|
Durdurabilene aşk olsun! İzbelerden, küf kokmuş barınaklardan, yoksulluğun diplerinden akın akın geliyorlar: Tunis’ten, Kahire’den, Sana’dan, Amman’dan, Süleymaniye’den, Gazze’den ve evet Şam’dan, Der-a’dan, oluk oluk geliyorlar. Alın yazısına, kadere, kedere başkaldırarak geliyorlar... Anamız, babamız, bacımız, kardeşlerimiz... Geliyorlar... İki büklüm değil, başları dimdik, yumrukları havada, söve söve geliyorlar. Hanedan tahtını, köhnemiş sarayları süpüre süpüre geliyorlar. Tam beş aydır, siyaset sahnesinin çehresini, kaderini onlar belirliyorlar. Orhan Pamuk’un dediği gibi, “dünyanın başka yerlerinde, onları, seyredenler sanki kendileri başkaldırmış gibi seviniyorlar.” Tabii ki, sınıfsız, sömürüsüz bir dünyanın temsilcisi, komünist bir önderlikten mahrumlar. Ve tabii ki, eski düzeni yıkıp, yerine neyi koyacaklarını bilmiyorlar. Ama bu onların değil hepimizin, kendine komünistim diyen her devrimcinin ayıbı. Şimdi, bu ayıbı telafi etmek keza hepimizin, boynunun borcu. Ancak şurası kesin: Onlar, toplum zihninde derinden yer eden, mevcut şartların daimi kalıcığına dair kör inancı, yerle bir etmişlerdir. Ok yaydan çıkmıştır. Ve gittiği yere kadar gidecektir. Tarihe, “son nokta” henüz konulmuş değildir. Ne uluslararası medya kuruluşlarının çok bilmiş “uzmanlarının” ne, emperyalist merkezlerin derin stratejistlerinin “çözüm önerileri”, onları, muhteşem başkaldırılarından vaz geçirtebiliyor. Hepsi ama hepsi, vız geliyor! Şükür ki şükür, onların, adına demokrasi denen şu meta idolojisine dayanan bir gelenekleri yok. Şükür ki şükür, onların, ümit besledikleri bir parlamento gelenekleri yok. Şükür ki şükür, onların, Beşar Esad’ın “kardeşi” Tayyip, sahtekar Kemal, Bozkurtların babası Devlet veya “şeriat isteriz” diyen Altan Tan arasında tercih yapmak diye bir dertleri yok. Şükür ki şükür, onların kafası, kimlikle, eşit din dersi ya da özerklikle meşgul değil. Yek vücut olmuş, kenetlenmiş kardeşlerimiz isyan edip, “HÜRRİYET” diye haykırıyorlar! Evet, evet. Bizim kardeşlerimiz! Çocuk şarkılarında, değimlerde, masallarda yüzyıllardır farkında olmadan bizim de ortak olup aşağıladığımız, hor gördüğümüz kardeşlerimiz. Aynı emperyalist dünya düzeni, aynı tornadan çıkmış kukla rejimler tarafından, aynı zulme, aynı gadre uğradığımız sınıf kardeşlerimiz. Şimdi bize, bizi utandırırcasına, “Anya’nın, Konya’nın kaç bucak olduğunu” gösteriyorlar, öğretiyorlar. Komünist bilimle, teoriyle donanıp, onlarla birlik olmanın, onların ruhundan nasip alıp, onların soluduğu havayı solumanın tam zamanıdır. Devrimci Komünist Partisi, ABD’nin Manifestosu’nda yapılan çağrı burada, rehberimiz olsun: “Her yerdeki devrimcilere ve komünistlere, kökten farklı temelde çok daha iyi bir dünyaya özlem duyan herkese: her ne biçimde olursa olsun geçmişe geri sürüklenip orada mesken tutmayalım. Bunun yerine komünizmin hedefine ve insanlığın, binlerce yıllık geleneğinin zincirlerinden kurtuluşuna doğru cesaretle ilerleyelim.” Muhteşem Arap isyanlarının ruhuyla, devrimci 1 Mayıs’a... YALLAH!
|