"Bid-dem, bi-ruh, nefidik ya Der'a!"

Emrah Cilasun

Şapka düştü kel göründü. Başından beri Arap isyanlarını destekliyormuş gibi, rol yapan Cengiz Çandar'a  göre, Ahmet Davutoğlu, "evrim alevlerinin, yerkürenin en krizli bölgesini yakıp kavurmasının önüne geçmek için 'gönüllü' ve 'iyi niyetli itfaiyecisi'"imiş. (Radikal, 6 Nisan 2011)

Dışişleri Bakanı'nın, Ankara-Bahreyn-Şam güzergahında uçağına aldığı Çandar'ın yukarıdaki sözleri, tamamen bir itiraftır. "İyi niyetli" lafını çıkarın geriye, "itfaiyeci" tanımlaması kalır. Ne imiş bu "itfaiyeci"nin görevi?  "Evrim alevlerinin, yerkürenin en krizli bölgesini yakıp kavurmasının önüne geçmek." (Arap kitlelerinin muhteşem ayaklanmalarını, komplo teorilerine kurban edenlere önemle duyrulur.)

Tunus'ta başlayan yangın gelip, Türkiye ile 800 km. hudut sınırı bulunan Suriye'yi kavurmaya başlamıştır. Başta Şam olmak üzere, isyan ateşi, Der'a, Lazkiye, Kamışlı, Hama, Duma, Der Zor, İdlib ve Halep'e kadar yayılmıştır.

48 senedir Olağanüstü Hal Yasaları'yla, Esad Hanedanlığı tarafından, ezilen ve sömürülen halk kitlelerinin yegane talebi, özgürlüktür. Rejimin, "Allah, Suriye, Beşar" şeklindeki resmi sloganını, sadece bir gösteride 20'nin üzerinde ölü veren Der'a'daki kitleler, çoktan "Allah, Suriyye, Horriyye (Hürriyet)" diye çevirmişlerdir.  Der'a'daki kardeşlerinden ilham alan ve Şam sokaklarına yayılan kitleler, hep bir ağızdan, "Bid-dem, bi-ruh, nefidik ya Der'a!" (Kanımızla, canımızla, seninleyiz ey Der'a) diye haykırmışlardır.

Bu arada, Perinçek'in kötü kopyası Türkiye "Komünist" Partisi'nin gardaşı, Esad rejimin yedek tekerleği konumundaki, Suriye "Komünist" Partisi, bütün bu olup bitenlerden "dış güçleri sorumlu" tutmuş ve Esad'ın yapmayı taahüt ettiği "reformlara" dikkat çekerek, rejime olan bağlılığını dile getirmiştir. (07 Nisan 2011 tarihli, soL org.) İlginçtir! Bu isyana karşı, Türkiye'nin ve Suriye'nin sahte komünistleriyle, AKP hükümeti, herhalde aynı kaygıları taşıyor olmalı.

İsyanın başlamısdan bu yana, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, Beşar Esad'la, üç kere telefon görüşmesi yapmış, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı, 29 Mart'ta, Esad'la görüşmesi için Şam'a yollamıştır. Tüm bunlar yetmemiş olacak ki,  6 Nisan'da Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, apar topar Şam'a gidip, 3,5 saat Esad'a, isyan ateşinin neden, niçin ve nasıl söndürülmesi gerektiğine ilişkin "tarih dersi" vermiştir. (Cengiz Çandar, Radikal, 07 Nisan ve Kader Balıkçı, Akşam, 10 Nisan 2011)

Peki ne olmaktadır da küçücük TKP'sinden, hükümetteki AKP'sine kadar, seçim saddı mahaline giren Türkiye'nin siyaset erbabı, Suriye'deki isyandan ötürü bu denli telaşa kapılmaktadır?  Cevabını, Pentagon sözcüsü aman pardon, Radikal yazarı Cengiz Çandar'dan öğrenelim:

"Türkiye'yi son iki yılda faal bir 'küresel aktör' ve 'bölge gücü' görüntüsüyle uluslararası sahneye çıkartan 'yeni Ortadoğu politikası'nın merkezinde de Suriye bulunuyor. Bu nedenle Suriye'de ne, nasıl olacak ve Suirye ne yönde yol alacak (ya da hatta almayacaksa) Türkiye'nin yakın ve orta vadeli dış politikası herkesten daha fazla etkilenecek. Tunus ve özellikle Mısır, Türkiye'nin profilini -tam da seçimlere doğru yol alırken- parlattı. Libya, o parlaklığı bir nebze soluklaştırdı. Libya üzerindeki politika tam toparlanırken Suriye, Türkiye'yi çok sıkıntıya sokabilme potansiyeli taşıyor." (Radikal, 27 Mart 2011)

Çandar'ın söyledikleri tersinden doğrudur. Emperyalist sermaye açısından, Türkiye'nin profilinin parladığı kesindir. Ona hiç şüphe yok. Fakat, Tunus ve Mısır halkı adına dillendirdiği parlaklık tamamen hayal mahsulüdür. Zira, olmuş olsaydı o parlaklığın Suriye'deki kitleler üzerinde birşey ifade etmesi gerekirdi. Çandar'ın da, "Suriye, Türkiye'yi çok sıkıntıya sokabilme potansiyeli taşıyor" demesine gerek kalmazdı.

Velhasıl-ı kelam! İsyan ateşinin gelip, Suriye-Türkiye hudutuna dayandığı şu günlerde, Türkiye'nin gündemini, Cuma namazı yarışları, bağımsız vekil heyecanı veya seçim ittifakları meşgul ede dursun. Ne yalan söyleyeyim, umrumda bile değil. Son iki gündür, Muhabberat zindanlarından geçmiş bir İbocunun, yayınlanmamış anılarını okuyorum. 1982'de, Hama'daki ayaklanmayı ve o ayaklanmanın nasıl bastırıldığını teferruatlıca anlatan yazarın, Suriye hakkında onca tecrübesi ve bilgisiyle,  bugün, ne yaptığını bilmiyorum.  Ama ben, kendi oy pusulamda, "Bid-dem, bi-ruh, nefidik ya Der'a!" hanesinin altına çoktan, mühürümü bastım bile.

 
Share