Boykot alternatif bir sisteme işaret etmelidir

Emeğin Kürsüsü
Devrimci Demokrasi - Sayı 182

Dursun Baştuğ

Sosyal hayatın düzenlenmesi ile ilgili birtakım kurallar sınıflar mücadelesinden önceye denk düşmektedir. Sosyal bir varlık olan ve toplu halde yaşayan insanlar pratik tecrübelerden birtakım deneyimler edinerek aynı toplulukta yaşayan bireylerin birbirlerine yönelik karşılıklı hukuklarını belirlemişlerdir. Sınıflı toplum gerçekliğine ulaştıktan sonra da insanlar bu kuralları daha sistemli hale getirmişlerdir. Artık bu kurallar bir sınıfın izini taşımaya başlamıştır. Bir sınıfın izini taşıyan bu kurallar özel mülkiyetin korunması esas alınarak belirlenmiştir.

Kurallar, toplumsal sistemin düzgün işlemesi ve yaşamın düzenlenmesi için zorunludur. Ancak mevcut toplumsal sistemin düzenlenmesi için sadece kurallar yetmez. Bu kurallar verili durumda sistemlerin işleyebilmesi için bir yasa koyucu ve bunu uygulatan bir mekanizmaya yani kuralları koyan, düzenleyen, uygulatan bir zor mekanizması olan devlete ihtiyaç duyar. Egemen sınıf aygıtı olması sebebiyle devlet varolan sistemi ayakta tutmaya, düzenlemeye ve egemen sınıfların güçlerini korumasını sağlamaya hizmet eder.

Herhangi bir toplumsal yaşamdaki kurallar o toplum nezdinde meşru bir yere oturursa o kurallar da sistem de uzun yaşayabilir. Bu hem geleneksen sözlü kurallar hem de yazılı kurallar için geçerlidir. Bu açıdan da egemen güçler en çok dini kullanmışlardır. Tarihin en eski yazılı kuralları arasında sayılan Hammurabi kuralları Babil'in koruyucu tanrısı Marduk adına yapılan Esagila Tapınağı'na dikilen bir taş üzerine yazılmıştır. Hammurabi, kendisine bu kanunları güneş tanrısı Şamaş'ın yazdırdığını söylemiştir. Yine Musa'nın “On Emir”i toplumsal sistemin din kurallarına göre düzenlemesidir. Müslümanlıktaki şeriat kanunları katı yapısıyla toplumu baskı altında tutmaya hizmet etmişlerdir.

Yukarıda, kurallar toplumsal sistemin düzgün işlemesi için zorunludur demiştik. Ancak bu toplumsal sistemin hangi sınıfın egemenliğinde olduğu önemlidir. Nihayetinde bundan önceki tüm sınıflı toplumlarda (belli bir dönem dünyanın değişik coğrafyalarında uygulanan sosyalist sistemleri saymazsak) varolan kurallar özel mülkiyetin korunması ve sömürücü sınıfların egemenliğinin korunması için uygulanmıştır. Sınıfların karşılıklı mücadelesi kuralların niteliğini de belirler. Günümüzde halkın örgütlü mücadelesi, egemen sınıfların katı ve baskıcı yapılarında ve kurallarında belirli bir esnemeye neden olur. Faşizm gibi en baskıcı sistemlerde uygulanan yasalar daha katı bir yapıya sahiptir.

Kurallar ve yasalar üzerine genel söylemden hareketle şu an gündemde olan referandum meselesine gelelim. Yapılan değişikliklerin içeriği ve yapılış yöntemi bu referandumda nasıl bir tavır takınılacağını belirleyecektir. Süreç ciddi bir kutuplaşma ekseninde devam etmektedir. Eğer yapılan değişiklerde ülkemiz halkları adına demokratik anlamda birtakım kazanımlar olmuş olsaydı elbette ki desteklenmesi gerekirdi. Ancak unutmayalım ki bu kazanımların bile arkasında önemli bir oranda verilmiş bir demokrasi mücadelesi olmuş olurdu. Ancak çokça övgüler dizilen Anayasa değişiklik pasketine baktığımızda ne işçi ve emekçilerin örgütlü bir mücadele yürütmesinin önü açılıyor ne Kürt ulusu ve diğer azınlıklar için herhangi bir kazanım bulunmakta, ne din ve inanç özgürlüğünün önü açılmakta, ne de kadınların ezilmişliğine bir nebze de olsa çare olmakta. Tam tersine 12 Eylül Anayasası’nın faşist özünü koruyan, bazı biçimsel değişikliklerle organ nakli yapılan bir düzenlemenin ötesine geçmediğini görmekteyiz. Bu açıdan da emekten ve ezilenlerden yana olan devrimci ve demokrat örgütlerin başlattıkları boykot kararı önemlidir.

Boykot çalışmasında özellikle hakim sınıf gerçekliğini iyi bir şekilde teşhir etmek gerekmektedir. Anayasaya rengini veren faşist devlet sistemi tarihi kökenleriyle iyi bir şekilde teşhir edilmelidir. En önemlisi de bu anayasanın (değişiklerle birlikte) meşruluğu kitleler nezdinde tartıştırılmalı ve halka alternatif bir sistemin ve anayasasının propagandası yapılmalıdır. Buna da ancak devrimci savaşla ulaşılacağı anlatılmalıdır.

Alternatif araçlarının yaratılarak örülecek bir boykot çalışmasının bulaşacağı zemin devrimci savaş pratiği olmalıdır. Bu pratikten kopuk ya da bu eksende ele alınmayan bir çalışma, sistem içi bir kulvarda seyredecek ve bir gerçekliği olmayacaktır. Halk kitleleri alternatifsiz değildir. Onların alternatifleri kendi mücadeleleri sonucu kazanacakları yeni demokratik halk cumhuriyetidir. Hükümeti ve muhalefetiyle tüm gerici güçlerin (evet veya hayır demelerinin bir önemi yoktur) çabalarının bir yönü de mevcut sistemi kitleler nezdinde meşrulaştırma amacıdır. Bize düşen de boykot çalışmasını güçlü bir şekilde örgütleyerek sistemin temellerine vurmaktır.

 
Share