Kadın Emeği -I-

En dizginsiz emek sömürüsüne maruz kalan kadınlar ne yazık ki bu durumun farkında olma noktasında da en geride duran kesimi oluşturmaktadırlar. Bunun birçok nedeni olmakla birlikte esas neden mülkiyet ilişkileriyle şekillenmiş erkek egemen anlayışın kadın üzerindeki çok yönlü baskısıdır. Günümüzde, binlerce yıllık tarihsel birikimini devralan bu anlayış, mevcut toplumsal formasyonla kendisini yeniden üretmiştir. Emeği üzerinde kontrolü olmayan ya da emek sürecine katılımda kendisini var etmeye çalışan kadın, bu uzun yürüyüşünde, her defasında bu anlayışın (ataerkil) ördüğü kalın duvarlara çarpmaktadır. Sadece üretim alanında değil, ilk önce aile olmak üzere toplumun tüm hücrelerinde katı ve köklü bir iktidar yapısına sahip olan bu anlayış, başta ahlaki değerler olmak üzere tüm yönleriyle kadının yaşamını olumsuz yönde etkilemektedir.
Bu anlayışın bir sonucu olarak kadın emeği ya görünmeyen bir yerde duruyor ya da ucuz ve niteliksiz bir emek olarak görülüyor. Her iki durumda da toplumsal zenginliğe, erkekle aynı derecede katkı sunmasına rağmen bunun karşılığını en az alan kesimi oluşturuyor. Yapılan araştırmalara göre de en yoksul kesimi kadınlar oluşturuyor. Yoksulluğun kadınlaşması özellikle yetmişli yıllardan sonra sık kullanılan bir kavram olmuştur.
Günümüzde kadının emek sürecindeki yeri onun geleneksel rolleriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Kadınların ev içinde harcadıkları duygusal, fiziksel ve zihinsel emeğinin görülmemesi ve karşılıksız kalmasının yanında, ücret karşılığında yaptıkları işler de daha çok onların bu rollerinin uzantısı olan işlerdir. Kadınlar daha çok ev işlerine benzeyen hizmet sektöründe, sağlık, eğitim, tekstil, gıda vb. alanlarda kitlesel bir biçimde çalışmaktadırlar. Ülkemizde kadınların önemli oranda istihdama katıldıkları alanlardan biri de tarımdır. Ülkenin var olan bu gerçeği kadın emeğinin sömürüsünü derinleştiren ve kadının kendi emeğini kontrol etmesini engelleyen önemli bir faktördür. Oransal olarak ifade edersek Sosyal İş Sendikası’nın raporuna göre 2009 yılına gelindiğinde kadın istihdamının yüzde 41,7’si tarım, yüzde 14,7’si sanayi, yüzde 0,7’si inşaat, yüzde 43’ü hizmet sektöründe gerçekleşmiştir.
Kadınların iş gücüne katılımındaki bu dağılım onların özgürleşmesinde engel teşkil etmektedir. Kadınlar daha çok aile bütçesine katkıda bulunmak için işe girmektedirler. Kadınların emeğinin ürünü olan ücret, aile için daha çok ek gelir olarak görülmektedir. Durum böyle olunca da kadının kendisini birey olarak var etme şansı oldukça azalmaktadır. Köylerde ise durum çok daha vahim bir noktadadır. Köylük bölgelerdeki kadınların çoğu aile işlerinde ücretsiz çalışmaktadırlar. Bu kadınlar aynı zamanda ev işlerini de yapmaktadırlar. Bunun yanında feodal değer yargılarıyla şekillenmiş toplumsal yapının kadının üzerindeki baskısı kadının yaşamını çekilmez hale getirmektedir.
Yetmişlerden sonra yaşanan dönüşümle birlikte emek alanı da yeniden yapılandırılmıştır. Neo-liberal politikaların sonucu olarak yaygınlaşan enformel sektör ucuz ve vasıfsız iş gücüne yönelmiştir. Bu politikaların yanında bilişim ve mikro elektronik teknolojide yaşanan gelişmelerle birlikte emek-yoğun sektörler daha çok emeğin ucuz ve niteliksiz olduğu bizim gibi yarı feodal-yarı sömürge ülkelere kaymıştır. Yine bu durum da en çok kadını etkilemektedir. Kadınlar düşük ücretlerle, sendikasız, uzun saatler çalışmakta; verimlilikleri düştüğünde yenisiyle değiştirilmektedirler. Ucuz, vasıfsız, kolay değiştirilebilir olarak görülen kadın emeği sömürü cenderesine acımasızca çekilmektedir. TÜİK’in verilerine baktığımızda bu alanda en çok kadınları görürüz. Kadınların %62,3’ü, erkeklerin %39,3’ü kayıt dışı çalışmaktadır. Kadınların en fazla istihdam edildikleri işkollarının başında ise tekstil ve konfeksiyon gelmektedir. Tekstil ve konfeksiyon, aynı zamanda kayıt dışı istihdamın da en yoğun olduğu iş koludur. Bu iş kolunda aşağı yukarı iki milyonun üzerinde insanın kayıt dışı çalıştığı belirtilmektedir. Bu durum, bu iş kolu için yüzde seksenlik bir orana tekabül etmektedir.
Bu açıdan kadın emeğinin yoğunlaştığı (başta köylülük ve enformel sektör olmak üzere) alanlar ülkemiz emek mücadelesi için önemli mevzilerdir. Çeşitli nedenlerle kadınların örgütlü bir duruş sergilemekten uzak durmaları önemli bir sorundur ve aşılması gerekmektedir. Bir kez aşıldı mı da tarihsel ve güncel tecrübeler göstermiştir ki dönüştürücü etkisi büyük bir güce dönüşmektedir.

 
Share