Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta ‘ekonomizm’

Son dönemde Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasında bir çok işçi direnişi gerçekleştirildi. Tek tek direnişlerin yanında, TEKEL gibi binleri bulan işçinin katıldığı ve etkisi oldukça büyük olan direnişler de yaşandı. Ancak, özellikle devrimci hareket içinde, bu direnişlere ya abartılı derecede misyonlar yüklenerek devrim rüyasına yatıldı ya da bu direnişlere burun bükülerek fazla destek verilmedi. Her iki tavırda özü itibariyle gerici bir tavırdır. İşçi sınıfına ve onun ideolojisine olan yabancılığın ya da ondan uzaklaşmanın bir sonucudur. Bu durumlar içerisinde zaten iyice daralmış ve bir kitle taban kaygısı taşıyan devrimci hareket en çok ta birinci şıkkı yani abartılı yaklaşımını sürdürmütür.

Bizim yazımızın esas konusu da bilinç bulanıklığının bir sonucu olan bu yanlış yaklaşım olacak. İlk önce belirtmek gerekir ki direnişleri ve mücadeleleri değerlendirirken ülkenin ve dünyanın içinden geçtiği süreci ve o an için ülkedeki sınıf mücadelesinin seyri ve etki gücüne bakmak gerekir. En nihayetinde içinde bulunulan durum direnişlerin niteliğini ve karakterini de belirler. Uluslararası düzeyde emek mücadelesinde bir gerilemenin yaşandığı, hak gaspları ve saldırıların arttığı bir dönemde, özellikle sınıf hareketi ve devrimci hareketin kapsamlı saldırıların hedefi olarak daraltılıp geriletildiği günümüz koşullarında işçilerin verdiği tek tek mücadelelerin ekonomik mücadeleden çıkarılarak birleştirilip siyasi iktidarı hedef alan stratejik bir çizgiye çekilmesi ve siyasi bir mücadeleye dönüştürülmesinin oldukça zor olduğunu görmek gerekiyor. Kaldı ki zaten kopuk olan ilişkiler içerisinde işçilerin direnerek tek başına bu bilince ulaşmalarını beklemek kendiliğindenci bir hattın örülmesine hizmet etmektedir.

Kuşkusuz bu direnişler ve mücadeler işçilere bir çok şey öğretebilir. Ancak ücretli köleliği ortadan kaldırmak için verilmesi gereken siyasi mücadeleyi sürdürme bilincine tek başına, sınıf örgütünden kopuk, ondan bağımsız varamaz. Bu açıdan devrimcilerin, bu mücadelelere hakettiklerinden fazla misyon yüklemeden önce üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirerek işçi sınıfı içinde örgütlenmleri ve bu direnişlerin özneleri haline gelerek, işçileri siyasi bir mücadeleye sevketmeleri gerekmektedir.

Marks, ''Ücret, Fiyat ve Kar'' adlı eserinde bu durumu şu şekilde ifade ediyor: “İşçilerin şunu anlamaları gerekir ki, kendilerine tüm yoksullukları dayatan var olan sistem, aynı zamanda toplumun ekonomik yeniden yapılanması için gerekli maddi koşulları ve toplumsal biçimleri de yaratmaktadır. ‘Adil bir işgünü karşılığında adil bir ücret!’ biçimindeki tutucu belgi yerine, bayrakların üzerine şu devrimci belgiyi yazmalıdırlar. ‘Ücretlilik sisteminin kaldırılması!''

Şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki yaşanan direnişlerin büyük çoğunluluğunda siyasi bilinç oldukça düşük ve esas yön de bu ekonomik kazanımlara odaklanmış durumdadır. Yine şunu da unutmamak gerekir ki gerek ekonomik, gerek demokratik ve sendikal hak kazanımları sadece ekonomik  mücadeler sonucunda yaratılamaz. Buna endeksli yürütülen direnişler, işçilerin ya da daha genel bir ifadeyle kitlenin durumunda kalıcı kazanımlar da yaratamaz. Bu kazanımların kalıcı olması, devamının getirilmesi ve nihai bir sonuca ulaştırılması da ancak bu mücadelelerin siyasi mücadeleyle bütünleştirilmesiyle olur.

Diğer bir önemli yön ise bu dönemki mücadelelerin daha çok kaybedilme tehlikesi olan hakları korumaya yönelik veya kaybedilen hakların geri alınmasına yönelik gerçekleşmiş olan direnişler olmalarıdır. Yani özünde savunma pozisyonunda verilen mücadeleler olarak adlandırmak daha doğru olacaktır. Sınıf mücadelesinin ilerlediği ve devrimci hareketin güçlü olduğu, sınıfla bağının  güçlü olduğu dönemlerde işçilerin daha çok hak almaya yönelik mücade ettikleri ve siyasi mücadeleye daha fazla kanalize oldukları görülür.

İşçilerin haklarını kaybettiği, saldırıların yoğunlaştığı ve bütün bunların kriz gerçekliğiyle bütünleştiği günümüz koşullarında bu direnişlerin önemi oldukça büyüktür. Tek tek de olsa, ekonomik ve demokratik hakların yapısal dönüşüm neşteriyle tarumar edildiği Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasında, bu direnişler sınıf mücadelesi için önemli çıkış yolları ve imkanları sağlamaktadır. Zincirin ilk halkası olan bu direnişler siyasi mücadeleyle birleştirilmelidir. Yine Marks ''Felsefenin Sefaleti''nde bu konu ile ilgili ifade ettiği; “Ekonomik koşullar ülkenin halk yığınlarını ilkin işçi haline getirir. Sermayenin dayanışması, bu yığın için ortak bir durum, ortak çıkarlar yaratmıştır. Bu yığın, böylece, daha şimdiden sermaye karşısında bir sınıftır, ama henüz kendisi için değil. Ancak birkaç evresini belirtmiş olduğumuz bu savaşım içinde bu yığın birleşir ve kendisini kendisi için bir sınıf olarak oluşturur. Savunduğu çıkarlar, sınıf çıkarları olur. Ama sınıfın sınıfa karşı savaşımı, politik bir savaşımdır” belirlemesi işçi sınıfının kendiliğinden bir mücadele hattından, siyasi mücadele hattına diğer bir deyişle iktidar mücadelesine evrilmesi gerekmektedir. Bu politik savışımı verecek olan da doğru bir ideolojiyle donatılmış olan sınıf hareketidir.

Özellikle farklı direnişler karşısında heyecana kapılan, TEKEL direnişi sırasında ufukta devrim halisülasyonları gören pusulası şaşmış dostlarımızın düştüğü durumla, Türkan Albayrak örneğinde olduğu gibi verilen bu ekonomik mücadeleler ve kazanımlar karşısında zafer gecesi düzenlenmesi konuya ilişkin farklı iki örnektir. Bu iki durumda ülkemiz devrimci hareketinin savrulma noktasını göstermektedir. Her iki örnekte işçi sınıfı ve onun ideolojisine karşı yabancılaşmanın ve onun kavrayışından uzaklaşmanın ifadesidir.

Evet işçilerin en ufak bir hak kazanımını önemsemeliyiz ve hatta bunun için canla başla çalışmalıyız. Ancak bu konuda bilincimiz net olmalıdır. Bu mücadeleleri doğru bir analizle sınıf mücadelesi ırmağının yatağına taşımamız ve nihai hedef olan ücret köleliğinin kaldırılması mücadelesine hizmet edecek şekilde ele almamız gerekmektedir. Zafer nidaları ancak o zaman bizim için gerçek anlamına kavuşmuş olur. Aksi halde ekonomizmi kutsamış oluruz.

 
Share