|
İki önemli gelişme, dünyayı derinden sarsmaktadır. Bunlardan biri, Japonya’da, geçen hafta baş gösteren nükleer kıyamettir. Tamamen kapitalist kâr hırsıyla, insanı ve doğayı hiçe sayıp, deprem hattı üzerindeki bir ülkenin her tarafını nükleer santrallerle donatmanın ağır faturası nasıl ve ne şekilde olacaktır? Uzmanlar, varın gerisini siz düşünün dercesine, en “iyi ihtimalle” Çernobil facisının tekrarlanmasından bahsediyorlar. Nükleer kıyametin, beraberinde getirebileceği, ekolojik (bütün bir Japon denizinde tek bir canlı varlığın yok olması gibi), jeolojik (deniz dibindeki kabuğun çatlaması sonucu, kıtaların gittikçe yerinden oynaması gibi) ve iktisadi (Tokyo borsasının tepe taklak gitmesinin diğer dünya borsalarına yapacağı etki gibi) sorunların ne gibi boyutlara varacağını, ne gibi felaket senaryolarını tetikleyeceğini tasavvur etmek, şimdiden, oldukça zor görünmektedir. Fakat her halukarda, Japonya’daki bu felaketin, dünyanın çehresini önemli ölçüde etkileyeceği açıktır. Aynı düzlemde, diğer önemli gelişme ise, üçüncü ayını tamamlamakta olan, Arap sokaklarındaki başkaldırıdır. Emperyalistler arası çelişki, son 30 senedir dünyanın çehresini belirlemekte olan çelişkidir. Bu başkaldırılar, dünya çapındaki baş çelişkinin dahi değişmesini beraberinde getirebilir. Evet, bu başkaldırılar, doğru bir önderliğe sahip olmayan, son tahlilde komünist bir dünya hedeflememektedir. Bunu zaten, kör solucan dahi bilmektedir. Dolayısıyla, mesele, bu isyanların ne gibi gelişmeleri, fırsatları beraberinde getireceğidir. Bu isyanlar, bir kapıyı aralamaktadır. Mesele, o aralanan kapıdan içeri girilecek midir yoksa girilmeyecek midir? Bütün sınıflar, onların siyasi fikirleri, ideolojileri şimdi, o kapıdan içeri girmekle, gemleri ele geçirmekle meşguller. Hangi ülkeden olursa olsun, kendine komünist diyenler ne yapacaklardır? Komünist fikirler, Arap kitleleriyle buluşsun mu? Nasıl buluşsun? O nedenle, küçücük, mini minnacık bir süprizde olsa, www.revcom.us internet sitesinin bildirdiğine göre, KOMÜNİZM YENİ BİR AŞAMANIN BAŞLANGICI, Devrimci Komünist Partisi, ABD’nin MANİFESTOSU’nun, ayaklanmaların yaşandığı bir Arap ülkesinde, Arapçaya çevrilmiş olması muhteşemdir. Emperyalistler, çeşitli manevralarla Arap isyanlarını boğmak istemektedirler. Bunlardan biri de “Türkiye Modeli” önerisidir. Türkiye’nin, komünistlerinin, devrimcilerinin ve ilericilerinin ivedilikli görevi, tabii ki bu “model”in ne menem bir model olduğunu, anlatmak olmalıdır. Kuşkusuz, muhteşem Arap isyanlarına şüpheyle bakıp, onu, “BOP’un bir parçası” olarak gördünüz mü durum vahimdir. Zira, Arap kitlelerinden koparsınız. Türkiye’nin ezilenleriyle, Arap kitlelerinin arasına set çekersiniz. Ve tabii daha da önemlisi, kaçınılmaz olarak, komünistliğinizden ve devrimciliğinizden şüphe duyulmasının yolunu döşersiniz. Halbuki, etrafa bakmanız, burjuva kalemşorları ve emperyalist kumandanların demeçlerini okumanız bile kafidir: Burada iki alıntı vererek yazıyı noktalamak istiyorum. Birincisi, Mart 2010’da, ABD Genelkurmay Başkanlığı’nın Orta Doğu yetkilisi General Petraeus’dan: “Filistin sorunundaki Arap öfkesi, bölgedeki rejimler ve halklarla olan ortaklığımızın gücünü ve derinliğini etkilemekte ve Arap dünyasındaki ılımlı rejimlerin varlık sebebini zayıflatmaktadır.” (armed-services.senate.gov/statemnt/2010/03%20March/Petraeus%2003-16-10.pd) İkincisi ise, Hüsnü Mahalli’den: “Bence başlık olarak buna BOP demek doğru değil. Batı, bu coğrafyanın yeniden şekillendirilmesi için, önümüzdeki yüzyılın planlamasını yapıyor. Ama, tutar mı, tutmaz mı, bilemeyiz. Kimse Tunus’u açı hesaplarıyla tutturamazdı. Bakın Mısır, Tunus devrimi... Bunlar yüzde yüz yerli devrimler. Orada ne bir ABD parası, ne CIA var! Batı, bunları gördükten sonra, ‘Orada bir şeyler var, niye bundan yararlanmayalım?’ diye düşünüyor. Mevcut dinamikler bunu gerektiriyor, Batı ‘Bunu nasıl kendi lehime çeviririm’ diye plan yapıyor.” (Akşam, 24.02.2011)
|