmuştur. Fakat bu kısa yoldan büyüme, otuz küsür senede beraberinde büyük dertleri de getirmiştir.
Dersim, 12 Eylül ve sonrasında da Kaypakkaya camiasının fiilen barınağı haline gelmiştir.
Barınma esas, devlet baş düşman olunca, Dersim'deki üstyapının ögeleri olan aşiretler, Alevi inancı ve bir bütün olarak gelenekler ve görenekler katiyen sorgulanmamış aksine benimsenmiştir. Tabii ki Kaypakkaya camiasında 1970'lerin ortalarından itibaren yer etmekte olan komünist eğilimli devrimci demokrat dünya görüşü, bu üstyapı kurumlarını benimsemekte hiç zorlanmamıştır. İşin doğası gereği, burada yan yana yaşamaya çalışan iki adet çelişki (Dersim'in üstyapısı/Kaypakkaya camiası) bir müddet sonra birbirlerini etkilemeye, dönüştürmeye başlamıştır. Devlet de Dersim'de uyguladığı cebirle, bu iki çelişkinin yana yana olmasını, birbirlerinden etkilenmesini sağlamıştır. Olan, sonuçta Kaypakkaya camiasına olmuştur. Bin yıllık yöresel gelenekler ve üstyapı kurumları Kaypakkaya camiasını kaçınılmaz olarak yutmuş ve kendisine benzetmiştir. Dini/Kültürel yöresel cemaat ile siyasi camia birbirine karışmıştır.
Dersim de sınıflar ve bu sınıfların iktisadi konumu, yıllar içinde geçirdikleri başkalaşım, Kaypakkaya camiasının sosyal tabanını da dönüştürmüş; onları, iyice kapitalist ilişkiler ağının içersine entegre etmiştir. Kaypakkaya'nın, vaktiyle Kürecik'teki kimi sınıflar hakkında yaptığı tahliller hatırlanacak olunursa; Türkiye'nin büyük şehirlerine ve oradan diyasporaya giden göç sonucu Dersim'de de, yoksulluğundan sıyrılıp, para, güç ve mevki sahibi olan hatırı sayılır bir kesim oluşmuştur. Gurbete çıkan yoksul köylü ya Avrupa'da işçi aristokratı ya Türkiye'nin büyük illerinde devlet memuru ya da mütahit olmuştur. Aşiret ve büyük aile bağları üzerinden kendini besleyebilen bu iktisadi güç, söz konusu sınıfların başkalaşımıyla beraber otuz sene evvel taşıdıkları devrimci enerjiyi önemli ölçüde elimine etmiş; reform arzularını güçlendirmiştir.
Şu veya bu şekilde bir dönem, Kaypakkaya camiasının içinde ya da çeperinde olanların, bugün, Dersim'deki parlamenterist siyaset sahnesini belirleyen aktörler konumuna gelmeleri, özetin özeti, yukarıdaki izahatla alakalıdır. Bu aktörlerin CHP ya da BDP de olmaları ise sadece küçücük bir detaydır. Tayin edici olan bu aktörlerin dünya görüşünün çoktan aşınmış olduğudur. Ama suç onlarda değildir. Suç, 1974'den beri adım adım ilerleyen bu dünya görüşündedir. Bu yanlış dünya görüşü umursanmamıştır. Hâlâ da umursandığı söylenemez. Zira, "Dersim onurdur! Onuruna sahip çık" sloganı, bahsi geçen yanlış dünya görüşünün en somut örneğidir. Herkesin, Rizeli Tayyip'in bile işine geldiği gibi Dersim'e "sahip çıktığı" şu günlerde, bu slogan, dünya görüşlerini ayrıştırmıyor; Dersim aidiyeti etrafında birleştiriyor.
Efendim? Dersim'i, Ankara'da temsil etmeye kim mi seçilir?
Yahu, bize ne?
Siz yeni nesilleri haberdar edin. Dersim'in sahip çıkılması gereken devrimci tarihinde, vaktiyle bırakın temsili, Ankara'ya tenezül dahi etmeyenler vardı: "Çiviyi çiviyle sökeceğiz" diyen Gavur İsmail, Tunceli Lisesi'den aşırılan teksir makinesini azimle sırtlayan Hayrettin İpek, "Ben de sizinle geliyorum" diyen daha ondört yaşındaki Baki İşçi; Hatta onlara kucak açan, Dersim katliamından çocuk yaşta bir gözünü kaybederek kurtulan Kör Zeyno, 15/16 Haziran Direnişi'nin işçi önderlerinden Ali İşçi, Nazimiye'nin yoksul köylüsü Süleyman Nakış.

 
Share