Yeni Mücadele Yılı ve Görevler

Yeni yılın sınıfsal açıdan önemi devrimci gelişmelerin nasıl seyredeceği ile sınırlıdır esasta. Geride bıraktığımız zaman diliminde ilerici-devrimci güçlerle gerici güçler arasındaki çelişkilerin nasıl geliştiği-nelere yol açtığı, komünist ve devrimci hareketin hangi kazanımlar sağladığı ya da sınıf mücadelesini geliştirememesinin altındaki sorunların neler olduğu, bu sorunların nasıl aşılacağı, Komünist ve devrimci hareketin karşı karşıya kaldığı ideolojik-politik-askeri saldırıların etki ve sonuçları, bunların yarattığı örgütsel ve çizgi sorunlarının neler olduğu ve bunların nasıl alt edilebileceği gibi meselelerde yeni mücadele yılında doğru devrimci dersler çıkarılarak görevlere sarılmak ve sınıf mücadelesinin gelişme dinamiklerinin durumu bizi ilgilendiren içeriktir.
Evet, dünya gericiliğinin egemenliği altında geçen tarihsel kesite ait bir yılı daha geride bıraktık. Bu tarih dilimi de, emperyalist  gericiliğin, başta insanlık olmak üzere, tüm yaşam ve doğayı devasa tahribatlarla felaketlerin eşiğine sürüklediğine tanıklık etti.
Dünya halkları emperyalist haydutluğun vahşi sömürü, saldırganlık, işgal, talan ve tahakkümünün büyük acılarıyla birlikte; yine emperyalist sistemin insan ve doğa düşmanı olan nükleer sanayi, kimyasal ve biyolojik silahlanma çılgınlığı, doymak bilmeyen sömürü iştahı ve özel mülk hırsı, azami kar ve tahakküm hırsı esasına dayalı emperyalist-kapitalist gelişmenin ürünü olan küresel ısınmanın yol açtığı deprem, sel gibi büyük doğa felaketleriyle onmaz acılar yaşadı.
Emperyalist barbarlık; tahakküm ve talan uğruna kan döküp ölüm saçarak, modern köleliğe dayalı, spekülatif, kokuşmuş ve vahşi spesifikleriyle dünya sistemi olmaya maalesef devam ediyor.
Emperyalist ideologlar tarafından “ayaklanmalar” ya da “sosyal patlamalar yüz yılı” olarak önceden beyan edilen ve nesnel bir gerçeğe dayanan gerici korku ve elbette ki bu korku veya saptamaya göre geliştirilen neo-liberal saldırı, geride bıraktığımız 2011 yılı içinde belirgin olarak devreye sokuldu.
Kuzey Afrika ve Orta Doğu coğrafyasında cereyan eden ve halk kitlelerinin kendiliğinden gelme biçimindeki sosyal patlamalar görünümü veren ayaklanmalar dalgası; halk kitlelerinin emperyalist gerici dünya sistemi ve faşist iktidar ve diktatörlerine karşı, demokrasi istemiyle gelişen devrimci refleksi dışında, özünde emperyalist yeni dönem stratejiler bağlamında ilgili bölgelerin yeniden biçimlendirilmesinin unsurları olarak vukuu buldular.
Gerici-faşist diktatörlükler devrilip başındaki diktatörler iktidardan indirildi ve kimisi öldürüldü, bunların yerine yeni olarak başka gerici-faşist diktatörlükler ve diktatörler getirildi… Korkulan halk kitlelerinin devrimci tepkisi deşarj edilerek esasta söndürüldü, patlamaları destek ve kontrollerinde geliştirerek tehdit gördükleri devrimci patlamaların önüne geçilmiş oldu. Hem kendilerinin yeni dönem ihtiyaçlarına yanıt veren iktidarlar oluşturuldu, hem de oluşturulan iktidarlar kitlelerin desteğiyle-hareketiyle kurulduğu için tercih ettikleri bu iktidarlar garantiye alınmış oldu.
Gelişmeler yeni dönem emperyalist stratejilere bağlı seyrederken, emperyalist blokların dalaşı bu ayaklanmaların dışında olamazdı. Libya, Mısır, Tunus gibi ülkelerde emperyalist müdahale, destek ve yaptırımlara varan açıklamalar vb ortadayken, ayaklanmalar dalgasından emperyalistleri tecrit etmek büyük bir yanılgı olur. Nitekim sıcak olarak Suriye’de devam eden ayaklanma hareketleri Rusya’nın savaş gemisi gönderme biçimiyle açıkça inisiyatif koyup tavır almasıyla istendiği gibi erkenden sonuçlandırılamadı. Ki, sonuçlanması tamamen emperyalist bloklar arası denge ve anlaşmalara ya da çelişkilerin niteliği ve derinliğine bağlı olacaktır. Burada önemli olan, emperyalist stratejiler ile birlikte bunların dalaşından ötürü her gün onlarca insanın öldürülmesi gerçeğidir.
Bütün bunlarda emperyalist güçler ile yerli gerici-faşist düzenler tek suçludurlar. Fakat uluslar arası komünist hareket ile parçalardaki komünist güçler de kesin olan yetersizlikleri dolayısıyla ve salt bu bakımdan gelişmeler karşısında yükümlüdür. Devrimci durum olduğu halde halk kitlelerine önderlik yapma yeteneği gösteremeyen komünistler tarih karşısında olduğu kadar, halk kitlelerine karşı taşıdıkları sorumluluklar ve devrimci görevleri bakımından da yükümlülük altındadırlar.
Uluslararası ölçekte zayıf olan komünist hareket nesnel şartlar uygun olmasına karşın sübjektif öğe olarak kendisini örgütleyip gelişmelere müdahil olma, önderlik yapma rolü oynayamamış, devrimci durum anlamında olgunlaşan bu fırsatı emperyalist gericilik halk kitlelerini manipüle etmek suretiyle kendi lehine kullanmıştır. Halk kitlelerinin bunda bir suçu yoktur-olamaz da. Kabahatli olan komünist ve devrimci güçlerdir. Dolayısıyla komünist hareket bu durumdan dersler çıkarıp öğrenerek, dağınık ve kendiliğindenci haline son verme göreviyle bir an önce işe koyulmalıdır.

 
Share