Görevlerimize Sarılarak Saldırıları Göğüsleyelim

Üzerimizdeki ölü toprağı bizi hareketsiz kılıyor. Soluğumuzu tıkayıp nefes almada güçlük çekmemize neden oluyor. Nefessiz kalan bir siyasi hareket kendisini bitirir. Bu nefes kolektifin üzerindeki toprağın atılmasıyla ciğerlere dolacaktır. Bu durum her bireyin kolektif bilincin içerisindeki bizlik algısının bir parçası olmasıyla mümkündür. İnsanın birey olma olgusunda yaşadığı bizlik bilincinden uzaklaşması örgütsel bütünlüğü ve kolektif bilinci yok eder. Bu durum sürekli sorunların tartışıldığı örgütsel rotaya götürür ve bu ölü ruh hali sürekli krizlere neden olur.
Kendini mevcut gerçeklikle sınırlayan bir örgüt dünyayı değiştirme iddiasından vazgeçmiş demektir. Bu örgütün faaliyetçileri de sürekli bir kriz halinde örgütsel sorunlarla cebelleşir.
Örgütsel sorunlar elbette özelde tek tek faaliyetçilerin genelde ise örgütün üzerinde kafa yorması ve çözüm üretmesi gereken somut olgulardır. Ancak örgütsel faaliyetin bir bütününü değil küçük bir parçasını oluşturur. Sorunlara yaklaşımda çözüm gücü olma yaklaşımını sergilemek, doğruların yegane olmadığını hatırlamak ve başka fikirleri de önemsemek kriz durumunu ortadan kaldırır. Dolayısıyla örgütün kendini darlaştırdığı sürekli bir tartışma halinden çıkılır. Bu tür sorunlar olmakla birlikte durumun iyi olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır. Çünkü sorunları çözmede atıllıktan kurtulmak isteyen kolektif bir yönelimin varlığı kendini ağırlıklı olarak hissettiriyor. Dünyayı değiştirme yönelimi kendini bütünlüklü bir çatışmanın varlığına göre hazırlıyor. Sancılı bir doğum olacak. Ancak saldırılar göğüslenecek.
Dünya gericiliği kendi uşak iktidarları ile birlikte dünya halklarına saldırıyor. Büyük bir yıkımın içerisine sürüklüyor. Sonrasında ise acınacak bir ruh hali yaratarak yardımlar topluyor. Kendi yarattığı yıkıntıyı dünya halklarına temizletmeye çalışıyor. Afrika, Latin Amerika, Güney Asya, Ortadoğu.... hepsi bu haydutların kar hırsı ve siyasal oteritesi uğruna yok ediliyor, insanlar haklarından uzak bir yaşama mahkum ediliyor. Bura devletlerinin uşak iktidarları, yeminli hizmetkarları da efendilerinin rahatı uğruna bu baskı aygıtının taşeronluğunu yapıyor.
Işte bu gerçeklik içerisinde esas meselenin emperyalist gericiliği alt etmek olduğu ile yüz yüze getiriyor. Tabi onların uşak iktidarlarını da… Ülkemizin özgün koşullarının gerçekliğiyle düşündüğümüzde, bu mücadele uzun olmakla birlikte acil bir hal almış oluyor.
Kısır döngüler içerisinde sürdürülen tartışmalar bizleri dar sınırlar içerisine hapseder. Tam da bunun için enerjimizi kısır tartışmalara ya da günübirlik işlere değil, dünya gericiliğine meydan okumaya harcamalıyız.
Hakim sınıflar, kendi ortak senfonilerinde aynı ezginin notalarını çalıyor. Bizim ise bu senfoninin eskimiş, köhne enstrümanlarını parçalamak ve kafası örümceklenmiş müzisyenlerini de tarihin çöplüğüne göndermek gibi daha elzem bir işimiz var. Ve bu iş çok gecikmiş ivedi görevlerin yerine getirilmesini salık veriyor.
Yeni demokrasi mücadelesinin gelişmesi bizim atacağımız teorik ve pratik adımlara bağlı. Dünya gericiliğine karşı gelişecek savaşın mütevazi birer parçası olmak, hasımlarımızla amansız bir ideolojik ve siyasi mücadeleye tutuşmak ve her gün yeni bir pratik adımla bulunduğumuz zemini güçlendirmek. Krizden ancak bu şekilde çıkılır. Yolumuz uzun ve meşakkatli. Mücadelenin araçlarını güçlendirmek ve yeni araçlar yaratmak zor ve büyük bedeller istiyor. Ancak bu bedelleri göze almadan gelişim olmayacağını da bilmek gerekiyor.
Sadece bugünü değil yarını kurtarmaya çalışıyoruz. Özel mülkiyet dünyasının yaratmış olduğu mülkiyetçi, bencil, bireyci kirlenmiş iktidarlar, bugünün insanının vereceği mücadeleyle yıkılıcak. Şimdi daha fazla yoğunlaşmalı ve her zamankinden daha fazla çalışmalıyız. Her faaliyetçi bulunduğu alanda görevlerini büyük bir sorumluluk bilinciyle icraa etmeli. Etrafımızdaki siyasi atmosfer bu görevlerin yerine getirilebileceği objektif şartları fazlasıyla sunuyor. Bizlere düşen görev ise objektif olarak ortaya çıkan koşulları devrimin lehine çevirmek ve sınıf düşmanlarımıza karşı ideolojik ve siyasi mücadeleyi yükselterek yeni demokrasi mücadelesine kanalize etmektir. Devrim keyfi bir tercih değil. Zorunlulukların dayattığı nesnel bir gerçekliktir. Gücümüzü bu gerçeklikten ve tarihsel haklılığımızdan alarak büyük altüst oluşların zeminini hazırlamalıyız. Devrim iddiası büyük bir çağrıdır. Doğruları yaşamımızın içerisinde inşa etmek ve bunun için çaba sarf etmek bizi bu çağrıya götürecektir. Birilerinden değil kendimizden bir şeyler bekleyelim ve bulunduğumuz her alana devrimin kalelerini inşa edelim.

 
Share