|
Nesnel gerçeklikler insan iradesi dışında var olan şeylerdir. İnsan iradesi, sadece bunları bilinçli müdahalelerle değiştirebilir. Ancak, bu durum da insanın bilinçli iradesi olan öznelliğin, yine genel bir duruma dönüşmesiyle, yani nesnelleşmesiyle mümkündür. Bu da rasgele bir seyir izlemez. Var olan değişim her zaman mevcut durum içindeki çelişkilerin mücadelesi üzerine şekillenir. Çelişkilerin birbirlerini dışarıda bırakma mücadelesi yeniyi yaratan temel unsurdur. İnsanlığın maddi yaşam pratiği de dünden bugüne kendi içindeki çelişkiler üzerinden şekillenerek gelmiştir. Sosyal yaşam içindeki sınıf çelişkisi insanlığın dünden bugüne var olan yürüyüşünde belirleyici olan temel unsurdur. Sosyal formasyonların tüm yönleri insanlığın bu çelişkisi, yani sınıf çelişkisi, üzerine şekillenir. İnsanlar nasıl bir toplumda ve ne şekilde yaşayacaklarını kendileri seçmezler. Nesnel gerçeklik içinde bilinçli müdahaleleriyle kendi maddi yaşam gerçekliklerini belirleyebilirler. Daha önce de bahsettiğimiz gibi var olan müdahale de ancak mevcut durumdaki çelişkiler üzerinden şekillenebilir. Örneğin köleci toplumda yaşayan biri bu nesnel gerçekliğe müdahale ederek, öyle istiyor diye, komünist toplumu inşa edemez veya böyle bir toplumda yaşayamaz. Köleci toplumda yaşayan biri ancak mevcut durumdaki çelişkilere müdahale ederek bu çelişkilerin çözüm noktası olan bir toplumsal formasyonu inşa edebilir. İşte yaşamın tüm zorunlulukları, sınıf mücadelesinin yarattığı toplumsal yapıda mevcut olan çelişkilerin sonuçlarıdır. Daha özgün bir şekilde ifade etmek gerekirse bir işçi fabrikada çalışmaktadır. Bu işçi emeğinin karşılığını alamamakta, aldığı ücret ise en temel ihtiyaçlarını bile zar zor karşılamaktadır, kültürel olarak kendisini ifade edebileceği imkanlara ya ulaşamamakta ya da bu imkanları bulunmamaktadır, sosyal ilişkileri itibari ile de bu sosyal yapının içine sıkışıp kalmaktadır. İlk ve en önemli kaygısı da geleceğini veya ailesini maddi anlamda güvence altına almaktır. Daha iyi bir çevre, daha iyi bir sosyal ortam ise buna bağlı olarak istediği diğer şeylerdir. Bu işçinin patronuna baktığımızda ise kendisine fazlasıyla yetecek bir ekonomik gücü, sosyal ve kültürel olarak da istediği (Elbette ki sınıfsal yapısından ve algılayışından bağımsız olmayan) bir yaşamı sürmektedir. En büyük kaygısı ise ekonomik anlamda gücünü daha fazla arttırmak buna bağlı olarak da sosyal statüde, iktidar ilişkilerinde daha fazla söz sahibi olmaktır. Tüm bu ilişkiler, iç içe geçmiş diğer ilişkilerle birlikte, bir sosyal yapıyı, toplumsal düzeni ifade eder. Dikkat edilirse bu iki sınıfın (işçi ile patronun) çıkarları birbirine tamamen zıttır. Bu zıt çıkarlar çatışmayı da zorunlu kılar. Ki bu tek tek örnekler genelin içinde özel olarak daha kolay anlaşılması için verilmiş örneklerdir. Mesele birbirlerine zıt karşılıklı sınıfların konumlanışıdır. Tüm bu ilişkiler kendiliğinden bir düzen içinde seyredemez. En nihayetinde de böyle olmamıştır. İnsanlık tarihi boyunca karşılıklı konumlanmış sınıflar arasında bazen açık bazen gizli veya başka bir görünüm altında ortaya çıkan sınıf savaşımlarına sahne olmuştur. İnsanlığın komünizme doğru yürüyüşünde bu çelişkilerin çözümünde ciddi alt üst oluşlar yaşanmıştır. Yıkımlar, göçler, savaşlar… Mevcut toplumsal yapının korunması da ancak, egemenler açısından, kurumsal bir yapıyla mümkün olabilmiştir. Bu kurumsal yapı da ilk sınıf çelişkisinin şekillenmesiyle birlikte ortaya çıkan devlet örgütlenmesinden başka bir şey değildir. Ordusu, polisi, mahkemeleri, hapishaneleri, okulları, dini kurumları, sosyal ve kültürel yapısı… Tüm bu kurumlarıyla, devlet, mevcut toplumsal yapının korunmasına hizmet eder. Ancak hiçbir toplumsal sistem sonsuza kadar sürüp gitmemiştir. Bu mücadelelerin sonucunda yerini, kendi bağrından çıkan yeni bir toplumsal yapıya bırakmıştır. İşte bir işçinin, köylünün, öğrencinin özgürlüğünün temel koşulu, bu maddi yaşamın tüm zorunluluklarını kavrayarak mevcut çelişkilere en doğru temelde müdahale etmesi ve bunları, daha iyiye ve güzele doğru değiştirme pratiğine girmesidir. Nesnel gerçekliklere yapılan bilinçli müdahaleler, ancak doğru temelde yapıldığı zaman iyiyi ve güzeli ya da daha doğru bir şekilde ifade etmek gerekirse yeniyi ve ileriyi yaratabilir. Ozan, İsmail, Abidin… Tarihin zorunluluğunun bağrında patlayan bir volkan oldular. Neyi niye yaptıklarını bilen, kendilerini çevreleyen koşullara teslim olmadan sınırları zorlayıp nesnel koşullara en doğru müdahaleyi cüretle kuşanan, tarihin silik bir ayrıntısı olmayıp, yaşamları ve ölümleriyle Munzurlardan, Zagroslardan daha yüce bir mirasın yarına uzanan yaratıcıları oldular. Bu miras dünden bugüne nasıl zirveleri mesken eylemiş kızıl namlular aracılığıyla bugüne taşındıysa yarın da zirveleri tutuşturacak kızıl namlulara emanet edildi. Her şey dün nasıl bitmediyse, bugün de bitmedi… Yarına hazırlanmak, yarını yaratma cüretini kuşanmak Ozan’ın, İsmail’in, Abidin’in kavgasını, mücadelesini iyi kavramak ve bilince çıkarmaktır. Ölümsüzlüğe uğurlanan halk savaşçılarının o büyük ve güzel anılarının önünde saygıyla eğiliyoruz.
|