Kesk ve Olağanüstü Genel Kurulu

KESK’in 8-9 Ocak’ta, Ankara’da yapılan olağanüstü genel kurulu, ülkemiz emek hareketinin geldiği noktayı bir kez daha göstermiş oldu. Hem ortaya atılan iddialar, hem bu iddialar karşısındaki tutum, bunun üzerine yapılan olağanüstü genel kurul ve bu kurul sonrasındaki tablo KESK’te nasıl bir katı bürokrasinin kök saldığını ve sendika kurullarını işleyemez hale getirdiğini göstermektedir. Bunun en vahim tarafı, bu bürokrasiyi yaratanların ve şu anda temsil edenlerin ülkemiz devrimci ve demokrasi güçleri içinde yer alan dostlarımız olmalarıdır. İşin tuhaf tarafı herkes de bu durumdan şikâyetçidir. Ancak bu sendikayı uzaydan gelip bu hale getirmediler. KESK’in en özgün yanı ülkemiz emekçilerinin militan mücadeleleri sonucunda kurulmuş bir sendika olmasıdır. En nihayetinde devlet güdümlü bir sendika olarak tepeden inme bir şekilde kurulmadı. KESK bu hale kendi içinde yaşadığı kırılmalar sonucunda geldi. Bunun da en büyük mimarı bu anlayışlardır. Buradan şu sonuca çıkmak istemiyoruz: “Eğer bu sendikalara biz hakim olsaydık durum böyle olmazdı’. Bu oldukça sığ ve kaba bakış açısı olurdu. Nitekim bu yaklaşımlar da sergilenmiştir. Kendileri yönetimde oldukları zaman her şey güllük gülistanlık; ama yönetim dışı bırakıldığı zaman her şey kötü. Bir sendikayı değerlendirirken o sendikadaki olumsuzlukların altında yatan nedenlere bakmak gerekir. KESK’te de bugün var olan eksikleri tarihsel süreç içinde geçirdiği evrelere bakarak değerlendirmek gerekir. Neden KESK’in kuruluş döneminde böyle ciddi olumsuzluklar yoktu. O zamandan bugüne ne değişti. Yine bugün var olan anlayışlar o gün de vardı. Olumsuzluklar da yaşanıyordu belki ama KESK bunu kendi içinde hallediyordu. Oldukça işlevliydi. O zaman da bugün KESK’in merkezinde yer alan anlayışlar önemli bir güç oluşturuyorlardı. Temel fark şuydu: KESK o zamanlar tabandan örgütlenen, nabzı işyerlerinde atan, karar süreçlerine üyelerini dâhil eden, her kesimin sözünü söylemesine önem veren demokratik bir yapıya sahipti. Meşruluğu temel alıyordu, kendisini yolunmuş tavuğa çeviren bir sendika yasası yoktu, ki yasal bir zemin arayışı da yoktu. İşlerini fiili olarak hallediyordu. Bunun gibi birçok şeyi sayabiliriz. Bugün ise bir sendikalar yasası var (En önemlisi KESK bu yasa çerçevesinde hareket ediyor). İşyerleri neredeyse unutulmuş durumda (Belli oranda halen diri bir yapısı mevcut olsa da). Kararlar yukardan alınıyor ve uygulanması isteniyor. Üyelerin karar alma süreçlerine hiçbir etkisi yok. Üyeler ve yönetim arasında ciddi bir yabancılaşma mevcut. Grup çıkarları her şeyin üstünde, bunun yanında kişisel çıkarlar da devreye girebiliyor. Öyle ki kurullar işleyemez hale geliyor. Delege avcılığı, yönetim pazarlığı, genel kurullarda yapılan ayak oyunları KESK’te yapılan sendikacılık için gayet doğal hale gelmiş durumda. Bir anekdot: KESK’e önemli oranda hakim olan anlayışlar faşizmin parlamentosuna girmek için var olan %10 barajına veryansın ediyorlar ve anti-demokratik bir uygulama olduğunu ifade ediyorlar. Ancak KESK’te yönetime veya herhangi bir göreve gelmek faşizmin parlamentosuna gelmekten daha zor. Birçok devrimci çevre bu şekilde zaman içinde tasfiye edildi. İşte tüm bunlar derinlemesine irdelenmediği müddetçe sürecin nasıl buraya geldiğini göremeyiz. Anlayışlara yönelttiğimiz eleştiri de bu temeldedir. Süreç buraya gelirken, ideolojik anlamda işçi sınıfıyla aralarındaki fark onları bu sürecin mimarı yapmıştır. Küçük burjuva karakterlerinden aldıkları grupçu yaklaşımları onların temel handikabı olmuştur. Yoksa sendika olduğu yerde dursun gelene göre iyi veya kötü olur diye bir gerçeklik yok. Süreci tersine çevirememeleri de bu anlayışların sınıf karşısındaki konumlanışını net bir şekilde ortaya sermektedir. Değilse şu an yönetimde olan anlayışlar niceliksel olarak önemli bir güç oluşturuyorlar ve yönetime de hâkimler. Yapılan olağanüstü genel kurul da bu sürecin çıkış yollarını yaratmaktan uzaktır. Olağanüstü genel kuruldan böyle bir şey belki beklenemez ama buna neden olan olay özgülünde bir sonuç alınması beklenebilirdi. Peki bu noktada gerçekten çözüm olmuş mudur? KESK’e bulaşan bu leke temizlenmiş midir? Yeni genel başkan (İronik bir şekilde tarihinde ilk defa KESK, hem de taciz iddialarından kaynaklı gittiği bir olağanüstü genel kurul sonrasında, kadın bir başkan seçmiştir.) Döndü Taka Çınar’ın yaptığı “Taciz ya da komplo iddialarının disiplin suçu sayılması, bu konularda bir bilirkişilik mekanizması oluşturulması yönünde öneriler getirildiğini ve genel kuruldan öğrenerek çıktıklarını vurguladı.’’ açıklaması içimizi rahatlatmalı mıdır? Bundan sonra süreç doğru bir şekilde işleyecek midir? Ya da Çınar’ın, ''Yönetim kuruluna 3 asil, 4 yedek kadın üyenin seçilmiş olması önemli. Kadınlar biraz daha öne çıkmış oldu'' ifadesi gerçeği yansıtıyor mu? Mesele bu şekilde mi çözülecek? Siz binlerce yıllık bir geçmişi olan, kadınlar da dahil toplumun en küçük hücresine işlemiş erkek egemen sistemi ve onun doğurduğu sonuçları bu şekilde çözebilecek misiniz? Sonuçtan hareketle çözüm oluşturulamaz. Bunun en büyük örneği bugün önümüzde durmaktadır. Sonuç olarak, işçi sınıfının öz örgütlülükleri olan sendikalar içinde, ülkemizde, diğerlerinden ayırıcı bir yerde duran KESK’ten hareketle nasıl bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu görebiliriz.

 
Share