|
Devrimci hareketteki günü birlik tekrar eden olgular, feodal-faşist sistem tarafından da tekrarı bulan saldırılarla karşılanıyor. Öyle bir durum seyrediyor ki her saldırıda bilindik teraneler okunuyor ve bir birinin kopyası olan fezlekeler ve bu fezlekeden esinlenen iddianameler hazırlanıyor. Soruların içerisindeki eylemlerin adında yapılan değişiklikler aynı soru kalıbına sıkıştırılıyor. Bir birinin tekrarı olan soruların ardından zaten daha önceden adları belirlenmiş ve kesinliği olan tutuklamalar geliyor. Burada hukuk aramak yersizdir. O zaman yasallık denilen mevzu da üzerinde durulamayacak kadar önemsizdir. Buradan yasal kurumların gereksizliğinden bahsettiğimiz sanılmasın. Zira bu kurumların bir ihtiyaç olduğu ve kitlenin bu kurumlar içerisinde devrimci kalıba gireceği ve meşru zemini güçlendireceği bir ihtiyacı karşılar. Bahsettiğimiz hukuk adı altında yapılan yargılamanın yasallığıdır. Bu nedenle yapılan tutuklamalar yargı ve hukuk adı altında siyasidir. Dahası hukukun kendisi kurumsallaşmış siyasetin kendisidir. Dolayısıyla bu hukuka karşı verilecek hukuksal mücadeleler karşılıksız kalacaktır. Birkaç istani durumda sistemin kendi meşruiyetinin aracına dönüşmektedir. Tıpkı Führerin mahkemesine başvuran Yahudinin soykırıma uğradığı gibi... Daha öncesinde de yine bu köşeden meşru zemine işaret etmiş ve sistemin saldırılarına karşı takınılacak tavır bulunduğumuz zemini belirleyecektir demiştik. Yine bu köşeden sadece mahkemede veya savcılıkta ki tavrın değil, bu saldırılara karşı sokaklarda takınılması gereken tavırdan bahsetmiştik. Şimdi yine gelişen operasyonlar ve bunlara karşı gelişen tutumlar meşru zeminin iyiden iyiye zayıfladığını gösteriyor. Bu öyle bir haldeki sadece yeni demokrasi güçleri tarafından değil, tüm devrimci demokrat kamuoyu tarafından böyle karşılanıyor. Sistem yaptığı saldırılarla bulunduğumuz zemini bir hayli tahrip ettiği gibi geri bir noktaya doğru sürüklüyor. Bulunduğumuz meşru zemin devletin saldırıları karşısında mevzileri daralarak kısır bir döngü halinde ilerliyor. Sistemin saldırıları sürekli ve kesintisiz olarak devam ettiği gibi bundan sonrada aynı, hatta daha kapsamlı şekilde devam edecektir. Değişen konjoktürel durum ve devletin siyasi yapılanması ve günümüzdeki konseptin yeni parametreleri bunu her yönüyle gösteriyor. İster merkezi düzlemde isterse lokal bir şekil ve bölgede cereyan etsin, saldırıların hedefi meşru zemini zayıflatmaya yöneliktir. Ancak sistemin saldırıları ve bu saldırıların mahiyeti her saldırı sonrası siyasi bir analiz olarak sunulsa da buna karşı geliştirilen tavırlar sınırlı ve kendini tekrar eden pratiği aşamıyor. Pek doğaldır ki bu durumun yansıması da sürecin devlet lehine gelişmesini beraberinde getiriyor. Özellikle yeni demokrasi güçlerinin yara aldığı saldırıların göğüslenmesi günü birlik pratikle karşılanması ise fiili-meşru mücadele hattının ne kadar geri bir noktaya gittiğini gösteriyor. Saldırıları göğüslemek adına yapılan açıklamalar, yürüyüş ve basın açıklamasıyla devam eden protestolar ve bir kaç yerde dile getirilen afiş ya da sözlü karşı çıkış ve itirazların dışında karşılığını bulan bir pratik olmuyor. Ama sistemin mevcut yapısal duruşu göz önüne alındığında bunların kamuoyu oluşturmaya yönelik herhangi bir yaptırımı olmadığı gibi başta devrimci basın olmakla birlikte basın, yayın, iletişim alanında bile bahsi edilmeyen eylemler olma özelliğini koruyor. Peki, bu ne anlam geliyor? Meşru mücadele elbette bu yukarıda sıraladıklarımızı yadsımaz, tam tersine bunları da kapsayan ama bunları aşan bir yeri işaret eder. Yani bunlar en basit haliyle meşru mücadelenin birer aracıdır ama kesin bir dille söylemek gerekirse başvurulacak bir yöntem sıralamasında pek itibar da görmüyor. Militan duruşu öne çıkarmayan ve sistemin kolluğuyla çatışmayan, sistemle girilen irade yarışında kendisinin de bir irade olduğunu yansıtmayan bir eylem biçimi, bırakalım sisteme geri adım atmayı onun uygulamalarındaki meşruluğu sağlar. “İleri”, ‘yeni” vb kavramlarla süslenmiş bir demokrasi söyleminin altını doldurur. Meşru haklarımızı sonuna kadar kullanmalı hatta bunun için gerekirse bedeller ödemeliyiz. Aksi halde faşizme geri adım attıramadığımız gibi kendimizi onun izin verdiği alanlara hapsetmiş oluruz. Bulunduğu her alanda nicel gücüne bakmaksızın, caddeleri trafiğe kapatan, sokakları eylem alanına çeviren, taş, sopa vb araçla çatışan, bulunduğu bütün alanlarda kendisinin bir irade olduğunu ortaya koyan ve bu iradeyi sistemin kolluğundan yargısına kadar her alanda savunan ve çatışan bir militanlığa ihtiyacımız var. Bu militanlık örülemezse, liberal söylemlerle cilalanan faşizm, demokrasi şovu yapmaya devam edeceği gibi bütün alanları tıkayacak, bugün açıklama yapılan meydanlara dahi çıkışlar yapılamayacaktır. Meşru alanlarımızı en kuvvetli şekilde sokakları savaş alanına çevirerek ele geçirdik. Bu alanları savunabilmek için o sokakları her daim savunabilmeli ve sistemin yaptığı her saldırıyı o sokakları işgal ederek cevaplamalıyız. Bir semtin her hangi bir sokak arasında değil, o semtlerin büyük ışıklarla aydınlatılmış geniş caddelerine taşmalıyız. Ki sınıf düşmanlarımız bitmek bilmeyen dinamizmi, karşısındaki savaşan iradeyi ve kararlılığı görsün.
|