|
Sermayenin en önemli özelliklerinden biri sürekli kar oranının en yüksek olduğu alanlara doğru akmasıdır. Su, nasıl bulduğu bir çatlaktan doludizgin akarsa, sermaye de kar oranı yüksek bir alan bulursa oraya doğru akar. Sermayenin karını artırmasının en önemli yolu maliyetlerin düşürülmesidir. Bunun içinde de ilk sırada işçi maliyetlerinin düşürülmesi gelir. Sonuçta patronun sermayesini asıl büyüttüğü nokta burasıdır. Artı değerin büyüklüğü işçilerin kendi emek güçlerinin karşılığını almalarıyla ters orantılıdır. Yani işçiler emeklerinin karşılığında ne kadar az para alırlarsa patron o kadar sermayesini büyütmüş olur. Bu aynı zamanda rakip sermayelerle arasındaki farkı da belirleyen temel unsurdur. Aynı zamanda işçilere ödenecek diğer giderler (sosyal güvenlik primleri, ikramiyeler, yıllık izinler, ihbar ve kıdem tazminatları vb.), işyerlerinde alınacak önlem ve işçilerin güvenli bir ortamda işlerini yapmalarını sağlayacak gerekli düzenlemeler sermaye için önemli oranda yük olarak görülmektedir. Bundan kaynaklı, sermaye, tüm bu yüklerden kurtulmanın hesabını yapmaktadır. Onun için de kendisi için en ideal yer kayıt dışı veya diğer bir ifadeyle enformel sektördür. Kayıt dışı; denetimden uzak, piyasanın insafına bırakılmış, azgın sömürü çarkının döndüğü ve bundan kaynaklı da iş güvenliğinin neredeyse olmadığı, sigortasız ve güvencesiz çalıştırmanın yaygın olduğu, çalışma saatlerinin belirsiz ve çok uzun süreli olduğu, buna bağlı olarak da işçi ücretlerinin düşük olduğu alanlardır. Kayıt dışılığın en yaygın olduğu ve esnek istihdam uygulamalarına en insafsızca maruz kalan yerler bizimki gibi yarı feodal-yarı sömürge sosyo-ekonomik yapıya sahip ülkelerdir. Türkiye-Kuzey Kürdistan siyasal coğrafyasında kayıt dışı çalışanların Ekim 2010 itibariyle 10 milyon kişi olduğu düşünülmektedir. Kayıt dışılığın tercih edilmesinin en önemli nedenlerinden biri de buralarda örgütlü bir işçi sınıfın olmamasından kaynaklıdır. Ülkemizdeki mevcut sendikalar yasası ve sendikaların mevcut yaklaşımlarından kaynaklı bu alanlarda ciddi bir örgütlenme girişimleri bulunmamaktadır. Bu da niceliksel büyüklük oranında bir karşı koyuşun örgütlenememesine neden olmaktadır. Geçtiğimiz günlerde Ankara OSTİM’de yaşanan iki patlama sonrasında yaşamını yitiren işçilerin ölümlerinin nedenlerini buralarda aramak gerekir. Sadece onlar da değil, ülkemizde onlarca yıldır binlerce insanın ölümüne neden olan gerekçeler de bunlardır. Türkiye-Kuzey Kürdistan, ölümle sonuçlanan iş kazaları ortalamasında dünya üçüncüsü durumundadır. Yakın zamanda Davutpaşa’da yaşanan bir patlamada 21 işçi yaşamını yitirmişti. Tuzla tersanelerinde 130’dan fazla işçi, yine maden ocaklarında onlarca işçi yaşamını yitirdi. İşte Çalışma Bakanı’nın ağzından da ifade edilen “işletme belgesi bile yok” itirafı ülkemizde çalışma koşullarının nasıl bir mantıkla düzenlendiğini göstermektedir. Nitekim bu işyerinde belge alma zorunluluğu yine bu bakan tarafından ortadan kaldırılmıştı. İşletme belgesi alma zorunluluğu 10 kişiden fazla çalıştıran yerler için zorunluyken bu değiştirilerek elli kişiden fazla yerler için zorunlu hale getirilmiştir. Bu da işletmelerin bölünerek bu yükten kurtulmalarının yolunu açmıştır. Özetlersek Ankara OSTİM’de yaşanan iki patlama sonrasında yaşamını yitiren 20 işçi ile birlikte on binlerce işçinin ölüm nedeni kesinlikle kader değildir. Yapılan araştırmalarda; iş kazalarının yüzde 50’sinin “kolaylıkla” önlenebilecek kazalar olduğu, yüzde 48’inin de sistemli bir çalışma ile önlenebileceği ortaya çıkmaktadır. Yani istenirse iş kazalarının yüzde 98’i önlenebilir nitelikte kazalardır. Asıl neden ucuz işgücü ve ucuz maliyete dayalı esnek, güvencesiz çalışmanın artması, özelleştirme, sendikasızlaştırma, taşeronlaştırmanın yaygınlaşması, denetimlerin yetersizliği veya yokluğu, sendikaların ve meslek kuruluşlarının denetiminin olmamasıdır. Önümüzdeki süreçte yapısal dönüşüm politikalarının daha fazla uygulanmasıyla birlikte bu politikaların sonuçlarını daha vahim bir şekilde hissedeceğimiz ortada. Güvencesiz ve esnek çalıştırmanın bu kadar yaygın olduğu ve daha da yaygınlaştırılacağı, buna bağlı olarak da işçi ölümleri de dahil olmak üzere birçok acı sonucunu göreceğimiz önümüzdeki süreçte bu alanların daha fazla örgütsüz kalmalarına izin vermemeliyiz. Yeni sürece uygun örgütlenme perspektifleriyle bu alanlardan emperyalist-kapitalist barbarlığa meydan okumalıyız.
|