Buyrun, buyrun! Herze yemeye devam edin

Arap alemindeki muhteşem ayaklanmalar adeta, bir ateş topu gibi büyüyerek ilerlemekte. Emperyalist dünyanın  hem, Arap isyanlarının gazını alıp hem de, “aba altından sopa” gösterip, Libya’nın tepesine ölüm kusması; Yemen’de, Bahreyn’da ve evet, Suriye’de dahi, muhteşem başkaldırılara mani olamamaktadır.
30 küsür senedir böylesi kasırgalara şahit olmamış ve hatta unutmuş, dumura uğramış olan sol cenahdaki nice beyinler, Arap sokaklarındaki isyanlara karşı iki yanlış görüş etrafında bir araya gelmektedir. Bunlardan biri, isyanları küçümsemekte hatta, bu isyanları, emperyalizmin maşası görmektedir. Diğeri ise, “hareket herşey, nihai amaç hiçbirşey” diyen ekonomizmi benimsemiş velhasıl, “saldım çayıra, mevlam kayıra” sorumsuzluğuyla bu, cesur isyanların, doğru, bilimsel, komünist bir önderlikten yoksun olması halinde, arzu edilen köklü rejim değişiklikliğine gidemeyeceğini önemsemeyen anlayıştır. Bu her iki anlayışta, devrimden, komünist bir dünyaya erişmekten umudunu yitirmiş, “ununu elemiş, eleğini asmış”ların fikri dünyasının tezahürüdür.
Tabi ki, böyleleri, “Cumhuriyetçi Kemal’e karşı Şeyh Sait’i; İngiliz Kralına karşı, Emir Emenullah Han’ı, Sovyetlere karşı Mücahitleri, Amerikancı Şah’a karşı Humeyni’yi, Bush’a karşı İmam Ömer’i” destekleyeceklerdir. Tabi ki, böylelerinin umrunda bile değildir; İbrahim Kaypakkaya’nın, Kemal TC’sine karşı, Şeyh Said’in düşün dünyasını değil, Kürt isyanını; Stalin’in, İngiliz emperyalizmine karşı Emir Han’ın düşün dünyasını değil de Afgan halkının direnişini desteklemiş olması. Kaypakkaya ve Stalin’in, bahsi geçen şahsiyetlerin mahiyetini gayet iyi bildikleri, Şeyh Said’in de, Emir Han’ın da insanlığın, komünizme doğru ilerleyişinde ezilip geçilmesi gereken engeller olduğu, tabi ki, böylelerinin umrunda bile değildir.
Tabi canım! Ayetullah Humeyni’yi desteklemekte hiçbir beis görmeyenlerin umrunda mıdır; 1979 Şubat’ında, Şah devrildikten sonra, İran’da, Mollalar ile devrimciler arasında kıyasıya bir iç savaşın yaşandığı; İran-Kürdistanı’nın, Mollalar tarafından bir kan gölüne çevrildiği? Tabi canım! Sovyet Sosyal Emperyalistleri, Afganistan’ı işgal ettiğinde, ilk direnişi örgütleyenlerin, anti-sosyal emperyalist güçler olduğu; Bu güçlerin, 1968’de Afganistan’ın en güçlü devrimci öğrenci hareketi olan Şolecavit’in içersinden geldikleri; Mao’dan etkilenip, direnişin içinde, SAMA adındaki devrimci milliyetçi bir hareketin kuruluşunun ilk adımlarını atarken, Ahmet Şah Mesut ve Gulbettin Hikmetyar gibi CİA beslemeleri tarafından imha edildikleri, bunları neden ilgilendirsin ki? (Michael Pohly, Kriege und Widerstand in Afghanistan, Das Arabische Buch, Berlin, 1991) Fakat, Sezarın hakkını Sezar’a vermek gerekir. Daha Recep Tayyip Erdoğan, dizlerinin dibine çöküp fotoğraf çektirmeden evvel, Gulbettin Hikmetyar’ı, büyük bir kararlılıkla, başından beri destekleme onuru, gene böylelerine aittir. Tabi ki, böyleleri, Halepçe Katliamı ile Birinci Körfez Savaşı arasındaki dönemde, “Kürdistan’ın iki dağ kartalı vardır; Biri Mesut Barzani diğeri, Celal Talabani’dir” demekte hiçbir beis görmemişlerdir. Aman, lafı mı olur? Daha iki hafta evvel, Süleymaniye’deki Kürt gençliğini, Bağdat’ta başkaldıran kitleleri, yıllardır ABD’nin beslediği, bu iki “kartalın” kurşuna dizdiğinin ne önemi var? Tabi ki, yıllardır ABD’nin finanse ettiği, sonra patakladığı, şimdi de Hamid Karsay hükümetiyle aynı masaya oturtmak istediği Taliban’ın liderinin Molla Ömer olmasının, ne önemi var?
Çünkü ne de olsa, şayet, geçmişte yaşamış olsalarmış gene, aynı herzeyi yerlermiş. Buyrun, buyrun. Fin burjuvazisinin, Fransız emperyalizminin, Çarlık artığı Beyaz generallerin, manüple ettiği, niyetleri ne olursa olsun, genç Sovyetlere başkaldıran Kronstand bahriylerinin yanın da yer alın. (Lenin, Kronststadt’tan Parti İçi Muhalefete, Agora, İstanbul, 2010) Buyrun, buyrun! Stalin’e karşı, Kırım, Kafkas ve Orta Asya halklarının yanında yer alın! Veya siz öyle sanın. Fakat dikkat edin! Kendinizi birden, Gamalıhaç sancağının altında, Türk-i SS Birliklerinin, Alman-Turan ortaklığının mimarı, Türk generali Ali Fuad Erden’in, Türk ırkçılığının babası Zeki Velidi Togan’ın ve o yıllarda genç bir subay olan Alpaslan Türkeş’in yanında bulabilirsiniz. (Patrik von zur Mühlen, Gamalıhaç ile Kızılyıldız Arasında, Şema Yayınları, İstanbul, 2006) Buyrun, buyrun! Mao’ya karşı, Tibet ve Uygur halklarının yanında yer alın! Veya siz öyle sanın. Fakat dikkat edin! Kendinizi bir anda, bütün bir Tibet’in kanını yıllardır emen, 700 Budist papazının ve onların başı CİA beslemesi Dalai Lama’nın yanında bulabilirsiniz. (Mobo Gao, The Battle For China’s Past, Pluto Press, London, 2008)
Efendim?  Yukarıdaki kaynakçaların sizin için ne gibi bir önemi mi var? Haklısınız! Dün, Fin masalları okuyup, mitoloji keşişliği yaparak, 150 yıllık komünist hareketin başarılarını değil, hatalarını erdem yapmıştınız. Bugün de, 150 yıllık tarihin başarılarını hâlâ görmezden gelerek, komünist topluma gidişin yolu olan proletarya diktatörlüğünü, komünizmin yeni bir tasavurunu redediyorsunuz. Tercihinizi hep, köhnemiş dünyanın ve onun temsilcilerinden yana yapıyorsunuz! Aslında siz, tövbe ediyorsunuz.

 
Share