Yazarın Diğer Yazıları
Sınırları Aşmadan Devrim Olmaz
Yeni Mücadele Yılı ve Görevler
Bir Kez Daha Meşru Zeminde Israr
Yerküre Isınıyor
Bıçağı Vampirin Kalbine Saplayalım
Anayasa 'Yeni' mi?
Devrimi Hedefleyerek Mücadeleyi Büyütelim
Görevlerimize Sarılarak Saldırıları Göğüsleyelim
Ozan, İsmail, Abidin...
15-16 Haziran ve Tarihsel Önemi
Seçimlerde Yaratılan Demokrasi Yanılsaması
Meşru zeminde ısrar
1 Mayıs’tan kalanlar
Reformizme meydan okumak
Tozu dumanı doğru perspektif dağıtır
Kadın Emeği -II-
Kadın Emeği -I-
“Kader” değil azgın sömürü hırsı
Halk Ayaklanıyor...
Kesk ve Olağanüstü Genel Kurulu
Devrim İşçi ve Köylü Kitleleri İçerisinde Yeşerecektir
Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta ‘ekonomizm’
İleriye gitmek için adım atılmalıdır
Sendikaların en küçük parçasında bile olmak!
Toplu görüşmeden toplu sözleşmeye değişen ne?
Boykot alternatif bir sisteme işaret etmelidir
| Devrim İşçi ve Köylü Kitleleri İçerisinde Yeşerecektir |
|
Her toplumsal sistemin, belli bir üretim ilişkisi üzerinden şekillendiğini, Marksizm’den az çok nasibini almış herkes bilir. Bu toplumsal sistemin kendi içindeki çelişki aynı zamanda çeşitli toplumsal mücadelelerin de nedenidir. Bu toplumsal mücadeleler çeşitli şekillerde tezahür edebilir. Burada asıl belirleyici olan bu mücadelelerin devrimci bir önderlik altında olup olmadığıdır. Daha da önemlisi bu mücadelelere komünistlerin önderlik edip etmediğidir. Tersi durum, her dalgalanmanın gökyüzüne yükselen buhar gibi tekrar sistemin kendi ırmağına yağmasıdır. Bu sebepten kaynaklı egemen sınıfların esas hedefi de bu önderlikler olmuştur. Sınıf mücadeleleri tarihi boyunca da bu böyle olmuştur. Bugün için, esas olarak egemen sınıflar, devrimci olan sınıfı veya sınıfları önderliksiz bırakarak yükselecek bir muhalefeti kendi minderlerinde nakavt etmeye çalışmaktadırlar. Hem sömürü oranını arttırmak hem de sömürü sisteminin süresini uzatmak için böyle yapmaktadırlar. Emekçileri önderliksiz bırakarak reformizmin veya sivil toplumculuğun peşine takmaktadırlar. Bu durum onlar için daha kabul edilebilir bir noktadır. Egemen sınıflar tasfiye saldırılarını esas olarak iki yönlü sürdürürler. Dönemsel olarak biri öne çıksa da her dönem iki yön de iç içedir. Bazı dönemler fiziki saldırıyı öne çıkarırlar ve ideolojik tasfiyeyi buna bağlı olarak ele alırlar. Kimi dönem ise ideolojik tasfiyeyi öne çıkarırlar ve fiziki saldırıyı buna bağlı olarak ele alırlar. Ancak devrimci örgütlerin esas tasfiyesi kendi içinden gelir. Egemen sınıfların saldırıları ancak bu durumda bir sonuç alabilir. İçte yaşadığı kırılmalar ve sapmalar devrimci hareketleri tasfiyeye sürükler ve en sonunda sistem içi bir kulvara sürüklenmelerine neden olur. Sistemin saldırıları aynı zamanda devrimcileri ya belli bölgelere sıkıştırır ya da rutin bir devrimci faaliyetin içine sokarak kısır bir döngünün içinde erimelerine neden olur. Bu durumda geniş halk yığınları artık önderliksiz bırakılmış ve sömürü canavarı dizginlerinden boşandırılmış olur. Bugün ülkemize baktığımızda tablonun aynen böyle olduğunu görürüz. Reformizm dalgasının kimi dostlarımızı da önüne katıp sürüklediğini ve egemenler cephesinden yüksek demokrasinin bir gereği olarak övünülecek bir şey olduğunu görüyoruz ve duyuyoruz sıklıkla. Yine devrimci hareketlerin belli bölgelere, alanlara sıkışmaları ve rutin bir faaliyetin içinde (Daha çok da sınıf çelişkilerinin türevi olan belli meseleler üzerinden politika üretmeye çalışmaları) debelenmeleri bu tabloyu tamamlamaktadır. Elbette ki devrimci hareketlerin bu meselelere de eğilmeleri gerekir. Bu noktada da çözüm gücü olmaları gerekir. Ancak mesele bunu hangi perspektifle yapacaklardır. Sınıf eksenli faaliyeti tam da bu şekilde anlamamız gerekir. Bilimsel ideolojinin yol göstericiliğinde dost düşman ayrımını yaparak yaslandığımız zemini doğru bir şekilde tarif etmeli ve faaliyetimizi buna göre planlamalıyız. Bugün ülkemizde devrimin filizleri işçi ve köylü kitleleri içinde yeşermektedir. Elbette bunların farklı sorunları da olmakla birlikte mücadelenin keskinleştiği ve bizim de olmamız gereken yerler işçilerin ve köylülerin yaşamı var ettikleri üretim alanlarıdır. Bu ülkenin köyleridir, tarlalarıdır, fabrikalarıdır, atölyeleridir... Buralardaki güçlü kalkışmalara önderlik edebilmek için bu alanlarda güçlü örgütlülükler inşa etmemiz gerekir. Kooperatifler ve komitelerin yanında değişik toplumsal sınıfları da barındıran halk meclisleri de bugünden yaratılmaya çalışılmalıdır. Gelecekteki halk iktidarının hücreleri olan bu örgütlenmeler sistemli ve kurumsal bir faaliyetin de yürütülmesinde etkili olacak araçlardır. Tam da burada bir yanılsamaya dikkat çekmek gerekir. Sınıf eksenli faaliyet denildiğinde çoğu zaman bir komisyon kurularak tüm işlerin bu komisyona devredilmesi gerektiği anlaşılıyor. Ancak şunu unutmamak gerekir ki her bir devrimcinin asıl işi kendisini var eden sınıfla bağ kurarak bu sınıfın önderliğine geçmesi ve sınıf savaşına kumanda etmesidir (Bulunduğu örgüt aracılığıyla). Yani hiçbir devrimci, işçileri ve köylüleri örgütlemekten muaf değildir. Farklı işleri ve görevleri olsa da… Bu örgütlenmeler ülkemiz devriminin çizgisine hizmet edecek tarzda olmalıdır. Var olan çelişkileri yakın devrim hedefi olan Yeni Demokratik Devrim süreciyle çözüme kavuşturmak için işçi ve köylü kitleleri ile birlikte devrimin diğer dost güçleri olan küçük burjuva ve orta burjuvazinin sol kanadını da yanımıza çekerek halk savaşı denizinde komünist toplumun engin kıyılarına doğru yeni demokrasinin istimiyle yola koyulmalıyız. Bunun için de var olduğumuz alanlardaki çelişkileri doğru bir şekilde çözümleyerek esas yoğunluğu çelişkinin en keskin olduğu noktaya yöneltmeliyiz. Sadece bu da yetmez esas olarak üretimin can damarları dediğimiz alanlarda uzun vadeli bir planlamayla güçlü örgütlülüklerin inşa edilmesi için bugünden çalışmalıyız. Her bir devrimcinin de bu meseleyi kendisine görev bilmesi gerekir. Egemen sınıflar fabrikada makinenin başında, tarlada ekinin hasadında kendilerini var etmeye başlıyorlar. Biz de savaşı burada kabul etmeliyiz. Savaş mevzilerimizi tam da buraya kurmalıyız. |

